15 Ocak 1938 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 7

15 Ocak 1938 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

î Sa-.!:ı' 7 İklae'kânun SON POSTA — c '—.-"*’ ’ “ Ben bir tımarhane kaçkınıyım!,, “ Son Posta ,, nin macera romanı: 1 İ lütarekede yankesiciler & e > mlkl grupa ayrılmışlardı ' lııi"Cî-lmhuriyet devri bizim işlere kesad verdi taharri Ğ Murları ekmediğin yerde bitmeğe başladır ,, diyor İ'l ' ş Röportajı yapan: Faruk Küçük İfşa eden idam olunur! . ; Harb sanavi casusları urasıncaki müceadele ilüri. 6 pavyonunda akıl du: duracak bir ölüm vak'ası Dünya yüzü ikide birde son derece es- Kere rarengiz ölümlerle çalkanıyor. Zaman (HF zaman bütün dünyanın tanıdığı en bü- yük adamların garib garib şekillerde ö- lümleri dünya gazetelerinin birinci say- falarında heyecanlı serlevhalar ve kalın harflerle bütün dünyaya ilân olunuyor. Y_a!mz Avrupada değil, hemen bütün dünya üzerinde, İnsanlığın derin hay- ret ve dehşeti karşısında, esrarı çözüle- miyen bu garib ölümler birbirini takib ediyor. Bir gün Avrupanın en tanınmış ban- kerlerinden Löwenştein, malüm olduğu şekilde, Manş'ı geçerken esrarengiz bir suürette tayyareden denize düşüp ölüyor. Bir gün dünyanın çelik kralı Lehli mil- yarder Prens Leon Radziwil garib bir kaza neticesinde zehirlenerek ölüyor. Bir gün Parisin ortasında, güpe gündüz, beyaz Rusların meşhur kumandanı Ge- neral Kutlepof esrarengiz bir şekilde kaybölüyor. Cesedi bile bulunamıyor, Diğer bir gün Avrupanın en büyük iktı- sadcılarından ve borsa ilâhlarından Na- vaşin (Bulonya) ormanında göğsünde bir bıçak saplı olarak esrarengiz bir su- Tımarhaneden bir manzara — B3 — zimkiler kadromuz müsaid değil, koya- M İ gün, daha ertesi gün Akropo-|'Mayız, demişler. Onlar da * kendileri ler de fena gitmedi. Bir Hay- devriye gezdirmeğe karar vermişler. Profesöre: «Fakat bu a damcağız hasta!'» dedim. yaptık.. Bir ahbab —meseleyi bana — akuz etti. ;îğ'—îtölü bulunuyor. Bir gün dünyanın tün fabrikaları gece gündüz, her an,|idi. Almanyanın tahsilde bulunduğuu. âkat Üa a şnan Bindüder d d Beş altı arkadaş — son — vapur - TİL kralı - Kreuger hiç bekl!nmlyen)her saat yalnız tek bir korku altında | Breslav elektro-tekr' enstitüsünde ho- bir zamanda ikametgâhında kalbine bir tabanca sıkılmış ölü bulunuyor. Büyük bir gazete muhabiri la Kadıköyüne — geçtik. Daldık Ka - racaahmede, Etrafı kolaçan ettik. Ye- |bulunurlar. Bugün bütün sanayi dün- yasını saran bu korku, toptan yekün: — Casus! cam profesör Artur Pylsowitch asler. Lehli olduğu için stajımı ikmal etmek ; üzere beni de Lehistana beraberinde * k. 1 değil. Zira Akropol'a gitmek 5 ,. olarak garib bir surette Üa HÜiğında — bulunan — seyyahların ; Asyadan ' aillin, ;huş- h " l | uf? |W - L < 3 Ce Yaptıktan sonra benim cebime N *& üm fazla dursam işler kötü gide- T G Oradan İstanbula döndüm. Atina- .Yoltalarımdan çok istifade etme- del Olmuştum. Başka memleketler- DELE j .kte:kMıl Maceralarımı anlatsam gün- bi , “evam eder .Sana en hoşlarından ' Müaçml anlatayım. ' —'_'!ünğîekenîn o karışık günlerinde ; ;:îueî Türk yankesicileri, Rum yanke- ; b : hizme, bir kısmı Rumlarla çalışı- )%m?dı. Rumların başında S::?dl, bizim grupun başında da _M:âuyorduk. Onlar, rastgele çalışı - : Bün Pavuryanın Beyoğluna vol- İA tığını haber aldım. Hemen iki Üşk CAşı N hğa Ünyon Fransez'de bir müsa- Ü, Td. Bina hıncahınç kalabalık. '& oraya girdi. Biz de arkasın- dğadaşı Nikoya ciro ediyor, Niko 1 evvelâ Çicis'in cebinde is- ediyordu. Fakat buna mukabil tecrübe a kazanacağıma kanaat getir- yankesicileri iki grupa ayrıl- ahudi ve Ermenilerin bir kıs- Pavurya İn anlıyacağın, biz gayri Türk- aldığım gibi ben de arkasın- at ettim, Pavurya aşırıyor, di tane İtalyan Karobiniyeri bir çuku- züm ona nöbet bekliyorlar, Karacaahmed yeyim: lunan anadandoğma çıplak yedi cadde kenarındaki bağlanmış bağırıyorlar.. run içinde ateş yakmış ısınıyorlar. Sö- İşin sonunu sorma, yalnız sabahleyin mezarlığından — geçen | sütcülerin gördükleri manzarayı söyli- Başlarında İtalyan polisi şapkası bu- kişi yedi selvi ağacına recek gayet mühim vesaikle bindiği va- purda, garib bir surette yangılı çıkarak kamarasile birlikte yanıyor. Vapurdan tayyare ile kaçan yolcuların bindikleri tayyare yolda tutuşuyor.., Birçok insanlar garib bir surette delir- tiliyor, birçok insanlar meçhul sebeblerle dehşet verecek — şekillerde öldürülüyor. Birbiri arkasına vukua gelen bu garib ve müdhiş ölümler serisi, bugün yalnız Avrupayı değil, bütün insanlığı hayret ve dehşet İçinde bırakıp duruyor, dönerken bütün dünyayı heyecana ve- | |verdik. O sırada Telaviv panayırı var- Cumhuriyet devri bizim işlere kesad verdi. Polisler anafor almaz oldular. Taharri memurları ekmediğin yerde bitmeğe başladılar. İstanbulda da beni tanımıyan polis kalmadı. Baktım ola- cak gibi değil. Ankaraya gideyim de- dim. Müteahhidler, meb'uslar, zengin- ler, hepsi orada.. fazla olarak orada ta- ninmiyordum. Allah hiçbir yankesiciyi Ankaraya düşürmesin, göz açtırmıyorlar, : Neyse baktık Türkiyede pabuç pa- halı, gene Avrupaya gitmeğe karar dı. Boyladık orayı, : Kalabalık, dünyanın döri bucağından kıyamet kadar Yahudi gelmiş, Hepsi de zengin mi zengin.. başladık soymağa... Oooh.. Yahudi tırtıklamak da ne keyif- li olurmuş meğer. Bizim eski prensibi de takib ediyordum. Müslümanı, Arabı soymuyordum, Yalnız Yahudi soyuyor- dum. Polis de bir taraftan çalınan cüz- Sanki dünyanin üzerinde —görünmez bir dev peyda olmuş gibidir. Bu dev za- “man zaman dünyanın her tarafına kor- ku_nç pençesile cesedler devirmektedir. İşte harikulâde bir tesadüfle dünyanın bu en son dakika sırları üzerine düştüm. Bu ölüm ve İdamı mucib olacak müdhiş sırları yakından görüp yaşıyanların, dünya yüzünde, belki birincisi değilim. Fakat gene bütün dünyada şu âna ka- dar bu hususta hiçbir neşriyat yapılma- mıştır., Sanki herkes korkunç ve ölümlü bir süküt muhafaza etmektedir. Karlim ki yirminci asır teknik ilimle- rinin en İlerisinde giden ve iİnsanlığın istikbali için en büyük emniyeti veren | elektro-tekni terakkilerinin parlak za- ferleri üzerinden korkunç maskeyi kal- dirmak saati gelmiştir. 61i PAVYONUNDA AKIL DURDURACAK BİR ÖLÜM VAK'ASI | ine indiriyordu. Ben Nikonun dikildim. Pavurya ne zula et- W , * ' :'!y:lğtlkladun.. Sadyaya akıttım, Pa- Bün akşama kadar benim he- | hh d Çalıştı. Onlar oradan çekilince w %in Uzaklaştım. Doğru ineceklerini & ettiğim meyhaneye gittim. İeldı î“nra Pavurya suratı bir karış: KN ka'kasından da Niko düştü. Yolda YA ğh hizlı kavga ediyorlardı. Pa- biye 'ikonun cüzdanları çaldırdığına di 4 İnanmıyor, çıkarması için 1s- Tabf_?ordu. ' [hh—yru Vak'a ertesi gün duyuldu. Pa- | I—ı.î(“_il_hiddeti sen hesabla... & %k%g_lu aynı oyunu bize yapmak İn Uğraştı. Muvaffak olamayınca Mg_ Silizlere enseletmeğe karar ver- tar, hmlzb;îl bizim derhal bu işden malüma- , Bı, du Ona göre tertibat aldık. ; ğ:übyg:n İngiliz polisi beni yakaladı. *".Ve Ma hanına — giderdin, gitmezdin hîlık Tazava başladık, Etrafımız ka- whı hlnîl't-şu arac_la_ben_tü_x.ı—c.iüm. I_î'g- ’cebin' Üymemiştim. İngiliz polisi- “Süş a M Muhteviyatı da benimle be- B Ymüştü, v eği €nceli vak'alar bana günden -Voı-%' _İ_Jüyük bir şöhret temin e- 'llv El;*ll"’hıt:-.u'eke senelerinde en iyi Wapa, Odan biri de Karacaahmed Blaa SCaah nk FF e) m'ed mezarlığında karman- b İlaş Vak'alarının — çoğaldığını pö- Yün AyAnlar Karacaahmede devriye' öanların failini harıl harıl arıyordu. aşkolsun. peşime saldırmadılar? Fakat Hilmi enselenir mi? bır kolayını bulup arkama takılan po- lislerin de ceblerini boşaltıyordum. sın cürmü meşhud yapamiıyor... Bii #ün bir sinemanın kapısı önünde resme bakarken bir polis: * — Yürü karakola! dedi. reyim.. Komiserin karşısına çıktık, polis in- gilizce: : d — Efendim, dedi, bunu, bir adamın cüzdanını çalarken yakaladık. Güldüm. Öyle ya kuvruk'u yalan bu kadar olurdu. Bugün işe çıkmak değil, iş yapmak bile aklımdan geçmiyordu. Güldüm: — Demek, dedim, cüzdanı çaâlarken vakaladınız ha? Polis: — Evet, dedi. Sonra kömiserle bu defa arabca bir şeyler konuştu. Komiser yerinden kalk- tı. Üstümü aradı. Yan cebimden yüzü- nü bile görmediğimi bir cüzdan çıkar- dı. : — Arkası var — “Ye bizim polisi sıkıştırmış. Bi- 5Y Kt v Kelimesile ifade edilmektedir. Bugün sanayi dünyasında, her hangi memle- |kette olursa olsun en büyüğünden en j|küçük ve en âdisine kadar her fabrika bu meçHful dünyaya karşı âdeta müs- itahkem olmağa mecburdurlar. Her fab- |rikanın casuslara karşı mutlaka casus- |ları, son derece sıkı teşkilâtı, kontrolle- İti vardır, En büyüğünden en küçüğüne kadar her fabrika son derece dikkat ve ted- birle uyanık durmağa mecburdur. Zira bu gizli dünyanın faaliyetleri| Ibi!has..—îa bugün daha xorkunç bir hal al- mıştır. Bu dünyaya giren insanlar san- İki şeytanlaşmaktadırlar. Orada Şeyta- inet dehâ haline yükselmektedir. | Umumi harb her sahada büyük tec- (Tübelere sebeb oldu. Fakat bu tecrübe- jilerin en feci tarafı insanlığa, iyi olarak, tek bir şey bırakmamış olmasıdır. Me- selâ bildiğimiz tababet ilmi, insanlığın |hayrına mahsus ve başka türlü olabi- mumi harbden sonraki bu gizli dünya- da bu ilmin bile en büyük fenalıklar i- çin kullanılmağa başladığı dehşetle gö- rülür.. Denilebilir ki insan zekâsı öl- dürmek için olduğu kadar hiçbir za- man harikalı olmamıştır. Zira, resmi dünya belki bir takım zevkler veya 1z- tırablarla ölmek için bir dünyadır. Fa- kat gizli dünya, yalnız öldürmek için- | -Evet, ifşa edenler idam olunur. Fa-;dir. Ve bu uğurda başdöndürücü ihti- ibilmelidir. Bilmesi lâzımdır. | Zira resmi dünyanın bile bin mih- vetler korkuriç milyonlar halinde asıl bu dünyaya akıyor. Para, servet, lüks, .kadm, insan zekâsını heyecana geliren, j onu ilâhlaştıran veya iblisleştiren bü-! Yürüdük. İçimde korku yok ki çeki-|tün kuvveller, dehâlar, ihtiraslar, asıl| mihrabları gibidir: Orada milyonlarca !bu gizli dünyada müdhiş bir surette! |boğuşmaktadır. Bü dünya, bugün âdeta! iyilik ifade eden hiçbir kuvvetin ayak ibasmadığı, yalnız iblisin hüküm sür- 'düğü bir dünya halindedir. İnsan zekâ ' ve ihtirası orada resmi dünyayı pek za- |vallı, pek biçare ve gülünç bırakacak Telaviv polisi kuduruyor, fakat ne yap:netle, bin meşekkatle kazandığı ser-| bızlarını zaman zaman fiyevr içinde Gerçi benim çaldığımı biliyorlar gibi.. kat yalnız dünya erkânıharbiyeleri de- / raslarla, harikulâde sergüzeştlerle müu- benden şübhe ediyorlar. Fakat öyle us- ğil, bugünün bütün insanlığı bu esrarı Cİzelere doğru yürünüyor.. talıklı çalıyordum ki, yakalıyabilene artık bilmelidir.. Yaşadığımız, bildiği- miz bu resmi dünyanın arkasında gizli Arkama en kıymetli taharrilerini mi bir dünya olduğunu, asıl insanlığın bü-| ve en korkunç boğuşmaları elbette harb takmadılar, en açıkgöz iki komiseri mi tün amansız kuvvetlerinin bu gizli ve sanayii etrafında olacaktır. Filhakika imüdhiş dü[l:,'â(_iö yaşadığını, çarpıştığı- Üstelik nı bugünün içinde yaşıyan her insan müdhiş bir karanlık vardır. Bu karan- Pekâlâ kolayca tahmin olunabilir ki bugün gizli dünyanın en sıkı faaliyeti dünyanın ağır harb sanayii etrafında lıkta harikulâde bir boğuşma olmak- tadır. Bu boğuşma, bütün dünyanın na- yavaslatıp hızlandırır. Bilhassa harb sanayiâinin keşfiyatla meşgul olan lâboratuarları bugünkü medeniyetin âdeta insan kurban edilen lira, zekâlar, ilimler, hayatlar, namus- lar ve şerefler bir saniyede kurban e- dilir. Hiçbir şeyden çekinilmez. Onun için, denilebilir ki, dünyanın en baş döndürücü maceraları bunların etra- fında geçer.. dünyanın meşhur harb sa- nayii fabrikalarının keşfiyat lâboratu- |derecede harikalar yapmaktadır. De- nebilir ki buğün bu gizli dünya kuv- vetlerile, teşkilâtlarile, mücadelelerile, servetlerile, kadınlarile, emellerile, in- sanlarile ve sergüzeştlerile bildiğimiz dünyadan tamamile ayrı; fakat ona, bir esir gibi, hükmeden bir haldedir. Bugün dünyanın hiçbir tarafında en 'küçük, hattâ bir bez, bir cam, bir çivi fabrikası bile yoaktur ki bu gizli dünya- nın insanlarından hortlaklardan korkar gibi korkmamış olsun! Yirminci asrın arları, zannetmeyiniz ki, bizim resmi dünyada kâinlerdir. Hayir onlar daima gizli dünyadadırlar.. Bana bu gizli dünyanın kapısını bir- denbire açan bir hatıramı nakledece- gim ki bu âlemin başdöndürücü sergü- zeştlerinden bilgisi olmıyanlara kâfi bir fikir verecektir: O sıralarda Polonya, Çekoslovakya ve Alman harb sanayii arasında şiddetli leceği düşünülemiyen bir ilimdir. U- götürmüştü. Bir buçuk aydanberi Varşova yakın- larında Stanislowow kasabası civarın- daki büyük bir fabrikada çalışıyorduk. Sekiz ön bin nüfuslu olan bu kasaba Sonsa denilen küçük bir şehrin kena- rında ,güzel, şirin bir kasabadir. Civa- rında Serozl, Novo Gorjievski ve Var- şova istihkâmları gibi mühim istihkâm- lar vardır, Profesör, Lehlilere benim Türk olduğumu söylemişti. Onlar da hakkımda büyük bir muhabbet ve ne- zaket gösteriyorlardı. Fabrikalarda â:- deta istisnai muamele görüyordum. |Bununla beraber burada elektro-tekni üzerinde harb sanayiine aid pgizli tec- rübeler yapıldığından benim kat'iyen haberim yoktu. Bunu, bir gün, akla va hayale gelmiyecek ve beni Avrupanın büyük esrarı içine yuvarlıyan hariku- lâde bir hâdise yüzünden öğrendim: Öğle tatili henüz bitmişti. Öğle ye- meklerini dışarda amele kantinlerinde yiyen işçiler takım takım fabrikaya dü- nüyorlardı. Profesörle ayak üstü öğle yemeği yediğimiz tersimat — dairesin- den işcilerin gürültüyle ve yüksek ses- le şakalaşarak fabrika kapısından içeri girdiklerini işitiyordum. Sıkı kontrol tedbirleri alınmış olduğu için her a- mele grupu girdikce kapıdaki memur- ların: — Kontrol! Diye bağırdıkları duyuluyordu. Ka- pının önünde sıkı bir kordon vardı. İş- ciler bu kordon arasiından muayene ©- dasına giriyorlar, orada sür'atle üstleri başları iyice aranıyordu. Sönra mMmua- yene edilmiş işciler uzun bir koridordan geçerek fabrikanın dahili kısmına giri- yorlardı. İç kapının her açılışında fah- rika dahilinin korkunç makine gürültü- leri yüzbinlerce canavarın haykırışları Bibi birdenbire kulağa aksediyor, kapı kapanır kapanmaz bir saniyede ses sada kesiliyordu. Profesör Pylsowiç son derece zayıf, garib mizaclı, gayet hassas, sinirli bir adamdı. Büronun koridoru gören bü- yük camları önünde ayakta âdetli vec- hile yemekten sonraki kalın pürosunu içmekte idi. Profesör Pylsowiç bir ta- raftan işcileri sevrederek sinirli sinirli: — Ameleye itimad kalmadı.. diye mı- rıldandı. Kontrolü ne kadar sikı tutü- yorlar.. sanki harb zamanındayız! Profesöre: — İşciler arasında ecnebi çok mudur? diye sordum. Profesör Pylsowiç gelin geçen amele gruplarına uzaktan müte- essir bir yüzle bakıyordu. : — Çok beyaz Rüs var., diye mırıl- dandı. Garib değil mi ki memleketlerin- deki ihtilâlcilere düşman oldukları için ihtilâlden kaçmış olan bu Ruslar ya- bancı memleketlerde ihtilâlci kesiliyor- lar!... Zaten bakınız: Yabancı amele bir rekabet başlamıştı. Bilhassa Polon- yada elektro - tekni tatbikatı üzerinde| bütün muazzam sanayii, dünyanın bü-| gayet enteresan tecrübeler yap.ıyrıakla) yüzlerinden belli oluyor. Yerli işcilerin sıhhati ve neş'esi yerindedir.. yabancı- - (Devamı 13 üncü sayfada)

Bu sayıdan diğer sayfalar: