İttihat ve Terakkide on sene | — 17 inci kısım No. 21 —— | Azerbaycanda Yazan: Eski Tanin Başinuharriri Muhittin Birgen — son İttihatçı Memur elindeki kâğıda bakarak! “ - Sizin hakkınızda Çeka Riyaset Meclisi tarafından verilmiş bir kararı okuyacağım. Lütfen dinleyiniz! ,, dedi Bundan başka, ben hayatta siyasetle meşgul olduğum zaman kadar ilimle ve muallimlikle de meşgul oldum. İlimle uğraşan adam casusluktan zevk almaz. İSize benim hakkımda bu sözü ancak, bizzat casus olanlar söyliyebilirler ki, bu gibi adamlarda ahlâk bulunmadığı için, onların her sözüne inanmak lâzım gelmez! Böylediğim sözlerin manası bu idi; amma, ihtiva ettiği bir takım imalarla 'birlikte ton itibarile bundan daha dü « Tüşt ve söz itibarile de biraz daha u - zundu. Bu sözleri dinledikten sonra, hemen bir zile bastı; birdenbire artık işi kısa kesmek istiyen bir adam tav - rını almıştı. Bu esnada içeriye bir oda- cı girdi; ona ermenice bir şey ve arada bir Ermeni ismi söyledi. O da çıkıp git- 'ti. Biraz sonda, içeriye, onun çağırttığı adam olması lâzım gelen biri girdi ve bununla gene ermenice bir takım şey- ler konuştular. O da bunun üzerine çık- tı ve biraz sonra elinde bir kâğıtla dö- nüp onu bizimkine verdi. Kâğıdı eline alan benim istintakçı, evvelâ kendisi yukarıdan aşağıya bir süzdü; ondan sonra, bana dedi ki: — Sizin hakkınızda Çeka riyaset mec lisi tarafından verilmiş bir kararı ©- kuyacağım. Lütfen dinleyiniz, Ben de dinledim. Karar rusça yazıl. mıştı. Manası, Çeka riyaset divanınca benim Azerbaycanı terke davet edilme- me karar verilmiş olmasından ibaret- ti. Bu kararın tatbiki için bir hafta mühlet tayin edilmişti. Bu bir hafta içinde, ben harekete ait hazırlıklarımı — yapacaktım. Ancak Azerbaycan ve sön. -— Ta da Soövyetler hudutlarını hangi nok- tadan — terkedeceğimi —Çekaya şim « diden beyan etmeğe davet olunuyor - dum. Kararı, resmi ve hâkim bir tavırla o- kuduktan sonra yüzüme baktı; ceva- bımı bekledi. Ben cevap vermek için düşünmek istedim ve bunun için de vurdum duymaz rolünü aldım. — Bu okuduğunuz şeylerin- benim hakkımda olduğunu içinde iki defa adı- mın geçmesinden anladım. Fakat, neden bahsettiğini bir türlü anlıyamadım. — Niçin? — Rusçe olduğu için, — Sizin iyi Rusça bildiğinizi söylü - yorlar. — Maalesef, istihbaratınız bu nokta. da da yanlış! Ben ancak, biraz sokak Rusçası bilirim. Böyle efarisice» yazı- lan Rusçadan anlamam. — Fakat, üniversitede sizin bütün Rusça ıstılahları bildiğinizi söylüyorlar. — Onlar Rusça değiidir de ondan bi- lirim. Sizin Rusça matinettiğiniz bütün. ıstılahlar lâtincedir. O zaman, istintakçım, kötü bir «fars» Türkçe ile kararnameyi tercüme etti. O tercüme ederken ben dinlemiyor, vereceğim cevabı hazırlıyordum. Ben bütün bu ihtimallere kendimi çoktan beri hazırlamış olduğum için o, tercü- mesini bitirdiği zaman ben de zihnim- dekilerini toplamıştım. Derhal hücuma ıgeçtim: — Evyelâ, dedim; şunu bilirsiniz ki ben burada musavat hükümetinin ge- tirmiş olduğu hocalardan değilim. Beni Azerbaycanın inkılâp hükümeti çağır- dı. Tifliste rahat rahat oturup işlerimle uğraşırken ve nihayet memlekete dön. meğe karar vermişken günün birinde buradan maarif komiserinin imzasile bir davetnaâame aldım. Benim burada ra- | hat çalışamıyacağımı bildiğim, bu su- retle rahatsız edileceğimden emin oldu-, ğum için teklif edilen vazifeyi kabul)| etmedim. Arkadan ikinci bir mektup , geldi. Gene reddettim, Arkadan bir de rica için bir heyet gönderildi; gene ka- bul etmedim ve özür diledim. Nihayet | dostlarıma müracaat edildi, bu defa da' onların ısrarlarına maruz kaldım ve onlar da Türk olarak benim hissiyatıma müracaat ettiler. Ben de dayanamıya- rak kalkıp geldim. Bu noktaları elim- deki mektuplarla ve hapsi de Baküda veya Tifliste bulunatı şahitlerle tesbit setmek 'kabildir. Sözlerimin küçük bir mübalâga yoktur. Eğer ben casus ol- saydım, işi bu kadar fazla ricaya bırak- maz, hemen mektubu alır almaz yola .