N” “Son Posta,, ! .ğl'ecatı. otomatik telefonun kadranını — Dört, üç, sıfır... © Zil sesi duyuldu, trak karşı tarafta te- lJefon açılmıştı: — Alpo, alo... Evet sizsiniz.. sesinizi ar- ftık gayet iyi tanıyorum.. evet evet be- nim. İyisiniz ya, Fena mı?.. O —?????? te hoş bir şey değil. —*.-—T YA — Ben sinemaya gitmiştim. W—11?21?? | f — Hele pencereden bir bakayım söyle- "T yağmur, hattâ güneş açmış. Ne ya- m, kabahat bende değil, o kadar faz- Ja işim var ki, havanın hatırını soracak ile vakit bulamıyorum. ÂAmma sizin, o başka. Niçin mi?. Farkında değil misi-| niz? Sizinle konuşmaktan zevk duyuyo- Şöatttıttt — — Anlamadım Sevim hanım, ciddi mi söylüyorsunuz?... Ciddi ha... — ?????? — — Benmi? şey istiyecektim. Bay Sami geldi mi? Gelmedi öyle mi? Geldiği za- —man benim telefonla kendisini aradığı- — mi lütfen söylersiniz değil mi? Ü _— K HT? — — Çok teşekkür ederim Sevim hanım. - Şimdilik Allaha ısmarladık. Gene görü- BSUÜTrÜUZ — «Açık denizlerde nakliyat» umum mü- Gdürlüğünün İstanbul şubesinde çalışan - Necati şirkete gireli altı ay olmuştu. He- men her vakit umüm müdürlükle tele- ç konuşmak icab ediyordu ve Necati te efonu açar açmaz: alo alosuna çok be- ' ğendiği bir ses cevab veriyordu. Bu ses, —umum müdürlük santralının sesi idi. Ne- thin onun hakkındaki bütün bilgisi _*' sminin Sevim, sesinin de tatlı oluşuydu. Bkbirlerini tanımadan birbirlerinin ses- Ietmi tanımışlardı ve ne vakit telefonda /| karşılaşsalar, birbir!erine hatır sorarlar; ' havadan, sinemadan, şuradan buradan : bir iki çift lâf ederlerdi. loönda y&î'înde de canlandırdı. Uzun boylu, 'hlru esmer, dik bakışlı ve çok yakışıklı. j Blzkıç defa sormak, yanılıp yanılmadı- — ğinı anlamak istemişti. Fakat bir türlü |— buna cesaret edemiyordu. Necati de Se- - vimi düşünürdü. İnce bir vücud, çok gü- — — Hayır, terbiyeli evlâdsın. Fakat ne bileyim, belki benim işittiğim bazı _' eyleri daha sana söylersem... —©— Deme'tk: daha bir takım şeyler işit- ,tin öyle mi? . — Evet. — — İşte onu sorma. Birisi yetiştirdi. - — Peki; ne imiş o yetiştirdiği? - — Birinecisi şu: Naciye ile enişteni |bir gece yerısı Çamlıkta görmüşler. & — Ya öteki? — — Öteki de. işte senin bildiğin... - — Nasıl benim bildiğim? - — Canım, seninle Süheylâ arasındaki Münasebetin... — Hırsımdan deli olacaktım. Kendimi tutamadım: — — Öğyle de olsa.. bunu sana söyleme- |-Be utanmamışlar mı? diye haykırdım. — Halbuki o kızla aramızda öyle zannet- tikleri gibi hiç bir münasebet yok. Yal- nız, belki, evlenmeği düşünmüş olabi. f“î! iz. — Annem birdenbire yerinden fırladı we kendisinden hiç ummiyacağım bir —azimle karşıma dikildi: — — Nasıl? evlenmek mi diyorsun? |rupa TFT L— Hakkınız var.. ne yağmurdu.. böyle| 3 ağmurlu havada evde kapalı kalmak , - Sevim, Necati ile konuşurken onu ha- | 'kâyosı T ALO ALO ÖO TLKTANATARARDATTAM AAA M NIN Çevireri: İsmet Hulüst (© zel bir yüz, iri lâciverd gözler. ve hele saçları, sarı ve kıvırcık, * — Alo alo.. —?2?711?? — Benim Sevim hanım, nasılsıniz? Bu akşam değil mi? Saat altıda... Tam altı.. Karaköydeki saatin altında. Peki amma birbirimizi nasıl tanıyacağız!" —?1??7??7? — Ben buldum. Sağ elimde bir dünya mecmuası tutacağım.. evet evet siz de öyle.. tam altı, tam altı. Allaha ısmarla- dık. Necatiye hiçbir gün. o gün kadar uzun görünmemişti. Bir türlü saatler geçmi- yor, akşam olmuyordu. Necati hayalinde canlandırdığı Sevimi gözlerinin önüne getiriyor: — İşte, diyordu, benim sevebileceğim tip.. onunla evleniriz. Mütevazı fakat te- miz ve güzel bir evimiz olur. İçi içine sığmıyordu. Beş buçuk olmuş- tu. İşinden çıktı, bir müvezziden Dünya mecmüasını aldı. Karaköydeki saatin al- tına geldi. Randevu zamanına daha on beş dakika vardı. Kalbi çarpıyor, başı dönüyor gibi oluyordu. Ya Sevim, onun tahmin ettiği gibi değilse, ya yaşlı ise, ya çok çirkin- se, hayır hayır, kendini ona tanıtmamalı. Mecmuayı paltosunun cebine koydu, karşı kaldırıma geçti. Ne olsa Sevim sa- atin altına gelecekti. Karşı kaldırımdan onu görebilirdi. Eğer hakikaten hayalin- de yaşattığı Sevimse o zaman mecmuayı cebinden çıkarır ve ona doğru yürürdü. Saat altıya beş vardı. saat altı olmuştu. Saatin altına gelen olmadı. Necati bir sağa, bir sola bakıyordu. Altıyı beş geçti, on geçti gene kimseler yok. Necati daha fazla beklemedi. Tünele doğru yürüdü. * Sevim randevu saatinden az evvel ora- Sen deli mi oldun? Senden evvel kim- ME Yazan: Halid Fahri Ozansey bilir kaç kişi ile görüşmüş olan bir kız- la evlenmek mi? Arinemin bu sözü beynime bir tok « mak darbesile indi. — AÂnne, rica ederim, dedim, bu sö- zünü geri al. Yoksa kalbini kıracağım. ÂAnnem irğildi: — Ne dedin? Kalbimi mi kıracaksın? Sen ha... benim oğlum... benim Tuğ- rulum.... Birden gevşedim, O, teessünle sesi titriyerek bunu derken içime acı bir histir vyayıldı. Ah, demin ağzımdan ka- çırdığım o söze öyle nadim olmuştum | ki... Çocukluğumdanberi, her zaman, en ufak bir sitemle bile kalbini incit- mekten çekindiğim sevgil anama bu sö- zü ben mi söylemiştim? Onun beğen - mediğim hallerini bile hoş gören ben, şimdi bu kadar mı değişmiştim? Annem boynuma sarıldı, yüzümden gözümden öptü ve niahyet başımı tıpkı çocukluğumdaki gibi şefkatli göğsüne yaslıyarak: — Üzülme Tuğrulcuğum, dedi, sen gençsin, bunu da unutursun. Üzülme, yavrum! Hem senin gibi tahsilli, Av - görmüş gence bu teessür yakış - maz, Metin ol, hayatta İnsanın başına SON POSTA ya gelmişti. Fakat o da Necati gibi düşü- nüyordu. Ya Necati hayalinde canlandır- dığı erkekten tamamile ayrı bir tipte ise. Ya kılık kıyafet düşkünü, çirkin - eğri büğrü bir şeyse.. Sevim bu düşünce ile mecmuayı çantasına koymuştu. Köprüye kadar gidiyor, dönüyor, tekrar tünele yürüyordu. Kendi kendine: — Necati saatin altına gelecektir. O beni tanımadan, ben koltuğunun altın- daki mecmuadan onu tanırım, Eğer o ha- yalimde canlandırdığım gibi ise mecmu- ayı çantamdan çıkarır, kolumun altına alır, ona doğru yürürüm! Diyordu, Bir aşağı bir yukarı gitti gel- di. Saat ilerledi. Altıyı çeyrek geçi- yordu. — Artık gelmez! Yürüdü ve bir daha dönmedi, * Necati, Sevimin hayalinde canlandır- dığı gencin tâ kendisi idi. Uzun boytu, biraz esmer, dik bakışlı ve çok yakışıklı. Sevim de Necatinin beğendiği Sevimdi. İnce bir vücud, çok güzel bir yüz, iri lâciverd gözler ve hele saçları.. sarı ve kıvırcık, * Ertesi günü Necati telefonu açtı: — Alo alo! Sevimin sesi cevab verdi: — Kimi istiyorsunuz? Necati, hatiır soramadı. Sevim acele ediyordu: — Kimi istiyorsunuz? — Şey bana lütfen Bay Samiyi verir | misiniz? YARINKİ NÜSHAMIZDA: * Rignet ve o fena adam! Çeviren: Suad Derviş ile SABAH, ÖĞLE ve AKŞAM Her yemekten sonra muntazaman dişlerinizi - fırçalayınız | her şeygelebılir Huner, zamanında kendini kurtarmasını bilmektir. Bu sözleri annem mi söylüyordu? Benim o kadar saf ve hayatı anlamış sandığım annem... — AÂnne, dedim, tıpkı acı çekmiş, bin çile doldurmuş kadınlar gibi konu- şuyorsun. Halbuki babam dünyanın en iyi adamıdır. — Eh.. orası öyle.. fakat insan yal -| nız kocasının, babasının iyiliği ile ha - yatı anlamaz ki... Ben bile, bu yaşta Neclânın bir çok arzularına, bilhassa giyimde, sırf onun hatırı için razı olu- yorum, sırf bu sebebten katlanıyorum. Bana: — Süslen anne! diyor, eşe dosta ayıb olmasın'» zavallı kızcağızım, bil - miyor ki asıl eşe dosta karşı saklana - cak tarafımız, başka şeyler... Eniştenin |. bu uygursuzlukları... Daver ağabeyi - nin içip içip kendini kaybedişi... ve nihayet... _ Sözünü kestim. Sesimde bir kat'i - yetle: — Ve nihayet benim Süheylâ ile mü- nasebetim.. öyle mi? Dedim., — Evet.. bu münasebeti kesmelisin. — Ya kesemezsem?, — Zavallı çocuğum! Onu o kadar mı seviyorsun? — Hayatım kadar, anne... — Öyle ise yazık.. çok yazık.. bense senin için neler düşünmüştüm! — Malümil, Başka kızlar düşünmüş- sündür.. hepsi temiz aileden.. bunların hepsini biliyorum, fakat faydasız.. ben Süheylâdan ayrılamam, bunu bil, anne! Hazin hazin yüzüme baktı: — Peki, o da seni ayni şiddetle sevi- 'kez ımhnz ettiklen yerlemen biriai ol- Hiyemiyorsun! yor mu? Emin misin buna? Anadolunun en eskı ve tarihi şehri: Bitlis (Baştarafı 5 inci sayfada) da kumandanlarından Leys ismindeki bir zata havale etmişti. Bilâhare Leys, hakikaten bu dağlar a- fasında zaptedilmesi güç bir kale inşâ etmiş ve bu suretle imparatorunun em- rini yerine getirmişti. Müselies şeklinde vücude getirilen bu kaleye kumandan Leys; kendi ismini vermişti. Zamanla bu isim Ğeğişmlş. evvelâ Bey- tülleys, Beldetülleys ve Betlis olarak kullanılmış, ve bilâhare Bitlis şeklini al- mıştır. Maamafih bu ismi; meşhur tarih- çi Batlamyüse izafe edenler de vardır. Bitlisin kuruluşunu müteakib Arablarla Romalıların ve Bizanslıların Diyarbakır üzerinden Bitlis yolile İran ülkelerine saldırdıklarını ve yıllarca karşılıkl harb- ler yaptıkları görülmüştür. Türk mede- niyete büyük fenalıkları dokunan Arab- lardan sonra buralara Selçukilerin ve Artık oğullarımın yerleşmiş olduklarını ve bunların da haçlılarla müteaddid sa- vaşlar yaptıklarını görürüz. Hicretin (683) üncü yılında da Oğuz boyundan olan, büyük bir aşirete malik bulunan ve Orta Asyadan çıkarak önce | Azerbaycana ve sonra da Diyarbakıra geçerek yerleşen Akkoyunlu devleti de buralarda uzun müddet icrayi hükümet etmiştir. Son zamanlarda Bitlisin muhtelif bey- likler elinde idare edildiği de görülmek- tedir. Ezcümle Şerefhanlılar buralarda 90 beylik halinde 500 seneden fazla hüküm sürmüşlerdir. İranlıların Şah İsmail dev- rine kadar geçen müddet zarfında Bitlis kasabası halkının hemen çoğunu Azeri Türkleri teşkil etmekte idi. Bu sıralarda halk; başlarında bulunan Şeref hanm yayılmakta olan Şif mezhebini önlemek- te lâkayd kaldığını görünce derhal isyan etmiş ve kafasını kesmişti. Bilâhare Çal- dıran muharebesinden dönüp Diyarba- kırda bulunan Yavuz Sultan Selime haş vurarak Osmanlı hükümeti idaresine geç« miştir. Bunda Bıyıklı Mehmed Paşanın ve bilhassa Sekiz Cennet isimli eser ga- hibi İdris Bitlisinin de büyük yardımla- rı olmuştur. Bu suretle gerek Bitlisin ve gerekse etrafındaki kasabaların, yıllarca tarihin kaydedemedikleri birçok düşman hücum- larına uğradıkları anlaşılmakia ve bütün bu akınlar önünde muhteşem kalelerinin içine sığımarak benliklerini muhafazaya çalıştıkları görülmektedir. Osmanlılar devrinde Bitlis; ecnebi dev- letlerin isyan çıkartmak için adetâ mer- ü Öyle sanırım. — Bak sanırım diyorsun, Kat'i söy « Sustum, Bu sözüne cevab vereme - dim, Çünkü, annemle Süheylâyı ko - nuştuğumdanberi içime yeniden endi- şeler, şüpheler düşmüştü. Ah, gece ©- lup da Süheylâ ile bir konuşsa idim! Anneme döndüm: — Şimdi beni bırak, anne, dedim. Bunu sonra gene konuşuruz. Âsıl gene bu ablamın meselesini görüşelim. Şim- di ne olacak? — Bilmem, oğlum, ben de sana bunu sormağa geldim. Babana da henüz bir şey sövlemedim. — İyi ettin.. gene söyleme.. biraz sa- . bırlı ol! — Ben söylemem amma.. birazdan belki enişten gelirse?. Ablan susar mı? Ah, keşke enişten bu akşam gelmese — Kimbilir, belki gelmez. Zaten dün akşam yemekte yoktu. Gece de ben so- kağa çıkmıştım, görmedim. Benden ev- vel gelmiş mi idi acaba? — Evet! Yarım saat evvel gelmiş, ab. lan söyledi, Sabahlayin de İlk vapurla inmiş. — Niçin o kadar erken inmiş? — Bilmem. Sabah sabah ihtiyar bir kadın gelmiş de.. bir hasta için görüş- meğe... — Bir hasta için mi? o kadar erken! — Kimbilir, belki acele yapılacak bir idrar yahud kan tahlili Jâzımdı. Annemin bu son anlattığı, büsbütün merakımı uyandırmıştı: — İyi amma, dedim, eniştemi İstan- |da ihtimal enişten geç iner diye... muştu. Şehrin içinde İngiliz, Fransız ve Rus konsolosları bulunduğu gibi Ameri- kalıların da muhtelif mektebleri ve yar- dım cemiyetleri vardı. Cihan harbi sıralarında Bitlisten ecne- bi konsolosların çekilmesini müteakib 19 Şubat 331 tarihinde Ruslar, Bitlisi işgal etmiş ve halk muhacerete başlamıştır. Bu işgal beş ay kadar devam etmiştir. Nihayet 18 Ağustos 331 de şehir ordumuz tarafından istirdad olunmuştur. Bitlis, her sene bugünkü kurtuluş bay- ramı olarak kutlulamaktadır, Umumi Harbden evvel yalnız merke- zinde 60 bine yakın nüfusu saklıyan Bit- lis; bütün bu hâdişeler önünde bu varl- ğının dörtte üçünü kaybetmiştir. Evvelce mamur bir şehir halinde iken harabezar bir yurd köşesi olmuştur. A- sırların tahribkâr tesirieri önünde ve Os- manlı imparatorluğunun bakımsız elle- rinde cidden büyük zararlar görmüştür, Kayaoğlu izmir beledivesi 4 vıllık çalışmalarına başladı (Baştarafı 5 inci sayfada) şehrinin istikbali, diğer şehirlerimizden daha önde ve yakındır. Mebus seçimi Hazırlanan mebus seçimi defterleri ü- zerinde tetkikatını ikma! eden mebus ge- çimi teftiş heyeti, şehrin ve vilâyetin nü- fusunda 935 nüfus sayımına göre büyük« çe bir artma müşahede etmiştir. Kat't rakamlar henüz alınmamakla beraber İzmirin fazladan bir mebüs çıkaracağı anlaşılmaktadır. İzmir nüfusunun artma sebebleri arasında sön zamanlarda Ana- doludan İzmire işçi akını, doğum fazla- lığı ve İzmir vilâyetine yerleştirilen göç- menler vardır. Yeni İzmir mebuslukları için Gdaha şimdiden muhtelif tahminler ileri sürül- mektedir. Bu hafta içinde biri kadın ol- mak üzere beş kişi mebusluk için Partf Genel Sekreterliğine müracaatla nam- zedliklerini koymuşlardır. Bu beş kişiden biri doktor, diğer biri de avukattır. Par- tinin İzmirden kimleri namze€ gösterece ği hakkında henüz tereşşüh etmiş bir ha« ber yoktur. İki Dumrarbız mahkemeye verildi Dün. Tahtakalede Osmanın kahvesin deki odada kumar oynıyan Mehmed ve ekmekçi Mustafa Ortada bulunan 210 kuruş ile zırlar müsadere edilmiş, suçlular mahkeme- ye verıhmştır — Demek beklemege ımkân yoktu. Dedim ya, acele bir tahlilse?.. Kadın Birdenbire zihnimde bir şimşek çak- t. ÂAnneme derhal sordum: — Bu kadın Türk mü imiş? — Hayır, Rum... — Rum muü?. Yal, — Öyle genç falan değil canım.. yaş- li bir kadınmış!... — İçimden: «— Sakın Despinanın anası olmasın?» diye düşündüm. Mey- hane vak'asına sebeb olan kızlardan bi« ri onun kızı değil mi idi? Fakat anne - me yeni bir üzüntü vermemek için bu düşüncemi ondan sakladım. Sadece: — Pekâlâ, anne, dedim, ben ablamt birazdan görür, sövlediğim gibi kendi- sile konuşurum. Sen sşimdi onun yanına git, Benim için de üzme kendini.. ben erkeğim, hayatımı nasıl olsa kendim yoluna koyabilirim. — Hakkında hayırlısı, evlâdım... Annem bu duasından sonra yüzümü, saçlarımı okşadı ve fazla bir şey de « meden sessizce odamdan çÇıktı. VI | Dün akşam, Süheylâ ile buluşmadan | evvel yazdıklarımı bugün bir roman gibi okudura ve yeniden meraklandım. Fakat şimdi yazacaklarımı, öyle sanı * yorüm ki bir daha okumağa cesaret edemiyeceğim. Çünkü bu satırlar hef okuyusumda bana, sevgilime Âşıklar | Yolundaki son gecemizin uzun bir mee | zar kitabesi gibi gelecek! Yazık ki he - | nüz babasının mezarı üstüne dikeme * — diğimiz o taşı, ben, kendi bağrıma bas” — bulda lâboratuvarında göremezler mi idi? mış gibiyiml, (Arkası var)