Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
| | k. ——— y —— e — SUN FUSTA %== .. CİHAN İttihad ve Terakkide on sene .. ... İkinci kısım HARBİNE NASİi Yazan: Eski Tanin Başmuharriri Muhittin Birgen — No. L GİRDİK? -O zaman altı büyük devlet arasında - Türk dostluğuna mukabil çok şey ; istemiyen iki devlet vardı Alman ve Fransız dostluğunun İttihat ve Terakki içinde de mümessilleri mevcuttu Kd * “-Sivil unsurlar arasında Fransızlara, askeri unsurlar arasında da Almanlara karşı sempati uyanmış bulunuyordu. tarihinde Avrupada barut fıçılarını a- Fakat, benim kanaatime göre 914 tesleme kararını vermek — mes'uliyeti T lhiğın omuzlarına düşer, ilk teşeb - 8, ilk kıvılcım Petresburgdan, pans- Vistlerden gelmiştir. 914 nisanında tesadüfün beni sevketmiş olduğu Yal- tada, üç gün ve dört gece esnasında tördüğüm şeyler, bende harbin pek Yakın olduğu kanaatini uyandırmıştı. Ben bu kanaatimi ne bir vesikaya isti- P'_ld ettirebilirim ve ne de iddiamı isbat için elle tutulur bir delil gösterebilirim. F'&At. muhitimde görüp de burada tafsiline imkân bulunmıyan bir takım "î?lerden aldığım intiba bende sür'atle 'Öyle bir vicdan kanaatinin teşekkü « lüne sebeb oldu ve işte bundan dolayı ben Cihan Harbinin çıkarılmasına Çarlık Rusyanın karar vermiş olduğu- ha kaniim. Bence Cihan Harbinin. 1914 şn_“i Ağustosunda — patlamasının irinci derecede mes'ulü odur. ı FÇ SN Almanya ile ittifak — Yalta dönüşünden itibaren Türkiye- din harici siyaseti meselesi gittikce ar-| | t?n bir ehemmiyet kazanmıştı. Kendi- sini Avrupada çok yalnız hisseden, Avruşa milletleri ailesi içine girmek is- teyen Türk devleti için, ©o zamanki AVl'upa şartlarına göre, yapılacak u - Zı.ın boylu kombinezonlar yoktu; o va- tler, Ayvrupada bugünkü kadar çok _Vlet yoktu ve mevcud olanlar da bir- irlerine bağlanarak iki blok vücuda Betirmişlerdi. Bunlardan birine gir - €k veya girmemek meselesinde ise tâlinin hattâ herhangi bir tercih ?“:Pmaıı dahi mümkün değildi: Her iki taraf da kendisine karşı alâka gös- temiyordu. Altı büyük devlet arasında *sasen Türkiyeye karşı dost görünen Ve bu dostluklarına mukabil çok şey p iyen yalnız iki memleket vardı : Tansa ve Almanya, Fakat, bunların K Uostlukları, kısmen, aralanındaki rö- kll:":tlcı*deıı. kısmen de Türkiyed& ik- h'âdî nüfuz arzülarından ileri geliyor- du! Yapılabilecek mümkün İütifak an- Sak bunlar arasında düşünülebilirdi. Bu iki dostluk istikametinin İttihat Ve Terakki içinde mümessilleri de var-| di> Sivil unsurlar arasında Fransızla - Ta ve askeri unsurlar arasında da Aİ- Plnyaya karşı sempati. O tarihte Tansa siyaseti müstakil değildi; bir taraftan İngiltereye, öte taraftan, Rus- Yaya bağlı idi. O kadar ki Fransa har- be istemiyerek girmiş değil, belki de sü- “_lk*lenmiştir. Bundan başka, Fransada 'İkü_met mevkiinde o zamanlar radi- sosyalistler bulunuyorlardı. Bun - larm arasında inkılâbcı Türkiyeye kar- #| manevi bir sempati hissolmakla be- Taber, onlar da Türkiyenin bir kuvvet Olduğuna inanmıyorlardı. Almanyaya İ_Glince, o başlı başına bir siyaset sahi- bf ve yapmış olduğu blokta baş mev - kide idi. Kuvvetli ordusu ve donan - Ması ile göz kamaştıran Alman sat - Vetine karşı da Enver paşada ve ekse- r*_lr'etle bizim askeri muhitimizde bü - Yük bir emniyet ve sempati vardı, Türkiye, kendisini Avrupa millet - i ailesine sokacak olan ittifakı, işte p iki dostluk istikametinde, evvelâ Tansada, sonra Almanyada arıyor, fa- ler Kayser Vilhelm Osmanlı ünifermasile birinden de, diğerinden de yardımlar gelmesine rağmen kimse Türkiyenin tekliflerine alıcı gözle bakmıyordu. Fakat, Saray-Bosna suikastı, Avus- turya - Macaristan veliahtını yere ser- dikten sonra işler değişti ve günün bi- rinde Mitat Şükrü bey bermütad mat- baaya geldiği zaman bana Almanya ile ittifakın nihayet aktedildiği haberini verdi. Bu ,artık harbin patlamak üze- re olduğunun bence en son alâmeti i- di — İttifak nasıl aktedildi ? Babiâli, Balkan Harbinin sonunda Almanlardan kuvvetli bir yardım gör- meğe başladığı sıralarda bir kaç sene evvel efkârı umumiyeye de âdeta bir ha ileri götürüp bir ittifak yapılması fikrine, tamamen yanaşmış ve bunun |için Almanyaya teklifler yapmıştı. Fa- kat, o sırada İstanbulda bulunan Al - man sefiri Baron Fon Vangenhaym Türkiyenin bir harb halinde yardımcı bir kuvvet değil, belki de bir yük ola- cağı fikrinde bulunduğu için bu teklife Almanlar tarafından güler yüzie, dost- luk sözlerile mukabele edilmiş, fakat ciddi bir cevab verilmemişti. Fakat, Saray-Bosna vak'asını tâkib eden gergin vaziyet sırasında Alman- ya ile Avusturya - Macaristan son dip- lomatik hazırlıklarını yapar ve kendi- lerine yardımcı ararlarken günün bi - rinde Kayser Vilhelm Türkiye tara - fından yapılmış olan tekliften haber - dar olmuş ve bu meselenin iyi tetkik e- dilip bir neticeye bağlanması için e - mirler vermiş. Aynı zamanda ÂAvus « turya - Macaristan ve bilhassa onun İstanbul sefiri Pallaviçini bu ittifaka tarafdar idiler. Hattâ, bir rivayete na- zaran, o tarihte henüz kayser tarafın- dan malüm bulunmıyan Türk teklifin- den, kendisi, Kont Pallaviçini'nin tel- kini üzerine Avusturya - Macaristan erkânıharbiyesi vasıtasile haberdar e- dilmiştir. Her neyse, imparator bu itti- kat, bazı müşkül zamanlarda bunların faka tarafdar oluşca har şey birdenbire cürüm sayılan Alman dostluğunu da-| Yaür'atle yürümüş ve nihayet ittifak ak- ıtedilmişti. Aktedilmekle beraber, ittifak, bida- / |yette gayet mahrem tutuldu. Hattâ na- zırlar arasında bile bidayette bundan haberdar olmıyanlar vardı. — İttifakın şartlarına gelince, dört sene devam e - den harb esnasında Almanya ile Ara- mızdaki münasebetlerin esasını teşkil eden bu vesikanın gerek şeklinden, “gerek ahkâmından resmi surette bah- sedildiğini hiç bir zaman işitmedim. Bu husustaki malümatlım, muhtelif za - manlarda parça parça toplanmış ve hâfızada parça parça kalmış şeyler - dir. : İttifakın şartları ne idi? Bu ittifak vesikası alelâcele yapılıp bitmiş bir şey olduğu için, galiba, her iki taraf da onun şartları üzerinde u - zün uzadıya uğraşmış değildi. Biz, ni- hayet bir müttefik bulmuş olmaktan memnun, Almanya da hızla gelmekte olan harbde kendisine yeni bir kuvvet ilâve etmekten mahzuz, her iki taraf da teferruât üzerinde durmıya lüzum görmemişti. Bildiğime göre, bir kere, | ittifak tedafüt idi. Yani bir taraf teca- vüze uğrarsa öbür taraf onu müdafaa edecekti. Zaten, bütün muahede de, zannedersem, bu prensibin tesbitinden başka bir şey değildi. Ben seferberlik ve harb esnasında paraca sıkıntılı zamanlarında bir kere nazırlardan bir zâta, ittifakın akdi es- nasında Almanyanın bir harb halinde bize paraca yardım etmesi cihetinin düşünülüp düşünülmediğini sorduğum zaman bana «biz o kadar büyük bir işe giriyor ve samimi bir ittifak yapıyoruz ki araya para gibi hasis bir mesele bah- sini katmıya bile lüzum görmedik!» (diye cevab vermişti. Bu, daha ziyade romantik bir görüşle sümmettaderük verilmiş bir cevabdı. Hakikat şu idi ki o zamanki Babiâli ittifakı bulduktan sonra bunun şartları ve bilhassa muh- telif ihtimalleri üzerinde uzun boylu (düşünmeğe bile lüzum görmemişti. Şu kadar biliyorum ki Almanya ile yapılan bu ittifakm şartları arasında bazı fütuhât tasavvurları vardı ki, ya- ni, bazı arazi üzerinde, ezcümle Kaf - kasyada Türkiyeye bir hak tanıtmıştı. Fakat, bu, muahede aktedilirken mi kararlaştırılmış, yoksa sonradan ya - pılmış bir itilâf üzerine mi tesbit edil- mişti? Bunu, şimdi hatırlayamıyo - rum. ,;Almanya ile ittifak hakkında bildikle- rim bunlardan ibarettir. Şurasını ha- tırlarım ki bu ittifakın akdinden senra hükümete bir nefs itimadı, bir hareket 'serbestisi gelmişti. Artık eskisi gibi haricin ve dahilin her hangi bir hare - keti karşısındaki Üürkeklik ortadan kalkmıştı. Hükümet, hükümet oldu - ğunu hissediyordu. Hattâ, Fransız dostluğunu tercih eden sivil ittihatcı - lar, başta Cavid bey olduğu halde, bu ittifaka muhalefet etmediler. - Almanya ile ittifakın sebepleri İttihat ve Terakki, altı sene evvel, inkılâb meydanına kendisini büsbütün başka fikirlerle atmıştı. Dahilde Ab - dülhamidin istibdadını yıkarken ha - hiçte de onun Alman dostluğu esası üzerine istinad eden siyasetini boza- | cak, bunun yerine İngiliz dostluğunu 'di. Sayfa 15 Garip bir ev ü Yazan: Piğne Mille Celia Mac - İvor adında bir İngiliz kadını ile tanışmıştım; bu hikâyeyi ba- na o anlattı: — Henüz bir genç kızdım, hafta son- larını gidip köyde, yeni kocaya varmış ahbaplarımdan birinin evinde geçirir- dim, Oldukça geniş bir ev... İngiltere- de ona benzer evler çoktur; fakat bu - nun bir de bilârdo salonu vardı. Ki - rası da emsaline nisbeten hayli ucuz- muş... Sözüme inanmıyacaksınız ama size hakikati olduğu gibi söylüyorum: o ev bana, içine dehşet çökmüş, her tarafını dehşet sarmış gibi gözüküyordu. Daha doğrusu dehşet değil de kin. Siz bana böyle şeylerin manası olmadığını, be- nim sinirlerime kapıldığımı söyliye - ceksiniz ama kat'iyyen değil., O zaman- lar ben şimdikinden — daha sıhhatte idim: siz de tasdik edersiniz ki ben hiç de müvazenesiz bir kadın değilimdir. Henüz hayatı pek bilmiyen, sevgi falan nedir henüz öğrenmemiş kızların he- men hepsi gibi ben de kendimi bahti- yar, tamamile bahtiyar hissediyor - dum. Arkadaşımla kocasına gelince on- lar da birbirine yakışmış, sevimli, ne- şeli insanlardı. İlk zamanlar öyle idi; fakat o köydeki eve yerleştikten son- ra ben onların arasında yaşamağa da- yanamaz oldum., Hele bilârdo salonu tüylerimi ürpertiyordu. Beni yatırdık- ları oda ise içime fenalıklar veriyor - du. Tek orada yatmıyayım diye kaç de- fa yalanlar uydurup geldiğim günün akşamı gerisin geri Londra'ya döndü- ğüm çok oldu. İçime düşen korkunun öyle anlaşılmaz, tabiat fevkinde bir sebebi olabileceği aklıma bile gelme- mişti: o odada uyumak elimde değildi, işte o kadar. Orada hem içimi korku sarıyor, hem de sinirlerim bozuluyor- du. Bilhassa sinirlerim bozuluyordu. Bilirsiniz ki biz İngilizler öyle ge - niş hayalli insanlar değilizdir. Ben de öyle sıkılmamın sebebi ne olabileceği- ni düşündüm: «Muhakkak ki bu evin ya hava gazı borularında bir bozukluk ve yahut ki havasında insana dokunan Çeviren: Nurullah Ataç - ması imkânı hatırıma geldi; belki bize tesir eden de onların hatırasıdır de - dim. Bu meseleyi arkadaşımın kocası * na açtım. Her zamanki soğukkanlılığ! ve vüzuhu ile bana şunları anlattı: Onlardan evvel o evde, vaktile müs- temlekelerde yaşamış bir adam otu - rurmuş; bilârdoya pek meraklı olduğu için salonu da o yaptırmış. O adamın akibeti kötü olmuş,.. Daha fazla bir şey öğrenemedim, «Akibeti kötü olmuş» sö- zünün manasını da pek Aanlıyamadım; arkadaşımın kocasının dilinde bu söz, o adamın birtakım ahlâksızlıklara düş- tüğünü gösterebileceği gibi bir akşam fazla viski içip kendini kuyuya atmış olduğu manasına da gelebilirdi. Belki kendisi de bu akibeti kötü olmanin ne demek olduğunu pek bilmiyordu; zaten böyle şeyler onun umurunda bile de-“-“ gildi. Evi kiralarken bütün bunlar ken- disine toptan anlatılmış; o da hiç şüp- hesiz merak edip izahat istememişti. Ben de eski usul terbiye görmüş, daha başka sualler sormağa cesaret edemi «, yecek bir kızdım. Zaten düşündüklerimi arkadaşımın . kocasına açmak bir kere bile aklıma gelmedi. İçimde şu «hissi kablelvuku» denilen cinsten bir şeyler duyuyordum.' Ama bunun ne olduğunu ben de açık-' ça bilmiyordum. Sorsalar izah ede « mezdim, Hem bilirsiniz ki İngiliz ter « biyesinin ilk ve en mukaddes kanunu «herkes gibi olmak» tır. Ben de bu e -| sastan ayrılamaz, aklıma kimsenin dü- şünmediği şeyler geldiğini itiraf ede- mezdim. Zaten söyliyecek olsam ar « kadaşımın kocası hemen babama gi « der, beni bir akıl doktoruna gösterme- sini tavsiye ederdi. Her gün evine ke-! yifle, neşe ile giriyor ve hiç düşünme-, den hiddetli, deli gibi bir şey oluyor-, du; etrafında da herkesi hiddetli ve deli gibi buluyordu. Bu garip halin 6 evle, herkesi titretip çılgına döndüren o evle bir münasebeti olabileceği bir gün bile aklına gelmedi. / Arasi çok geçmedi, bütün dostlarıı onları terketti. Ben bile evlerine uğ * bir şey var» dedim. Arkadaşımın ko - ramaz oldum. Artık onlara tahammül casına — sordum; kuntratoyu im - zalamadan önce her yeri tamit et- tirdiğini, her ta - Tafa baktırdığını ve bunlara bizzat nezaret — ettiğini Prenses Yarınki nushamızda : Yazan: Kadircan Kaflı edemiyor- dum. Akrabala « rile de araları a çıldı, — uşaklark Utaspa hizmetçileri bo « yuna — değişiyor« du. Büsbütün. yalnız kaldılar,, söyledi. Söyledi - - diği hiç şüphesiz doğru idi: o, böyle bi -| rer birer her işe nezaret edecek adam- lardandı. Ben ömrümde ondan daha İn- giliz bir İngiliz görmedim. Ama o evin havasında insana karşı bir husumet vardı. Daha doğrusu o ev- de bir husumet havası esiyordu. Hu - sumet havası... Oradaki hâli tavsif için başka bir kelime bulamiyorum. Orada herkes birbirinden nefret ediyordu. Ben bile oraya varır varmaz, sinirleri- |- me hükmedemez oluyordum. Arkada- şımın kocası, hayatta maddi işlerden başka hiç bir şeye aldırmıyan o adam- cağız, o evde tahammül edilmez hal - ler takınıyor, herkese hakarete başlı - yordu. Londra'da iken kuzu gibi idi; o eve girince mütemadiyen hırlıyan bir köpeğe dönüyordu. Her zaman terbi - yeli, sakin, her sözünü, her hareketini düşünür diye tanıdığım arkadaşım da o evde büsbütün başka bir insan olu- veriyordu. Hiç bir uşak, hiç bir hizmet- çi dürmuyordu. Hâsılı orası bir cehen- nem, bütün manası ile bir cehennem - Nihayet o evde feci şeyler geçmiş ol- ve günün birinde; birbiri ile de kavga edip ayrıldılar. İşin en garibi, arkadaşım ©o evden çıktıktan sonra gene eskisi gibi haliıö selim, müsamahakâr, hayırhah bir ka dın oldu. Bir günü bir gününe benze « mez bir insan olmaktan kurtuldu. Ko « cası ise o evde kaldı ve nihayet tımara haneye girdi... Anlıyorsunuz ya! çıl < Ben: ) — Peki ama, dedim, hani şu müs « temlekelerde yaşamış olan adam ne imiş? O, neden ölmüş? — Bütün bildiklerimi söyledim.. Ben, o evdeki odamda zıngır zıngı* tit« rer, birtakım korkunç,düşünceler, a « dam öldürmek hevesleri ile kıvranır « ken o adamı tavana asılmış, sallanır gi« bi görünrdüm. Doğrusu bu hayal ho « şuma da giderdi; işin aslını bilemedi « ğim için o tanımadığım adama garaz kesilmiştim... i — Celia, dedim, sizin anlattığınız hi- kâyeleri hiç sevmiyorum... Hiç birinin “bir sonu çıkmıyor; hepsi alelâde bir süs rette bitiyor. — Hepsi de doğru da ondan, diye ce« vap verdi. , D % Vanda hayvan bereketi Van (Hususi) — Vandan bu yıl harice 826,200 kilo yün, 64,110 âdet koyun ve 5,500 âdet sığır ihraç edilmiştir. Burada bir yün fabrikası açılırsa hem memleket kendi mahsulünü iş - letmek suretile kendi nüfusunun iş ve ticaretine yol açmış bulunacak, hem de vâsi arazisinde hayvan artımına daha fazla alâka gösterecektir. | Göynükte Atatürk Anıtı Göynük (Hususi) — Atatürk anı- tının inşası sür'atle ilerlemektedir. İgetirecekti.' — (Arkası var) | Kızılcahamam belediyesi Kızılcahamam (Hususi) — Kay « makam Vasfi Kolçak kasabanın imari için belediye bütcesinin genişlemesini . temin için tetkikat yapmıya ve beledi- yeye yeni gelir membaları bulmıya ça« lışmıya başlamıştır. Kaymakamın buü sahadaki tetkikatını kısa bir zarnanda bitireceği ve kasabanin imarı bakımın- dan çok faydalı olacağı muhakkak ad- dedilen kararlar alacağı umulmakta - dır. tiş etmektedir. Anıtın 13 haziranda a çılış töreni yapılacaktır.