çıkardım. Şimdi de siz beni Azerbay - candan çıkmaya davet ediyorsunuz. /Zorla geldiğim bu yerde zorla oturmak fikrinde olmadığım için çıkarım. Fakat işlerim o haldedir ki bir haftada çıka - mam. İsterseniz siz beni bir haftada çı- kartabilirsiniz, fakat, zorla... Kendili- ğimden bu müddette çıkabilmeme im- kân yoktur. Bu sözlerde hakikaten samimi idim. Son günlerde bir sene daha kalmıya karar vermiş olduğum halde, Çekanın bu hücumundan sonra artık kalmanın manası yoktu. Yalnız, elimde henüz bitmemiş olan işler vardı. Bu arada baş- hca Azeri lehçesinin grameri vardı. Dördüncü kitabı bitirmekle —meşgul- düm. Bunu bitirmezsem bütün emekler eksik kalacaktı. Bana hiç olmazsa bir ay zaman lâzımdı. Bunun için, en sona sakladığım mukabil hücum kuvvetime de müracaat ederek bu zamanı kazan- mam icap ediyordu. Bu hücuma da şu suretle geçtim: — Bana okuduğunuz karara gelince, bunun hakkındaki fikrim de şudur: Bu karar bir taraftan benim casusluk yap- tığım hakkındaki şüpheler üzerine ve- rilmiştir. Bu, beni fevkalâde müteessir eder; çünkü haysiyetini bilen bir insan için bundan daha ağır bir ahlâksızlık ittihamı olamaz. Çünkü, ben, her ne maksatla yapılırsa yapılsın, bu işin bü- yük bir ahlâksızlık oldufuna kaniim. Bundan dolavı teessüf ederim, fakat, diğe: taraftan bu kararda beni memnun eden bir şey de yok değildir. Bu şüphe- ye, Çeka lüzumundan fazla kıymet vermemiş görünüyor. Eğer, ona kiy- met vermiş ve inanmiış olsaydı, elbet! bu tarzda hareket etmez, sizde âdet o- lan şiddetli cezalara giderdi. Bundan dolayı da sizlere teşekkür ederim. İşin hakikatine gelince, ben casus değilim ve olamam. Bunu size ayrıca ispat et- mek için elimde imkânlar da vardır. Sözü buraya getirince bu defa ben onu istintaka çeker bir vaziyet aldım. — Siz kaç yaşındasınız? — Yirmi beş... — Henüz benden genç... Kaç sene- denberi komünistsiniz? Düşündü. Hesap etti ve galiba hesa- bına birâz “da mübalâga karıstırarak: — Beş ! Dedi. Bir sual daha sordum: — Maksim Gorkinin romanlarını o- kudunuz mu? — Bazılarını okumuş olduğumu ha- tırlarım. Bu cevap, muhatıbımın bu sahada zayif olduğunu gösteriyordu. Esasen in- kılâpçılarda ancak küçük bir kısım o- kur, ötekiler de sadece inanırlar. Benim Ermeni istintakçının güzel bir Rusça bildiği ve Rusça romanlar okuduğu bi- le şüpheli idi. , — Müât ismindeki romanını oküdunuz mu? — Hayır. (Arkası var) * Nöbetçi Fezaneler Bugece nöbetçi olatı eczaneler şunlar- dır: İstanbul cihetindekiler: Aksarayda: (Şeref), Alemdarda: (Esat) Beyazitte: (Asador), Samatyada: (Riıd- van), Eminönünde: (Hüseyin Hüsnü), Eyüpte: ( Hikmet Atlamaz ), Fenerde: (Vitali), Şehremininde: (Hamdi), Şeh- zadebaşında: ( Âsaf ), EKaragümrükte: (Kemal), Küçükpazarda: (Hikmet Cemil) Bakırköyünde: (Merkez). Beyoğlu cihetindekiler: İstiklâl caddesinde: (Dellasuda), Ga - latada: (Hüseyin Hüsnü), Taksimde: (Limonciyan), Pangaltıda: (Nargileci - yan), Beşiktaşta: (Süleyman Recep), Sa- riyerde: (Osman), . Anadolu ve Adalar cihetindekiler: Üsküdarda: (Ahmediye), Kadıköyünde: ABaadet), (Osman Hulüsi), Büyükadada: b v Üa SON POSTA T- SON POSTA nın TARİHİ TEFRİKASI — GÜ — 4 Bir kaç saatlı — Vah vah Neyse.. kalanlara geçmiş olsun! Bunların hepsi İranlı.. öyle mi? İrana mı geçiyorsunuz? İ — İrana.. hepsi de İranlı.. mabet bi- ,DNası ustası, İş aramıya çıkmışlardı. Bu- lamamişlar, Bana, Ekbatanda rastladı- lar. Onları İrana götürüyorum. Zabit.. hudüut muhafızlarından oldu. ğu için, bir çok kafilelere rehberlik e- den, sık sık huduttan girip çıkan Hu - rapı tanıyordu. Onun sergüzeştçi oldu- gunü bilmekle beraber mertliğinden, cür'etkârlığından ve namusluluğun - dan başka bir şeyini işitmediği için, ona kîlîşı emniyeti vardı. Köylülere döne- rek: — Ötekilerini bilmiyorum amma.. Hurapı tanıyorum. Onun, haydutlarla.. çapulcularla alâkası yoktur. Söyledik - leri şeylerin doğruluğu hallerinden de belli.. bunlar.. her halde, dün dağlar - - dan inmişlerdir. L Dedi ve köylülere, bunların komşu köyü basan eşkiya ile münasebetleri o-' lamıyacağını anlattı. Rüstem.. güler yüzle zabiti selâmlar. ken, yeni bir belâyi, böyle kolay kolay |atlattığına seviniyordu. Öyle ya.. bu sü” |vari müfrezesi, kendileri gibi zırhsız, | kalkansız adamların pek güç başa çı - |kabilecekleri kadar mükemmel techi - ;Zzatlı bir kuvvetti. Hepsinin, yayların - |dan, kılıçlarından, hançerlerinden ve atlarından başka zırhları ve kalkanları da vardı.. Kafile, bir müddet yol aldıktan sonra, Rüstem, yanında yürüyen kumandanın iyüzüne baktı. Bütün memnuniyetini gösteren bir tebessümle: — Kumandan! Tebrik ederim, artık kurtulduk! Bu süvari müfrezesini gör- düğüm zaman, bilmem neden içim tit perişanlıktan sonra bu yarım yamalak siâhlarımızla bu atlı, zırhlı adamlarla nasıl boy ölçüşeceğimizi düşündüm,. Eğer bir müsademeye girişseydik, mu- hakkak, içimizden bir çoğumuz.. belki de hepimiz ölüp giderdik. Deyince, kumandan, geniş bir nefes aldıktan sonra, dönüp arkasına baktı: Süvarilerden hiç bir gölge göremedi: — Ben de., fena halde endişelendim. Zabit beni tanımadı; amma ben onu ta- nıdım. Onunla Ekbatanda bir kaç defa karşılaşmıştım. İsmini bilmiyorum; fa- kat onun Turanblardan olduğunu hatır- liyorum. Neyse.. iyi bir adamla karşı - laştık. Diye cevap verdi. * Bir kaç saatlik yolculuk çabuk geç - ti. Hurap, arkadaşlarını, hududun köy rarak İran arazisine geçirdi. Bir saat sonra, ilk köye geldikleri vakit, Rüs- tem, artık bir ev sahibi halini aldı. Ya- nındakileri istediği gibi yerleştirdi. Bu- rada üç gün istirahat edecekler.. sonra tını, Rahşı düşünüyordu. Ona kavuşa * cağından büyük bir meserret duyuyor- du. Sonra, gözlerine, babası Zâl ile şeh- zade Siyâveşin hayalleri doluyordu. Onlardan ayrılalı bir aydan biraz fazla zaman geçmişti. Onlar, kendi hesabına göre, kervan yürüyüşü ile henüz Zabü- listana gidememişlerdi. Ancak, on beş gün kadar sonra oraya muvasalat ede- bileceklerdi. Rüstem.. bu üç gün içinde, nasıl ha « reket edeceği hakkında, zihninde bir 'plân çizdi: Hurapin kasabasından atını aldıktan sohra Hurapla iki hizmetçisi- ne vedâ edecek.. kumandanla üç Çer - misliyi, kendi saraylarında, yaşadıkları müddetçe misafir etmek üzere, Zabü- ..... bir şey vardı: Kendisini, bu kadar be- lâlara salan Givin macerası.. O.. Givi İran içinde seyahat ediyor bilirken, bir gün, onun Midyaya geçtiğini duymuş.. sonra aylarca, önün ne olduğundan ha- k yolculu hududun asker bulunmı redi. Bu kadar günlük yorgünluktan, | ve asker bulunmıyan bir yerinden aşı” , daha şimalde kalan Hurapın kasabası - na gideceklerdi. Rüstem.. en evvel, a- | zaman dinlenecekti. Onun merak ettiği | İle âş YA N LREAr Ç “A ktan sonra V KA | diği torununu, kendisi de sevgili yeğe- nini merak ederek yola düşmüşlerdi. Giv.. kurtulmuş.. şimdi yanında bulu- nuyordu; fakat onun başından neler geçtiğini öğrenmek istiyordu. Rüstem.. bir gece, yatağına uzandığı zaman, hele hududu geçtikten sonra büsbütün düşünceli ve mahzun duran Give.,, şu felâketli aşk macerasını an - latmasını söyledi. Giv.. dayısının bu teklifi önünde, birdenbire büyük bir heyecan duydu; gözlerinin uçları acı acı gıcıklandı; çünkü içinde toplanan hic- ranlı hisleri, gözyaşı halinde taşmıya vesile arıyordu. Giv., kendisini, pek güçlükle zaptet- ti. O, dayısından bir şey gizlemiye alış« mamış bir delikanlı olduğu için, Çer - mişte başından geçenleri, birer birer ona anlattı. 38 GİVİN SERENCAMI Giv.. yirmi iki yaşında, çok güzel yüzlü, iri ve biçimli endamlı bir deli - kanlı idi. Büyük babası Zâlin sarayın- da, mâcera ve kahramanlık menkibe- leri dinliyerek büyümüş.. on yedi ya - şındanberi de dayısı Rüstemin atıldığı bir takım mücadelelere iştirak etmiş.. lenmişti. : Giv., bir sene evvel, payitahtta bu- lunurken, Çermisli bir tüccarın genç oğlu ile tanışmış, onunla aylarca arka- daşlık etmişti. O, bu arkadaşının an- lattığı şeyler arasında, en ziyade Çer- “|mis derebeyinin sarayları, hayatı ve bilhassa kızının güzelliği ve fettanlığı urap arka yan bir yerinden İrana geçirdi Ihtiyar yahudi İbrahim Peygamb erin hayatını ve beşmdan geçen halleri anlat mağa başladı 'usülleri.. ot ve kök isimleri öğ! İran dahilinde, kendi başına gezmiş, eğ-. merak ve incizapla dinlemişti, | Giv.. arkadaşını dinleye dinle) Çermis derebeyinin kızı Tomrisi haj bir sevgili edinecek hale gelmişti. # | kadaşı, memleketine döndüğü zem* kendisi de bir ester satın aldı. Kerv*” katılarak hududu geçti. Çermis yolü!! tuttu. O, çıngırak sesleri arasında B yalara dalarak haftalarca yolculuk " ti. Nihayet, Çermise geldi. Orada, evi” giden arkadaşından ayrılarak bir böf | yerleşti. K Giv.. geceyi, rahat bir uyku ile ge$" di. Handa, kim olduğunu soranlâ” hekim olduğunu.. hastalarını | etmekte kullandığı bir takım şifa B sası olan otları ve kökleri toplamak " çin seyahata çıktığını söylüyordu. Bö le söylerken de, yalancı çıkacağındı korkmuyordu; çünkü büyük babası Z? dan ve dayısı Rüstemden bir çok tedâ oe Kendisini tedavi ettirmek isteyenif | her halde bir kaç hastalık ismi söy4/ | cek.. toz, hap,ve su verecek kadar " cerikli idi. İ Delikanlı.. geldiğinin ertesi sa.' kasabayı gezmiye çıktı. Kasaba, bir " | di ile ayrılan iki tepenin eteğinde ? edilmişti. Ortasında büyücek bir , geçiyordu. Derenin iki tar î ler, sıra sıra, kademe kademe tepe! ; yamaçlarında yükseliyorlardı. Giv.. sokaklarda, kuşakları palalar sokmuş adamlara,. başlarl!”. kalçalarına kadar inen geniş örtül€ .| *l ' öÜ sarınmış kadınlara tesadüf i (Arkası vVe'i, 'KAN EN HOŞ VE TAZE sızlıklarını en emin BEYOĞLU — ber alamamıştı. Babası Zâl, çok gev « MEYVALARIN USARELERİNDEN İSTİHRSAL — EDİLMİŞ TABİİ BİR MEYVA TUZUDUR * .Emsalsiz bir fen hârikası olduğundan tamamen taklit edile Mğı mümkün değildir. Hazımsızlığı, mide yanmalarını ekşiliklerini ve mu?” ». inkıbazları giderir. Ağız kokusunu izale gel | surette ıslâh ve insana hayat ve canhlık balk” —— j # İNGİLİZ KANZUK ECZANESİ . ©/ ZUK - | KI | | y eder. Umumt hayatın in İSTANBUL daşlarınl* * ELÜR ÇA - — — H a M Hi PF ci M