«& | İ E HABER_..T '.îlisam posfası — ——— Böceklere düşma Sözile bakmayın ! a "dan pek çoğu bizim en İYyİ alı âlimler, n ; î:l::ı İz'dç ettiğine Yor, bir; Sade rahatımızı datci ği Şok nebatlara da YOt Kacalrı uklara - ve *fa işitmişiniz- ı'lrgz o a.il k“'fm z iy ; | Va »3 İltş b llgı-at ; a21 böceklere Vazi ”n bery Mür. p 'zg:ğînznreu ; MU- Bâleh Te * çal n ak, bunhnnu::İmı Öğren- Erik yok edildiği ürüıme.i. Zemdir. Âk u' Manizin elebe ğin dostlarımızdır muzir böceklerin SI sırasında, faydalıların da k edildiğini söylüyorlar Pertavsız altında bir düşman böcek yavrusuduür. Fakat, kelebekleri öldür- meğe çalışırken, arıları da öldürürüz. | Çünkü kelebekler, arrların ancak çiçek- lerinden bal aramağa geldikleri mev- simde meyvelere ariz clmaktadır. Bal yerine bu arseniği emen arılar derhal ölür. Bu suretle kvandaki yavroular bes lenemez; düşmanlara karşı mukavemet edemez. Arılar, gitikçe azalarak, orta- dan yok olmak tehlikesine maruz kalır lar. Arıların ortadan yok olması demek, elma mahsulünün de mühim miktarda azalması demektir. Çünkü erkek gîçeklıe rin tohumlarını dişi çiçeklere ve dişi ç- çeklerin tohumlarını ekek çiçeklere ta- şıyan başlıca vasıtalar arılardır. Arılar ilkahı vücude getiren yegâne böcek- ler olmakla beraber, kelebekleri öldür- mek için kullanılan zehirlerin diğer fay- dalr böcekleri de öldürdüğüne şüphe yoktur. — Böceklerin tahribinde en büyük ı—ol_ü tay yareler oyruyor. Tayyareler zehirli tOZ- lart püskürterek çekirge ve diğer böcek- akınının önühü almakta kulanılıyor. Fa- kat bu zehirli tozlar, sade çekirgt V” diğer zararlı böcekleri değil, 81_'_353_ b"fı“ nan bütün böcekleri öldürdüğü için in- sanlığa büyük bir fanalık yapmış olu- yor. Bu hali göz önünde tutan Ame- rikalı âlimler, faydalı böcekleri y maktan kurtarmak için faaliyete geç- mişlerdir. ok ol- (HABER) İ akKşŞşAMm PosTASIı ; ALDARE EVİ: : Istanbul Ankara Caddesi Postu kutusu: İstapbül 214 Telgraf adresi: istanbul HABER Yazı işleri telefönu: 23872 idare, ilân K ; 24370 ABONE ŞARTLARIİ Türkiye E(,'n!’ll Senelik 1400 Kr. 2700 Kr. 6 aylık 700 » "*âg hiyi 3 aylık 400 « B bi 1 aylık — 150 » 800 » Hasan Rasim US ; Basıldığı yer (VAKİT ) Matbaası Gregor... Avrupa, Amerika ve Afrikanın bir çok şehirlerinde — büyük bir göhret kazandık. tan sönra — ÂAtatlır. kün şahsl bir iltifatı eseri olarak , Türk tebeasti olmak şerefi. ni de tekrar kazan. mış olan Gregor; İs. tanbulda teşkil ettiği yeni caz takımı ile ilk könserini verme, ge hazırlanmaktadır. Gregör'üun İstanbul artistlerinden teşkil ettiği bu takım ile Cumhuriyet bayra . Kelekyanın oğlu mında Ankaraya davet — edildiği de söylen. mektedir. Diran Kelekyan'ın oğlu İstanbu. luh, gün geçtikçe neşesi artan atmosferine yeni bir ses katabilecek mi? Bunu, önü din. tedikten sonra söylemek mümkün olabile. cektir. Biz, şahsan Gregorun sanati etrafm. da en ufak bir fikre dahi sahip değiliz. Bun. dan evvel, Greğorun sanat kıymeti etrafında dığımız satırlar, hep onun tarafmmdan gönderilmiş olan bir mektuba dayanıyordu. Fakat bu gencin halk ile yapacağı ilk sanat temasından muvaffak çıkmasmı temenni et. mekte musirriz. Zira İstanbulun neşesinde hissedilecek her yüksekliği de biz bir güzel sanat eseri addedenlerdeniz. İstanbul konuşuyor (Baştarafı $ üncüde) Fakat sabahtanberi sıftah etmedim da- ha Diran O bir taraftan söylüyor, bir taraftan da benim işimi yapryordu. Kalemden çıkarıp ayırdığım raptyeyi, bir tele bağ lamış. Mangalın üzerindeki tasların bi- | risinden çıkarıp öbürüne sokuyor, ara srra ida siliyordu. İşin epey süreceğini anladığımız için karnımızı İloyurmanın yoluna bakmak lâzım olduğuu düşündüm. Usta bizim işi yapadursun, ben de Saffetle bera - ber, bu sokağın diğer başındaki küçük fakat temiz