Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
. T Wells'le B li TTATTN T FT y "İl ı ÇU T -. .M 8 Sayfa ülâkat I Büyük İngiliz âliminin şayanı dikkat sözleri “ İspanya harbi, müstakbel harbler için bir misaldir. Yani muhtelif milletler dünyanın muayyen mıntakalarında çarpışacaklardır,, Dünya tarihi hakkında yazdığı muaz. lar, büyük babalarımızın hoşuna gidecek zam eserle olduğu kadar ilmi, fenni ro- (tarzda yazılmış ilk eserlerime benzerler. manları, kehanet derecesine varmış söz- Wells susuyor. Düşünüyor, devam edi- lerile de tanınmış olan meşhur İngiliz | yor: âlim ve edibi H. G. Wells Pariste bulunmaktadır. ve bir mülâkat vermiştir. Bunu —yazmadan evvel, H. G. Wells'in şahsiyeti ve hayatı hakkında şu kısa müa- lümatı da veriyoruz. Wells, bir bahçıvanın oğlu idi, ön dört yaşında, bir ku- maşçı dükkânında çırak 0- larak çalışıyordu. Sonra ©- kumağa başladı ve üç sene içinde Huzxley'in en iyi ta- lebesi oldu. Wells hayatını kazanmak — mecburiyetinde bir gençti. — Müzakerecilik yaptı, gazeteciliğe intisab et- ti. Bir taraftan da müthiş bir hastalığa tutulmuştu: Verem. Lâkin e- nerjisi sayesinde, talihi olduğu gibi vere- - mi de yendi. Wells'in sadece bu tarafı hayrete değer. Lâkin daha şayanı hayret birşey varsa o da, bütün bu maddi, be- deni felâketlere rağmen onda mizah küd- retinin kaybolmayışıdır. Wells, en büyük —mizah üstadlarının «humor» una sahibdir. Herhangi bir facianın patlamak üzere bulunduğu bugünlerde, H. G. Wells gibi zekâsı siyasi tesirlerden ve herhangi bir ihtirastan uzak kalmış bir adamın, beşe- Tiyetin akıbetinden elân ümidvar gibi görünüşü, hakikaten teselli verici mahi- yettedir. * Kısa boyu, 69 yaşına rağmen dimdik duruşu, küçük elleri ve başı ile H. G. Wells pekâlâ, köylü bir tüccara benziye- bilir. Lâkin, açık gözlerinde öyle bir ateş, kaşlarının çatılışında öyle bir emniyet var ki, insan bu kararı vermekte çekini- yor. Saçları henüz sarı ile kır renklerin- den birini muhafaza veya intihab etmek- te mütereddid. İştihalı bir ağzı var. Ya- vaş, ağır hattâ insanı sinirlendiren bir - tarzda konuşuyor, sözlerini, sanki ken- disi çoktan anlamış amma, karşısındaki- “'ne anlatabilmek için bir başka lisana tercüme etmek mecburiyetinde imiş gibi bir şekilde, her kelimenin üzerinde du- rarak söylüyor. H. G. Wells doymak bilmez bir mera- kın, daimi yeni bir şey yaratmak ihtiya- cının mükemmel bir nümunesidir. O da Bernard Shaw gibi halktan yetişmiştir. İhtiyarlığın, binaenaleyh ölümün — yak- laştiğını bildiği için, bir an evvel bütün bildiklerini vermek istemektedir ve bu- nun için de daima ateşlidir. —— — Wells çin, bugün, kendisini -şöhrete erişmiş —olan * «Görünmiyen - adam», «Müstakbel harb: gibi Jules Verne- tar- zında yazmış olduğu ilmi ve fenni romari- | ların bir ehemmiyeti yoktur. Fakat ne garib ki onları meşhur eden bu eserleri- dir. Wells gülüyor ve diyor- ki: - — Ben bunlardan başka eterler de yaz- ( dim ve asıl bence bir kıymet arzeden on- lardı_r. Bununla beraber, son günlerde, henüz başka dillere çevrilmemiş üç fenni ve kısa roman daha yazdım. Bunların isimleri şunlardır: Kroke oyuncuları Kardeşler ve Yıldızlardan doğmuş! Bunî % Wells " — Şüphesiz, son zamanlar- da sinema ile, olan alâkamı biliyorsunuz. Bu bana çok va- kit kaybettirdi. Amerikalıla- rın yapmış oldukları «Görün- miyen adam» isimli film çok muyvaffak olmuştu. Lâkin on- dan sonra yapılan «1940 har- bi» ve «Mucizeler yapan» a- dam» filmlerini beğenmedim. — Sinemadan ayrılacak mı- sınız? — Şimdilik ayrıyız. Baka- İrm tekrar anlaşahilecek mi- yiz, Herhalde sinemayı bıra- kıp ta tekrar tiyalroya döne- cek değilim. H, G. Wells'i, hep birbirine benziyen İngilizlerin oturdukları otelde ziyaretimden maksad, ona, asıl şu suali sormak içindi. Sırası geldiğini tahmin ederek sordum: — En mühim düşüncelerinizden ve daimi endişelerinizden biri, 1900 sene- sinden itibaren, istikbal hakkında keha- nette bulunmak, terakki ve fennin insan- ların düşünüş ve yaşayış tarzlarını nasıl değiştireceğini aramak olmuştu. Hâdise- ler, 1899 da neşretmiş olduğunuz «Gele- cek günler» isimli eserinizde söyledikle- rinizi teyid etti. 1914 de - neşrettiğiniz «Zincirinden boşananı dünya» eserinizde, Belçikanın nasıl istilâya uğrıyacağını bil- direrek herkesi hayrete düşürmüş idiniz. Fakat bilâhare hâdiseler size hak verdi. Bundan üç sene evvel de, 1917 denberi hür bir Cemiyeti Akvam teşkili için bü- tün gayretlerinize rağmen 1940 da bir harb olacağını söylemiştiniz. İspanya harbi, Çin ihtilâfı bu kehanetleritiizde bir tahavvüle sebeb oldu mu? — 1940 da bir dünya felâketi olacağını haber verdiğim günlerde, dünyanın der- hal ikiye ayrılacağını, bütün milletlerin şu veya bu tarafa geçeceklerini düşünü- yordum. Bügün İspanyanın bana verdiği rmisal, tasavvurlarımda bir - değişiklik vyapmamı icab ettiriyor. Felâket, daha zi- yade mıntakalara münhasır kalacak, bu mıntakalardaki mücadeleve, taraftar bü- yük devletler yardım edeceklerdir. Bu- nunla beraber, tehlikenin artarak ilk şekle avdet etmesi de çok kabildir. «1940 harbi» eserimde ve filmde, dünyanın bir sürü gangster çetelerinin eline geçeceği- ni söylemiştim. Bu -çetelerin, zulümleri- ni yapabilmek için tayyarelere ve bom- balara sahib olmaları kâfi gelecektir. Wells bir an durdu, devamı etti! © değilim. Daha ilk zamanlardan; 1900 den- beri ve vatandaşlarımın hiç' te taraftar olmamalarına rağmen dünyaya, politika sahasında bir yeni teşkilât tatbiki lüzu- muna kanidim, Lâkin hiç bir vakit, ken- disini modern teknik icabatına uydurma- ğa çalışacak olan memleketin Rusya ©- lacağı aklıma gelmemişti. Hoş, bu husus- ta bir hüküm vermek vaziyetinde deği- lim.. Rusyada görmüş olduğum - Lenin, benim için «deva bulmaz burjüvas: de- mişti. "Önun psikolojik hükümlerinin ya- nılmaz olduğuna kaniim, ayni zâmanda, | Rusların «dirije bir dünya» kurmak hu- susundaki ,mesaileri hususunda söz söy- liyemiyecek kadar kabiliyetsizim, Bir sabıkalı arkadaşı tarafından yaralandı Ayı lâkabile maruf mekânsız takı - mından Ahmet, arkadaşlarından Ce - malle kavga etmiştir. Cemal, Ayı Ah- medi, Galatada Kasaplar — sokağında kıstırmış, üzerine saldırmış, ani hücum karşısında şaşalayan Ahmet mukabe - le edememiş, Cemal, elindeki bıçağı rastgele yerine daldırıp çıkarmağa baş- lamış, dört yerinden yaralamıştır. Ah- /— met kanlar'içinde yere serilmiş, Cemal » 1 “Me ü ' tuğ ü - DA a H da | # U a v : b Ci < ı._ e GDi s ide | K Teifei K A e— eee B - ——— Yediküle yangını için yeniden tetkikat yapılacak Yedikulede dört fabrikanin yanma- sile neticelenen yangin tahkikatına de- vam edilmektedir. Yapılan — tahkikat, hâdisede bir kast olması ihtimalini git- tikçe kuvvetlendirmektedir. Zanal - tında bulunan bir kaç kişi varsa da, he nüz kimse hakkında kanunt takibata geçilmiş değildir. ' Sultanahmet 2 inci sülh ceza hâki - minin riyasetinde bir ehli vüküf hey'- - ua ea — Hiç bir vakit lâyuhtilik iddiâsında | TT —- —— yT “BON POSTA. Bu da bi Adalara, Kadıköye, ve Boğaziçine işliyen vapurların daha sü- ratli gitmeleri çare- lerini aramak üzere bir konferans toplan« mıştı. Bu konferansa iştirak eden delege- ler şunlardı: Adalardan: — Adalı Avni, Akay Müdürü Cemil, muharrir B. Tevfik Kozol, aktör Hazım, tarihçi Ah- med Refik, şair Ha- lid Fahri, münekkid Nurullah Ataç. Kadıköy ve civa- H S rından: Şair Salih Zeki, Dr. Şükrü Ha- zım, profesör sakallı Zühtü, şair Nazım Hikmet, Dr. Mazhar Osman.. Boğaziçinden: Ressam Cem, komik Na- şid, Necmeddin Molla, Eddai Hafız Ne- cib. Haliçten: Osman Cemal. v Konferansa iştirak edenlerden en ihti- yar olanının riyaset mevkiine geçmesi evvelden kararlaştırılmıştı. Herkes yerli yerine oturmuştu. Riyaset — kürsüsü boştu, Nazım Hikmet olduğu yerden ba- ğırdı: — «Geçsin kürsüye en ihtiyar» «Diyar diyar» «Aratmasın» «Kendini o insan eskisi..» «Yanındaysa nüfus tezkeresi.» Profesör Zühtü — Gerçi sakalım varsa da.. Halid Fahri — Sözünü mektepte ço- cuklara dinletemiyorsan o hepimizin ba- şında. Desene, sakal da nafile imiş, Zühtü — Hayır onu demek istemiyo- rum, sakalım varsa da pek yaşlı sayıl- mam. Meselâ içimizde ak saçlı; Salih Ze- ki var. O herhalde hepimizden ihtiyar- dır. Kürsüye gelsin, B. Tevfik Közol — Salih Zeki kürsüye gelemez, bendeniz cenazesinde bulun- muştum. Sizlere ömür, çok iyi bir insan- dı. Zannedersem sağlığında — doktorluk yapardı, Hem de sinir doktoru idi, Şükrü Hazım — Meslektaşlarımız ara- sında böyle bir kimse tanımıyorum. Hazım — Tanımıyorum, Tevfik — Sizin tanımanız şart değil! Salih Zeki — Bendenizi tanımıyor mu- sunuz? Tevfik — Siz kimsiniz? Salih Zeki — Meşhur Salih Zeki, Naşid — Canım sussana, sen ölmüşsün, ölüler konuşur mu? Hiç aktörlük te et- medin mi? Pat diye mantar tabancası patlayınca biri ölür, yere düşer.. Bir da- ha konuşmaz, kıpırdamaz. Ahmed Refik — Tariht — malümatına nazaran o ölen Salih Zeki başka Salih Zeki idi. Bu yaşayan başkasıdır. . B. Tevfik — O Zaman iş değişir.. Saçı ak olan Salih Zekinin kürsüye geçmesi- ne taraftarım. Salih Zeki — Benim saçım aksa da sa- çı ağardıktan sonra dökülmüş olan Tes- sam Cemin konferansa riyasetini müna- sib bulurum. Ressam Cem — Fazla münakaşaya lü- zum yok, ben kürsüye geçerim ama, Nec- meddin Molla o mevkie benden daha lâ- yıktır. Ağır olduğu için kendine molla demişlerdir. Molla olduğu için de »sözü- nü dinletir. Kabul mü? — Kabul, kabul. | Necmeddin Molla kürsüye gelir. — Şirketihayriye hisselerinin binde birine sahib ortaktım, Eddai Hafız Necib — Dâiniz şunu ar- zetmek isterim, Burada toplananlar Şir- ketihayriye hissedarları değildir. Necmeddin Molla — Ya kimdir? Eddai — Zannıma kalırsa buraya Bo- ğaza ve Adalarla Kadıköye işliyen va- purların sür'atsizlikleri sebebile toplan- mıştık! Naşid — Evet bunun için toplanmıştık. Vapurlar suratsızdırlar. Hiçbir zaman yüzleri gülmez.. Böyle olacağını ben es- kidenberi bilirdim. Çünkü hiçbiri tiyat- MğÇA I r Yazan : İsmet Hulüsi UA badettahkik ve badettetkik, bilcümle taf- silât ve tahlilâtile ezheri cihet arzetmek isterim ki vapur tesmiye edilmiş olan güzar oldukları malüm ola. .» — AÂmin! lâtife içre seyran ederlerken ol menazı- rın pürşiir ezvakından seyyahini istifade ettirmek emelile fazla sür'atle ilerlemek- ten tevakki eyledikleri.. Hazım — Âmin yerinde biraz dur da âmin diyelim. Eddai — Bay Molla dua etmiyor, kon- ferans veriyor. Hazım — Ben ne bileyim, onu evvel- den söyleseydi! Osman Cemal — Söz isterim bay reis. Molla — Kelâma ağaz buyurabilirsi- niz. Naşid — Osman Cemal ağabeyim vâze- decekmiş, onu dinliyelim. Hazım — Bizim Vasfi olsaydı, vâzdan sonra da ona bir mevlüd okuturduk. Eddai — Dâileri de duahan olurdum. Ressam Şevket — Mevlüddan sonra şeker dağılacaksa o işi de ben göreyim.. Artan şeker benimdir ha! Osman Cemal — Vâzedecek — değilim canım.. Mollaya karşı bir itirazım var. Molla — Bana itiraz edemezsin, hisse- lerin yüzde seksen beşi bende, sende kaç hisse var ki?.. ri var. O kendisinde bin kese olduğunu iddia eder. Molla — Kese değil, hisse! Osman Cemal — Caniım bunun hisse diniz, bu arada benim buraya temsilen geldiğim Halici saymadınız. Adalı Avni — Onun iğrapta mahalli yok! Komik Naşid — Sen sus Osman Cemal, sen imam misın ki mihrapta yerin olsun bak, mihrapta yeri yok diyorlar. Osman Cemal — Ne diyorsunuz, beni imam, hatib mektebinden çıkardılar mı, | şimdi ben ne yaparım? Molla — Münakaşa kâfi! Zühtü — Müsaade ederseniz sür'atin iktısadi hayattaki rolü hakkında bazı sözler söyliyeceğim.. : .. — Buyurun! - * Zühtü — İlmi iktısad daima sür'ati â- mirdir. İktısadı tetebbü eden kimselerde sür'at diğerlerine nisbeten ziyadedir. Hattâ bu insanların bedenlerinde de gö- rülür. Meselâ ben hergün traş olurum ve sakalım ilmi iktısada aşina olmam yüzünden sür'atle uzar ve ben bu yüz- den sakallıyımdır. Greyam, nazariyesi- nin canlı bir misali olarak fena paranın iyi parayı kovması. Komik Naşid — Geh bili bili bili bili. Hazım — (Naşide) Ne oluyor? Komik Naşid — Kovulan fena para bi ze gelsin; diye bili bili diyorum. Molla — Esas meseleye gelelim. Va- purların sür'atli hareketlerini temin ça- relerini aramak icab eder. Akay müdürü — Arayalım, bakalım. Hazım — Nerede arayalım, yerde mi, gökte mi? Naşid — Buldum. Molla — Ne buldun? “Naşid — Yerde bir silik metelik bul- gerdunei bahrinin sathı deryada keştü- | Molla — Ve ol gerduneler menazırı Mazhar Osman — Bizim hastanede bi- | ile alâkası yok. Boğaz ve Marmara de-| deniz konferansı! çılı adam koştursak münasib olmaz mı? - Halid Fahri — O zaman ben vapura binmem, kazaen kam çı vapura geleceğine bana gelir.. Neme lâ- gım. Akay müdürü — Kamçılı adam nere- de koşacak. Adalı Avni — De- nizde.. Akay müdürü — Eğer siz denizde a- dam — koşturabilirse- niz herhalde bizim Ü vapurlar da — onun kamçısından — değil ama, denizde adam koştuğunu görmeleri hâdisesinden korkar, kaçarlar. Molla — Bu böyle olmaz, denizde adam koşamıyacağına göre vapurların sür'at- lerini artırmak çaresi de imkânsız görü- nüyor. .« — Peki ne yapalım? Mazhar Osman — Mademki vapurlara fazla sür'at verilemiyor, bundan böyle Adalara, Kadıköye ve Boğaza otobüs iş- letmeli. Molla — Otobüs denizden gider mi? Mazhar Osman — Denizi boşalttırırız. Kara olur. Karadan gider. Hem o zaman Bakırköy hastanesinin otobüsü, evime kadar gelip beni alır! Adalı Avni — Marmarayla Boğazın su- larını belediyenin itfaiye — arazözlerile boşaltalım. Ressam Cem — Boşaltalım ama o suyu nereye koyacağız. Osman Cemal —Ben bir yer biliyo- rum, Ressam Cem — Neresi? Osman Cemal — Çukurbostan! . — Müuvafık! Ressam Şevket — Suları boşaltacağız, fakat boşalan sular yerine Akdenizden, Karadenizden gene su dolarsa. Nazım Hikmet — Onun çaresi vardır. Ben suları durdururum. Halid Fahri — Nasıl durduracaksın? Nazım Hikmet — Bir şüiirle: «Durun...> «Sular durün..» «Olduğunuz yere» «Birdenbire» «Diz çöküp oturun» p «Durun, durun» M Halid Fahri — Nazım Hikmet belki su- ları durduramaz, fakat Salih Zeki lirik şiirlerinden birini Karadenize, birini de, Akdenize okursa her iki denizden de Marmaraya bir damla su akmaz. ««. — Neden? Halid Fahri — Çünkü hem Karadeniz, hem de Akdeniz o anda kutub denizi gi- bi buz kesiliverir. ; Salih Zeki — İtiraz ediyorum, bana iftira ediyorlar. Ey ilâhlar, ilâheler.. Ve- nüs, Diyana, Jüpiter, Jönon, Öranos, Nepton imdadıma yetişin.. Olimpos beni sen kurtar! Eddai — Efendim bu böyle olmıyacak; Marmaranın ve Boğazın suyunu boşalt- mak hususuna karar verilmiştir. Bundan ötesi kolaydır. Gerek Karadenizi ve ge- rek Akdenizi kapakla kapatınız. Hazım — Küp kapakları var.. Lâzım olur mu? Eddai — Bendeniz bu kapakların tene- keden yapılmasını doğru — buluyorum. * Her iki cihet böylece kapandıktan sonra sular boşaltılır. . Nurullah — Yalnız bir ricam var. A- daya giderken vapurdan kurşun kalemi- |mi düşürmüştüm. Deniz boşaldığı zaman bana getirirlerse çok memnun olurum.. Ben Tan gazetesinde ahfeşlik ederken © kurşun kalemini Halil Lütfi — vermişti. Şimdi geri istiyor da., Hazım — Benim de bir arzum var, Marmara boşaldığı zaman — Marmarada dolaşıp bizim Şehir operetini arayaca- ğım,. Suya düştü demişlerdi de, eğer ha- kikaten suya düşmüş, dibine inmişse bu- — Konferans bitmişti. Delegeler de birer “ di — e gi H 4 7 TERLER W.z » KU M ; a 'e Bd