20 Aralık 1937 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

GÜNAHKAR APASLAR Nakleden: F.K. Mensupları çırıl çıplak gezen bir tarikat ve hararetli taraftarı Bütün papazların, Balatta ge- çen hâdisenin kahramanı gibi, din kisvesinden gayri meşru şe kilde istifadeyi düşünen fırsat düşkünü don juanlar — olduğunu söylemek, kanaatimizce, büyük bir haksızlıktır. Papazlardan, pey gamberlerin bile riayet etmeğe lüzum görmedikleri bir — perhize riayet etmelerini istemek — gayri insani ve gayritabil ise de birçok din adamları şayanı hayret bir ta- hammülle bu imkânsız gibLi görü- nen perhizkârlığı göstermişlerdir. Kanaatimizi bu suretle tasrih et- mekten maksadımız yazacağımız —tarihi vakalara - müstenit — bazı hâdiselerin sırf İsa — dinine mensup ruhanilerin aleyhinde be lunmuş olmak için kalema alınma dığını anlatmaktır. : Papazlarda “hak — yolundan ayrı lanlar,,Tn; kendilerinden — istenilen ve insan tabiatine mugayir olan per hizle beraber görülmeğe başlandığı- nı kabul etmek mantıki olur. Papazların ve katolik papazları- nın rezalet içinde yaşadıklarını İleri sürerek Roma, kilisesine isyan edip. birisi Protestanlığı (f520), — diğeri Kalvinistliği (1535) kuran papaz Lüter ve Kalven, bu fikirlerini mü- dafaaya başlamazdan önce, mücade- leye giriştikleri papazlar gibi perhiz kârlığa rlayete hiç lüzum — görme- mişlerdir. Protestanlığın banisi Lüter, Kate rin dö Bören isminde bir — rahibeyi kandırmış ve bilâhare onunla evlen- miş, Kalven de, İdölet dö Bür isim li bir evli kadınla uzun müddet gay rimeşru münasebetlerde bulunmuş, papaz tarafından aldatılan koca ü- lünce, sevgilisile evlenmiştir. Manastırlar Manastır usulü, milâdın 350 inci senesinde başlamıştır. O tarihlerde İsa dininin azizlerinden Sen Pakon yukarı Mısırda bulunan papazları toplriyarak umumi ve müşterek — bir hayat şartına tabi tutmuş, manastır havatı böylece ihdas edilmiştir. Lâtinceden gelen “manastır,, keli mesi bir nevi papaz şehri demektir. Papazlar dışarıya çıkmadan her tür- lü ihtiyaçlarını buradan temin ede- bilirler. Fazla sıkı tarikatlerde her papaz; bütün eşyası bir — yatak, bir masa ve bir iskemleden ibaret, ayrı bir hücrede oturur. Manastırda yaşıyan — papazların hayat şartları, manastırın mensup olduğu tarikatin usullerine göre de- ğişir. En perhizkâr hayat yaşıyan- Jardan biri Şartröz — mensupları, en ziyade rezalet içinde yüzenleri de — simdi mevcut olmıyan — “Adamit,, lerdi . Tarikatlerinin isimlerini peygam- ber AÂdemden alan bu papazlar, tıpkı isim babaları gibi çırıl çıplak gezer- lerdi. Hristiyan — azizlerinden Sen Epifana göre bunlar büyük bir sa- londa rahibelerle birlikte toplana- rak ışıkları söndürürler ve kızılbaş- ların yaptıkları iddia olunan şekilde bin türlü ahlâksızlıkları irtikâp eder lerdi. 16 1ncı asırda bu tarikat bilhassa İngilterede ve İtalyada mevcuttu ve mensupları olan papazlar sokaklar- da Hazreti Âdem gibi gezmekte hiç bir mahzur görmüyorlardı. Bu pa- pazların kadın maceraları o kadar çoktur ki yazmakla tükenmez. 16 m- cr asrın Fransız âlimlerinden Han- ri Etiyen bir eserinde şöyle der: “Papaz Jan Hilin ancak on bir ta- ne metresi vardı. Az mı? diyeceksi- niz. Az tabil! Çünkü papaz Jan Blan kenin metreslerinin sayısı tam 20- dir. , 1431 de papa Öjenin emrile ma- nastırları teftişe çıkan papaz Am- .bruazın raporu aynen nakledilemiye cek derecede açık maceralarla dolu dür. Zavallr papaz bir — manastırda başrahibeyi doğururken bulmuş, ki- misinde papazların genç papazlara, İngiliz edibi — Oskar Vayldin Lord Duğlasa karşı olan alâkayı duyduk- larını görmüş, bazı — manastırlarda Safonun en hararetli taraftarların- dan rahibelerle karşılaşmıştır. 17 inci asırda Fransada — Belley papaz manastırı ile civarındaki rahi- beler manastırı arasında yeraltı yo- lu bulunduğu,başrahip Sen Sülpisin bir asilzadeyi öldürmesi üzerine, ma- nastır yıkılınca meydana çıkmış, rahibeler manastırındaki — birçok dünyaya geliş — sırları çocukların H zaman anlaşılmı | | ? Fransa kralı birinci Fransuvanın kiz kardesî Navar kraliçeshMBrgÜrit Safonun en rahibe'ler nunla beraber bulunan bir papaz ta- rafından ölünün yanı başında nasıl taarruza uğradığını anlatır. Bekâre- tini kaybeden rahibe şikâyette bulu nunca kraliçenin tabirince “bu teke huylu papaz,, — ağır şekilde — ceza landırılmıştır. Fransa ihtilâli esnasında yakılıp yıkrlan manastırlarda bulunan ço- cuk iskeletleri rahibeler - arasında uslü durmıyanların pek az olmadığı nr isbat etmektedir. Öenç kızları veya evli — kadınları kaçıran papazlar çok — görülmüştür. Bu hâdiseler içinde en garibi 16 mer asırda cereyan etmiş ve Kordöüliye denilen papazların Strazburg şehrin den kovulmalarına sebeb olmuşstur. Bu şehir ahalisinden bir kasabın gene ve çok güzel karısı bir gün için | de hastalanmış ve davet edilen âaile papazının duaları Aarasında ölüver miştir.O devirde defin için doktor mu ayenesine lüzum görülmediği cihet- le kadıncağızın cenazesi — kaldırıl- mış, tabut merasimle defnedilmiş- Aradan bir müddet geçtikten son- rakasap, tesadüf ettiği rahibelerden birisini rahmetli karısına pek ben- zetmiş, uzun maceralardan — sgsonra filhakika rahibenin kendi karısı öl- duğunu anlamıştır. İşin aslı yapılan tahkikatla ortaya çıkmıştır. Kasabın karısı, kocasından mem- nun değildir, papazlar arasında da- ha zevkli bir hayat yaşıyacağına ka nidir. Muntazaman günah çıkarttığı papazın da telkinleri üzerine ölü ro- lü yapmağa karar vermiş, papazm ve önun arkadaşlarının — yardımile plânında muvaffak olmuştur. Kilise- de bir aralık tabuttan çıkmış, içine ağırlık konan böş tabut defnedilmiş tir. Kadın da manastırda papazların arasında tam bir fahişe hayatı yaşa- mağa koyulmuştur. ; mar- Devamı var hikâyelerinde, bir Ölüyü ulınîîıhl::neğe_mcmur bir v.;ghibenın Ö- Kadınlar için Cok sade ve şık bir ev elbisesi. Önü kuşakla kavuşturulur. Kollar biraz bol sadır, düz renkli kumaştan ve yahud çi çekli yünlülerden yapılır. 80 santimetre enliliğindeki kurnaş lardan yapılırsa 5 buçuk metre alınalı- dır. 1,40 enindeki kumaşlardan 3 met re kâfidir. Çift kesilmiş dört parçadan mürekkeptir. ; Çamurdan halk olunan insan, yer- yüzüne indiği, gözlerini çevirip etra- fa baktığı zaman ilk hissettiği — şey bu oldu: Korku!.. Hakikaten yerler titriyor, deniz- ler köpürüyor, vahşi hayvanlar kük- rüyordu. İnsan, bunları görünce — nasıl bir tehlikeye düştüğünü anladı; — haya- tını muhafazaya, müdafaaya hazıir- landı. Korku; belkemiğine, ellerine, çıplak ayaklarına yapıştı, ürkek ka- fasına işlendi. Titriyen kalbine yer- leşti. Ve bir daha ayrılmadı. Isınmak iİçin, aydınlanmak — İçin bir çare aradı. Uzun uzun düşündü; nihayet tesadüf yardım etti: Elinde, biribirine sürterek vakit — geçirmek istediği iki kuru odun parçasından hafif bir'alevy çıktı, ateşi bülmuştu. Artık kışın üşümekten, geceleri ka- ranlıktan kurtulmuştu. Seviniyor- du... Fakat, az sonra bunun da kendi gi için bir tehlike olduğunu anladı. vahşi hayvanlara karşı nefsini mü- dafaaretmek için ilk evvel — taştan, sonra demirden silâhlar yaptı. Bun- ların da kendi aleyhine kullanılma- ğa başlandığını gördü. Neslini sön- dürmemek, idame ettirmek için, kendi kanmmdan, kendine” benziyen insanlar yetiştirdi. Bunlar da biri- birlerine düşman oldular, biribirle- rile boğuşmağa, biribirlerini öldür- meğe başladılar. Buna rağmen, in- sanlar gün günden artıyordu. Vücut ları sağlam, sıhhatleri yerindeydi. Bu daçok sürmedi Birçok hastalık- lar üzerlerine çöktü. Korkunç yara- lar peyda oldu.. Kolera gibi sari il- letler bir anda dünyayı sarıyor; bin- lerce, yüzbinlerce insanı, cansız yere seriyordu. Korku, korku gene korku! Bütün bu tehlikeler, bütün bu â- fetler insanı daha ziyade — korkak yaptı. Korkuyordu, herşeyden koör- kuyordu. Meselâ gece karanlığında yalnız bir yere giderken hiç yoktan ürküyordu. Bazan bir kahkaha işi- tir gibi oluyordu, Hemen — dönüyor, bakıyordu. Fakat, kimseyi göremi- yordu. Kahkaha — kesilmişti. Gene yürümesine devam ediyordu. Kahka- hanın tekrar başladığını işitiyordu. Artık bu sefer daha çok korkuyor, çılgımn gibi koşmağa baş- lıyordu. Arkasına dönüp bakmağa cesaret edemiyordu. Birinin takip et tiğini sanıyordu. Başını çevirince gö rüyordu neyi?.. bir başkasını mı?.. hayır.. Gördüğü hirbir şey yoktu.O- na öyle geliyordu. Fakat, kahkaha- lar hâlâ devam ediyor ve o adımla- rını sıklaştırıyordu, göne koşuyor, kaçıyor. Bağırıyor, başka insanları yardımına çağırıyor, başka insanlar | dan muavenet istiyordu. — Halbuki onlar da, niçin olduğunu bilmedikle ri halde onün korkusuna iştirak edi- yorlardı.. Korkudan ezilmiş, büzülmüş, göz- ler büyümüş ve yerlerinden fırlamış, — tıpkı ölüme karşı uluyan bir köü- pek gibi — bağırıyorlardı. Buna se- beb neydi? Korku!.. Sebepleri meçhul kaian umumi paniklsr Bu umumi korkular, bu müşterek panik çok defa, çok yerde — görül- müştür. Her milletin tarihinde buna dair birçok kayıtlar bulunur. Bun- lar, daima birdenbire çıkmış, sebeb- leri meçhül kalmıştır. Yalnız bir şey nazarı dikkate alınmağa değer: Bu ümümi korkular dalma harp gibi; ihtilâl gibi büyük ve feci hâdiseler arifesinde kendini göstermektedir. En yakın zamanlara ait ' olanlar- dan ve bügün yaşıyanların elân ha- tırlarında bulunan bir korku vakası 1911 de (Liberte) zırhlısı kazasında ölenlerin cenazeleri kaldırılırken vu pun gelmiştir. 25 eylül 1911 de, (Liberte) zırhlı- &ı, Tulon limanında istirahat halin- de bulunuyordu, Birdenbire, bazı küçük sesler işitildi, ve ayni zaman- da bir şey patladı. Askerler bağırı- yorlardı: “Ateş mühimmat anbarını sarıyor!...,, Kısa bir şaşkınlık, sonra büyük bir soğuk kanlılık. Zabitler, neferler hepsıtvaziteleri başında, Tarihin kayd AÇ kalan analar ürküyor; çocuklarını yiyor! Sebepleri meçhul umumi panikler Tulonda bir infilâkın doğurduğu karışıklık sırasında — halk avaz avaz haykırarak kaçıyordu: . B | Kuyruklu yıldız yaklaşıyor:; kıyamet kopacak ! felâketin önünü almağa, tahdit et- meye çalışıyordu. Fakat, mümkün değil. Bütün gayretler boşa gidiyor- du. Ve İlk iştialden yedi dakika son ra zabitler tehlikenin — yaklaştığını gördüler, geminin tahliyesi emrini verdiler. Yazık ki pek geç!.. Tam, tayfalar tahlisiye sandallarının yan larına gittikleri sırada müthiş bir in filâk oldu. O derece ki yirmi - kilo- metre uzaklardan işitildi. Koca zırh l parcalandı. Binlerce tonluk çelik parçaları hâvada üçüyor, sonra şeh- rTin üstüne düşüyordu. Tulonda bu infilâk yüzünden sağ- lam ne bir cam, ne de bir duvar kal- dı. (Liberte) faciası 220 neferin ölmesine, 100 den fazlasının yaralan masına sebeb oldu. Hükümet; facia- — kurbanlarına 3 birinciteşrinde milli bir cenaze me- rasimi yapılmasına karar verdi. Tu- lon şehri baştan bağa siyah tüllere büründü. Cumhurreisi (Arman Fali- yer), âyan ve mebusan reisleri ora- daydı. Eenebi devletler de sefirleri- ni göndermişlerdi. “Kıyamet — kopuyor',, Bir İngiliz zırllısından — kırmızı ceketli dört bahriye neferi — karaya çıkarıldı. Kollarında, matem alâme- ti olarak birer siyah kordela vardı. Şehirde, şehir halkından maada ciİ- vardan gelen binlerce kişiden mürek kep büyük bir kalabalık bulunuyor du. Fakat,derin bir sükünet hüküm sü rüyordu. Kimsenin sesi işitilmiyor- du. Bütün çehrelerde matem eserleri görülüyordu. Kadınlar, erkekler ağ- | lryorlardı. Birdenbire, nasıl oldu bilinemez, — we hâlâ da bilenememiştir — bir gürültü işitildi, müthiş bir panik çık- tr. Bir dakika zarfında alay dağıldı, cenazeler ortada kaldı. Halk çılgın gibi acı acı feryat ediyor, koşuyor- du. Baziları: “yer titriyor!..., Diğerleri: “bir kuyruklu yıldız yaklaşıyor..,, Bir kısmı: “Cumhurreisini öldür- düler! ... ; Ve hep birden: “Kıyamet — kopu- YOTC! ., j Diye avaz avaz — bağırıyorlardı. Ahali deli gibi evlerine can atmağa çalışıyordu. Askerler de dağılmıştı. Köpekler uluyordu. Halk biribiri- ni çifniyor, eziyordu,. Evlerden, şaş kınlıkla eşyalar, sanki bir yangın- dan kaçırılmak isteniyormuş gibi, pencerelerden atılıyordu. Mağazalar dükkânlar boşaltılıyordu. Şehir alt üst oldu Bu karışıklık, bu korku — ancak beş dakika sürdü. Fakat bu krsa müd det koca bir şehrin altüst olmasına kâfi geldi. RKrtesi gün, bu sebebi anlaşılamı- yan cinnetin Zararları hesap edildi- ği zaman umumi bir binanin önüne dikilen kocaman kazıklardan bir ta- ne kalmadığı hayretle görüldü. Genç bir zabit şu sözleri söyledi: — Hailk: kazıkları söktü, götürdü. Bilâhare, panikde bulünanlar sor- guya çekildi. Bazıları bir şeyin pat- ladığını işittiklerini, bazıları da gök yüzünden kuyruklu bir yıldız geçti- ğini gördüklerini söylediler. Resmi raast evlerinin raporları kat'iydi: O gün havada, yerde fevkalâde bir sey görülmemişti. — Binaenaleyh, o günkü müsterek korku, emsali eski devirlerde çok görülen ve sebebleri anlaşılmıyan umuümi korkulardan biriydi. Bereket versin, * Tulondaki panikte ezilenler, az ve çok yarala- nanlar oldu İse de ölenler bulunma- dr, Halbuki, 15inci Lui —zamanında (Mari - Antuvant)la Leh veliahdi- | nin düğün günleri çıkan panik böy- le olmamıştı. Vakitsiz patlayan bir donanma fiseği, Ruvayal meydanın- da toplanan halkı çılgınca bir kor- kuya düşürdü. Biribirlerini — iterek, ezerek kaçıyorlar, gectikleri yerler- de önlerine tesgadüf eden şeyleri kr- rıp döküvorlardı. Bu karısıklık esna sında elli kişi ölmüş, binden fazlası da ağır yaralanmıştı. Daha yakın vakitlerde, yani Tu- y O —— - ettiği llk büyük korku — — Ai dAü 20 BİRİNCİKANUN — 1937 , .— © A e| lon faciasından Ssonra, Parîâte'eî:r'j altı şimendiferlerinin birinde — "gi trik cereyanınm kesilmesi YüZÜ çu çıkan panikte yüzden fazla öldü. Paniğe sebeb? korku!« çlaf Ânneler çocuklarıaı yiyiy9' y Fakat, bütün bunlar, orta 8 gdi” ve Fransa büyük ihtilâli zaman'” — ki korkularla ölçülemez. —— (£ gol Tarihin kaydettiği ilk “büyÜK (p ku,, İsanın doğuşunun bininci ? : sinden evvel başlayan korkud“ı;rği beb? Kıyamet kopacağının habt rilmesi... wgil İlk evvel, o vakte kadar zöfüw miş bir dint buhran — çıkti- — Çarl metin yaklaştığını işiten insan Ü derin bir yeis, bir korku sardi- ründe “başı secde,, görmiyel z a tün günlerini ibadetle, dualarlzsıdn' giriyor, secdeden başlarını h miyorlardı. İş ve güç, alış yeriş gi durmustu. Halk âdeta “yaşayâ” — ler,, gibiydi. gktl lI Nihayet, bininci sene geldi- FS'lye ne kıyamet koptu, ne de bir f€” gil” delik oldu. O zaman, öyle bir af p! lık başladı ki ne din ne de im“î 1ör dr. Halk kendini sefahate VeT geh sanf, ahlâki vazifelerini ihmal — g) ı Herkes zevki, eğlencesi ile l“u 4 ölüuyor; yiyor, içiyor, gülüyordcy Bu da çok sürmedi. Sari bir " pjir hastalıklar çıktı. Halkı kırdı, & gfi di: Koölera, veba, dini muhaîeı." 4 büyücülük, umumt delilik, zulüf'y (Dign)de veha erketiğt zami Ji müthiş hastalığın önünü almak yef bütün sehir halkını evlerile b& yaktılar. j N # (Zoren) de müthiş bir sefal? f&fi' w detli bir açlık hüküm — sürüfüy Halk yiyecek bulamıyordu: İş K 29 sıralarda açlıktan gözleri dön:üj“ : oc ) ların, yalnız kendi küçük €© ı;; )e fit yedikleri değil, koı—.rış.ulaı'î“ıB ğe davet ettikleri görüldü. İS ziyafetler tertip edenler, Ve" ' B,'ıd;' j bizim çocuğu yeriz, yarın d& gf * kini!..;, diyenler bile olmuştü- öyrt yamlık açıktan açığa hüküm gl 1 yor, insan eti yemek ayıp BŞĞ#? yordu. Kasap dlıkkamarınmnrl .ıîu, lerinde insan kolları, bacak!& | Di duruyor, her istiyen, istediği " Ç ve istediği, beğendiği parçadt” ——— alabiliyordu. YA Korkunç bir hashl"a o—_ı!'! İşte o sıralarda, (At'den)t':nn,iı!î.iî;4 mana kâdar görülmemiş, İSİ nuiv — bir hastalık çıktı. Az sonrâ Y;'Wı—". (Gol) eyaletine sirayet ettt 3 falı' (Puvatu) şehrinde 40 bind* adâm öldü. a Bu hastalık şiddetli bir h:;,ıd" ı başlıyordu. Eller, kollar ve ; ,a?e’, kömür gibi simsiyah keisilgo dN ürüyor, vücuttan ayrılıyO*' Sarı gi Şordu. Adaleler taakilüs odi içeir terler, geriliyordu. Ve H F’;& etlerini aşındırdığı kemikle y,f,“ N mek lazımgeliyordü.Kaz“”hM —'İ,! üstüne — temizlemek veyâ teskin etmek için — Sü af ılî" mr acı büsbütün artıyordu- ; Kİ d çü " o derece şiddetli, yakıcı i ts'h" & lavyan su anide buhara — j f' edivor, etrafa bir koku Y”"ı-,rt çt Hastalar ve ölenler 80 ""1”5' ' Sılrp kalryordu. Hükümet * H K önüne geçmeğe ça"""rdîğn» n;,d lar için husnst “tecrithant ” Öçat' ' ya tırıyordu. Bunun, halkm kO' paf'e hbir kat daha arttırmaktâ? faydası olmuyordu. Zirâ kırmızıya boyanıyor, bir “alev,, iİşareti konu Bu devirde herşey h“ı:;î:g vö hf sunü muücip oluyordu. G yddrf».&ît tutulmaları, kuyruklu Bdlîod görünmesi hiribirini taKiP bt yf 1088 senesi eylülün S07 wşt;*ğr,q** ru bir geco gökyüzünde ;n, e. ejderhanın uçtuğudgöl'“ı an' ö dan alevler saçıyordu. MT he Vef .Orta çâğın bu korküSsü :emdıgüü men yüz yıl sürdü. B tıdıf'.'-" : korkusu da elli sene t;ııp â, 1727 kanlı hâdiselerin! " Oğan ti. Sari hastalıklar bunlar az zarar veriyordu — — | yordt l

Bu sayıdan diğer sayfalar: