LA vv D KA AAA SON POSTA Ca ÜÜ Va 4— VA ARAMIZDAKİLER ( —— ——— ——— ——— a_a—.;.î.î._-_l—_ | Çer) Ş Pa SATET b a —— L C _ - Yer altında 45 se ( 5 | Bir gece hoyuklerden İyıkıldı 169 amele top! altında kaldı F7 6 - İi ——— GÇ — HX j * p gü yü ” ÇS M y S iyaset mütehassısı, kadın mü - tehassısı, yazı mütehassısı, İç- ki mütehassısı, hava mütehassısı, sıh- hat mütehassısı, iktısat mütehassısı, spor mütehassısı, âdres mütehassısı, süngercilik mütehassısı, balıkcılık mü- tehassısı, tütün mütehassısı, şarab mü- tehassısı, dokumacılık mütehassısı, yol mütehassısı, maliye mütehassısı, hu - kuk mütehassısı, inşaat mütehaesısı, resim mütehassısı, san at mütehassısı, hah, âsârı atika, parmak izi, heykel, maarif, kumarcılık, ilmi nücum, ilmi simya, ilmi sima, ilmi hat, terbiyei cin- siye, terbiyei hissiye, hayvan, ziraat, gazetecilik, çiçekcilik, madencilik, ço- rabcılık, hapishane, ses, havacılık, ci- vacılık mütehassısları, Daha sayayım mı? Topunu yazabil- meye ne defter dayanır, ne kalem, ne 5ab_ır, ne de tahammiül. Öküz gübresinden karpuz tohumu çıkarma mütehassısından tutun da, in- cir çekirdeğinden armud usaresi süz- me mütehassısına varıncaya kadar her türlüsü vardır. Mütehassısın yerlisi de vardır, ec - nebisi de. Kimisi Amerikadan getirti- lir, kimisi Balattan çıkar. Dokuz diplomalıları da vardır, eski elifi yeni bir direk sananları da. Her şeyden anlıyanı da bulunur, hiç bir şeyden çakmıyanı da .Bazıları her şeye burunlarını sokarlar, baztları hiç bir şeye karışmazlar. Kimisinin yanına kimisinden — yakanızı kurtaramazsınız. Bir kısmının Bini bir parayadır, bir kısmı günde bin papele para demez. Adlarının geçmediği gün göremez- siniz. Ya biri gelir, ya biri gider. Hepsi- ni toparlayıp aramızda taksim etsek, adam başına en azından yarım düzine düşer. İşbu keyfiyet böyle olduğu hal- de hâlâ şu kabil temennilerde bulu - nulur : — Bu iş için de bir mütehassıs cel- bedilmeli!.. — Gençlerimiz Garb illerine varıp bu işde de ihtisas peydahlamalılar. Onların mevcudiyeti yüzünden, her varamazsınız, yerde kelâmınızı ağzınıza tıkarlar: — Sen ihtisasın dahilinde olmıyan işlere burnunu sokmal — Sen mütehassısından iyi mi bile- ceksin? Herifin ihtisası bu. Mütehassıs söyledi diyorüm sana. Her iş mütehassısına havale olunur. Yazan: Naci Sadullah Mütehassıs geçinenler de vardır, mütehassıslıkla geçinenlerin biri ç- kıp: e — İhtisas meselesi Monşerl dedi miydi akan sular durur. «İhtisas» keli- mesi, netameli sorguya mârüz kalmış ketum memurların can kurtaranıdır: — Bu iş benim ihtisasım dahilinde değil! deyip kestirip atarlar. Benim bir çok kimseler gibi, onla- ra verilen paraları çok gördüğüm yok. Fakat içlerinde en tutulduğum tip «komple mütehassıs» tır. Onun ne bil- diği, ne de bilmediği hiç bir şey yok - tur. Fakat âşık garib gibi her telden çalarlar: Başınız ağrısa güllâç, nasırı- niz sızlasa ilâç, yüreğiniz yansa çare öğütlerler. Hakkından gelemiyecekleri mesele, altından kalkamıyacakları da- va, işini bitiremiyecekleri kabadayı, beyanı mütalea edemiyecekleri hâdise, burun sokamıyacakları mevzu, görme- dikleri yer, bilmedikleri şey, tatmadık- ları nesne, yemedikleri herze, kırma - dıkları ceviz kalmamıştır. Ne zaman öleceğinizi sorun, cevabı yapıştırırlar. Ne zaman seveceğinizi sorun, cevab hazırdır. Siyasetten açın, müstakbel harblerin neticelerini bir bir —- — _.— GÖNÜL İŞLERİ' Okuyucularıma Cevaplarım Ödemişte Bay (B. C.) e: Nişan yüzüğü bir sözleşme, bir bağlanma manasını ifade eder, Ha- tırlama ve hatırlatmadır. Nişan yü- züğünün daima pilâtin, altın veya gümüş, basit bir halka şeklinde ol - ması şarttır. Buna mukabil nişan yüzüğü ile birlikte kıymetli diğer bir yüzük te hediye olarak verile - bilir, içine tıpkı nişan yüzüğünde olduğu gibi tarih yazdırmak müm- kündür. * Beşiktaşta Bay (K. K.) a: Ben sizin yerinizde olsaydım ev - de Beyoğlunun pahalıya gelen bir ra ile müstakbel yuvanızı süslemek müreccahtır. dıktan sonra alevlenen kalbleri çok gördüm. Ayıplamam, olagandır, de- rim. Fakat bilir misiniz; bun!ardan yüzde (60) 1 gülünç, yüzde (30) u lenme törenini ne kendi evimde, ne ötelinde yapandım, Halkevini ter - cih ederdim, masraf yüzde doksan eksiğe malolurdu. Gösterişten — vaz, geçiniz, elâleme sarfedeceğiniz pa - * Bakırköyünde Bay ( B. K.) a: Aşk yaşa bakmaz. Saçları kırlan- iğrenç, yüzde (5) i mecnun görü - nürler. Geriye kalan yüzde (5) in içinde hüzün veren bir kiş! ya var, yahut yoktur. TEYZE — 3-MÜTEHASSIS bildirirler. İçtimaiyattan dem vurun, bihakkın zaptederler. İktısadiyattan konuşun, bülbül kesilirler. Edebiyattan lâf edin gene dile gelirler. Dedim ya size: Adile sanile «komple mütehas - sıs)» derler onlaral.. Huzurlarında ağız açmıya karar ver- seniz, bir haftada konuşmasını unu - tursunuz. Çünkü her yerde, her zaman hazır ve nâzır olduklarından, huzur - larında konuşmıya konuşmıiya dilinize tutukluk gelir. Öğüdlerini dinleseniz, evinizden, barkınızdan, işinizden, gü- cünüzden, malinizdan, canınızdan, ka- nınızdan hanınızdan olursunuz. Kulak asmasaniız, gene iki yakanız bir araya gelmez. Şerrinden felâh bu - lamazsınız. Kendileri her Medresenin ard kapısından dehlenmişlerdir amma, huzurlarında altı çift lâkırdı edecekler- den altı tane diploma isterler. Emin olun ki, şimdi bu satırları oku- yunca: E — Vay echel vay... O, mütehassıs- lar hakkında ne zaman ihtisas sahibi oldu ki bu herzeleri yumurtluyor| di- yeceklerdir. Mübarekler, Mecidiyeköyü sinekleri gibi, öyle bir çırpıda türeyip çoğaldı- lar ki sormayın gitsin. Eğer etrafımızı biraz daha sararlar- sa, yakamızı ellerinden, adımızı dille- kasdlerinden koru - mak için iâne toplayıp yollara düsşmek- rinden, canimızı ten, ve dd mütehassıs maaşını bir ay- da gözden çıkarıp bir «komple müte - hassıslardan korunmanın çarelerini öğretme mütehassısı!» — getirtmetken gayri çaremiz kalmıyacak ! Ve böylece onları da evvellâ Allah, sonra da mütehassısına havale eyliye- ceğizl. Naci Sadullah KN EEEEE YARIN Aramızdakilerden Dalkavuk Yazan: Cevad Fehini Şimdi artık ölümlere, kanıksadık. İlk defa ocak içindeki kazay! : ' Maden ameleliğinde, ilk kazayı, tu- haf değil mi ocağın içinde değil, oca- ğın dışında gördüm. O zamanlar, ocaklarda çalışan a- melenin barınabilmesi için madenciler amele barakaları yapmazlardı. Her a- mele takımı çalı çırpıdan bir şeyler ö- rer, üzerini çamurla sıvardı. Bu, ma- denlerde çalıştığı müddetçe içinde yat- tığı barakayı meydana getirirdi. Fakat bir ocağa yeni tertip olunan amele bu kulübeyi yapıncaya kadar açıkta gecelemek mecburiyetinde idi. Ben, benden yaşlı olan ağabeyimin ve arkadaşlarının kulübesine sığınabil- miştim. Geceleri toprağın üstüne seri- lir, kafamızın altına bir kütük yerleş- tirir, ortada yanan ateşe tabanlarımı- zı verir, böylece «kaşık kalıblı» kandil ışığıyla işbaşı sinyalı veren horoz se- sini beklerdik. Kulübe yapamıyan acemi ameleye gelince onlar da bir höyüğün altını oya oya mağaramsı bir şey meydana ge- tirirler ve onun içinde gecelerlerdi. Bir gece bu höyüklerden biri âni bir çöküntü yaptı. Toprak altında on altı amele kaldı. Bunlardan — on üçü kurtarıldı. Amma ötekiler... bütün uğ- raşmalar ve didinmeler boşa gitti; ü- çünü canlı olarak kurtarmak kabil ol- madı, Madenlerde ilk ölüm kazasını bu süretle ocağın içinde değil, dışında gör müş oldum. Yanarım hâlâ o üç deli- kanlıya! Şimdi, İş Bankası ocaklarının bu- landuğu madenleri evvelce Rombahi isminde bir Rum madenci işletiyordu. Ocak içindeki ilk kazayı işte bu ocak- ta, küfeci ameleliğim — sırasında gör- düm. Sonradan bir yığın göre göre ka- nıksadık ya! hoş... Çocukluğumdan mı, acemiliğimden mi, yoksa ocakta gördüğüm ilk ölümlü kaza olduğun- dan mi kafamda en çok iz bırakan ma- den facialarından biri de bu ilk şahidi olduğum kazadır. İşletme şekilleri iptidat — olduğun- dan maden ocakları şimdiki gibi ku- yu haline gelmemişti. O zamanki mev- cut iptidaf âletler ve vasıtalarla derin- lere inmek imkânsızdı. Onun içindir ki, maden ocaklarında grizu, falan gi- bi kazalara ender rastlanırdı. «Ölümn- ler, hep uküçük» kazalardan olurdu. Küfecilik yaptığım Rombahi oca- ğının bir bacasında t«ayak» alınıyor- du. «Ayak almak» kolay bir iş değil- dir. Evvelce işlene, işlene tâ uzaklara gitmiş olan bir bacada kömür kalma- yınca geri dönülür. Bu baca artık ter- kedilecektir. Geri dönerken, ileri gi- dişte çalışanları emniyet altınâa almak ğüm zaman altı ırhdışımlıbonberhemen köyün yolunu tut Ameleler kömür çıkarmak için böyle çalışırlar için vurulan direk bağları (&? dilir. İki buçuk metre yüks lan galerinin sağ ve sol d“ ve tavanındaki kömürler kömürü akıtma sırasında, e87 re bittabi çok genişleyen ve * istinat bağları alınan bacamllı çökmesi ve altında ça.lışanm kertmesi işten bile değildir: 5"’4 «Ayak almak», kolaylı ) bol kömür veren bir amellye dan madencinin yüzünü £ d fakat çalışanı somurtan bir #i Ocak içinde gördüğüm böyle bir «ayak almak» işi İki genç kazmacı çokuntîı deki boşluk arasında kaldılaf' | cıların kaldıkları yer çok da yer ise çok geniş. O goçugu melelerin yanına varıncaya " gg çecek zaman içinde amelelet lî lundukları bacadaki haval'llıı : yüzde yüz. Ve öyle oldu bâ7'll Önceden: «Alın bizi!» © ""fva şan sesleri saatler geçtikçe A On altıncı saatten sonra ' kesildi. Çarpınmaları, havV” & kendilerini oradan oraya vu? durdu. Bu iki kazmacıyı iki gull labildiler. Hey Allahım! O 9"“ ı şeydi. Kazmacılardan biri YÜ yatıyordu. Kucağında sıkı $ ği kazmasının sivri ucunu Gözleri fırlamış, yüzünün b leleri gerilmişti. ! Öbürü, duvara karşı ya“ du. Onun kucağında da €©© «sivriç», vardı. Ve o da ar$ ( sivricin ucunu ısırmıştı. H&? yüzlerini de kanla kömür to7” rışmasından peyda olan kaplamıştı. Kucağinda si kazmacının, soluksuzluktani kulaklarından bile kan fışkt Kazmacıların kucakların ları kazma ve sivrici almak ? oldu. Mübarek delikanlılar: " ları ilk mezarlarında son ' larken demir parçalarını © vetli tutmuşlar ki... Bu ilk gördüğümüz dehşetinden o kadar kork!n altı çocuk hemen o gece O cB tık, ve köyün yolunu tutt“ Edirne beledıyesının ısîİ Ankara (Hususi) — yesinin Belediyeler BankaS”! pacağı istikraz işi için ait 01 kamlarla temas etmek üZ€' j ze gelen Edirne belediye 'I_ Ferit Çardaklı Trakya unau? tişi General Kâzım Diriği iş j rek istikraz işleri etrafında V Ld "*ı görüşmüştür.