bir lokntaya girdik. Bir taraftan karnımızı doyuruyor, bir taraftan de etrafı tetkik ediyorduk. Yemek sonunida hesap verirkne, burada da fiyatların İstanbulun en lüks lokan- talarından farksız olduğunu hayretle gördük. Sokağa çıktığımız diyordu ki: — Burayı dolduran dükkânlar için- de en iyi iş yapan ve en fazla kazanan muhakkak k;? şu lokatadır. Tekrar Karakin ustanın dükkânma geldik. O işine hâlâ devam ediyordu. Bu sırada Âli de geri dönmüştü, Bu so- kakta bir röportaj yapmak için sağı so- lu dolaştık. Öğrendiklerimiz ve gördük- lerimiz şu oldu. zama arkadaşım Varakçılar sokağının ekseri esnafını elmas mıhlayıcı ve işleyiciler teşkil e- diyorldu. Bunlar eskisine nazaran işle- rin çok azalmış olmasına rağmen, ge- ne de hayatlarıdan memun olduklarını söylüyorlardı. İktiyar bir mıhlayıcı, hiç başını kaldırmadan, işine devam e- derek: — Ekmek parasını kazanıyor, pekâ- lâ geçiniyoruz ya, daha ne isteriz ki.. diye söylendi. Bütün bu sokakta en fazla işi bozu- lanın bizim yaldızcı Karakin olduğu anlaşılryordu. Biz tekrar onun dükkânı- na gittiğğmiz zaman benim kalem rapti- yesini hazır bulduk. Yapılan şeyi elime aldığım za- man, — Karakin — ustanın — mehareti için söylenenlerin hiç te mübalâğa ol - madığını anladım. Çünkü raptiye, ka - lemin fabrikasından geldiği zamankin - den çok daha güzel olmuştu. Ben: — Ne güzel olmuş, pek beğendim, di - ye söylenirken, yanımızda duran bura- l dükkâncılardan birisi: , — Bu daha bir şey değil, diye lâfa karıştı. Hele büyük büyük şeyler geti- rin bizim usta bir yapsın Câ o zaman işçiliği siz görün, Fakat ne çare ki za- vallının talihi yok.. Daha doğrusu yan- lış yol tutturmuş, bir türlü doğruluk - tan ayrılmak 'stemiyor. Halbuki zaman o zaman Mı? Karakin usta bu sözlere hiç cevap vermedi. Biz, etrafımızdakilere vekla edip te buradan uzaklaşırken, “Zavallı talihsiz adam, dalgın dalgın düşünüyor du. HABERCİ Miıs 15 rda edebiyat An'aneciler ve yeniler Baştarafı 9 uncuda tırmış kimselerdir. Eserlerinde, hic - retin ilk yıllarında konuşulan Arab dilinin bekâretini muhafazaya calışır. lar ve yabancı kelimelere karşı büyük bir titizlik gösterirler. Felsefeleri mutlak bir taassuptan ibarettir. Bu sınıfa. dahil sanatkârlar Avrupa tesi. rinden, ne derece mümkünse o derece uzak kalmıya dikkat ederler ve ne de. rece gerilere gitmek mümkünse, o de. rece gerilere giderek yerli kaynaklar. dan istifade etmek doğru olacağı ka- naatindedirler. Bunlara göre, şarkım tekâmülü için, garklıların yalnız ken di vasıtalarını kullanmaları ve kendi ferdi hasletlerini inkişaf ettirmeleri lâzımdır. Ümeyye oğullarının ve Abbasi ha. lifelerinin parlak asırlarındaki yük - sek ve misilsiz Arab şiirini “İslâm de. hasınım hakiki asalet unvanı ve mazi. /— nin mezarından çıkarılmış şerefli ha. tıralar,, suretinde tâziz eden bu sınıf, eğer bunları muasır bilgi ve felsefe ile mukayese ederek ortaya atmiıs ol.- saydı mutlaka mühim bir kültür hare. keti varmış addedebilirdi. Fakat yu. karda da söylediğimiz gibi an'anecile. rin bir kısmı yeniyi tamamile inkâr et. mekte ve yalnız eskiye tapmaktadır. lar. Bununla beraber, eski Arab medeni yetinin mutaassıp bir taraftarı ol . makta devam ettikleri halde, bu me. deniyetin klâsik fikirlerini günün fi. kirlerine mezcederek günün meselele. rine tatbik etmek istiyenler de yok de | gildir. Bunlar, “fikrin yegâne kayna- ğı ve muasır müelliflerin biricik il. ham hazinesi,, addettikleri eski şark dehasını garb kültürü ile ve muasır telâkkilerle kaynaştırarak primitive Arap hikemiyatı ile Avrupa dehasın. dan bir muhassala meydana getirmek azmindedirler, Bunlar arasında Emin Vasıf beyi, Muhammet Ferit beyi, Hüseyin bey Heykel'i, Mansur Fehmi beyi saymak mümkündür. Emin Va - sıf beyin “Felsefe prensipleri”, Mu. hammet Ferid Beyin “Medeniyet ve islâm,, adlı eserleri ve Hüseyin bey Heykel'in “Zeyneb” i bu temayülün misallerini verir. Tam “an'aneciler” le yeniler arasın. da yer alan bu temayül, Mısır fikri. yatında garplılığa doğru kat'i adım .- lar atmaktan ürken bir sınıf münevve. rin idarei maslahatçılığı suretinde de telâkki edilebilir, Tam an'anecilerin en inatçı ve meş. hurları olarak Şeyh Raşit Rıza ile “Tahtellivaülkur'an.. müellifi Errafit gösterilebilir. Bunlar en ufak garplı tesirini şiddetle tel'in etmektedir. Mı. sırm müfrit modern sanatkârları ve mütefekkirleri olarak da gu isimleri zikretmek mümkündür: Zeki Mubarek, Abbas Mahmud-El. Akkad, Taha bey Hüseyin (*) Abdül. kadirel Mazni, Bunlar garb kültürü. nün havası içinde modern Miısırın kültürüne inkişaf temin etmek arzu. sundadırlar ve modern Mısırm güzel san'atlarda tamamiyle Avrupai bir metoda sarılmasını kat'i bir lüzum olarak göstermektedirler. San'at ve fikir âlemindeki bu te. mayüller Mısırda olduğu gibi, Suriye. de de ve bütün Arab âleminde de a. şağı yukarı ayni şekilde mevcuttur. Münevver sınıf arasındaki bu telâkki farkı, halk tabakalarında da tesirini göstermiş, Suriyede, Miısırda, Filis. tinde, ve bütün Arab âleminde bir i. kilik doğurmuştur. Edebiyat ve sanatta Kur'anın şŞii. rine ve saf Arabcaya ve içtimal mü. cadelede manevi ve dini an'anelere de rin bir saygı hissi ile bağlı olan “an. aneciler” e, Avrupalılaşma taraftarla rınm ergeç galebe çalacaklarına iti- mat etmek lâzımdır. Bununla beraber Arab âlemini saran bu günkü siyasi kargaşalıklar ve kararsızlık içinde sağ cenahınm, hiç ihmal edilemez dere- cede yüksek bir kudret manzarası gösterdiği de unutulmamalıdır. Ensari BÜLENT (*) Bu mühim müellifi gelecek ede. biyat ve sanat sayfamızda ayrı bir yazımızda tetkik edeceğiz. Ahmet - Baştarafı 9 uncuda — Tamam... Ben de bunun için geldim za- ten.. Sen onuüu tanıyormuşsun 7 | — Kim bu 0? — Benin sınıf arkadaşlarından biriymiş.. — Tuhaf şey.. ne yaptı sana? — Ne yapacak? Bana damat olmak iste. diğini söyledi. — Eya sen ne yaptın? — Olmaz, dedim. — Mükemmel! Kesip atmışsın işte. — Benim kesip atmamla iş biltse iyi. Se. nin mel'un ısrar ediyor. — Ya kız? — Ö da senin mel'unla ayni fikirde, — Mesele kalmamış öyle ise. — BSanırım sen arkadaşma bir rica eder. gen bu sevdadan vazgeçirebilirsin. — Adını söyle bakayım. Eğildi. Çocukluk arkadaşımın adını kula. a fısladı. Bu, tanıdıklarımın en halüku, en zekisi idi ve şerefli,parlak bir istikbale de namzetti; — Hoca.. . dedim . sana birinci ikramiye isabet etmiş.. Bundan iyisşini nereden bulur. sun? Kızdı, hiddetlendi, bir hayli — kavgadan, Refik... gürültüden, münakaşadan danarak yanımdan ayrıldı . İki yıl benimle konuşmadı.. Sonra bir gün onu Adada, beş yaşmda, çok sevimli bir yav. ruya yemiş alırken manavın önünde yaka. ladım: — İhtiyar.. Bu kim? Homen kulağıma eğildi: — BSus! Sakım o kavgamızdan bahsetme! Duymasın.. Önun doğmasını istememiş ol. duğumu sanmasşından korkarım. 'Torunumu ne kadar seviyorum bilsen? Geceleri göğsü. me çıkıp üyüyoör yaramaz.. Onun o gün, yemiş yiyen sart saçlı bir mini miniyi yedeyerek önümden — gidişi ne güzeldi. Büyük babalık Ahmet Refiğe çok yakışmıştı. Ve galiba hayatmın son demin. de en büyük zevki torunile şakalaşmak ve en beğendiği sıfat büyük babalık oldu. ... Ahmet Refikten boşalan yer — büyüktür. O, bunamadan ve modası geçmeden öldü. O, büyük eşerlerini gölgede bırakacak en büyük verimler vaadederken — öldü. Büyük dostumun azabı içindeyim. — 937 çok kötü başladı, çok kötü yürüyar. Nizamttin NAZİF sonra homur. SONBAHAR GELDİ PARDÜSÜLÜK — KUMAŞLARINIZI ALMADAN — EVVEL YERLİ MALLAR PAZARLARInA GELEN HER!EKE.ve_FESH_ANğNINı ZENGİN ÇEŞİTLERİNİ GÖRÜNÜZ