em l d A ra S e: b G Suradan buradan ir iki gazeteyi gözden geçiren bir arkadaş: — Bu mefküre de nedir? Dedi. Cevab verdim: — Bazı gazeteler için bir ideal, Arkadaş sordu: — İdeal nedir? — Mefküre. — Mefküre nedir? — İdeal? — Ya ideal?.... — Mefkürel... — Mefküre? — İdeal!.... * — Gazetede okudum, bir farihte halifenin sarayında bir İspanyol güzeli varmış. — Bu da birşey mi azizim, bugün Fransanın İspanya hududundaki her köylünün evinde birkaç tane İspanyol güzeli var. * Bir gazetede, Aka Gündüzün bir ma- kalesini okudum., Aşağıdaki satırları oradan alıyorum: «İnsan başka, adam başkadır ve her insan adam olamaz. Hattâ adamlık şöyle dursun insan başka, İnsanlık başkadır.» SŞöyle bir cümle ilâve etmeyi unut- muşlar: «Doğru halledenllere birer nazar boncuğu hediye edilecektir.» * Mahalleye yeni taşınandan bahsedi- Hyordu; biri: — Mübarek Etrüsk vapuruna benzi- yor! Dedi, soran oldu: : — Yavaş mı yürüyor? f — Hayır, hakkındaki dedikodunun bir türlü arkası alınmıyor da... * — Ht meselesini gazetelerde okudun mu? — Gazetelerde okumadım amma, bi- liyorum. Kasablar lehine halledilmiş. — Birisi mi anlattı? — Hayır, kimse anlatmadı. Bizim kasabın yüzünden okunuyor. * Bir telefon muhaveresi: — ÂAlhk. — Alkı. — Orası Nevyork mu? — Evet! — Burası da İstanbul... Sergi hazır - lıkları nasıl? — Bütün paviyonlar tamam, dün - yanın dört 'bir tarafımdan gelen eşya paviyonlara yerleştirildi. — Bizim paviyon ne âlemde? — Yapılıyor. Ya siz orada ne yaprr yorsunuz? — Hazırlanıyoruz, — Hazırlığınız ne vakit bitecek? — Pek yakında. İki vakte kadar ha- zır olacağız: İki vakit amma iki gün mü ! desem. Sergi ne zaman açılacak, onu söyleyiniz!... — İki vakit sonra... — İki vakit dediğiniz; iki gün mü, iki hafta mi, iki ay mı, iki yıl mı, iki asır mı?... — Maatteessüf, iki ay! İSMET HULÜSİ (Z—Bunları biliyor mu idiniz ? —| İngiliz sufrajetleri  İngiliz kadınlarının rey vermeğe hak - İarı olduğunun 21 inci devir senesini kut- Yulayan İngiliz sufrajeleri bu yüzden altı defa hapse girmiş, bir çok kereler açlık Gök boya halıların evsafı Gök boya halılar, eskidikçe güzelleşir, renkleri baygınlaşır, tatlılaşır ve hari- kulâde bir imtizaç arzeder. Bu da renk- lerin haslığından, halı yünlerinin el ile eğrilmesinden, bu suüretle yünlerin için- de bulunan yağların kaybolmamasından ileri gelir. Bu gibi eski halılar, karla yı- kandığı zaman pırıl pırıl parlar. w grevi yapmış olan reisleri Madam Lav - rense, büyük anneleri, annesi ve 4 hala - sı, bu sufrajet hâdiseleri dolayısile hapse atılmış olan bir genç kız tarafından, tes - id münasebetile sembolik «fırsat anah - tarıs hediye edilmiştir. ıııııııı 3 aylık evli Bir kadının Hazin hikâyesi Aldığım bir mektubun hülâsası: — «Teyze, Üç ay evvel evlendim, kocam ilk günlerde bana karşı çok yakınlık gösteriyordu. İyi muamele ediyor - du. Ve akşamları işinden çıkar çık - maz eve geliyordu. Bir ay böyle geç- t. Bir ay sonra kocamda bir deği - şiklik husule geldi. Bana karşı olan muamelesi başkalaşmıştı. Eve ekse - riyetle işinden çıktıktan birkaç saat sonra geliyor. Benimle konuşurken yüzüme beni tetkik etmek ister gibi bakıyor, ve bazan dalıyor, sanki ben yanınlda değilmişim, odada kimse yokmuş gibi uzun uzun düşünüyor- du. İlk zamanlarda pek farkına var « miyordum. Fakat sonraları onun bu hali benim nazarı dikkatimi celbet- dın olduğunu öğrendim. Kocama he- müz birşey söylemiş değilim, fakat üzüntü içindeyim, acaba kocam bu kadını seviyor mu?» * Kızım, | Kocan bu kadınla hiç alâkadar de- | ğildir diyemem.. Onun son zaman « lardaki değişikliği ve seni tetkik et- | mesi, uzun uzun düşünmesi kafa - | sını birşey üzerinde yorduğuna de - | lâlet eder. Ve sayıklaması, büroda çalıştığı bir kadının ismini bu sa - | yıklamalar arasında tekrarlaması da bu kadınla şu veya bu suretle alâ - | kadar olduğu zehabını verebilir, Şu da var ki, kocan henüz çok ye- ni evlidir. Eğer hakikaten ona karşı biraz mütemayilse, seni tetkik edişi, senin ve o kadının arasında bir fark aramasından ileri gelir. Mademki ona hiçbir şey ihsas etmiş değilsin, gene ihsas etme, ona karşı müşfik | ve iyi ol ve bilhassa giyimine, temiz- meğe başladı. .liğine, süsüne dikkat et, kocan eve | Bir gece uyuyordu. Ben ise uya - nıktım. Kocam hafif bir grip geçi « riyordu. Ateşi vardı. Uyku arasında sayıklamağa başladı. Bu sayıklama- ları arasında bir kadın ismini bir - kaç kere tekrarladı. Kocama birşey söylemedim. Fa - kat kadının ismi hatırımda idi. Bir tesadüfle de bu isimdeki kadının kü« camla ayni büroda çalışan bir ka « geldiği zaman seni karşısında güler | yüzlü, iyi giyinmiş, temiz ve süslü | görsün. Bunların erkek üzerinde bü | yük tesirleri vardır. Verdiğim reçe- teyi unutmaz, tatbik edersen koca- | nın az zamanda sana çok temayül | göstereceğine ve eğer hakikaten bü- rodaki kadına karşı mütemayilse o | temayülünden vazgeçeceğine inan. TEYZE desem, iki ay mı desem, iki sene mi| İA AA K SON POSTA Kadın Köşesi Dantel yaka 30 numara dantel kukasınadan örülmüş- tür ve ince bir tığ kullanılmıştır. Boyunu sararak uzunlukta bir sıra zincirle baş « lanacaktır. Herhangi koyu renk roba yarağır. Ilkbaharın ilk şapkaları Kış için şapka yaptıırmak zamanı he- men hemen geçti. Şimdiden sonra şapka alızken bahar mos dasını az çok gö « zetmek lâzımdır Zaten şu sırada çıkan modellerde : bu yenil.k kendi - EEEE liğinden — görün - miye başlar. Bu modeller artık kı- şa girerken gürdü. ğümüz — modelie » rin tıpkısı değil - dir. Kimi yerleri kış başı modasının, kimi yerleri gelecek modanın tes'Ti aitındadır, 'Yani bir nevi mevsim arası modellerdir. Bu iki model işte böylecır: Aşağıdaki tatlı kırmuzı renxte bir fÂârt « tür. Sivri tepesi gibi kenarları da renk renk piküflenmiştir. Sisü. Kendı rengin- de grogren kordelâ üstüne altın sarısı ve mavi renkte bir toka geçitilmiştir. Yukardaki: Yassı bır şapka, Kendi föt- kayı yassılığına rağmen sivri ve yüksek gibi gösteriyor. Yüzünüze derin kalotlu şepkası gitmiyorsa böyle bır kurnazlıkla sığ bir şapka giydiğ'niz hallde yüksek şap- ka giymiş hissini vesebil rsiniz. Her kadın bilmelidir Eskimiş ve artık hiç bir işe yaramı yacak kadar parçalanmış ipekli parça- larını atmayınız. Bunların en ufağı bile işe yarar. Surahilerinizi, bardaklarını- zı alelâde bez yerine eski bir ipekli par- ründen yapılmış iri fışongası bütün şap-, ee e VA — Mahkeme koridorlarında neler gördüm? aPi SÇEr Kıskançlık yüzünden mahkemeye düşenler Genç bir kadın, ince yüzlü, hırcın ve asa bi bakışlı bir kadın... Çenesinin altından bağladığı ve yüzünün bir kısmını örten başörtüsünün içinde —çehresi — ince bir güzellik ifadesile parlıyor. Kocası ken- disinden beş altı yaş daha büyük olan şişmanca, kıvırcık saçlı bir erkek. Âşık, o biçare henüz pek minimini bir şey. Cürmümeşhud anında kıskanç koca- dan iyi dayak yemiş olacak k; gözlerin- den birinin etrafı mor, diğeri kırmızı. Burnüu yassılaşmış, dudağı patlamış. Samiin hâdisenin geçtiği mahallenin kadınları, kocanın arkadaşları ve lise ve- ya orta mekteb talebeleri. Genç kadım asık bir çehre ile, utan- maktan daha ziyade isyanı ifade eden küstah bir bakışla etrafına bakınıyor. Koca asabiyetle daha doğrusu asabiyeti- ni örtmek istiyen kahkahalarla koridaor- Jarda dolaşıyor. Âşık tekrar bir dayak yemek endişe- gile ürker gibi hep arkadaşlarından mü- teşekkil bir kalabalığın arasına sıkışıyor. Hâdise çok kötü; Bu sevimli yüzlü, şişmanca adam; şu ince yüzlü kadınla evlidir. Mes'ud bir ha- yat geçirdiği zehabındadır. Mesleği icabı daima İstanbulda bulun- muyor. Bu sıralarda karısı kocasının ve kocasının arkadaşlarının söylediğine gö- re oğlu yaşındaki - bizim gördüğümüze nazaran da, epey büyük bir ablası olabi- leceği - şu küçük delikanlı ile sevişmeğe başlıyor. Herkes bunun farkındadır. Çocuğun hocaları, hattâ talebeler, evli bir kadın- la böyle şeyler yapmamasını tembih edi- yorlar. Ona nasihatler veriyorlar, fakat âşıklar söz dinlemiyorlar. Kocasının eline, başbaşa çıkardıkları resimlerine kadar bütün mektubları «gü- nahlarının» bütün delilieri geçmiştir. Bu (kadın yalnız bununla kalmıyor. Âşıkını evine alıyor, yalnız evine de değil, ko- casile birlikte yaşadığı odaya ve o odada küçük çocuğunu dışarı çıkarmağa dahi lüzum görmeden âşıkile birlikte bulunu- yor ve işte bunu öğrenmiş olar koca bir cürmümeşhud yapıyor ve karısının ya- nında yakaladığı adamı bir temiz dövü- yor. Bununla da kalmıyor. İntikamını karı- smı terketmekle, ve bu ademi tenezzülü ile bu büyüklüğile onu ezmekle iktifa et- miyor, kıskançlığının ilcaatına kapılıyor, intikam almak istiyor ve işte bunun için günlerce, karısını ve âşıkını olduğu ka- dar kendisini de mahkeme kapılarında teşhir ediyor. Çocuğunun anasını, dolayısile zavallı talihsiz yavrusunu böyle bir rezaletten e- sirgemiyor. Onların kanuni cezaya çar- pılmalarını, altışar ay hapis yatmalarını istiyor. Bu adam, şüphesiz kı medent bir in- sandır ve intikamını bu vaziyetlerde bir çoklarının yaptığı gibi kendi elile ve si- lâhla almak tarafına gitmemiştir. Esasen ölüm öyle bir şeydir ki her su- çu temizler ve kabahatliyi bir kurban, bir biçare yapar. O kabahatlileri mazlum yapmak iste- miyor, bilâkis onları ölümden daha bü- Zeyneb mahküm olmuştu. Koridorda rakibesi yum- ruklarını birbirine vurarak kendisine v'-4-! vermeğe başlayınca daha fazla dayanamadı ve kadını yere yatırarak boğazını sıkmaya başladı Yazan: Suad Derviş eden bu kadın bütün dinleyicilerin müâğ tehzi bakışları altında eziliyor, kahrolu yor, ölüm azabları geçiriyor. Bü mücazat çok müthiş!.. Fakat bu ( nun kanun karşısında hakkıdır. * Ağırceza mahkemesindeyiz. Suçlu y& rinde ufaktefek esmer bir erkek oturu" yor. Davacıyı çağırıyorlar. Davacı olma* sı icab eden bir kadın ortaya çıkıyor." Davacı yerine gitmiyor. Hâkime doğrü yürüyor, Bu zayıf bir kadın... Çok esmer bir t6t ni, yeşil gözleri, siyah saçları var. ÜS tünde eskilikten rengi belli olmıyan bif manto, ayaklarında eski, kirli, böl düşül çoraplar, ökçeleri çarpılmış, ayakların y dan büyük iskarpinler, başında , pırtık bir başörtü. Hâkimin önünde duruyor ve! | — Benim erkeğimdir. çocuğumun ba * basıdır. Ben kendisini dava etmiyorunk Davamdan vazgeçtim, ! Diyor. Fakat Ağırcezaya düşmüş olan bu cf rüm vak'asının davacının davadan ferâ” gatile düşmesi mümkün mü?... Müddet umumilik bu genç kadını öldürmek içf üstüne saldırmış ve tam on şu kadar y& rinden yaralamış olan adamın davasınâ devam ediyor. Heyeti hâkime davasından vazgfeçeı kadının şahid olarak dinlenmesine karâf veriyor. İ Şimdi davasından vazgeçmiş olan kâ dını dinliyoruz: — Kendisile üç senedir yaşıyordumı Çok kavga ediyorduk. Bir akşam genö kavga ettik. Ben kalktım. Anneme gide* ceğim diye tutturdum. Ânneme — gittilik Ertesi gün geldi, bana yalvardı eve dÖf diye, dönmedim. Çok cahil, çok del; idim Ona kafa tutuyordum. O da darıldı, gi Sonra ben sokağa çıktım. Sokakta bir başkasile konuşurken görmüş. Bel kendisini aldatmıyordum. Erkektir. Dar | gin olduğumuz için bir başkasını sevdiği — mi, onun için kendisini bıraktığımı zal* — netmiş. Ertesi gün gene beni ötekini — çalıştığı taraflarda görünce büsbütül aklı başından gitmiş, Bana saldırdı. Yü | züme, gözüme, vücudüme vurmağa bâaf” ladı, İlkönce elinde bıçak olduğunu anl? — yamadım. Dövüyor zannettim. F | çok canim yanıyordu. Nihayet: .BırB'; | Allah aşkına canımı çok acıttın, dedift Beni öldürmek isteseydi hiç bırakır mif* dı? Kendiliğinden beni bıraktı. O eptf gittikten sonra birdenbire üzerimde Kaf gördüm. O zaman vurulduğumu anlar — dım, «Eyvah vurulmuşum?» diye bağ?“ dım, O aşağıya doğrü koşüyordu. Arki” sından yetiştiler. Hiç karsı gelmeden tEf lim oldu. Beni öldürmek istemedi. — Senin öteki adamla aranda bir var mıydı? — Hayır.. Hâşâ — efendim!. Hiçbif şeyim yoktu. Fakat o erxeğim deği! mifa Beraber görünce hir gün, kendisile d dargın olduğum için böyle zannedefJ kıskanmış... Bana bir düşmanlığı yoktü Kıskançlığından ne yaptığını bilmedir Ufaktefek adama snruyorlar: yük bir cezaya çarpıyor, Kocasına ihanet n İ (Devamı 10 uncu sayfada) B Sun't yağmur ZLAMZARP v J £ ' ı_':ı | & ğ y V ”J < Y , ı |e ("