4 Kasım 1936 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

SON POSTA Bir otobüs ve kamyon müsademesi oldu Kazanın suçlusu derhal hâkim huzuruna çıkarıldı ve muhakemesine başlanıldı , bir otobüs - kom - — yon çarpışması olmuş, Bakırköyün- — den İstanbula gelen 3261 numaralı — Bakırköy - Sirkeci otobüsüne İstanbul — İstikametinden gelen ve Salih isr '-de - bir adamın idare ettiği kamyon çarpış- mış, otobüsün camları kırılmıştır. Kı- © Tılan camlarla Mustafa ve Hasan is- © minde iki şahıs yüzlerinden yaralan- — mşlardır. Kamyonun şoförü Salih, dikkat- — gizlikle yaralanmağa sebebiyet mad- desinden derhal mahkemeye sevko- lunmuştur. Şoför Salih 4üncü asliye — cezada yapılan muhakemesinde kaba- hatin kendisinde olmadığını ileri sür- 'muştur e - Dinlenen şahitlerden Ahmet Ham- - di hâdiseyi şu şekilde anlatmıştır: — Ben otobüste idim. — Otobüsü- —müz yolun sağını takip ediyordu. Et- (yemez tramvay istasyonunu henüz — geçmiştik. Biraz ilerimizde bir saman — arabası gidiyordu. İlerden büyük bir ' sür'atle gelen bu kamyon saman ara- Etyemezde (Baştarafı 8 inci sayfada) — donun, birinin Cumhurreisliğine, diğe — rinin valiliğe ne zaman, seçildiklerini - ve ne gibi işler yapacaklarını bildiren — gatırlarla sözlerini görüyoruz. İkinrci - b$ayfada ise şunları okuyoruz: | , Franklen Ruzveltin nutuklarından: Vaad: Biz hükümet masraflarının bir an tvel, ve zecri bir surette indirilmesi- ni müdafaa ediyoruz, Ve yüzde 25 den az olmamak şartile bir tasarruf yapı- mas.! taraftarıyız... Biz, milli yuvamızı lbir ı.ıtıazma koymamızı, ve varidat büt | Ççemizi düzeltmemizi istiyoruz., - Halbuki ne oldu ? -Reisicumhur Ruzvelt, masraflardan yüzde yirmi beş kısacağına, aksine A- |—merika hükümetinin, masraflarını yüz “de 72 nisbetinde arttırmıştır. | Varidat bütçesini düzelteceği yerde /|—yeni kurduğu sistemle, ayağını yorgan |dan fazla uzatmıştır. Fazla masraf et- Mmiştir. 30 Haziran 1936 sonunda, va- ridattan 4,764,000,000 daha fazla har- - camıştır. | Vergileri azaltacağı yerde, yeni sis- B Amerika hususi Muhabirimizin mektupları basının soluna doğru direksiyon kır- dı. Ve hızla yanımızdan sıyrılırkefi arkası bizim otobüse çarptı. — Size göre kabahat kimdedir? — Kabahat kamyonun şoföründe- dir. Kamyon şoförü — Salihin muavini Lütfü o esnada kitap okuduğunu ve bir şey görmediğini yalnız bir takırdı | duyarak başını kaldırdığını söyledi: — Senin vazifen etrafına bakmak ve şoföre, görmediği şeyleri göster- mektir. Şoför muavini kitap okur mu? Bu da bir suç. — Ben kamyonun idaresinden mes- ul değilim ki.. Diğer şahitler de kabahatin kam- yon şoföründe olduğunu söylediler. Yaralı Hasan ile Mustafanın yaraları hakkında verilen rapor okundu. Ra- porda doktor yaraların ne kadar za- manda iyi olacağı hakkında kat'i bir şey söylemek için 2 gün beklemek lâ- zımgeldıgmı bildiriyordu. Bu sebepten duruşma perşembe gününe bırakıldı. tem (4 yeni vergi ihdas etmiştir, Landon ne söylemişti : Vaad: Biz masrafları azaltmayı, azami ta - sarrufu, ve netice almayı vadediyoruz. . arttırılan vergi yükü, memleketi- mizin iktısadi bünyesini ezmekte, ve vatandaşlarımızı iflâsa sürüklemekte- dir. Halkımızı, işimizi ve hükümetimi- zi büsbütün mahvolmaktan kurtarma- nın zamanı çoktan gelmiştir. Ne yaptı ?.. Kanzas eyaleti valiliğine seçilen Lan | don, vilâyetin masrafını yüzde yirmi i- ki nisbetinde eksiltmiştir. Kanzas eyaletinin bütçesi tam teva- zün arzetmiştir. Bunun neticesi olarak ta, vilâyetin harice olan borcu 20 mil- yon dolar azalmıştır. Landon vergileri yüzde 9 nisbetinde indirmiştir.» Buna mükabil Nevyork Postun ida- re ettiği Demokrat fırkasi propaganda- cıları da, hususi inhisarların ilgası; va- sıtasız vergilerin lehinde bulunan, Lan donu gayet mantıki suallerle sıkıştırı- yorlar. Dr. Etem Vassaf Mareşal Fevzi Çakmak Dün Bükveşe vardı (Baş tarafı 1 inci sayfada) reisi namına mevki kumandanı, hükü- met namına Köstence prefesi, beledi- ye reisi ve liman amiralı tarafından is- tikbal edilmiş ve bir askeri kıt'a da se- lâm resmini ifa etmiştir. Mareşal Çakmak ve refakatindeki hey'et Köstenceden ekspresle Bükreşe hareket etmişler ve orada büyük bir ihtiram eseri olarak yalnız Kralın ve ecnebi devlet reislerinin istikbal edil- diği Mogoşaya istasyonunda Türkiye elçisi Hamdullah Tanrıiöver ve refika- sı ile elçilik erkânı, umum erkânıhar- biye reisi General Samsonoviç, ordu umum y müfettişlerinden General Grö- gan ve General Mano, bahriye 'umüm müfettişi Amiral Balanesko, Bükreş mevki kumandanı General Kapanoğlu taraflarından merasimle istikbal edil- mişlerdir. Bir sarhoş ve Bir cürüm meşhud (Baştarafı 8 inci sayfada) — Ben... Şerefimle yaşar... Bir a - damım... Kimseyi rahatsız... Ediyor - sam... Söyleyiniz... Benim.., Zul - &- müm... Kendimedir... Ve arkasından gene küfürlerini sa- vuruyordu: — ÂAmma o itoğlu itin... Alacağı... Olsun... Ben... Yarın... Ona gösteri - rim... Bakalım... Benim gibi şerefi - le... Yaşıyan bir adamı tahkir etmek ne demekmiş... Ânlasın... Eşşoğlu eş- şek!.. Gece karanlığında, kale dışarısında- ki kara selvilerin karanlıkları ve ıpıs- sızlıkları arasında şahit olduğum bu manzara ve muhavereyi işte aynen size de naklettim... Şimdi, siz diyeceksiniz ki işin sonu ne oldu acaba? Ne olacak, onu bilmi - yecek ne var? Eve gidinciye kadar bir alay düşme, kalkma daha... Gece ya - risı evde karıdan bir alay tekdir, hattâ sille, terlik... Derken karının kafasına rakı şişesini fırlatma... Arkasından bir: — Yangın var! Feryadı... Bir kaç cam şangırtısı... Yataklarından fırlıyan konu komşuda bir telâş,... Arkasından kapiya dikilen polisle bekçi... Daha arkasından, yani ertesi 'sabah o kazan gibi kafa, aşüre gibi zihin ve hurdahaş vücutla (meş - hüt cürümler) hâkiminin karşısında, hazan yaprağı gibi titriyerek veriletek hükmü bekleme... Daha arkasından da mahkemeden (taahhutlu) oIarak tev- kıfhaneye teşrif... Osman Cemal Kaygıh (Baştarafı 1 inci sayfada) lenleri hazır bulunmakta idiler. Saat 14,30 da Başvekil İsmet İnönü baraja gelmişler, ve akabinde açılma merasi- mine başlanmıştır. İlk olarak Nafia Su işleri mühendislerinden Namık Barajın tarihçesini ve inşa safhalarını, izah et- miş ve onu takiben Naifa Vekili Ali Çe- tinkaya İsmet İnönüne hitaben şunları söylemiştir: «Büyük Başbakanım, büyük idealle- rinizden biri olan su davasında bir saf- ha olarak başarılan Ankara Çubuk ba- rajı ve buna bağlı su tesisatı tamamen bitmiş bulunuyor. Barajın galerisi met halinin iki yanına” konulmuş olan bu levhalar büyük eserin hatırasını gele- cek nesillere de aşatacaktır. Barajın tarafınızdan açılması Nafia aile ve Türk mühendisleri için büyük bir taltif ola- caktır.» « — Başvekilin nutku Nafia Vekilinin bu sözlerinden sonra Başvekil İsmet İnönü şu nutku irat et- ımiştir; W «Şimdi açacağımız bu mutlu eser ge- lecek nesiller tarafından memnumniyet ve sevinçle karşılanacaktır. Ümit ede- rim ki bu eseri vücude getirmek için çalışanların hepsini Türk milleti su gi- bi aziz tanıyacaktır. Bu eser de cumhuriyetin sevinilecek ve öğünülecek bir muvaffakıyetidir. Bunu Cumhuriyet Nafiasına borçluyuz Tebrik ederim. Değerli Vekil Ali Çetinkaya Nafia- nın başında daha birçok eserleri başar- makla memlekete hizmet edecek ve bah tiyar olacaktır. Müsaade buyurursanız bu güzel ese- ri birlikte açalım ve göndereceğzi bol sularla Ankarayı şenlendirecek ve ne- şelendirecek olan bu hayırlı eserin işle- mesine yol verelim.» Başvekilimizin Bbu nutku ile bera- ber galeri methalinin iki tarafındaki plâkları örten bayraklar açılmış ve bu- radan Ankaraya içme suyu sevkeden daireye gidilerek bu kısmın açılması yapılmıştır. Başvekil İsmet İnönü bu kısmı da bizzat açmışlar ve «bunu yapanlar su gibi aziz olsunlar» diyerek kordelâyı kesmişlerdir. Çubuk barajındaki bu merasimden sonra da Ankara Ziraat Enstitüleri ya- nındaki filtre istasyonunun açılış me- rasimi yapılmıştır. Arif Baytın Başvekil İsmet İnönüne hitaben «bir sene evvel temelini at- makla şeref verdiğiniz, bu müesseseyi Burada, Nafia Vekâleti Müsteşarı (l Ankara bol suya kavuştu bizzat açmakla da bizlere şeref verdi- niz» diyerek kapının anahtarlarını ver- miş ve Başvekil kordelâyı keserek ka: pıyı bizzat açmışlardır. Filtre istasyo: nunun bütün tesisatını ayrı ayrı göz den geçiren Başvekil muhtelif mese- leler üzerinde alâkadar mühendislerin verdikleri izahatı büyük bir dikkatle takip buyurmuşlardır . Bugün birbiri ardınca açılan bu iki büyük eserle Ankara şehri sıhhi ve bol suya kavuşmuş, Ankara civar çiftçile- ri de bu eserleri tamamlıyan bir sıra kanal ve bentlerden muteşekkıl bir su manzumesi sayesinde geniş toprakla- tını sulamak imkânını elde etmiş bu- lunmaktadır. Balame a E L B L LA L Lİ SIHHİ KANZUK BAL- SAMiN KREMLERİ Esmer, sarışın, kumral, her tene tevafuk eden güzellik kremleridir. Sıhhi usullerle hazırlandığından cildi besler ve bozmaz. Çil, leke, sivilce ve buruşuklukları kâmilen giderir. 4 Şekilde takdim ediliri i — Krem Balsamin yağlı gece için pembe renkli. 2 — Krem Balsamin yağsız gün- | düz için beyaz renkli. 3 — Krem —Balsamin — acıbadem gece için 4 — Krem Balsamin — acıbâdem gündüz için Kibar mahfellerin takdir ile kullan- dıkları yegâne sılhi kremlerdir. INqILIZ KANZUK ECZANESİ Beyoğlu - İstanbul Dr. HORHORNİ Eminönü eczanesi yanında Tel. 24131 Her gün akşama kadar hastalarmı kabul eder. — «Son Posta,,nın edebi tefrikası : 20 Yazan: Muaııeı Tahsin Berkand - T ilhassa büyük müdür Bay Taylan burala olduğu zaman işiniz yüzde elli artacaktır. — Bundan evvel bu işi bir erkek gö - fuyordu Ancak, direktörler bu memu- — Yun intizamsızlığından bıkarak ona yol v erdiler. Bürolarda daktilo ve dosya işlerini kadınlar çok daha temiz ve in- ; h görüiyorlar diye bu defa mut - JTaka bir bayan angaje etmek istiyor - 4_-' Bilhassa büyük patron pek titizdir. Yazılan kâğıtların çok temiz ve itinalı olmasını ister. | — Bunlar kolay şeyler Bay Öz - kan, ufak bir dikkatle yapılabilecek işlerden korkmuyorum. Siz bana lüt - Ffen biraz müstakbel âmirlerimin huy- ı';l'nndan bahseder misiniz? Bunu bile- |rek çalışmak her halde benim için çok /|-daha kolay olacaktır. — — Almanca yazılar için Her Hof- j—manla münasebetiniz olacak. Kendi - si tam manasile bir Alman tipidir. A- ğar, sevimli, nazik bir asker. Soğuk - kanlı, sakin, fakat kızınca kaba söz - lerle bağırarak ortalığı kırıp geçen bir huyu var. Ancak, pek lüzum olma - dıkça kızmaz, nefsine hâkim olur. Çok konuşmaz, gevezelikten — hiç hoşlanmaz, çalışma saatlerini eğlence saatlerinden ayırır. Fevkalâde müstesna zamanlardan başka her gün saat altı buçuk dedi mi şapkasını alır gider. Sabah ta dokuzla beraber buradadır. Hem Modadan gel- mek şartile. Yazıhane haricinde vaktını balık avcılığı ve salon balıkları yetiştirmek- le geçirir. Karısı da kendisi gibi balığa ve balıkçılığa meraklıdır. Yazın bir iki defa bizi evine davet etmişti. Bu vesile ile Madam Hofma - nı gördüm.. Alelâde bir kadın.. An - latılmağa değeri olmiyan gündelik bir ev kadını.. geçelim... Fransızca muamelâta gelince, bu - nun için Mösyö Marşalla beraber ça - İlişacaksınız. Bu adam çok sevimli, na- zik, biraz fazla geveze, fakat hakikat- te çok ağır başlı ve namuslu bir Fran- M . n Ör d Meza h ' Vilar '_,_ D KİRE İN sızdır. Büyük bir kusuru vâri _'Yamna 'İ|giren kimseleri lâfa tutar. Bilhassa e - debıyaı;tan, güzel san'atlardan anladı - ğgınızın kokusunu, alırsa artık odasın - dan dışarı çıkamazsınız. Fakat akşam olunca bunu unutur da günluk işler hazır değil diye çırpınır, telâş eder, kı- Jİzar, bağırır ve saat sekize kadar-hem |kendisi çalışır, hem de memurlarını çalıştırır. Maamafih bütün bunlara rTağmen çok şirin, iyi kalbli ve eli açık bir a - damdır. Her Hofmanla bir düzüye memur maaşları hakkında münakaşa ve kav - ga edip dururlar. Birisi ne kadar ha - sisse, ötekisi o kadar cömert ve mer- hametlidir. Taksimde bir apartımanda karısı ve iki çocuğile beraber oturur. Madam Marşalı bir kaç gün geçmeden tanıya- caksınız; çünkü bazan akşamları ko - casını almak için gelir ve kemali sa - bırla onu bekler. Çok okumuş bir ka- dındır. Onu beğeneceğinizi zannede- rim, İngilizce işler pek azdır. Daha zi - yade bazı evrakın türkçeye veya fran- sızcaya çevrilmesinden ibarettir ki bu da sık sık olmaz. İsveç fabrikalarının mümessili senede bir iki defa gelir, bir ay kadar kalır, bu bir ayın çok günlerini de Ankarada geçirir. Gelelim büyük müdüre... Bay Tay- lân çok kibar, çok dürüst ve malümat- h bir Türktür. Uzun Avrupa seyahat- leri yapmış ve bu seyahatlerinden çok istifade ederek tam bir Avrupalı gör- gü ve bilgisini kendinde toplamıştır. Bütün bunlara rağmen kendisile ça- lışmak bir memur için çok yorucu ve çok güç bir şeydir. Çalışmakta titiz, biraz müstebit ve fazla hodbindir. Me- murlarına karşı haksızlık etmez, bilâ - kis hattâ hususi hayatlarile alâkadar olacak derecede onları himaye ve vi - kaye eder, ancak çalışırken kimseye a- cımaz ve maiyetindeki adamları icap ederse gece yarısına kadar - çalıştırır. Bir kusuru da fazla inatçı ve mağrur olması ve söylediği şeyin yapılmamış olmasına tahammül etmemesidir. Bu hususta mazeret kabul etmez, itiraz dinlemez, verilen cevabı bile işitmek istemez, Sert ve kırıcı bir bakışla yü- zünüze bakarak kısa bir cümle ile sizi paçavraya çevirir. İşte o günler şirketi bırakıp kaçma- mak için insanın demirden bir iradesi olmalı. Allaha şükür ki daimi surette İstanbulda kalmıyor, vaktinin mühim bir kısmını Ankarada ve Avrupada geçiriyor. Ancak, sizin için bir korku daha var. Bundan evvel sizin yerinizde ça - lışan arkadaşımızı bir iki defa seya - hatlerinde beraber götürmüştü, çünkü l n * I ıtıyadlanndan güç ayrılan bir adam - dır. Sizi de bazı seyahatlerinde beraber — götüreceği ve yahud gittiği yerden telgraf çekerek sizi istiyeceği muhak: kaktır. Bütün bu söylediğim kusurlarına râğmen çok meziyetli, iyi bir centılmen decek sabır ve kuvveti kendinizde bu- luyorsanız bu müessese sizin için bir cennet olabilir. — Bu söylediğiniz sözler bende bü. yük bir merak uyandırdı; eğer imti- handa muvaffak olursam burada mem- nuniyetle çalışacağımı zannediyorum. — ©O halde müsaade ediniz de sizi görüştüreyim. Türkce imtihanı da, âdet yerini bul- sun diye, ben yapacağım. Bu son cümleyi söylerken Bay Öz kanın yeşil gözleri ışıldıyarak gülü - yordu. x Bir saat sonra Muallâdan ayrılırken Bay Özkan onun elini tuttu: — İmtihanınızın çok iyi geçtiğini kuvvetle umuyorum Bayan Dal - men... Bunun neticesini ben size ya - rın telefonla haber vereceğim. Her hal de sizi şimdiden uzun zaman berabet çalışacağım bir arkadaş gibi selâmla - mama izin veriniz, Muallâ kapıdan çıkıyorken birden- kendi memüuürlarını çok benimsiyen ve | bire durdu ve sordu: - ÇArkası var) ; evvelâ Marşal'le, sonra da Hofmınlı _ . - e olan Bay Taylanı olduğu gibi kabul e- *

Bu sayıdan diğer sayfalar: