Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
— H ; ! | d | A * Hergün —H Hafifliyen fırtına VA Yazan: Muhittin Birges eçen hafta kıyamet kopuyordu; Manevralar vesilesile koskoca bir ordu hazırlamış ve onu harekete getirmiş olan Almanyanın, Südet meselesini hal için Çekoslovakyaya saldırmak üzere _bfı' lunduğu söyleniyor, buna mâni olmak için de İngilterenin Almanyaya karşı kat'i bir dil kullanmak vaziyetini almış olduğu ilâve ediliyordu. Sansasyon piyasasın - daki hararetli alış verişe bakanlar, bir ara hık kilot pantâlonların, mataraların mey- dana çıkacağı günleri bile beklediler. Hat tâ, gürültülü yerleri hiç sevmiyen enter- nasyonal Yahudi sermayesi, çıkacak harb esnasında ÂAmerikada rahat rahat para kazanmak için, altın üzerine hücum etti. ve franklarla İngiliz liraları harıl harıl altın şekline istihale ederek lüks vapur- lara bindiler ve Amerikaya doğru seya - hate çıktılar. Frank titredi, sallandı. pu- van kaybetti. İngiliz lirası onu takip etti. Amerika da, altın hazinelerinin taşacak derecede olduğunu gördü. Bu harekete, bu sütunlarda biz «pazar- lık fırtınası» diyorduk, Bir iki gün içinde olup biten şeyler gösterdi ki fırtına dur- müş, hiç değilse şiddetini kaybetmiştir. İngiltere kabinesi toplandı; bir kaç saat süren bir müzakerede bulundu. Neticede, ne Almanyaya karşı kat'i bir dil kullan - mıya, ne de hattâ diplomatik bir teşebbüs ve müracaatte bulunmaya karar verdi. Hattâ Taymis gazetesinin — yazdıklarına bakılırsa İngiltere, Almanya karşısında, kendi vaziyetini ıslaha lüzum — görmüş, yani Büyük Britanya hükümetinin takib ettiği uzlaştırma siyasetinde «hiç kim - seye karşı» bir vaziyet almadığı ve al- mayacağı hakkında, hiç olmazsa yarı res- mi teminat vermeğe lüzum görmüştür. Öte taraftan, Bay Hitler de, siyaset er- kânıharbiyesini etrafına toplıyarak Hen- lein (Henlayn)ile başbaşa verdi. Saatlerce konuştu. Südetlerin şefi şimdi Prağa av-| det ederken Çekoslovak hükümetine mu- kabil teklifler yapacağı söyleniyor. De - mek oluyor ki pazarlık seyrini takib edi- yor ve bunun için de fırtına hafiflemiş bulunuyor! * Eylül ortalarına doğru bir harb çıkar- mıiya şu dakikada hiç kimse hazır ve hattâ taraftar değildir, ortada dönüp dolaşan fırtına kısmen bir pazarlık fırtınası, kıs- men de bir borsa hareketidir. Gazeteler için sansasyon, enternasyonal Yahudi sermayesi için borsalarda hareket'lâ - zımdır. Her iki iş te kazanç getirir. Şu halde hâdiselerin seyri sansasyon yap- miya ne kadar müsaidse ondan o kadar istifade etmeği düşünmek büyük Avrupa gazeteleri için bir vazife ve sermaye â- lemi için de bulunmaz bir fırsattır. Ara yerde bir takım insanların yürekleri hop- hyacakmış, bir kısım kıymetli kâğıd sa- hibleri zararlara uğrıyacakmış, bunun ©o kadar ehemmiyeti olamaz. Hava ne ka - dar bulutlu olursa, ufuk ne kadar kararır ve karışırsa sansasyon da, sermaye de bundan o kadar fayda görür. Malüm sözü unutmiyalım: Kurd dümanlı havayı se - ver! Bugün fırtınanın patlamak üzere ol - duğu haberlerini dünyaya yayarken, ay- ni haberlerle borsaların altını üstüne ge- tirirken etrafta uyandırılan heyecan ne fayda temin ederse bu haberlerin aksi ve- rildiği zaman da ayni heyecan uyanır. Şu halde, hem ileri hem geri, her iki ha- rekette de kazanç muhakkaktır; ileri! Zannedersek son haftanın fırtınasını bu suretle izah etmek doğruya gayet yakın bir izah şekli olur. * Filhakika iki gündenbri fırtına havası değişmiş bulunuyor. Fakat, bu, arltık Sü- det gemisinin limana girmesi, yahud fır- tınanın büsbütün zail olması demek de - ğildir. Bu mesele hal şeklini buluncıya kadar daha pek çok fırtınalar ve gergin safhalar görecektir. Ortada mevcud olan gayri tabit bir vaziyetin tabif hal şeklini buluncıya kadar bir takım sarsıntıların, dokuşmaların vukuu zaruridir. Ne Al - manya Südetlerden vazgeçer, ne de Çe- koslovakya Südetleri kaybetmeğe Tazı ©- lur. Bu davanın yanıbaşında bir de mer- kezi ve şarki Avrupada Almanyanın ve Fransanın nüfuz mücadelesi bulunursa artık davanın nasıl bir dava olacağını ta- savvur etmek müşkül değildir. Siyasi mücadele bir taraftan, en son OK UDLALAA Resimli terbiye maskesi vardır. Alominyomdan Yapılan güzel Elbiseler Bu tuvalet alominyomdandir. Lon- drada bir sergide teşhir — olunmuştur. Alominyom elbisenin mucidi — birkaç senedir alominyomu -tezyini - işlerde kullanan King - Morgan isminde genç bir mühendistir. Mühendis, bu madde- yi, kadın eşyalarında kullanmak üzere ve tıpkı yün ve pamuk gibi örülebi - lecek bir hale getirmiştir. Yeni alominyom ipliğinden kumaş- lar, elbiseler yapılmıştır. Ve gelecek ay açılacak olan kadınlar — sergisinde ilk defa olarak teşhir edilecektir. Bu tuvaletlerde açık veya koyu sa- tenden motifler vardır, Amerikanvari bir rökor Bir Amerikan mühafriri bir kitabcı ile mühim bir bahse girişmiştir. Muharrir 50,000 kelimelik. bir ro - man yazacağını ve bu — romanda «E» harfini kullanmıyacağını söylemiştir. Kitabcının buna muvaffak olamıyaca- ğinı söylemesi üzerine bahse tutuşmuş- lardır. Aradan 47 gün geçmiştir... Muhar - rir şimdiye kadar 37.000 kelime yaz - mıştır... Hiç birinde de «E» harfi yok- tur. Katil eşek arısı İngiliz polislerinden biri limonata içerken, nereden düştüğü belli olmı - yan bir eşek arısını yutmuş, boğularak ânide ölmüştür. E:=EE:::ll::I=l======ll=:I:=======================l===lı:= şiddetile devam edip gidecek, fakat, ger- ginlik son buldukça, her defasında, he- nüz harbe karar vermiş ölmıyan siy'aset, bir taraftan ipin ucunu gevşetecektir. Muhittin Birgen İSTER İSTER Nü Tabit zamanlarda normal hallerde herkesin yüzünde bir imıyacaktır!.» de- Bir adamın terbiyesi ve karakteri hakkında hüküm ver- mek için fazlaca hiddetlendiği zamanı bekleyiniz. SOZ ARASINDA ULULLLI Hergün bir fıkra Bu birinci Hasis bir İskoçyalı hastalanmıştı. Karıst, doktor çağırdı. Doktar hasta- yı Muayene etti: — Yirmi gün yatakta kalacaksın, dedi, gün aşırı gelip göreceğim. İskoçyalı yirmi gün yattı ve dok- tor, gün aşırı geliyor, muayene ediyor- du. İskoçyalı, iyi olup yataktan külk- tığının ertesi günü doktora gitti. Doktor onu görünce — İyi oldun ya? Dedi, İskoçyalı cevab verdi: — İyi oldum doktor, size borcumu ödemeye geldim..Hasta iken bana kaç defa gelmiştiniz! — Ön! — Şimdilik Allaha tsmarladık. Bu ;; birinci.. daha dokuz defa geleceğim. z * Harb olmıyacağını Müjdeleyen kara kedi Londrada Dow- ning Street'de baş vekâlet — binası - tın önünde — bir kara kedinin pey- da olmasını, İngi- liz gazeteleri dün ya karışıklığının lehine tefsir ede- rek: «Bu hâdise u - mümt — vaziyetin düzelmeğe — yüz tuttuğuna bir a - lâmettir, harb ol- mektedirler, Gene bu gaze - telere göre birçok meraklılar, böyle mühim —anlarda başvekâlet binasının kapısında daima bir kara kedinin peyda olduğuna dik- kat etmişlerdir. Resim «harb — olmıyacağına» dair teminat veren —müjdeciyi başvekâlet kapısında gösteriyor. Şoförlükte yaş tahdidi lâzım mıdır ? Londrada yaşlı taksi şoförlerinden birinin kaza yapması üzerine, bir an - ket açılmış, ve şoförlükte yaş tahdidi lâzım gelip gelmediği araştırılmış, böy- le bir kaidenin lüzumu — olmadığı ve Londra piyasasında 83 yaşlarında, şim- diye kadar tek bir kaza yapmamış olan Bu sene İstanbulun sayfiye yerlerinde ve plâj mıntaka- larında pantalonlu kadınlar nisbeten çoğaldı. Bu pantalon- ların ayak tarafları biraz eski külhanbeylerinin ökçelere doğru yaklaştıkça genişliyen pantalonlarına benziyor. Bu suüretle erkeklerin pantalonlarından şekilce ayrılıyor. Son- ra pantalonların üstünde bir nevi çepkene benzer yelekler var ki bu da erkek ve kadın pantalonları arasındaki kıya- fet farkına hususi bir çeşni ilâve ediyor. Fakat ne de olsa pantalonlu kadınlar gene bir dereceye kadar kıyafetçe erkeklere yaklaşmış oluyor. İNAN, İSTER sualler şunlardır: JNAN,ISTER Fransız Başvekili Müdhiş bir Tütün tiryakisidir Fransa Başvekili Daladye müdhiş bir tütün tiryakisidir. En iyi, en nefis har- manı bir mütehassıs kadar anlar. Ha - zır sigaralardan hoşlanmaz. Kendi eli- le sardığı sigaraları tercih eder. Re - simde de onu hararetli bir kabine top- lantısından çıktıktan sonra bir yorgun- luk sigarasını sararken görüyorsunuz. Gazeteler ve münderecatları... Bir Fransız mecmuası, Pariste çık- makta olan büyük bir yevmi gazetenin münderecatını tahlil ve tesbit eylemek için garib fakat hoş bir tedkike giriş - miştir. Mecmua gazetenin ismini zikreyle - memişse de bunun Paris Soir olduğu muhakkaktır. Bu gazetenin 20 Mayıs nüshasının (Paris) tab'ı 14 sayfa olarak çıkmıştır, İşte tedkikin neticesi: 1 — İlânat: Gazetenin tam yüzde ellisini yani 7 sayfasını kaplamakta - dır. 2 — Fotoğraflar: Yüzde 12 sini. 3 — Yazı serlevhaları: Her sayfanın dörtte birini. 4 — Bu suretle gazetenin on sayfa- sına yakın bir mikdarı (yüzde 70) doğ- rudan doğruya reklâm yahud yazıla - Bu, bir müşahededir, fakat bu müşahededen ne netice çıkarmalı? Bir arkadaş bunu merak etmiş, kendisi bir ka- rar vermekten çekinmiş, okuyucularına soruyor, sorduğu — Acaba kadınlarda'gittikçe pantalon giymeye doğru gö- rülen rağbetin artması sadece erkeklere benzemek heve- sinden midir? Yoksa bu hâdise erkek ile kadın arasındaki müsavat meselesinin şimdi de kıyafet sahasına sirayet et- tiğini mi göstermektedir? İNANMA! İNANMAİL K yıtır Sözün Kısası Tavuğa, höroza Dair.. n ; ı stanbul belediyesinin, şehrin mü“ tekâsif yerlerinde ve tahsisen a“ partımanlarda tavuk, horoz gibi ehli hayvanların beslenmesini yasak etti « ğini gazeteler yazdı. * : O gündenberidir, tramvayda, Yapur* da, ötede beride kulağıma akseden mux havereleri aşağıya kaydediyorum. * — Bizim üstümüzdeki katta, öyle pt liçler var ki!. — Ne duruyorsun? Belediyeye ha ber ver! E. Talu * — Başına sıcaklar mı vürdü, nedir'y Bizimki, dün sabah, durup dururkerni öyle bir horozlandı ki! ğ — Sen de tehdid et! Belediyeye şi * kâyet eder, seni yakalattırırım.. de! * — Monşer! Bir ev tavuğu yakaladım. tarif edemem! — Götür, belediyeye teslim et ! * — Öyle ücra, ıssız bir mahalledâ oturuyor, öyle sakin bir hayat geçiri yoruz ki; tavuklarla yatıp, horozlarlal uyanıyoruz. — Â! Sizin semtte belediye horoza,! tavuğa müsaade ediyor, demek! ; * — Şek.. keyyyl. Horoz şekerim varif Çocukları da sevindiriyor!. (Öğle üzeri tatlı şekerlemesinden u « yanan mütekaid, takkeli başını pences reden uzatarak): — Mahalle arasında horoz gezdir menin yasak olduğunu bilmiyor musun, be adam? — Darılma, beyim! Bu bizim horoz şekerden. : — Ne olursa olsun, yasak yasaktın Git malını şehrin dışında sat! j * — Bizim moruğun bir çömlek altımı var. Hepsi de çil çil.. horoz sesi duy « mamış soyundan, ; — Bundan sonra hepimizin parası dd horoz sesi duymamış soyundan olacak; — Neden? e — Hani ya şü., yasaktan ötürü! * — İşşş, anam! Pilice bakl, — İşitmesin, kızar! — Neden kızacakmış? 1 — Garazin var da, belediye memurs larına yakalattırmak istiyorsun, sanırş * — Gözlerine tavuk karası inmiş... — BSübhanallah! Mahallede tavuk yok, nereden de bulmuş? E. Talu Atatürk hükümetimizi tebrik ettiler (Baş tarafı 1 inci sayfada) bu suretle Hatay devletinin teessüs et « tiğine hariciyeden verilen malümat Ü « zerine muttali oldum. ğ Cumhuriyet hükümetinin bu muvaf « fakiyetini tebrik ederim, ; K. Atatürk Atatürke 'ı İstanbul | Yüksek sevk ve idarenizle büyük mil « letimizin bir hizmetinde Ulu Şefimizin il, tifat ve tebrikine nail olmak gibi bizim,; için tasavvur edilebilen en büyük saadete. ulaştırdığınız cumhuriyet hüküme% yürekten gelen minnet ve şükranlarını arzeder, sonsuz bağlılıklarımla en derin, tazimlerimin lütfen kabul buyurulmasını, istirham ederim, — Başvekil Celâl Bayar . J Belçikanın harici siyaseti Brüksel 3 (A.A.) — Hükümet erkânı, B. Spakın beynelmilel vaziyet hakkında vermiş olduğu uzun izahatı dinledikten sonra. Belçikanın şimdiki ahval ve şe « rait dahilinde takib etmesi lâzım gelem ve istiklâl esasına dayanacak olan harici siyasetini ittifakla tasvib etmişlerdir. -.