3 Şubat 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6

3 Şubat 1937 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

H F K— Damadını seven ve bu yüzden onu yaralıyan kaynana . Delikanlı mahkemede hakikatı ;Ğvleyince samiler arasında bir kadının bayıldığı görüldü. Bu kadın' suçlunun kızı ve delikanlının karısı idi, ihtiyar kadına gelince o maznun sandalyasında şimdi daha çökmüş gözüküyordu ahkeme salonu hıncahınç dolu. Dinleyicilerin gözü kapıda, Baş örtülü bir kadın telâşlı adımlarla içeri giriyor. Ve hâkimler hey'etinin karşı- sında gösterilen maznunlar mevkline geçiyor. Profili muntazamca; fakat görünüşü çok çirkin. Bu çirkin- liği arttıran en büyük âmil, burnunun eğriliğidir. Arkasından bir genç geliyor. Yaşı takriben 26 - 27. Saçları dağınık. Al- nında bariz bir yara izi, Maznunun da- madı. Okunan iddiaya göre, ihtiyar ka- dın, dantadını yaralamakla zannaltın- da. İş bu noktaya gelince yaşından beklenilmiyen bir çeviklikle ayağa kal- kıyor: — Bunu kabul etmem aslâ!.. diyor. Bir insanın kendi damadını öldürme- ge kalkışması için deli olması Damad demek, yarı evlât — demektir. Böyle bir şey hiç tasavvur olunur mu? Gelinini sevmeyen kaynanalar çok- tur, fakat damadını sevmiyen kayna- na pek azdır. Hâkimin ihtarı, kadına sözlerini ik- mal ettirmiyor. Ve iddianamenin okun- masına devam olunuyor. Buna nazaran, bir sabah genç bir kadının istimdadı — üzerine eve gelen polisler favurili damadı, evin taşlığın- da, yaralanmış bir halde boylu boyuna serilmiş buluyorlar. -Mutfağın kapısı açık olduğu gibi mutfağın bahçeye a- çılan kapısı da ardına kadar açık. Kây- nanada bet beniz atmış, vücudu zan- gir zangir titriyor. Polislere kapıyı göstererek; — Katil kaçtı, katil kaçtı!.. diyor. Ve yaygarasile, gürültüsile birdüziye lâzım. | polisleri işgale — uğraşıyor. Filhakika, katil olduğu iddia edilen adam da yaı-] kalanmış, isticvap edilmişse de yaralı ile aralarında hiç bir rabıta ve müna- sebet olmadığı anlaşılarak tahliye o- lunmuş. Şimdi vak'anın şahidi mevki- inde yer almış, mesleği şoför. Tıknaz, babacan, güçlü kuvvetli bir adam, An- latıyor: — «O sabah sokaktan geçerken so- kağa fırlayan bir kadının: «Yetişin i- çeride kocamı — öldürüyorlarl...» diye bağırmakta öolduğunu görünce hemen eve daldiım. «Damadı göstererek» bu delikanlı taşlıkta yüzü kan içinde yatı- yor, «maznunu göstererek» bu kadın elinde bir balta... Onun bilmem kaçıncı darbeyi indireceği sırada hemen atıl- dım, Bu kadının elinden baltayı kapıp köşeye fırlattım. Fakat malüm ya, mes leğimiz şoförlük, evde çoluk çocuk ak- Korkunç bir cinayet Keşanda 3 köylü bir olup kendilerine odun kesmek yasak olduğunu söyleyen korucuyu balta ile öldürdüler Keşan (Hususi)— - Burada tüyler ür - pertici bir facia ol- muş, Büytik Doğan- ca köyü korucusu B min oğlu Ali, baita ile ensesinden kesil mek ve kafası ikiye ayrılmak suretiyle öldürülmüştür. Cinayetin meyda- na çıkmasına koru- Suçhulardan cunun kasketi se- — Ali oğlu Ahmet bep olmuştur. Köylüler yol kenarında bir kasket görmüşler, bu kasketin ki- me ait olduğunu ararlarken, yerde kan damlaları görmüşler ve bu kan damla- larını takip ederek Doğanca Köyü hu dudu dahilinde bir derenin içine kadar gitmişler ve orada Korucu Alinin pek korkunç bir hal almış olan cesedini gör müşlerdir, Vak'a derhal jandarmaya ve müdde- ijumumiliğe haber verilmiş, müddelju- mumi Nusret, jandarma komutanı Fa- ruk derhal vak'a mahalline giderek tah kikata başlamışlardır. Kısa bir zaman zarfında da bu vahşiyane cinayeti işle- yenleri meydana çıkarmışlardır. Cinayeti işleyenler Silli köyünden Mustafa öoğlu Çallı Hüseyin ile dama- dı Ali oğlu Mehmet, uşakları çingene Ahmet oğlu Abidindir. Bunlar Büyük Doğanca köyünün korusundan odun ke serlerken korucu Ali kendilerini gör- müş ve korudan odun kesmenin mem- Suçlulardan Suçlulardan Çallı Hüseyin Ahmet oğlu Abidin pu olduğunu söylemiştir. Bunlar koru curun bu ihtarından muğber olmuş- Jar ve kendisini dövmüşler, elinden de ,silâhımı aldıktan sonra yollarına de- vam etmişlerdir. Korucu da 300 - 400 metre gerilerinden ayni yolda ilerile- meğe başlamıştır. Bunlar korucunun kendilerini köy muhtarına şikâyet edeceğini sanmışlar ve yolda bir çalı kümesinin arkasına gizlenip korucunun yolunu beklemeğe başlamışlardır. Korucu çalı kümesinin önüne gelince bunlar oldukları yerden fırlayıp Alinin üzerine çullanmış'ar - dır. Suçlulardan Abidin korucuyu kış kıvrak yakalamış, Mehmet te evvelâ ensesinden, sonra da kafa tasından bal ta ile yaralayıp öldürmüştür. Bu cina- yet Silli köyüne dört yüz metre mesa fede işlenmiştir. Katiller bu cinayeti müteakıp korucunun cesedini ortadan kaldırmak istemişler ve cesedi Doğan- ca köyü hbududu dahilindeki derenin içine götürüp gizlemişlerdir. şama ekmek ister, Onun için şahit o- lup mahkeme, karakol dolaşmak pek işime gelmez. Bunun için düşündüm, taşındım, karşımdaki mutfak kapısın- dan kendimi bahçeye attım, Oradan da ver elini duvar, dedim. Kendimi so- kakta buldum, Beni yakaladılar, sorgu sual, masum olduğum anlaşılffca ser- best biraktılar.» Hakiki mücrim kim ve hakiki sebep nedir? Yaralı son dakikaya kadar bu iki nokta hakkında kat'i bir ip ucu ele vermemiştir. Yalnız hâdiseden sonra karısına ay- ri eve çıkmağı teklif ediyorsa da on- dan: «Ben annemden ayrılamam!» ce- vabını alıyor. Ve bir akşam evine gel- diği zaman annesinin teşvikile karısı a |tarafından evinin kapısını yüzüne ka- palı buluyor, o günden sonra işte karı- sile ilk defa hâkim huzurunda karşıla- şıyorlar. Mahkemâde malümatına müracaat olunan genç kadın itiraz ediyor: —A.. Al. Anneciğim onu niye vursun durup dururken?, Delinin zo- runa bak. Sarhaştu, kimin yvurduğu- nun farkında değil... Bu söz, genç adamı bir zenberek gibi yerinde fırlatıyor ve bağırıyor: — Yalan, yalan!.. Ben ağzıma öm- rümde bir kadeh içki koymuş adam de- gilim. Bu itham, genç adamı çileden çı- kardı. Ondaki en son ümidi yıktı, Ba- şını çevirerek istihfafla karısına bir ke- re baktıktan sonra hey'eti hâkimeye döndü; ve kaynanasını işaretle: — Katil budur!. diye bağırdı.. şim- diye kadar sustum. Sükütu tercih et- tim. Çünkü aşağı tükürsem — sakalım, yukarı tükürsem bıyığım diyen bir a- dam vaziyetinde idim. Fakat artık her şey bitmiştir. İlk günleri alâküllühal — geçiniyor- duk, sızıltısız yaşıyorduk. Fakat bu kadın, kırk gün kokusunu saklayabi- len sarmısak kadar bile olamadı, Ka- rımla kavgalı zamanımızda kaynana- mın sevincine pâyan yoktu. Karımla aramız iyileşti mi medet Allah.. kadı- nın suratına, hiddetine son olmazdı. Ben toy çocuk.. evvelâ bunların hakikt sebebini pek tayin edemedim. Meğer bizim kaynanamızın maksadı bBambaşka imiş, Buna “da tesadüfen muttali oldum, Onun ve karımın evde Tarihten sayfalar: Tarihte Türk - Fransız münasebetlefi nasıl başladı ve nasıl devam etti! C d vak 1535 te iki devlet arasında yapılan ilk ticaret anlaşması kapitü“ lâsyonların mebdet oldu, bilâhere biz zayıf düştükçe bu imtiyaz” lardan bir çok milletler istifade ettiler — Yazan : Haçlılar seferinde Alp Arslan, Ka - raboğa ve Nureddinle çarpışmaları ha- riç tutulursa, Türklerle Fransızlar ilk defa olarak 1395 de Niğboli kalesi ö - nünde karşılaştılar, Henüz tanışmadık- ları Türkleri bir saman yığını gibi sa- vuracaklarını zanneden on bin Fran - sız zırhlı şövalyesi bu harpte mahvol - muşlardı. İşte ondan sonradır ki Fransızlar Türklerin ne cesur ve yiğit bir millet olduğunu anladılar. O kadar ki (Pe - çevi) ye göre ikinci Muradın karıla - rından birisi Akdenizde bir gemide yakalanmış olan bir Fransız prensesiy- di. Bu prenses de Fransa krallık hane- danı olan Bürbonlardandı. Fatih Sul- tan Mehmet bu kadından doğduğu için Fransa kralları Türk hükümdarlarile akraba olduklarını ileri sürerek övü - nürlerdi. Türkler de onların bu iyi duygula - rına ayni şekilde ve hattâ lüzumun - dan daha büyük bir ehemmiyetle kar- şılık veriyorlardı. Türklerin Fransızlarla sıkı fıkı oluş- ları 1535 de başlar. Bu tarihte İstan - bula Lâfore adında bir Fransız elçisi gelmişti. Başvezir İbrahim Paşa ile-bu elçi arasında bir ticaret muahedesi ya- pıldı. Bu muahedeye göre Fransiz ge - mileri serbestçe Türk limanlarına gi - rip çıkacaklar ve Türk leventleri bu gemilere ilişmiyeceklerdi. Fransız kon- solosları kendi tebaaları üzerinde hâ - kimlik edebileceklerdi. Fransızlardan biri hakkında bir dava açılacak olur - sa muhakemesi (divani hümayun) da olacak ve bir Fransız tercümanı hazır bulunacaktı, eğer bir Fransız bir Türk tebaasına olan borcunu ödemeden ka - çarsa, evvelce olduğu gibi, diğer bir Fransızın malı zaptedilemiyecek ve davacı ancak Fransa kralı hakkında dava açabilecekti. Türkiyedeki Fran - sızlar diledikleri gibi vasiyetlerde bu- lunabilecekler ve öldükleri takdirde malları Fransız konsolosuna teslim e - dilecekti. Bundan başka esir olarak kullanılan Fransızlar serbest bırakıla- cak, daha sonra esir düşecek olanlara da her iki taraf ayni muameleyi yapa- caklardı. * Fransızlar Türklerin — kendilerine karşı gösterdikleri kolaylıkları müm - kün olduğu kadar Bgenişletmekte . hiç bir fırsatı kaçırmamışlardır. da Fransa kralı dokuzuncu Şarlın el - çisi ikinci Selime Müracaat etmiş ve eskilere ilâveten veni bir imtiyaz ko - parmıştır. O da Türkiye ile muahede yapmamış olan diğer devletlerin an - cak Fransız bayrağı altında Türk li - manlarına girip Çıkabileceklerivdi. O sırada, Venedik, İspanya, Sicilya. Na - İ'poli ve Papa hükümetleri aralarında birleserek İnebahtide — donanmamızı vaktıkları için aramız açılmıştı. Böyle- likle Akdenizin üçte ikisini kaplıyan, Hindistan, Orta Asya ve Afrika kapı - larına hâkim olan Türk limanlarına ancak Fransız #emileri girebiliyorlar- dı. O kadar ki Fransa muayyen hir Fa- ra karsılığında baska devlet gemileri- ne de Fransız bavrafı çekmeleri hak - kını satıyor, hazırdan para kazanıyor- du. Bir aralık Lehistan meselesinden do- lavı aramız arıldı. İnsilizler bunu fır- sat bildiler. Kraliçe Elizabetin bir el- çisi Türkiveye gelerek onlar da kendi gemilerinin serbestçe girip çıkmaları AŞAO LAŞ ŞND GAĞA ŞAAA N AÖ OŞD Gimea eeNUaUN ae olmadığı bir gün anahtar uydurarak onun odasına girdim, İçimden bir şey- tan beni dürtüyordu. Çünkü evde ol- sun olmasın son zamanlarda bizim kaynanada yeni bir huy türemişti. Ya- tak odasının kapısını sıkı sıkı - kilitle- mek huyu.'Ne yalan söyliyeyim bu be- nim merakımı tahrik etmişti. Yatağı- n karıştırırken yastığının altında sert- çe bir şey elime geçmesin mi? Merak saikasile çekip baktım. Bir de ne gö- reyim, meğer o kadar itina ile yastığı- (Devamı 11 isici sâyfada) (15691' Turan Can 'da oldu. Fazla olarak ecnebi devlet ' | Fransaya karşı gösterdiğimiz bu l etmiştir,. na izin aldılar, Fakat Fransızlar uğ*: yacakları büyük zararı hemen Bnladl lar ve İngilterenin imtiyazını kal dılar. Bu iş te 1581 de üçüncü Mllf.w Fransa kralı üçüncü Hanri firlerinin Babıâlide kabulleri me mi sırasında Fransa elçilerinin d! lerinin önüne geçmesini de iemin tiler. Türkiye o zaman Fransaya İf paratorluk gözile baktığı için bu im' tiyazı çok görmüyordu. Fransa kralı dördüncü Hanri ile Ü çüncü Mehmet zamanında ve 1597 “ yapılan muahede ondan önce veri bütün imtiyazları bir araya toplü 3“ ve teyit ediyordu. 1614 de birinci Ahmet daha ccınldı davrandı. Evvelki imtiyazlardan başv Kudüse haç için gidecek olan papîiz ların Fransa tarafından himaye edil ” meleri, sefirlere ait eşyadan gün resmi alınmıyacağı kararlaştı. İşte * tarihten sonradır ki Fransa şark katoliklerin hâmisi tavrını takı Rus Çarlığı da buna imtisalen ort0 doksların hâmisi kesilerek başıt dertler açmıştır. | FPransada dördüncü Hağrinin O münden sonra katolik ve protes lık davaları başlamış. İhtilâller ormuğ devleti zayıf düşürmüştür. Bu yüz şarktaki nüfuzu kalmayınca İngiltef? Venedik, Holânda devletleri de Frafi sanın almiş olduğu imtiyazları ko mışlardır. | 1673 de on üçüncü Lüi ile dö:d_ünğ! Murat zamanında Fransa yenid ön safa geçmeğe çalıştı. Yeni bir mut hede yaparak eski imtiyazları teyit tirdi. Ayni zamandaKudüse giden pa pazları himaye hakkını alabi! dıg'lw genişleterek, kendisinin şarktaki bü * / tün katoliklerin hâmisi olduğunu ka || bul ettirdi. Bu hâdise Avrupada mühim akisler yaptı. Hiıristiyaniii gayretile hareket eden bütün dev letleı ve papalık Fransayı tebrik etti. Fran | sız malları üzerindeki gümrük ves nin yüzde beşten aşağı indirilmesi o derece mühimdi. Fransanın Akdeniz ticareti asıl bulf dan sonra bir şimşek hızile artmış V| ilerlemiştir. Marsilya şehrinin ve H manının genişlemesi, de o sırada bAf | lamıştır. (1670) de altı yüz bin kurti olan ticaret elli senede on iki milyö” kuruşa çıktı, Son defa 1740 senesinde Fr:mS’ kralı on beşinci Lüi ile birinci Mahmül zamanında bir muahede yapılmış bu müahede Lozan muahedesine kadi sürmüştür. Fakat işin asıl kötü tarafı ! / bizill rı derecede dostluktu. Verdiğimiz inl tiyazları diğer devletler de istiyorlat| fırsat buldukça her ne vasıta ile olür sa olsun almağa çalısıyorlardı. Asırlarca memleketin bütün varli * ğını , hudutların — dışarısına taşıyâf' san'at Ve ticaret namına her şeyi yI kan, bizi iktisadi bakımdan tam köle haline koyan kapitülâsyonlar i Fransa ile yaptığımız bu muahedetef den çıkmıştır. Son yüz elli yıl içi nl”' diğer Avrupa devletleri de bu imti yazları ellerine geçirdiler. O kadar rl her hangi bir ecnebi tebaası Türk! ye' ' de büyük bir suç işlese, bir insan Öl dürse Türk polisinden kurtulmak içiP kendi devletinin sefaret veya kons0 loshanesine kaçıyor; devlet onu Of" dan alıp ta davacının hakkanı ver yordu. Dünya harbinin başlangıcında AT ) manlarla ittifak şartile kaldırılan kâ pitülâsvonları dünya harbinden İtilâf devletleri gene koymuşlardı. kat İstiklâ! harbini kazanan genc kiye vaktile bir Jütüf olarak verıîe'" fakat daha sonra ağır bir zincir halif/ de Türk milletinin ellerine, kn"a“F'f boğazma do'anan kapitülâsyonla ı bütün kaldırmıştir, Bununla heva memlekette Fransız milletine v kül türüne- karşı düyülan'semmnati < Ve Turan Cati

Bu sayıdan diğer sayfalar: