Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
" Si !rğâm hu Üler a “_Yfada) | tine Müracaat | 'a înâve eü:ğr mMümkün ola- ırasmdaki » Süvee ) e. ile b Ajansı bil | SŞ kiye —arasında % t hüküm sür- büyük ek n Montrö aki hakkında ile müteaddit lur. — İtalyanın addolunmakta %.pı .Rmhı. ıwııı_ İi İ I.l&lyım ! € İstiraki B“qm Cîano kl harbi ki h'l?an esnasında anlaşmaz- âît Sadına matuf - l€vre dönüşünde e Ptimdi hari- (AAy ano mülâkatı Na , Havas Ajansı bil ştü la%aîal;IA | a V / Pinie | Küt B ğet lilmamış ol " $ ile Kont Ci. : Bu ka Pek yakın adde- | l“'hnm öşmanın üç dört ll ş'mîalînde bir şe- w - Üa İi de arsı Türk şüp- Iar::ei sayfada) d ele alındığı ve 5 €erüniyeti koru- icapları dahilinde Yan ö dırdığını anlat- ÜBğün özl Ni tlyaç & bupü, Götü %ku ; ği ıtaıiy vi İi (Röy4, ” Yaziyet Ü ytgr) llaZ"la Y. K ıüYo ç ) ' Yanına tevdi Raarları înğ Papanın hastalığı ağırlaştı " Akdenizin || Roma, 21 (A.A.) — Papanın sıhhi K Gi iÇin steate | vaziyeti ağırlaşmıştır. O ytasma ha Prog-| — Tarsusta bina yazımı Bı":”eutıu olâîıî:ak 'Tarsus (Hususi) — Tarsusta 3 ayıı YeL L S tğinli kömisyon tarafından bina - yazımına! he ile İtalya arasın- aki müzakere hususta ademi | |hakkında bir taarruz fikri beslemiyor ir. | söylenmektedir. Bu ise son İtalyan - İn ö | giliz anlaşması havası içinde Türkiye- — helerinin giderilmesine matuftur. ” Giornale d'İtalia gazetesinde bir ma- kale neşreden Virginio Gayda, Roma | ve Ankarâ arasındaki a arın mesuliyetini etahrikâtçı ecnebi propa - gandasına» yüklemektedir. Muharrir, nasıl bugün İtalya, İspanya toprakları sa, Türkiye hakkında da hiç bir taar- ruz niyeti beslememiş olduğunu yaza rak diyor ki: «Eğer Türkiye anlaşmak arzusu iz - har ederse İtalya da bu arzuyu mem-> nuniyetle karşılar.» İtalya Afrikada meşgul iken Avfu pa devletleri ile iş birliğinde bulun - maktan İmtina ettiği bir sırada imza €- dilmiş olan Montrö mukavelenamesi - ni mevzuu bahseden Virginio Gayda di yor ki: «İtalyanın, Montrö mukavelename - sinin Türkiye hakkındaki ahkâmına iti raz etmesine hiçbir sebep mevcut de— Bildir. Bugün vaziyet değişmiştir. Mil- letler Cemiyetinin artık zamanı geç * miştir. Bu yakmlaşma, İngiliz ve Fran- sız siyasetlerinin Türkiye üzerinde yap tıkları iddia edilen tesir& karşı bir İtal yan mukabelesi telâkki edilebilir. Ro- ma Sancak hakkındaki Fransız - Tı;irk anlaşmazlığını alâka ile takip etmiş - tir.» Tribuna gazetesi de diyor ki: «Türk - İtalyan münasebetlerinin sa lâhı, biraz da İtalya tarafından Türki- yenin İskenderun davasınma karşı bes- lediği sempatiden doğmuştur. İtalyan- Yunan ve İtalyan - Yugoslav münase- betlerinin de salâha doğru gittikleri Bi t anlaşma ümitleri zayıflıyor, B Haslardan da netice çıkmadı eden son- ;akte kadar Ce- Matı tetkik eyle- in :l:ızevam etmiştir. âyli ç mesinin son Setin müzake- " Meselede her- d:arabiımek için bir kaç gün Ülmarnda muh- : — Cenevrede - rı, konsay iç- B YRaL '8n vi 0 de hususf mü- #M aŞ Tlerdir. — Ünğe | Str $ İ afında yapılan S 8örü F ik h t&' nm&mehe. ı.dlkt taliki ve hat- :__W fikir birliği olduğu anlaşılmıştır. $ boru PS adasının , İ%ehfemmiyetî v M j tebariîı et- de umumi bir Akdeniz paktının yapıl- 'ması ümidini uyandırabilir.» isında yapılan müzakerelerde hiç bir |terakki kaydedilmemiştir. Hey'etimiz yeni talimat istedi Brüksel 22 (Radyo) — Sancak me selesine dair Fransanın tekliflerini tet- kik eden Türk hey'eti, Ankaradan ye- ni talimat istemiştir. Yugoslavyanın tavassut — teşebbüsleri Belgrad 22 (Radyo) — Cenevrede bulunan Türkiye Hariciye Vekili Rüş- tü Aras, bugün, Litvinof ve Delbosla müteaddit temaslar yapmıştır. Konsey toplantısına — iştirâk eden 'Yugoslavyanın Paris Elçisi Puriç de ge- rek Rüştü Aras, gerek Delbosla gö- rüşmüş ve Sancak ihtilâfının halli için azami gayret sarfetmiştir. Fransız gazetelerine göre, Türkiye ile Fransa arasında bir anlaşmaya va- rılması gecikecektir. İngiltere Hariciye Nazırının faaliyeti Paris 29 (Radyo) — Cenevreden bildirildiğine göre İngiliz Hariciye Na- zi Eden, Sancak meselesi etrafında Türk ve Fransız noktai nazarlarını te- lif için, her iki taraf nezdinde teşeb- büsler yapmakta ve tavassut etmekte- dir. ““ Pelbos - Litvinof mülâkatı Paris 22 (Fransız radyosu) — Fran sız hariciye nazırı Delbos bugün öğle i ni görüşmüşlerdir. Aralarında tam bir Bulgar Başvekili Belgrad gidiyor - Belgrat, 22 (A.A.) — Bulgar Başve- kili Köseivanın ziyareti dolayısile bü- | yük hazırlıklar yapılmıştır. Bulgar Baş vekili, burada Bulgar - Yugoslav ebe- di dostluk misakını imzalıyacaktır, den mürekkebtir. Kasabadaki yazım işi yemeğini Litvinofla yemiştir. İki nazır| bilhassa İspanya ve Sancak meseleleri-| başlanılmıştır. Her kamisyon dört kişi- SON POSTA “ Ateşli Türkiyenin Dostluğu fedakarlığa Değer ,, (Baş tarafı 1 inci sayfada) konuşmalarım samimiliğinde ve iki ta- rafın bir uzlaşma arzusunda olduğun- da müttefiktirler. Pöti Pariziyen, Jurnal ve Övr gazete leri gerginlik kalmadığını, Fransanın hukuk siperini bırakarak siyasi sahada müzakereye başladığını, bizim de Lüb Sancak federasyonu veyahut derhal tat bikıma geçilecek tam bir muhtariyet is mıyarak idari, iktısadi, kültürel, hattâ bir askeri muhtariyetten ileri geçeme- |diğini yazıyorlar. Türkiyenin Suriyede nüfuzu Pöti Jurnal, Eden, Litvinof, Antones ko ve Puriç'in bizi yola getirmeğe ça- lışacaklarını yazarak diyor ki: vamlı bir mukarenet zaruretini anlamı şa benziyorlar. Türklerin Suriyedeki nüfuzu da bizi uysallığa sevkedecek ma hiyettedir. Ancak Fransadan, İngilte- mesinin şarkf Akdenizde kuvvet mü- vazenesini bozar sayacak olan İtalyayı gayri memnun edecek şeyler istene - mez. «Fakat hatırlamalı ki ateşli genç Tür kiyenin dostluğu — bazı fedakârlıklara değer.» Kim baş eğecek ? Paris, 22 Anadolu Ajansının hususi muhabiri bildiriyor: Lö Jur, dünkü konuşmaların netice- daha bir imtihan geçireceğini yazarak: «Kim baş eğecek, Türkiye mi, Fransa mı, Cenevre mi?» diyor. lip çekilmiyeceğimizi sorarak, Rusya ve İngiltere ile dostluğumuzdan bahse- diyor ve bundan dolayı buna ihtimal vermiyerek diyor ki: «Milletler Cemiyeti karariyle ancak Suriyeye karşı son sıyrılabiliriz. Türkler Suriyece şayanı 'kabul garantilerle iktifa etmezlerse an laşma imkânsızdır.» Akşam gazeteleri konuşmaların u - mulan neticeyi vermediğini yazıyor - lar. Entransijan diyor ki: «Türkler geri- lememeğe çok azmetmiş görünüyorlar. İstiklâl tezini kuvvetle muhafaza edi- yorlar. Biz Fransızlar, anlaşma arzumu za rağmen Suriyenin tamamiyetini ko ruyan teklifimizden hiç bir zaman ileri geçmedik. Bu devrede de uyuşulacağa benzemiyar. Tavsiyeler Pari Suvar, cemiyetin karar verme- sini meşkük görüyor. Ve meselenin bir daha talik edileceğini yazıyor, Tan muhabiri Sandler ile diğer dip- nin derpişi lüzumundan bahsediyar. Suriye milliyetperverleri Cenevrede sımin husust muhabiri bildiriyor: niri bir kısmı şapka rat entarilidir. lan bulunmaktadır. i Leh Hariciye Nazırı Tevfik Rüştü Arasla görüştü Varş ile qörüs_müs_tür. b —_____._.—’ San'atkâr Nevres Bugün gömülüyor '(Bnşlarafl 1 inci sayfada) zesinin çok sevdiği Yakacığa gömül mesini istediğini de söylemişti. vasiyetinin yerine - getirilemediğin «Son Posta» “dan öğrenen Üstündağ onun dilediği yere gömüle [na başlanacaktır. e YRtLN Pa e A AR he bittikten sonra köy bimalarının yazımı- bilmesi içimdün icap eden emirleri ver bi nan hariç olmak üzere yalnız Suriye - | tediğimizi, Fransanın bunlara yanaş - | «Delbos ile Viyeno Türkiye ile de- reyi hattâ Cenevrede gazetecilerin ih- siz kaldığını ve Milletler Cemiyetinin Senbris Jurnal'de, Cemiyetten çeki- taahhüdümüzden lomatların çalıştıklarını ve ehemmi - yetli konuşmaları yazarak bu içtimada hiç bir nihaf karara varılamaması ih- timalinden ve bu takdirde konseyde a- leni münakaşaların bertaraf edilmesi - Cenevre, 22 (AA.) — Anadolu Ajan Süriye millicilerinden mürekkep ka- labalık bir heyet buraya gelmiştir. He| yetin Sancak meselesi hakkında Mi- letler Cemiyeti Baş kitabetine bir muh tıra vereceği bildiriliyor. Heyet azası- h ve sivil kıyafette, diğer kısmı da memleket kıyafeti ola- Bu heyetin başında Dürzü Şekip As- ova, 22 (ALA.) — Cönetrede Bbu lunan Beck, Türkiye delegesi Rüştü A- ras ve Letonya delegesi Münters ve Dantzig âyan meclisi delegesi Greiser Kendisini bekliyen âkıbeti iyi bilen ve büyük bir tevekkül ve cesaretle bekliyen Nevres, bu mülâkatta cena- Nevresin ölümünü, vasiyetini, ve Muhittin Tarihten sayfalar (Baştarafı 8 inci sayfada) — Umarım ki bu cami bir nice ek- siksiz ola ve siz dahi gelesiz... — Elbet... Yıldırım Beyazıt Emir Sultanın söz- lerindeki gizli mânayı sezmemişti bile. Cami yapıldı ve bitti. Padişah camii görmek ve gezmek i- çin gelmişti. Emri Sultan onu her za- manki gibi saygı ile karşıladı. Eser pek güzeldi. Yıldırım Beyazıt Emir Sultanın mem nun olduğunu ağzından duymak isti - yordu. Bunun için ona sordu: — Nasıl buldun? Bir eksiği yoktur ya?.. , — Çok güzeldir, Padişahım. Lâkin Jersem gücenir misiniz diye nice Za - / .Padişah durakladı ve düşündü. , Hiç bir eksik göremiyordu. — Eğer anı da yaptırsanız arzunuza rpııî: uygun olurdu. Yıldırım daha çok şaşırmıştı. — Bu kusur nedir? Diye sordu. Emir Sultan sahiden çok mühim ve ciddi birşey söyler gibi tok bir sesle şu cevabı verdi: ; — Dört köşesine dört meyhane ister. Tâ ki sizin ve meclisinize devam eden yakinlerinizin de sık sık gelmenize ba- hane olsun. SAA Yıldırım Beyazıdın önce gözleri bü- yüdü ve kaşları birer yay gibi kıvrık dı. Hayretle karışık bir kızgınlık du- yuyordu. Fakat Emir Sültan hiç oralar da değildi. Padişah bir an düşündü. beri yaşadığı zevk ve ihtira yatın hâtıralarını bir yıldırım "kafasından geçirdi. Ve hocaya hak verdi. " — Doğru söylersin! Lâkin buna ar- tık lüzum olmıyacak, çünkü yaptıkla- rıma pişmanlık getirdim. Söz veriyo- |rum ve buna önce Allah ve sonra da sen şahit ol! Yıldırım Beyazıt işte ondan sonra hayatını daha düzgün bir şekle soktu; devlet işlerile daha yakından meşgül olmağa başlamıştı: Eğer böyle yapma- 'saydı belki bundan birkaç yıl sonra 1396 da olan meşhür Nikbolu harbini kazanamaz; Türk devleti daha o za - man ÂAvrupadan Asyaya atılmış olur- du. Yıllardan sla dolu ha hıziyle Turan Can Orta oyununun tarihi (Baştarafı 6 ıncı sayfada) kendilerini gösteriyorlardı. Hattâ bir defasında Beykozdaki Tokat köşkü - nün bahçesinde, hususi ve büyük bir tenezzüh âleminde pişekâr küçük İs - mail ile yeni oynamıya başlamış olan Kavuklu Ali, bu genç ve heveskâr ta- kımla karşılaştı ve pişekâr İsmailin tavsiyesile her iki takımın seçme oyun- cuları birleştirilerek müşterek bir o - yun verildi idi. Daha sonraları bu heveskârların he- men hepsi, evlendiler, çoluk çocuk sa- hibi oldular, asıl vazifelerinde ilerledi- ler ve bu suretle öorta oyunculuğunu ta- mamen biraktılar; meydinr da tama - mile Kavuklu Alinin takımına kaldı idi ki benim Ali ile tanışmam işte bu sıra- lardadır. Ben daha o zamanlardan an- lamiştim ki (Ali) ileride çok yaman bir kavuklu olacaktır. Ali, sonraları ger - çekten yaman bir kavuklu oldu. Fakat ne yazık ki orta oyununda hiç bir de- gişiklik yapamadı; hattâ o, nuh nebi - den kalma, orta oyunu repertuvarına İkendiliğinden yeni bir süje ekliyeme - di. yerine bir (Şâir) bir (Avukat) yahut (Sihirbaz) ın yerine bir (Doktor) bir (Manyatizmacı) veya (gözlemecinin) yerine bir (Pastacı) yahud da (San - dıkh) nin yerine bir (Metres Hayatı) koyamadı. Ne diyelim, bizim eski ah - bap, yakında iyi olur da, inşallah has- taneden türp gibi çıkarsa belki bundan sonra onları da yapar! ” Osman Cemal Kayglı Meselâ o eski (Yazıcı) oyununun | Sayfa 11 Manyak bir kap tan; batırdığı gemi ( Baştarafı 9 uncu sayfada ) yerinden oynatılacağa benzemiyordu,. ' Bütün sandallar, şaha kalkmış bir vazi yette idi. Çoğunun deniza indirildiği za man, dalgaların tesirile uçup gidecek leri muhakkaktı. Sancak tarafında bu- künan sandallardan ise hiç bir hayir beklenemezdi. Esasen su üzerinde yü-' zer gibi duran bu sandallar, ufak bir hareketle param parça olacaklardı. İsti fade edilecek olan yalnız tahlisiye san dalları.. Yolculardan hiç biri de bunla ra nereden binileceğini bilmiyordu. «Çocuklar ve kadınlar, ilk...» emri yanlış anlaşıldı. Bu emir, ilkönce ka- dınlarla çocukların sandala binmeleri icap ettiğini, sonra da erkeklerin gire bileceklerini ifade eder. Halbuki o hamm le kadınlarla, çocukların birinci tahli« siye sandalına binip açılmaları, şekline de anlaşıldı. ğ , Teşkilâtsızlık bütün korkunçluğu ile gsırıtıyordu. Sandallardan biri daha ime gdirilirken kapaklandı. , Gitlikçe meyillenen güvertede kah « ramanlık ile kancıklık bütün hamaseft ve korkunçluğiyle şaheser oyununu oy; nadı. Vazifesi başında bulunmaktan iş tinkâf edenler, bulundu. Karılar koca« larından ayrılmayı reddettiler. Çocuk- lar, analarının eteklerine yapıştılar. Borulardan biri patladı ve tekneye daha fazla su dolmaya başladı. Kömür ,mahzenlerinden biri daha akur dalgas« Jara dayanamıyarak çöktü. Geminin ha mulesi, bir yandan öbür yana sürük- Jene sürüklene, geminin müvazenesini » |bir kat daha bozuyordu. İstifade edilebilen kayıklar denize in dirildi. Bununla beraber, bu mahşerde, çesetler dalgalarla birlikte inip çıkı « yor, sahipsiz kollar suyu dövüyor, hay- kırmak için açılan Gdudaklar, ağızlar, en ufacık bir dalga ile ebediyen kapa- duyor, kilitleniyordu. , Sandallardan bazıları kaza yerinden uzaklaşabildi. Telsiz memuru, daha hâ- lâ yerinde, deniz mahkemesinde idam ları okunan mahkümların son feryat- larını, noktalar, çizgilerle havaya yay- makta devam ediyordu. Telsiz memuru, son dakikaya kadar imdat işaretini verdi, gemi suların de- rinliklerine gömülünceye kadar, hissiz parmakları önündeki manivelâya bastı, bastı. * Kaptan Carey kendi fikirlerile baş- başa, güvertede duruyordu. Vicdanila karşı karşıya bulunuyordu. Ağzından boğuk bir ses çıktı. Son sözlerini söylü yordu: — Allahım, Allahım.. Beni bu felâ ketten dolayı itham edemezler... Vestris yana yattıkça yattı. Güverte dfenizln bir olmuştu, artık.. ve birden bîre kapaklanarak, köpek balıklarının; yüzdüğü derinliklere daldı ve ebediyen kayboldu. ğ Ş * İmdat işaretini vaktinde vermemek suçiyle itham edilen Kaptan Carey, ge'. misile birlikte sulara gömülmüştü. Gemide bulunan 112 masum insanm da manvak kaptanın uğuruna kurban gkişi LA Hatıralar (Baştarafı 6 ıncı sayfada) Çiseliyen yağmur altında epeyce vü- rüdükten sonra bir küçük bahçe için: deki eve vardık. Ali Naci kılavuzlük e- diyordu. Çünkü içimizde Yakubun e « vini.henüz ondan- başka bilen yoktü. Bizden evvelki üstatlarla tanışmakla artık 6 hepimizden evvel davranıyor « du. Dehşetli sokulgan ve zeki id. N— tekim gazeteciliğe, muhabirliğe, re » portaj yapmağa istidadı da bu açık « gözlülüğünden daha o zaman sezilk - bilirdi. , e (Arkası var) Konuşma (Baş tarafı 3 üncü sayfada) cağız. Medeniyet için bundan büyük iyilik mi olur? Kitap, yazı kalkıyar muymuş? Hani o günler!. Gözlerimiz yorulmaktan kurtulur, hemm de sözü daha kolaylıkla, daha iyi anlarız. Keş- ke M, Geörges Duhamel dövünmesin- de haklı olsa... ! — | Japon meclisi | miştir. - Bu itiberla Nevresin bu sabah saat dökuzda Cerrahpaşadan kaldırılan ce- nazesi bu satırların intişarı ânında Ya- kacığa yaklaşmak üzeredir. Vali Muhittin Üstündağ Bu hazin İ D - d ü Hü Toökyo, 22 (A.A ) — Diyet meelisinin 'ı!c:shı resmen yalan!lanmıştır. 'vğsîîe ile sayısı hayli bol olan kadir$i- ınşshl_da'rma'bü yenisini daha katmış bulunuyor. — ğ e e