10 Mart 1939 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 13

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

SON POSTA Yazan: ZİYA ŞAKİR Kâfirin kesik başı — İyi bir pehlivan olmak için çok büyük bir arzu çekiyorum. Ve kendi- Me şeref kazandırmak için de namdar bir pehlivan ile bir kere olsun güreş - mek istiyorum. Dedi. Bu sözler, Mihailin çok hoşuna gitti. — Delikanlı!. Ben öyle bir pehliva -! nım ki, adım dillere destan olmuştur. Malatya askerinin serdarı olan namdar pehlivan Hüseyin Gazi bile sağlığında benim önümden kaçmış, elimden güç kurtulmuştur... Mademki bu işde nam ve şan almak istersin. Haydi gel, sana bir kaç oyun öğreteyim. Dedi. Battal, babası hakkında söylenen ya- lan sözden çok müteessir olmakla be - raber, bu teessürünü hissettirmedi. Bi- lâkis büyük bir sevinç' göstererek: — Beni, çok memnun edersiniz. Bu- yurun. Lütfedin şu oyunları gösterin. Diye, mukabele etti. Battal Ile Mihail, köşkün önündeki düzlüğe çıktılar,. Mihail, Battalın levend gibi endamı- nı gözden geçirdi. Dudaklarında, ga - rib bir tebeasülm belirdi. — Delikanlı!, Silâhlarını çıkar da oy- naşalım. Dedi. Battal, zihninde tasarladığı hareketi Mihaile sezdirmemek için nezaketle eğilerek: — Serdar!. Benim arzum, düğün der- nek pehlivanlığında değil, cenk pehli- vanlığındadır. Lütfedip siz de silâhla- rınızı taksanız ve benim ile oynaşsanız, beni daha çok memnun edersiniz. Dedi. Mihail, Battalın bu teklifine gülerek, belindeki altın ve elmas işlemeli han- çerin kabzasını gösterdi. — Bu, bana kâfi geltr. Diye, mukabele etti. Battal ile Mihail, evvelâ meydanda bir iki defa döndüler, dolaştılar. bir kaç kere hafifce oynaştılar. Bafttal, evvelâ gevşek hamleler yap- t. Mihallin gücünü, kuvvetini sınadı. Sonra, birdenbire onun karşısında di- kilip bacaklarını gererek: — Ey, Şemasın seraskeri.. sıkı dur. Hamle ediyorum. Diye bağırdı. Ve, korkunç bir kaplan gıbı dev cüsseli Mihailin üzerine atıl- Mıhail, sendeledi, Bir mukabil ham- le ile Battalı yana devirmek istedi. Fa- kat Battal, ona göz açtırmadan, bacak- larının arasına girdi. O koca vücudü, bir çekişte yere serdi. Göğsünün üs - tüne oturarak hançerini çekti. — Yalancı mel'un!. Hüseyin Gaziyi nerede yendin de kaçırdın.? Kahpelik- le pusuya düşürdüğünüz ©o mübarek şehide iftira etmekten utanmaz mısın?. Ben, onun oğluyum. Eğer mecalin var- sa, bana mukabele et. İşte, başını ke- sİyorum, Dedi. Mihail; o0 kadar şaşırmıştı ki, bir an- da söz söylemiye muktedir olup cevab bulamamıştı. Elini kurtarıp hançerini çekmek is- tedi. Fakat, Battalın çelik gibi parmak- farı, bileğini o kadar sıktı ki, buna im- küân göremedi. O zaman boğuk bir fer- yad İle: — Tutun şu Allahın belâsını... Diye, seslendi. Oradaki beyler, Battal ile Mihailin oynaştıklarını sanıyorlardı. Onun için, bu tarafa ehemmiyet vermiyerek, sö- ze dalmışlardı. Fakat Mihailin can havlile bağırma- gını duyar duymaz, yerlerinden fırla- dılar. Serdarlarının o korkunç vaziye- tini görür görmez, dona kaldılar. Battal, elindeki hançerin kabzasile, Mihailin başına bir darbe indirdi. Onu bir an içinde sersemletti. Ve hançeri- ni göz kamaştıran bir sür'atle kullana- rak bir hamlede Mihailin kafasını kes- . Saide hatun ağlaya havaya kaldırdı. Ne yapacaklarını şa- şırmış olan beylere ve uşaklara doğru sallıyarak" — Ben.. Hüseyin Gazinin oğlu Bat - talım... Babamın kanını, şimdilik Mi- hailden aldım... Şemas da, vaktine ha- zır olsun... Yerinizden kıpırdamayın. Hepinizin kafasını birer birer koparı « rım. Diye bağırdı. Koşa koşa, Aşkarın yanına gitti. Yer- den mızrağını çıkararak bir hamlede atına bindi. Mızrağın ucunu ileri uza- tarak, yıldırım süratile fırlayıp gitti. * BABAMIN EKMEĞİNİ İSTERİM!. Battalın, bir gece yarısı, apansızın ortadan kaybolması, Malatyada her - kese hayret vermişti. Saide hatun, ağlıya ağlıya Ömer be- ye giderek: — Cafer, benim evlâdım ise, size de Hüseyin Gazinin yadiğârıdır, Başına bir iş gelmesinden korkuyorum. Ne yapın, yapın onu buldurun. Diye rica etti. Ömer bey, buyurdu. Bir çok atlılar, her tarafa dagıldılar Dag, taş bırakma- Ru kesik başın sakalından tutarak ağlaya Ömer Beye gitti yıp her yanı aradılar, Lâkin Caferin izini bile bulamadılar. Saide Hatun: — Evlâdım.. Caferim... Nerelere git- tin.. derdli anacığını kimlere terkettin? Diye, zârı zârı ağlıyor.. kanlı göz yaş- ları döküyordu. Günler geçip de Battal ortada görün- mediği için, hem Ömer beyin ve hem de halkın merakı, arttıkça artıyordu. * Böylece aradan, yedi gün geçti. Âr - tık Battaldan, herkesin ümidi kesil - mişti. Lâlâ Tevabil, günlerce ve gecelerce Battalı aramaktan bitab kalmıştı. Fa- kat onu bulamayınca, meyus ve müte- essir bir halde dönerek eve kapandı Düşünmive başladı. Tam bu sırada, bağ evinin kapısında bir at kişnemesi işitildi. Tevabil, pen- cereden bakıp da Battalı görür görmez, sevincinden kendini İkaybetti. Fakat çarçabuk kendini toplıyarak, sesi yetti- Bi kadar bağırarak: — Müjde!, İşte, aslanımız geldi. Diye, Saide hatunâ seslendi. (Arkası var) Pirino ve hububat unları SUII Posta'nın tefrikası: 53 Baron de Tott'un hâtıraları ı"-. _t—zum—nuıu '_auuma—'.w LA T irk hisarında Hisarın kumandanı vürudümden dolayı bana selâmlar göndermekte gecikmedi. Buna alaturka kebab edilmiş koyun eti dolu bir tepsi de ilâve etti Tercüme eden: Bu tafsilâtı verişim Tatarların ahlâkı hakkında bizi tenvir ettiğinden ileri gel- diği şüphesiz takdir olunur. Tatarların daima gayet selim fikirler besledikleri görülür. Yolumuz bizi Karadenize yaklaştır- mıştı. Vakit vakit, kıyı sıra gidiyorduk. Yalnız dalgaların gürültüsü bile bizi a- lâkadar edecek bir mevzu teşkil edebili- yordu. Çünkü şimdiye kadar geçtiğimiz düz ve çıplak ovalarda bundan bile mah- rum idik. Daha geçeceğimiz yerler de ay- ni surette çıplak idiler, Fakat bana temin edildiğine göre, evvelce buralar. orman ile örtülü imiş. Nogaylar en ufak kökleri bile sökmüşler. Bu da her türlü baskın ihtimalini ortadan kaldırmak maksadile yapılmiış. Bu ihtiyat tedbir! filhakika iki saat içinde başka hir tarafa nakletmesi kabil, gayet müteharrik bir milleti emniyet al- tında bulundurabilirse de Tatarları bu iklimde elzem teshin vasıtalarından mah- rum bırakmıştır. Bu vasıtayı elde etmek içindir ki her aile sürülerin pisliklerini itina ile toplar ve biriktirir. Bu pislikler biraz kumlu toprakla yoğuruluyor. Bir nevi «tourbe» hâsıl oluyor. Maatteessüf bu teshin vasıtası Tatarlar: ısıtmaktan ziyade tütsülemeğe yarıyor. Hiçbir kavim Tatarlardan daha per- hizkârane yaşamaz, Darı ve kısrak sütü onların mutad gıdalarıdır. Maamafih Ta- tarlar eti pek çok severler. Bir Nogay bü- tün bir Koyunu yalnız başına yiyebile- ceğini iddia edebilir. Hiçbir hazımsızlığa uğramadan bu bahsi kazanması mümkün- dür. Fakat bu husustaki düşkünlükleri- ne hasislikleri sed çeker. Hasisliği o de- receye vardırmışlardır ki satabilmek im- kânı mevcud öolan bütün gida maddeleri- ni satılığa çıkarırlaz, nefislerini bunlar- dan mahrüm bırakırlar. Hayvanlardan biri bir kaza neticesinde telef olduğu zamandır ki onuün etile ken- dilerine bir ziyafet çekerler. Maamafih, daha evvel yetişerek hayvanı kanını a- kıtmak suretile öldürmeğe vakit bulmuş olmaları şarttır, Hasta hıyvanlu hak- BAHAR KOKULARI Ciğerlerinizi nasıl yıkar, neş'emizi arttırır, zevkimizi tazelerse Nefis ve mükemmel bir gıda da Ömrümüze ömür, kuvvetimize kuvvet katar. ÇAPA MARKA Sıhhat ve neş'e kaynağıdır Kuruluş tarihi: 1915 M. Nuri Çapa Beşiktaş Kılıcai ÇAPAMARKA Tel: 40337 Hüseyin Cahid Yalçın kında da müslümanlığın bu ahkâmına Tie ayet ederler. Nogaylar hastalığın bütün safhalarını müşahede altında bulundu« rurlar. Hayvanın kıymetini kaybetmeğe ne zaman mahküm olduklarına kanaat getirirlerse hayvanı tabiit ölümden biran evvel öldürerek onu yemek hakkını ka- çırmamağa dikkal ederler. Balta panayırları ve diğer Nogaylar hududlarında tesis edilmiş olan başka panayırlar onlara malik oldukları muaz- zam sürüleri her sene satmak imkânıni temin eder, Mebzul suretta elde ettik- leri hububat ta yapağı gibi Karadeniz ta« rikile satılır. Derilerden kireç vasıtasile ayrılan yapağılara «pelade, denilir. Bü ameliyeyi canlı hayvanlar üzerinde icra edemezler. Bu usul ile azamit miktarda yapağı istihsal etmek kab'! olursa da cinsi fenalaşır, Nogayların ticaret mata- larımna kötü cins bir miktar meşin ile bir çok tavşan derisini de ilâve etmek lâ« zımdır. Bu muhtelif maddeler Tatarlara sene« vi mühim bir meblâğ temin eder. Bu pa- rayı ancak Felemenk yahud Venedik dü«< kası olarak elde ederler. Fakat bunları ©0 surette sarfederler ki bu muazzam para yekünunun zihinlerda tevlid ettiği bü« tün servet fikirleri mahv ve heba olur. Hiçbir mübadele ihtiyacına tâbi olup ta paranın bir kısmını tekrar tedavül sa« hasına iade etmedikleri için para birikip, durur. Tamahkârlık sevkile bütün bu hazineleri toprağa gömerler. Ovalar son4 ra bu paraları bulmak istedikleri zamani onlara hiçbir işaret arzetmezler, Sırları« nı söylemeden ölmüş olan birçok Nogay- lar mühim miktarda mebaliği ortadan kaldırmış oldular. Bu kavimlerin memleketlerini terke mecbur olurlarsa paraların: orada biras kacaklarını, mülkiyet hakkını ellerinden kaçırmamış olacaklarını düşündüklerine de ihtimal verilebilir. Filhakika, beş yüz fersah uzağa gitseler de onlar için değiş- miş bir şey yoktur denilebilir. Çünkü No« gaylarda sırf tasarruf ve temellük kana« atinden başka b'r zevk yoktur. Fakat bu kanaat onlar için o kadar cazibelidir ki bir Tatarın bir şeyi sırf biran ona temel- lük zevki uğurunda zaptettiği çok kere görülür. Çok geçmeden o şeyi iadeya mecbur olur, “istüne mühim miktarda bir para cezası da vetir. Fakat o kendisine göre bir zevk duymuştur. ve bundan memnundur. Tatarların hırs ve tamahı hiçbir zaman muhtemel ziyanları hesaba katmaz. O yalnız muvakkat ve ani isti. fadelerden zevk alır. Orcapiye yaklaşıyorduk. Artık yalnız kötü bir gece geçirmek azabı kalmıştı. Tam bu sırada, bana gönderilmiş olan bin sâi geldi. Tatarlar Kamı tarafından hak- kım'da kolaylıklar temin etmeğe memur edilmişti. Halbuki çok şükür bu kolay-« lıkları ben kendim temin etmek saadeti- ne nail olmuştum. Geceyi üzeri kamışlarla örtülü kötü bir barakada geçirdik bulunduğumuz bas taklıkta kamıştan başka bir şey yetiş- mezdi. Baraka denize oldukça yakın bir mesafede idi. Ertesi sabah deniz kıyısını takib ettik. Çok geçmeden sağ tarafımız- da denize doğru uzanan yarımadanın garb kıyısını gördük. Ayni surette düz fakat bulunduğumuz |ovadan yüksek olan bu arazi ovada ol « dukça hafif ve tatlı biz şiv ile birleşiyor« du. Bu bir korton gibi görünüyordu ve üst kısmı Orcapi müdafaa hatlarının profilini arzediyordu. Erkenden bunla« rm boyü sıra ilerledik ve hendeği fena bir ahşab köprü üzerinden geçtik. Bu köprü mail sathı Üzeri kubbeli bir kapı- |ya raptediyordu. Kapıcı yarımadayı her akşam kilid altında bulunduruyordu. Top menzilindeki bu hatları kesen «redoute>« lerden biri kârgir inşaat ile —mesturdu. İçine top konmuştu. Birkaç Türk askeri Rus ve Tatar tacirlerine iltihak ederek? bu kapı civarında kötü bir köy tesis et« mişlerdi. İ (Arkası var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: