2 Şubat 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9

2 Şubat 1937 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 9
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

— Na ğaA SAITN. Ki biri bakış ün açılan Şehir Meclisinde bir saat —— * Serden geçip huzur hakkından geçmeyenler - Kadın azalar niçin konuşmazlar? - En şişman aza - Yaş rekoru kimde? - Mecliste zayıflık timsalı - En şık âza e Şehir Meclisi toplantılarından bir ıntiba — Dideler Ruşen ! Dün, kısa bir ayrılıktan sonra, biri- erile yeniden karşılaşan Şehir Mec- 1 azalarının biribirlerine söyledikle- Ti ilk söz bu oluyordu. Mazbataların ait olduklari encümen Vl'e havalesinde çabukluk - gösterdiler. € Çabukça da dağıldılar. Ben aralarma katılıp çıkarken dü - şündüm ki, çoğunuz, şehrimizin muhte | Tem mümessillerini yakından tanımaz- ;îllz. O toplantıların ve oraya topla- nların hususiyetlerini bilmezsiniz. € Mmeselâ onların biribirlerine: tin—ı— Dîde%er Ruşen! diyişlerinin hikme M a edemezsiniz. Vâkıa Şehir mfğhsmm başardığı bütün işlere be - aklım da ermez. Eğer lâtifeli, hoş- çînl;“ sohbete vaktiniz varsa, size, bir dilimri;ında? hayli seyrettiğim meclisi, li döndüğü kadar anlatmaya yel- ğüngım Fakat eğer kulunuzun kötülü ; ezseniz izin verin d va sabuha z NiİZ verin de, süş künmayayım. A ir Meclisimize eskiden «MeclisiVi Yet» derlerdi. Basitliğ k içi t ge uymak için €rs kepçe olup «Şehir Meeclisi» namını Ihdı ama, gen öz türkçe- Teşemedi. a, gene tamamen öz türkçe Bildiğ'iniz gibi, mevsimi gelince, tıp | Mevsimi gelen meyveler gibi - fakat |' bi naşkaları tarafından değil, kendi kendi € toplanır. Mecliste toplananlar içinde «Adalı> | '(') (îa mevcuttur, Modalısı da. Mecliste .Ğ’ağn_anlar içinde hem «galip», hem tiyar» olapjar bilirim. İçlerinde: “Ook» um diye dolaşanlar vardır ki lo- | n htadan çıkmazlar. İçlerinde «nemli» ir Vardır, fakat «sulu» lar yoktüur. İ- â!nde bulunanların en yaşlısı «koca - tüîz'. fakat en gençlerinin beli bükük İç%nde bulunanlar arasında «serden Seçti» ler vardır amma, huzur hakkın- Beçenler yoktur. Çl_nde, ezeli ve mühim bir tevalürü €kzip eden, ve dünyanın hiç bir ye - _ Tinde görülemiyen şayanı hayret bir hal vardır: Çünkü Şehir Meclisimizde kadınlar çok konuşmazlar. Hattâ o ka-| g_a_r konpşrnazlar ki, başka yerlerde bül Olul kesildiklerini görmemiş, bilmemiş Sanız, dilsizliklerine hükmedersniz. bi Hattâ o kadar konuşmazlar ki Mecli N erkeklerinden birisine, kendisini en Sok güldüren hâdiseyi sormuştum da, ha şu cevabı vermişti: — Bir toplantımızda, tavuk, piliç, ve 'Murta yetiştirmek mevzuu etrafında Münakaşa ediliyordu. Lâkırdıya Bayan efika Hulüsi Behçet te karıştı! p İzin verin de, size bifraz da o Meelisin N meşhur simalarını tanıtayım: di; Meelisin en şişman âzası kim mi- ! Şu karşıya baksanıza? Vâkıa ilk ta orada, bir araya gelmiş dört İhsan var sanacaksınız. Fakat biraz dik at edin canım! Göreceksiniz ki, orada .11' tek kişi vardır: Meclisin en şişman mzası Abdülkadir! Beşiktaşın sevimli si ası Abdülkadir... Ş BErekît ki o, çok sevdiği semtinin ta asına düşmüştür. Her toplantıda, Be - ŞIktaşîlr.ı bir başka derdine çare kopar- Mak için bütün muzip muterizlerine lâ bfrdı yetiştirir. Ve bu yüzden her sefer t;'l“kaç kilo kaybeder. Yoksa eğer üs - d, Beşiktaşın kahrını da çekmese, bu ea meydanda. Hakkı huzura en fazla ihti- | benden alın! Meeclisin daracık kapısından sığmak im kânını kaybeder, ve dostlarını kendi - sinden mahrum bırakırdı. | Tabii, Meclisin en kalender azası ol- duğunu da kestirmişsinizdir. — Nereden? mi? Canım gören göz kılavuz ister mi? Baksanıza? Üstad ka ' lıp kıyafet işinde ihmalkâr davranımak ta neredeyse benimle yarışa çıkacak! * İşte Kavalalı Hüseyinle, Nemli zade Mitat... Onlar da kıymetli bankacımız Yusuf Ziya gibi, hakkı huzura metelik vermiyenlerden. Fakat sakın o ön !ira yı almayışlarının sebebini sadece dün- yalıklarının bol oluşunda aramayın. Baksanıza — Tevfik Âmire.- Al - lah ziyade — etsin — o * dünyalık bakımından buradakilerin hepsine taş çıkarır. Fakat buna raömen, hakkı hu- zurlar dağılırken, muhasebeciyi ziya -| ret etmekte en erken davranan da o -| dur. Bu tezadın sırrını anlamaya kâal-| kışmayın. Bu işlere- hiç akıl erdirile -| mez, Bunun böyle olduğuna bir misal daha isterseniz, bizim Selâmi İzzet yacı olan odur. Fakat: — İstikamet muhasebecinin yanıdır! diyip te, bütün azalara: «Marş Marş!» kumandasını verseniz herkesten geç davranır. Meclisin yaş rekoru Tevfik Âmirde- dir: O, Meclisin en genç azasına baba olabilecek yaştadır. Fakat kat'iyyen «kocamaz!»... * Meclisin yaş rekoru Tevfik Âmirde- dir: O, Meclisin en genç azasına baba olabilecek yaştadır. Fakat kat'iyyen «kocamaz!» * Meeclisin en zayıf azası da Selâmi İz zet... Yani Babıâliden çıktığını anla - mak için, adını sorüşturmaya Jüzum| yok. Kendine bakarsanız, Meeclisin en| genci de o. Fakat Refik Ahmet ortalık ta peydahlanır peydahlanmaz, Selâmi İzzet, bu iddiasını derhal örtbas ediye- rir! * Naci Âliyi tanırsınız tabii? Abbas Halimin damadı, Şehir Meeclisinin Prens dö Galidir. İpek gibi parlayan pardesüsünün içini baştan başa kapla- yan nefis kürkü görseniz, onu bir ka- dın lütrünü tersine çevirip sırtına ge- çirmiş sanırsınız... ; Maamafih, şıklık bahsinde Nemli za de Mitat, ona hayli zorlu bir rakip! Eğer biraz daha gayrete -gelir de, ge lecek toplantılarda, Meclisin Prens dö Galliğini ele geçirebilirse, haberi gene * Mecliste Tevfik Sağlamın, Ziya Mol lanın yoklukları. belli. Vâkıa Faruk Debreli, Halil Hilmi hayli cerbezeli avukatlar. Fakat hita- bet kralliğinin, Ziya Molladan, Tevfik Sağlamdan inhilâl eden tahtını doldü- ramıyorlar. O taht hâlâ boş. Adalı ÂAvniye sorarsanız, hitabet tah tının varisi kendisi. | * O sorduğunuz da Manyasi Feridun- dur. Ruhsat verin de sizi onunla tanış- tırmıyayım. Vâkıa sizinle hüsnü niyetle ko - bıçakla öldüren adam Katil, şahide “ Sen de ben”m gibi halkı güldürmüştü. Yüzünü onlara çevirdi ve zehir gibi bir bakışla ilâve etti: “ GCüleriz ağlanacak halimizel! ,, * x x uyuyormuş sun / , diye bağırdı. Bu sözler alil, okunan ithamnameyi sükü- H netle dinledikten sonra karşı- sındaki heyeti hâkimeye baktı. — Onunla tam altı sene beraber ya- şadık - diye söze başladı - Aramızda ni kâh' filân yoktu; bidayette biribirimizi seviyorduk. Aramızda altı senelik bir yaş farkı olmasına rağmen ©o benim göz lerimde hâlâ genç, hâlâ taze idi. Birkaç vay iyi geçindik, biribirimizi kırmadık, darıltmadık. Fakat sonra aramıza, evvelâ bir şüp- hfe ve onu takiben de bir kıskançlık gir di. Ondan sönra hayat benim için bir zehir olmaya başladı. Mahalleden ge- /|çerken herkes biribirine beni göstere - rek alây ediyorlardı. Bir ğün bana ka- fa tuttu. Benimle yaşamaktan bıktığı- n_î söyledi. O zaman irademi kaybet - tim. Sofrada elime geçirdiğim bıçağı ka pınca onun vücudüne iki keree daldı- rıp çıkardım! Beni bir müddet müşahede altında tuttuktan sonra tımarhaneye yolladı - lar. Orada günlerim, hep onu düşün - mekle geçti. Onun da bana kırşı zâfi olacak ki, kendisini yaralamama rağ - men arada sırada Bakırköyüne kadar gelerek beni yokluyordu. Ondan uzak geçen hayat, benim için hakikaten bir işkence idi. Bütün düşüncem yalnız oy du. Gözlerim paviyonun penceresinde, hep onun hayalini görüyordum. Önun Beni zivareti her seferinde kalbimde küllenen ateşi yeni baştan eşeliyor ve tekrar beni ümitsizliğe sokuyordu. Bu- radaki hayatım, tam manhasile bir ce - hennemdi. Koğuş arkadaşımın biri es- ki bir terzi idi. Bütün gün işi, eline ge |çirdiği bir patiska parçasının örgületi- ni birer birer sökmek ve sonra bu ip- likleri biribirine tina ile eklemek ve ni hayet bunları bir makaraya sarmaktı. Koğuş arkadaşımın diğeri, eski bir mek tep hocası idi; fakat kendisini burada banka direktörü addediyordu. Bu iki delinin arasında akıllı adamın çıldır - maması imkân haricinde idi. Nitekim bir gün doktora yalvardım: «Beni bu- radan çıkarın, beni buradan kurtarın!» dedim. Maksadım onu görmek, bir an evvel ona kavuşmaktı. .-Onunla aramızda yaş farkı olmakla beraber kafa farkı da vardı. O, pespa- ye, hoyrat, kaba, yarı cahil bir kadın- dı. Ben biraz okumuş bir adamım. Böy le olduğu halde bu iki zıd unsur nasıl birleşmişti? Benim gibi bir adam böyle bir kadı- nı nasıl seviyordu? İşin en çapraşık ta- rafı burada idi. Tımarhaneden çıktıktan sonra ilk i- şim acele adımlarla eve koşmak oldu. Havanın fenalığına bakmıyarak eve git mekte istical ediyordum. Kar, tipi, hiç birşey beni yolumdan alıkoymuyordu. |Lâpa 1âpa yağan karlar üzerinde derin izler bırakarak yürüyordum. Bütün| yol imtidadınca düşünüyordum: Eve| varır varmaz, ilk işim onu göğsüme bas maktı. Sonra birkaç para alarak ken- disine sobayı iyice yakmasını tenbih e- decek, ve doğruca çarşıdan bir binlik saranla biraz yiyecek alacaktım. Eve döndükten sorra karımla karşılıklı, lâ- pa lâpa yağan karları seyrederek başla rımızı dumanlayacaktık. Sokağın köşesini dönerken heyecan- dan nefesimin tıkandığını duyuyor - ;uşur. Fakat eğer Meeliste olduğu gibi, .hüsnü niyetine rağmen sinirlenirse, di ğerlerile tanışmanın şerefi burnunuz - dan gelir. Bu itibarla hele bu günlük kelâmı tat lıya bağlayalım da, bir eşref saatini bu lursam, diğerlerile beraber size onu da takdim ederim! . Naci Sadullah dum. Zile uzun uzun basmama rağmen kapı bir türlü açılmadı. Ve nihayet kar şıki komşudan büyük faciayı bütün taf silâtile öğrendim: Karım bir aydan ba- ri Şirazlı bir tüccarın metresi olarak yaşıyormuş. Bunu işittiğim zaman bir an gözleri min karardığını ve derin bir boşluğa düştüğümü sandım. Darbenin büyüklü ğüne rağmen, itidalimi tekrar elde et- tim. Ve komşuların yardımiyle bahçe duvarından atlayarak eve girmeğe mu vaffak oldum. Her taraf darma dağınık tı, her tarafta onun hayali, onun hâtı- rası vardı. Kendimi minderin üstüne attım. Ve bir an öyle sessiz ve hareket siz durdum. Ne yapacaktım, nasıl ha- reket edecektim? Bunları tayin ederni- yordum. Evimin geceki hali daha müt- hişti. Kendimi güçlükle sokağa atma- ğa muvaffak oldum. Kar altında avare ve perişan yürümeğe başladım. Niha- (yet bir meyhaneye girdim. Sonra evi me dönmüşüm, bunu iyi bilmiyorum. Sabahleyin uyandığım zaman başım ağ rıyordu. Düşündükçe onsuz yaşayamı- yacağıma karşı olan kanaatim artıyor- du. Kendisine bir mektup göndererek evine dönmesini yazdım. Cevap bile vermedi. Bir ikinci mektup. Gene ce- vap yok. Nihayet, ne olursa olsun, de- dim. Onun bulunduğu evi gözetlemeye karar verdim. Bir akşam üstü kapıdan çıkarken onunla karşılaştım.Bu, bir faci a ile karşılaşış kadar müthişti.O, birden irkildi, «ne istiyorsun?» diye kaşlarını çatarak huüşunetle sordu: «Eve dönme- ni!» dedim. «Seni tanımıyorum!» diye mukabele etmekle beraber biraz ileri deki karakola doğru koştu. Arkasından yetiştim. «Yıkıl karşımdan, işte sana boynuz taktırdım. Ne yapacaksın ha- kayım!» diye bağırıyordu. Bundan sonra ne olduü bilmiyorum. Yalnız ellerimin sıcak bir kanla ıslarıdı ğını farkettim. Polisler kolumdan ya- kalayana kadar olan olmuş, iş işten geç mişti.» Katil sustu, ve dibine yıldırım düş- müş bir ağaç gibi olduğu yere oturdu. Samiin, davayı alâka ile dinliyordu. Reis muhtelif sualler sordu. Fakat maz nün, onun müteakıp suallerini vehlei ulâda işitmiyor: — Ne yapalım, çekilecek çilemiz var işte!.. diyordu. Artık o, harici âlemi unutmuştu. Kendi dahili âlemi ile başbaşa idi. Ni- hayet bir polis şahit olaâarak dinlendi. 'Maznunun yolda karısına yalvardığını, «gel barışalım» dediğini işittiğini söy- leyince katil gayri ihtiyari yerinden fır ladı. Ve yüzünü polis memuruna çevi- rörek » *? — Şahit efendi!.. diye bağırdı.. Sen hiç birşey duymamışsın, meğer, sen de benim gibi uyuyormuşsun!.. Bu sözler halkı güldürmüştü. O za: man maznun başını, bu gülen halka çe virdi; ve zehir gibi bir bakışla başını sallayarak mırıldandı: Güleriz ağlanacak halimize!... . Güleriz ağlanacak halimize!... Lah - Sa Hergün Son haftaların Siyasi düellosu Yazan: Muhittin Birgen (Baştarafı 2 inci sayfada) Fakat, bu halin sonu ne olacak? Ya- hut, bu yeni düello, senelerden beri de- vam eden mücadele üzerinde ne gibi wbİI tesir yapacak? Bizce, bütün mesai boştur: Ne Hitler, ne de Musolini, tut- tukları yoldan geri dönemezler. Bunlar esaslı surette memnun Ve tatmin edil- medikçe bu karışık dünya içinde suih ve sükün rolü oynayamazlar. Her ne yapsalar muvakkattir, her ne söylese- ler geçicidir. Bunun böyle olduğunu bildiği için de Fransa yardım vadeder, fakat, vadini öyle şartlara bağlar ki öte tartaf bunu kabul etmez. Son zaru- ret halinde kabul etse bile tutacağı şüphelidir. İşte, içinden çıkılamıyan fâ- sit daire de buradadır! * Dmek oluyor ki bütün gaile, dünya- nın huzursuzlük ve emniyetsizlik gai- lesi öylece, olduğu gibi, duruyor. Me- seleleri esasından halletmek bir belâ, halletmemek ikinci bir belâ. Bu belâla- rın içinden Avrupanın bugünkü insat- larının çıkmaya muvaffak olabilecek - lerini zannetmiyoruz. Milletler arasın- da hayat mücadelesi o kadar kesafet kesbetmiştir ki «iş olacağına varır!» di iyip vukuatı beklemekten başka bir ça- re yoktur. Şimdilik muhakkak olan şu- dur: Son haftalardaki bütün gayretlere rağmen, Avrupa sulh yolunda ciddi - larak bir adım bile atmış değildir! Muhittin Birgen Balkan kupası maçları Atina, | (Hüsusi) — Atletismos ga- zetesi !937 Balkan kupası maçlarınım. Atinada yapılmasına karar varildiğini «yazıyor, 1 Diskçi Sillas 60,48 ila yeni bir rezor tesis etmiştir.:

Bu sayıdan diğer sayfalar: