3 Şubat 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 7

3 Şubat 1937 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Üi A VB * K y e KA e "._ Te | POSTA Ü © ——— nunları mıyan bir memleket | 4 Son Posta ,, nin tefrikası : 5 Ka İ | nlıyı evinde hapse mahküm etmiş, * "_İüer memleketlerde idam edilecekler İngilterede çok defa beraet ederler " B k 3 Bir köpeğe attığınız bir taş, bir beygire vurduğun Yüzünden pekâlâ üç ay hapse girebilirsiniz, ve pek muhterem bir centilmenin arka- < fina patlatırsanız, çok muhtemeldir ki beraet edersiniz.... bir tekmeye tahvil eder uz bir kamçı fakat bu kamçıyı hıîr ansız gazetelerinden biri dünya - h muhtelif hapishanelerinde ceza Sistemleri hakkında tetkikat yapmak kğîre müuharrirlerinden birine bir an- FN Yaptırmıştır. Okuyucularımıza en- Tesan bulduğumuz bu yazıları nakle- 1Yoruz, mHepiniz bilirsiniz ki? — İngilterede raîıvm hukuk, yani kanun yoktur, o- lara her şey teamül ile işler. «Baba - imız böyle yaparlardı, biz de öyle Yapalım!» derler. ân“gilferede bizdeki gibi filân suça, fi fe dî*-"-a terettüp ediyor gibi bir tari - B d)_r_oktur. İngilterede maznun ba - bir tüââecek. felâketin ne olduğunu Üzerinde ği“_relden kestiremez, kararın muhru—; Zim ceza kanunlarımızda görüu--'er olmıyan binbir şeyin tesiri e ür. Maznunun haleti ruhiyesi, ai- | vaziyeti, konuşuş tarzı, hâdisenin ıkîîı umumiye üzerindeki tesiri, sa - X& aa"; ilh... Hâkim serbesttir, sınır - değiıâ? Mmıyan kanun maddelerile bağlı ü ir. Ve nüfuz bakımından Fran- hâk; x;e dünyanın diğer yerlerindeki 1vim—el'u'lden çok daha nafizdir. aa eselâ İngilterede bir çok defa bi - kü Mahkemelerimizde idama mah - gı olabilecek insan, beraet ediyor. Tik *_J:a mukabil meselâ alelâde bir sır- A M YASI İngiltereden bir insanı pekâ- ia OÜm cezasıma çarptırabiliyor, şu - çosinı da hemen ilâve etmeliyim ki bu üşlîı' edilen sırrın, ehemmiyetli bir şey sakıdm da icap etmez, bir İngiliz sır nu“a“î__âs_l_nı bilmelidir, sır, sırdır. Bu- küçüğü de, büyüğü de birdir, ve !:ıt ı_“"*bEpten dolayıdır ki İngiltere *tence Service'i çok iyi işler. .M""?]â bir köpeğfe attığınız bir tas. ziı,'ır hevgire vurduğunuz bir kamçı yü- ünden pekâlâ üc ay hapsedilebilirsi - hiz, _F'r'kat bu kamçıyı bir tekmeye illrı:ıî eder de pek muhterem bir cen- enin arkasına patlatırsanız, çok * _ Muhtemeldir ki beraet edersiniz. * , İnailterede dünyanın her tarafından Aldırılan dayak cezası hâlâ hüküm Sürmektedir. k Ben geçenlerde şöyle bir vak'a ile arsı]aştun_ im yaşında ve hiç sabıkası olmıyan doîagenç iki tane arkadaşına uyarak ndırıcılık yapmış. Bunu yakalayıp içiğ Eîhîcemeye getirdiler.. Hâkim deli - z liya uzun bir nasihat verdikten n(_î onu 50 sopaya mahküm etti. ne bunun gibi başka bir delikan- » in başıma gelenleri bana mahkeme- başkâtibi anlattı: — Delikanlı 50 sopayı yemiş, fakat anmamış, bir daha sefere hâkimin Isına sarhoşluk ettiği için gene çık- * Hâkim delikanlıya acımış, ona ce- Vererek kendisine sabıkalı dampgası- g;nvurmal_( iştememiş, malüm ya, İn - a €rede insan bir kere sabıkalı olma- a» alnının karasını yüzünden bir Ürlü çıkaramaz. 'İîa.Yet hâkim düşünmüş, taşınmış € bir baba rolü oynamak istemiş, de- ları sivil bir taharri memurunun Larp memleketlerinde hapishanelerden bi |İngiliz adliyesi, düşen adamlara bir rinin dahilden görünüşü refakatinde gezmeğe çıkmasına mMüu - saade ediyormuş, içki kullanması, fena insanlarla temas etmesi yasakmış, 5:- hemaya bile ancak terbiyevi filimler oynadığı zaman gönderiliyormuş. Ya- nına terfik edilen memur eski bir zabit veya bir muallimmiş, bu adamın sene- de 50,000 franklık tahsisatı varmış, bu adam delikanlının ıslahı hal ettiğine dair mahkemeye bir rapor verir, Ve mahkeme de gence hürriyetlerini tek- rar iade edermiş. Bazı ceza mütehassıslarile konuş - tum. Bu usulün iyi neticeler verip ver- mediğini sordum, şu cevabı aldım: — «İngilterede böylece nezaret al - tına alınan ve ıslahı hal eylemeleri is - tenilen kimselerin miktarı 20,000 ka - dardır. Bu suretle hapishanelerin do - lup taşmasına mâni oluyoruz, daha ha- fif cürümler için mücrimi ailesinin ya- nında bile nezaret altında bıraktığımız çok defa vâkidir. Bu usulü 40 yaşını geçmiş, mütead- dit sabıkaları olan insanlara bile tat - bik ettik ve çok iyi neticeler aldık, ha- pishanelerin akıllandırıp, uslandıra - madıkları adamları, yanlarındaki mü- rebbiler pekâlâ hale, yola kayuyorlar, tekme daha vurmak istemiyor. — Sizi sukut etmekten kurtarmak için sonuna kadar uğraşacafım diyor. İngilizler, bir meseleye daha ehem- miyet veriyörlar ve şuna inanıyorlar ki, ruhi fenalıklar, kötü inhimakler, mikroplu hastalıklardan daha saridir. Bunun için ellerinden geldiği kadar mücrimleri birbirlerile karşılaştırma - manın yolunu arıyorlar. .Ve bu suretle ayni suçları işliyen- leri ayni hapishanelere atıyorlar, bu suretle alelâde emniyeti suülistimalden içeri giren bir adamın, yankesici, do - landırıcı olarak çıkmasına mâni olu - yorlar. İngilizler mahkümlardan intikam a!- mazlar, onun için hapishanelerdeki mahkümiyet müddetlerini de elâstiki olarak kullanırlar. Meselâ ebedi hapse mahküm olan bir insanı pekâlâ |5 se- ne sonra bıraktıkları vâkidir. 17 yaşında bir genç, iki kızı birden öldürmüş, ve müebbeden hapse mah - küm edilmişti. Şimdi hapishanede her gün ü- mitle yaşıyor, kendisini bedbin etma - mek için, müebbeden mahpus kalaca - ğını söylememişler, O ıslahı hal ederek bir zaman sonra çıkabileceğini zanne- diyor, onun bu düşüncesini de bulan - dırmıyorlar. Görüştüğüm hapishane müdürü: — Belki de çıkartırız, dedi, kim bi -| lir... Maksat onun cemiyete müfit bir adam olmasıdır. Hapishane müdürü içini çekti: — Azizim, dedi, insanları cemiyete karşı düşman etmemenin çaresini bul- malıyız, bir kere mahküm olan adam küsüyor, ne kadar ıslahı hal etse, fit- ri bir hissin sevkile insanlığa karşı dai- ma dişlerini gicırdatıyor.... : Mücrimlerin ıslah edilmesi işinde iş te aşılamıyan nokta budur. |ha taşlıkta; şöylece, karma karışık bir 151 numaralı şehit (Ertuğrul faciasına karışan aşk macerası) - SÖÜ Yazan : A, R. Bu telâş ve heyecan, akşama kadar devam etmişti... Sabırsızlıktan Fenalıklar geçiren Hacer Hanım, son vapur geleceği zaman Suadı yanı- na almış; iskeleye gitmişti. İki bacalı (Nüzhetiye) vapuru, iske- leye yanaşmadan, Suat: — Müjde, anne.. işte babam.. dav- lumbazın üstünde... Yanında, dayım da var. Diye bağırmış; iskele memurunu bir dirsek darbesile parmaklığın kena- rına yaslıyarak, çımacıların arasına fır- lamıştı. Her şeyden evvel, dikkatle babası- nın yüzüne bakmıştı. Hilmi Efendinin | çehresinde, neş'eli bir tebessüm vardı... Suat; babasının dayısı ile gülüşerek konuştuğunu görür görmez, ferahla - mıştı. Tekrar annesinin yanına gele-. rek kulağına eğilmiş: — Hiç merak etme, anne.. babamın yüzü gülüyor. ...... Diye, mırıldanmıştı... ve o bunları fısıldarken, vapurun Heybeli yolcula- ri arasında da .: — Yalı çapkını, koca kız olmuş.. fakat; daha hâlâ, çocukluğu üstünde. Diye bir fısıltı dolaşmıştı. Hacer Hanım, büyük bir sabırsızlık içinde kocasını karşılamıştı. Eve kadar sabredemiyerek araların- da bir muhavere başlamıştı: — Ne haber, bey.. hayırdır inşallah.. — Merak etme, hanım.. hayır.. hayır. : — Doğru söyleyiniz. — Doğru söylüyorum. — Amma, işin ne olduğunu söyle- miyorsunuz. — Canım, hanıml.. Her şey sokakta söylenir mi?.. Hele eve gidelim. — Mümkün değil. Meraktan, çat- lyacağım... Kuzum, bey.. şöylece| biraz çıtlat. ; Mustafa Bey, hemşiresinin kulağına eğildi: — Merak etme.. kocanın başına, devlet kuşu konuyor. Dedi. Mustafa Beyin bu sözleri, Hacer Hanıma, büsbütün merak verdi. Bu sefer, kardeşini tazyik etti: — Başına devlet kuşu mu konuyor? | — Evet. — Aman ağabey, deme.. yoksa, sol kolağası mı oluyor?.. — Kimbitir?.. Belki de, — Kuzum ağabey.. meraktan çat - lıyacağım. Şunun, doğrusunu söyle. — Canım!.. Senin anlıyacağın.. bu işde rütbe, nişan, ihsan; bunların hep- si var. Hacer Hanım, hafif bir baygınlık daha geçirdi. — Kızl.. Suat!.. Şu koluma gir. Fe- na halde sersemledim... Unutma. Tez- veren dede sultana üç mum adadım. Aklıma getir. Dedi. Suat da merak içinde idi. O da, kısa kısa sualler sorarak babasından bir şey- ler öğrenmek istemişti. Fakat, babası kısaca: —— Sokakta konuşulacak şey değil, kızım. Diye cevap vermişti.. sokak kapısından girdikleri zaman da- . .Onun için muhavere cereyan etmişti. — Yarın, misafirler geliyor. — Bize mi?, — Hayır, canım.. İstanbula. saraya. — Ne misafirleri?. — Japonyalılar. — Japonyalılar mı?.. Onlar da kim?.. — Canım, anne.; hani Japonyalılar yok mu?.. Dünyanın; tâââ, öteki u - cunda yaşıyan insanlar. — E, onlardan bize ne?.. Onlar ge- liyor diye, beye nişan, rütbe, ihsan mı koyuyorsunuz. — Hemşire!.. Hani; bazı vakitler, hakikaten budala olursun. İnsan, lep demeden leblebiyi anlayıverir... Hil- mi Efendi, bunlara tercümanlık ede - cek. Şimdi anladın mı? — Anlamaz olur muyum hiç?.. — Hanıml!.. Sonra, uzun konuşu - ruz. Hele evvelâ, yemek yiyelim. Sa- bahtanberi, Camialtından Divanhane- ye.. Divanhaneden de Yıldız sarayına koşmaktan, imanım gevredi. Hilmi Efendinin bu şikâyeti, karma karışık konuşmalara fasıla — vermişti. O tarihte; .ikbal ve istikbal kapıla- rının insanlara açılabilmesi, ancak mü- him ve fevkalâde hâdiselere bağlı idi. Bilhassa zabitlerin terfi edebilmesi için; onların, ya yüksek zat ve ma - kamlara mensup olması; veyahut da akla hayale gelmiyen bir hâdiseye ka- rışması lâzımgelirdi. Hacer Hanım tarafından, sıkı bir is- ticvaptan geçirilen Mustafa Bey; ya - rın gelecek olan misafirlerin yüzünden Hilmi Efendinin nail olacağı mükâ - fatları sayıp dökerken; Hilmi Efendi verecekler?. Ayol, beni budala yerine| Hacer hanım kocasını akşammeraa beklemiş ve şu haberi almıştı: Japonlar İstanbula geliyor! bayılacağım. Söyleyiniz bakalım,. ne oluyor?... ile Suat arasında da şu muhavere de - vam etmekte idi: — Baba!.. Ben, bir kitapta okumuş- tum. Japonlar, Avrupalıları hiç sev - mezlermiş.. hattâ, memleketlerine bile kabul etmezlermiş... Şimdi, nasıl olu- yor da, bunlar İstanbula geliyorlar?.. — Kızım!.. Japonlar, uzun asırlar- danberi kendi adalarında, ve kendi me- deniyetleri içinde yaşarlar; yalnız Av- rupalıların değil; bütün — yabancılarla temas etmeyi sevmezlerdi. — Niçin?.. — Bunun, mühtelif sebebleri var- dı, kızım... Bu sebeblerin başlıcası; memleketlerini, başka milletlerin isti- lâsına maruz bırakmamaktı... Meselâ; büyük Türk hakanlarından (Kublay) bir donanma ile Japonyaya hücum et « mişti. Japonlar, bu hücuma şiddetle mukavemet — göstermişlerdi. Fakat, epeyce de korku — geçirmişlerdi. İşte, ondan sonra da, her yabancı millete karşı ihtiyat göstermek mecburiyetini hissetmişlerdi. — E, Avrupalılarla ilk temasları?. — Japonlarla ilk temas eden Avru- palı, Portekiz seyyahlarından (Fer - nand) dır. Bu adam, on beşinci asrın ortalarında Jponya topraklarına ayak basmış.. dünyadan tamamile ayrı ya - şayan bu milletin medeniyetine, Japon topraklarını tabit servetine şaşa kal - mıştır. Avrupaya avdet ettiği zaman, gördüklerini yağlandıra ballandıra an: latmıştır. Fakat evvelâ buna, hiç kimse inanmamıştır. Hattâ onun içindir. ki bu adama, (Mendoz) ismi takılmıştır. — Mendoz, ne demek baba?.. — (Yalancı) demektir. — Sonra2.. (Arkası var) l Fırınlardaki Temizlik Meselesi çenlerde yeni bir tamim yaptı: receklerdir.» yor ki: memnun edecektir. * — Beyl.. Helecandan, şimdi düşüp * M B Fi Fırınlarda tezgâhların, hamurkâr- ların, temizliği üzerinde İstanbul be- lediyesi oldukça titizdir. Daha ge- «Amelenin kıyafeti düzgün ve te- miz olacaktır. Ambalâj kâğıtları sün * gerlerle ıslatılarak kullanılacaktır. Bu emre riayet etmiyenler ceza gö- Dedi. Fakat bu kâfi mi? Bazıları biraz daha ileri gidilmesini istiyor- lar. Meselâ bu tamimi gazetemizden keserek bize gönderen Bakırköy oku yucularımızdan Kadıoğlu Emin di- — Bazi fırınlarda ekmekler müş- teriye kâğıtlara sarılmadan verili- yor. Bü hususta birçok kimseler bele diyeye başvurmuşlar, fakat ekmeğin ambalâje edilmesi için belediye niza mat ve evamirinde buna dair bir ka- yıt ve sarahat bulunmadığı cevabını almışlardır. Belediye bu hususta te- şebbüsata girişirse birçok kimseleri Edremöt Halkevi ve bir Edremitli Edremit okuyucularimızdan biri bize gönderdiği bir mektupta Edre- mit Halkevinden daha fazla canlılık ve faaliyet bekliyor. Bu faaliyeti de balo ve müsamere şeklinde değil, köylüye konferanslar, çiftçilere ders ler şeklinde göstermesini, genç'iğ! kucağında toplamasını, fakir halka ve bilhassa köylüye ehemmiyet ver- mesini istiyor. Bittabi Edremit Hal- kevi reisi-bu hassasiyet üzerinde du- râcaktır sanırız, Okuyucularımızın sorgularına cevaplarımız Bartında Şark Demiryolları hak - kında bize yazı gönderen okuyucu- larımızdan Mahmut Ünene: — Yazınız çok ciddi bir tetkik mahsulüdür. Binaenaleyh bu yazı - nızı Nafia Vekâletinin çıkardığı «De miryolları» veya «Bayındırlık» mec mualarına gönderiniz. Bu suretle devlete geçen bu hattın güzel bir ta- rihi sayfalara geçmiş olur. Adanada ceza evinde N. Demirele!: — Her gün yaptığımız neşriyat meyanında mevzuü bahsettiğiniz me seleye dair birçok yazılar yazıyoruz. Adliye Vekilimzi Şükrü Saraçoğlu da âyni mesele ile şitldetle alâkadar- dır. Yakında sizin gibi birçok vatan- daşlar isteklerine kavuşmuş olacak- lardır. AY Gi

Bu sayıdan diğer sayfalar: