2 Şubat 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 12

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

P — 4 ÜŞ —— “So Posta,, nın Surıye mektupları (Baş tarafı 1 inci sayfada) geniş muhtariyeti hakkındaki ilk itilâf Üzerine, Suriyenin hâkimiyet hakkının mahfuz kaldığından dolayı kendi ken- dilerini biraz teselli edenler, Sancakta türkçenin resmi dij tanınması noktasın da Türk ve Fransız murahhas heyetleri arasında şiddetli bir çekişme cereyan ettiği haberleri geldiği zaman müza- kerenin inkıtaa uğrayacağı ümitlerine bile düşmüşlerdi. Fransanın buna razı olmıyacağına emin olanlar, bu hususa dair P. T. T. radyosu tarafından neş- Jredilip Fransanın bu hususta daha faz la fedakârlığa gidemiyeceğini bildiren haberler bu ümitleri kuvvetlendirmiş- ti. Fakat, gece yarısından sonra resmi — İlk lisan türkçe olacağında ittifak hâ- — Bil olduğu haberleri gelince ayni ma- hafil kıyametleri koparmaya başladı. Bu sabah bütün gazeteler bu mesele ile dolüdur. Kimi Fransaya, kimi İngil- tereye çatıyor, kimi Türkiyeye şu e- meli, kimi de bu emeli atfediyor. İstan buldan gelen tatlı, yumuşak ve dostça sözleri ancak bu zümreye mensup ol- mıyanlar dinliyorlar. Bunlar gene bil- diklerini okumakta berdevamdırlar, Dün bu Kitletülvataniyye zümresi, büyük bir içtima yaptı. Bunda kabine - reisi Cemil Mürdem Bey, hariciye, da- - hiliye, maliye nazırları, Faizülhuri, - Fahriyülbarudi gibi hükümet adamları — ile tüecardan, gençlerden bir hayli in- san hazır bulundu. Cemil Mürdem Bey bu içtimada salonu dolduran kalabalık k karşısında söz alarak meselenin son va - ziyetine dair bir hayli izahat vermiş - tir. Bu nutukta meselenin şimdiye ka- dar geçirdiği bütün safhaları izah et- miştir. O saatte henüz türkçenin resmi dil olması meselesi halledilmiş bulun- madığı cihetle Cemil Mürdem Bey hü- - kümetin bu işlere mân iolmak için ça- — hışmaktan hali kalmıyacağını söylemiş B tir. Bu sabahkı gazetelere 'göre Cemil Mürdem ile Hariciye Veziri Sadullah - Cabirinin bir tayyareye binerek doğru Marsilyaya hareket etmeleri ve oradan da Cenevreye gitmeleri mukarrer oldu ğunu yazıyorlar. Fakat, bu kararın geç - Olduğu ve bu zatların hareket etmiye- — cekleri de bugün musirren söylenmek- B0 tedir. — Çok gariptir ki şu sıralarda Sancak — Meselesi münasebetile en çok sinirlilik — gösteren ve Türkiye aleyhinde hareket — te bulunanlar, ekseriytle Osmanlı Mec - lisi Mebusanında azalık etmiş olanlar- h dır. Osmanlı Meclisinde Suriye Nas- - jyonalistliğinden ziyade ecnebi dostlu - ğu yapmış olan Faizülhuriyi biz Türk- — ler pek iyi tanıriz ve onun bugün başka yiz. Fakat, Emir Şekip Ârslan gibi vak tiyle gayet hararetli bir pansilâmist o- lan ve türkçü İttihat ve Terakkinin, is- lâmcı Enver Paşanın en iyi dostu bu- lunan bir adamın da bugün ayni yol- dan gitmesinin hikmeti nedir? Çoktan beri Cenevrede oturan bu zat, islâm memleketlerinde oradan oraya dola - şan, gayet cerbezeli ve eli iyi kalem tutar bir politika tüccarı olmuştu. Çok den bire meydana çıkışını güzel bir ti- caret yapmış olmasına mı atfetmek lâ- zım gelecek? Bu zat, «Elehram» gazetesinin Ce - nevre muhabirine, Sancak meselesin - den bahsederken demiş ki: — Halihazırda mühim olan şey, Su- riyenin hudutlarının ve topraklarının selâmet ve emniyet alftında bulunması- dir. Diğer meseleler ikinci derecede şeylerdir. Türklerin asıl maksatları Sancağın Türkiyeye ilhakıdır. Arada bir meseleler çıkarıp Sancağı &lmaya çalışmak olacaktır. — Bigada bir genci Güvey girdiği Gece öldürdüler (Raştarafı 1 inci sayfada) ma gecesi yapılmıştır. Şerifin odasında ses sada kesilince, çiftin artık uyuduklarına hükmederek yatıp uyumuşlardır. Fakat tanyeri ağarırken evdekiler züfaf odasına girdiklerinde gelini uy - kuda bulmuşlar ise de yeni güveyi o- dada görmemişler ve yüreklerine gi - ren şüphe üzerine keyfiyeti derhal köy muhtarına haber vermişlerdir. Muh - tar önceden işe ehemmiyet vermemiş: — Şerif av meraklısıdır, mutlaka er kenden kalkıp göle ördek avına gitmiş tir. Birazdan gelir demiştir. Maamafih, ihtiyata riayeten onu köy tır. Yarım saat sonra Şerifin cesedi köyden beşyüz metre uzaktaki bir tar lanın içinde bulunmuştur. Ceset muayene edildiği zaman, kafa sına sıkılan bir kurşunla öldüğü ve bey ninin parçalandığı anlaşılmıştır. Güvey lik yeni*elbiselerile, cebindeki telli pul lu gelin çevresile kanlar içinde yerde yatmakta olan maktulün bıçağı kının dan çıkmış, yere saplarımış, diğer bir mendil dahi bir iki yerinden düğüm - lenmiş bir halde yanıbaşında' bulun - muştur. Hâdiseye derhal muddeıumumılık el koymuş ve incelemeğe başlamıştır. Ye * »turlu hareket etmesine skıı erdireme-' ni gelin mütemadıyen gözyaşı dökmek tedir. Frafında bazı tan beri özlette otururken böyle bir-| diğer odada bulunan kadınlar da yeni, tivarında korucuya aratmağa başlamış M ılano Mülâkatı (Baş tarafı 1 inci sayfada) etmek üzere şimdiden Milânoya git - mişlerdir. Berlin, | (Radyo) — Burada dönen rivayetlere göre Tevfik Rüştü Aras Mi lâno mülâkatından sonra Berline gele- cektir. Bir Yugoslav gazetesinin mütaleaları Zagrepte çıkan yarı resmi Novosti gazetesi, 26 Kânunusani tarihli nüsha- sında Rüştü Arasın Milâno seyahati et mütalealar serdettikten sonra, bu ziyaretin İtalyanlar tarafın- dan nasıl tefsir edildiğini anlatıyor ve diyor ki: İtalyanlar tarafından hâdise şümullü bir mahiyette gösterilmektedir, Corrie- re della Sera, İtalya ile Tüfkiye arasın da mevcut meselelerin heyeti umumi- yesinin tetkikinden ve iki memleket a- rasındaki münasebetlerin esaslı bir sü rette aydınlatılmasından bahsetmekte- dir. Bugünden itibaren diğer İtâlyan gazeteleri de bu lisanı kullanmaktadır lar. sou EOS?A «Corriere della Sera» Türkiye - İtal ya münasebetlerinin son zamanlarda ta mamen iyi olmadığını, Türkiyenin İtal yaya karşı şüpheler beslediğini, bu te- lâkkilerin Akdenizde İtalyaya iyi göz- | le bakmıyan bazı devletlerin oynadık- ları rolden doğduğunu yazıyor. Dr. Tevfik Rüştü Aras ile Kont Ci- ano arasında vâki olacak mülâkatta İ- talyanın Boğazlar anlaşmasına iştirak edeceği ileri sürülmektedir. Türkiye - nin Habeşistan hakkında İtalyaya bir vaatte bulunup bulunmıyacağı malüm değildir. Temps bunu muhtemel bul - mamakta ve Türkiyenin Habeşistanın ilhakını - hukukan tanımıyacağını ve Milletler Cemiyetine karşı mevcut ta- ahhütlerine tamamen sadık kalacağını yazıyor. «Corriere della Sera» diyor ki: «Bizi Türkiyeden ayıran nedir? Bir hiç. Umumi harpte Boğazları bombar dıman eden, 200 bin Türkü katliâm e- den, Yunanliları Anadoluyu istilâya tahrik eden, Küçük Asya işlerini kâ - rıştıran ve İskenderunda kan dökülme sini Mmucip olan biz İtalyanlar mıyız?» Bu gibi İtalyan matbuatı işte, cevap sız kalan ve fakat büyük imaları muh tevi bulunan suallerle Tevfik Rüştü A- rası istikbal etmektedir. Bu hususta İ- talyanın bir tek gaye takip ettiği açık- tır. Bu gaye de: İşgal etmekte bulun- duğfu mevzilerden birinde Fransayı za yıflatmaktır.» İzmit kâğıt fabrikası Ankara 1 (A.A.) — Sümer bank İzmit kâğıt fabrikası için lüzumu olan Slilülozu Avusturyadan — mübayaa et- miştir. Bedelleri klering yolu ile yani .NĞ | Eden Avam Kamarasında Sancak meselesini anlattı (Baştarafı 1 inci sayfada) Suriye makamları ve halkının vazi - yetinden endişe duyup duyulmaması lâzım geldiği hakkındaki bir suale ce- vap veren Eden demiştir ki: «Bunun hakkında hiç bir malümata sahip değilim. Bu devirde elde ettiği - miz hal çârelerinde dajma endişe uyan dıracak cihetler mevcuttur.» Almanya ile ticaret anlaşması Berlin 1 (A.A.) — Suriye ve Lüb- nan devletlerile Almanya arasındaki ticaret münasebetlerini ıslâh için Al- Yeni yolcu Gemilerimiz (Baştarafı 1 inci saytada) yapılacaktır. Almanyaya ısmarlanan gemilerin ilk partisi önümüzdeki on ay içinde yapılarak memleketimize ge- tirilecektir. Bu gemiler geldikçe şimdi hatlarımızda kullanılanlar ya satılacak yahut ıskartaya çıkarlıacaktır. Hükü- met, eski gemi kullanmamayı prensip olarak kabul etmiştir. Büundan sonra İzmir, Ege gibi evvelce başkaları tara- fiından kullanılmış gemiler alınmıya- tilacaktır. Gemilerin inşasına ait mukavele bu hafta Ankarada İktısat Vekili Celâl Bayar tarafından imzalanacaktır. Bir kaç sene sonra Denizyolları işletmesindeki miadı geçmiş gemiler kâmilen satılmış olacak, seferler yeni gemilerle yapılmağa başlanacaktır. Av rupa limanlarına sefer yapılması mev- zuu bahsdeğildir. Turanspor klübünün yeni idare heyeti Uşak (Hususi) — Şehrimizdeki Tu- ranspor klübü senelik koöngresini yap- mıştır. Kongre reisliğine seçilen Halke- vi başkanı evvelâ kısa bir söylev ver- latmıştır. Bundan sonra yıllık rapor o- kunmuş ve seçime geçilmiştir. Seçim sonunda Yusuf Aysal, Mustafa Demir- ci, Mehmet Torlak idare heyetini, Şa- hin Helvacıoğlu, Zihni Can mürakabe heyetini teşkil etmiş, Hakkı Tekeş u - mumi kaptanlığa seçilmiştir.. - . Afyon halkevi 300 çocuğu giydiriyor Afyon (Hususi) — Afyon Halkevi Çocuk Esirgeme Kurumunün ve Bele- diyenin yardımını temin ederek 300 Türk parası olarak ödenecektir. “Sın Fosta,, — nın Edebî Teirıkası 39 — .- Sezadan Ferideye mektuplar: — < Bu mektubumu okuyunca şaşıra - — caksın yavrum. Çünkü.. ah nasıl başlı- — yayım., o kadar bedbahtim ki Feridel. — Şaşırma yavrum. Ben saadeti daima —- «buldum» dediğim dakikada kaybet - —Mmiye mahkümum galiba.. «Ne oldu — gene?n diye, merak ve hayretle gözle- "an açıyorsun, değil mi? Olan şeyler — ygayet basit, kocamın benden gizlediği — Gşeyleri artık yarım da olsa öğrenmiş — bulunuyorum. — — Sana her şeyi olduğu gibi anlatmak | “: için bala gecesinden başlıyacağım. Ş O gece pek neş'eliydik. Saat on var- “dı. Doktorla, yatağında sâkin sâkin u- Oyuyan Ayşeyi öperek, evden çıktık. — Balonun verildiği marüf bir atelin ka- — pisında ötomobilimiz durdu. İçeri gir - chgımız zaman salonlar epey kalabalık- ı Şık, temiz bir kalabalık vardı. Sırrı t zNılmd beni bir çok doktor arkadaşları: Peride Celâl kaçırıyordunn diye onunla alay etti, Yazan: Saat bir vardı. Ben Sırrı Nihadın dum, birdenbire hayretle irgildim. Ka- labalığın arasında kahve rengi gözleri hummali bir ateşle yanan bir yüz gör- müştüm. birinin yanında duruyor ya- nındaki iki erkekle sık sık yüzünü a - sabi bir şekilde aynatarak konuşuyor- du: Öyle şaşırmışım ki kavalyem yan- lış bir adım Fattığımı ikaz eder gibi be- ni şiddetle çevirdi. Kendime geldim. Fakat neş'em kaçtı, Selim Naci koca- mı baloya gelmiyeceğini söylediği hal- de neden gelmişti? Sonra yüzünün sol- gunluğundan, konuşurken aldığı asa- bi tavırlarından hiç tabit bir halde ol - madığı belli idi. Biraz sonra caz süstü. Gözlerimle Sırrı Nihadı aradım. Dans ettiğim doktor: «İşte Selim Naci ile L:miye onu takip ettim. Kocamla ağır ğır bir şeyler konuşan Selim Naci be- ,' na ve ailelermie tanıttı. Hepsi iyi kibar«ni 'görünce asabi bir hareketle -gözle- B *msanlırdı Hiç aralarına karışma:hgı l - “mız için bize sitem ediyorlardı, Hattâ -— Hozn bey isminde babacan bir opera- “kocamın omuzuna vurarak: « Yok- 1- sa karın bu kadar güzel diye mi:bizden ğ * kah, İ M B G PSLEF v AAT Hü rini kırpıştırarak yüzüme baktı, zoraki bir gülümseyişle ona elimi uzatarak: NBi arkadaşlarından biri ile dans ediyor -| konuşuyor» diye, yol açtı. İstemiye is-| —— Hiç omiınrdı.gorünmuynrounuı Selim Bey -dedim: Elimi dudaklarına verdi: — Biraz rahatsızdım Seza Hanım. — Sırrı Nihat söze karıştı: — Ona sitem etmiyelim Seza.. bu- günlerde biraz rahatsız. Sinirleıfi bo- zulmuş., bana da baloya gelmiyece - ğini söylemişti, sonra birdenbire aklı- na esivermiş, neyse geldıgı de iyi oldu. Biraz vakit geçirmiş, eğlenmiş olur.. Doktor sözünü bitirmişti. Gene caz başladı. Sırrı Nihat gülümseyerek Se- lime döndü: — * — Karımı bu gece elimden knptılar azizim. Daha bir dans etmek bile kıs- met olmadı, şu dansı beraber çevir - mek için seni biraz yalnız: bırakırsak bize kızmazsın ya.. Selim Nacinin yüzünden hafif bir hayret rüzgârı gelip geçti. — Rica edirim siz eğlencenize ha- kın dedi. Ben mâni olmıyayım.. Biz müziğin ahengine kapılarak dö- nen çiftlerin arasına doğru ilerlediği- miz zaman onun arkamızdan büyük bir şaşkınlıkla baktığını - hissettim. Bunda ne kadar aldandığımı da biraz sonra anladım, Doktorla dans ediyor- duk ve o durmadan eteklerimi uçuran bir sür'atle beni döndürüyor, yavaş- ladığımız zaman da kulağıma eğilerek şakalar yapıy or, hattâ bazan da avuç- larındaki telimi - herkesin - bakışlarına “aldırmadan dudaklarırla. götürmekten çekinmiyordu.. İşte.ben böyle -bir ha reketi esnasında gülümseyerek «yap- . miş, klübün dokuz senelik mazisini an- || man ve Fransız murahhasları arasında bu memleketler ile ticaret münasebet- lerine ve tediye usullerine ait bir an- laşma imzalanmıştır. Ticaret anlaşmasına — göre her iki taraf da birbirine karşı en ziyade mü- saade gören millet muamelesi yapacak ve tediye anlaşması mucibince de bü güne kadar tatbik edilmekte olan kle- ring usulü kaldırılarak yerine doğru- dan doğruya tediye usulü konacaktır. Anlaşmalar muvakkaten bir mart tarihinde mer'iyete girecektir. Kaybolan elmaslar Bulunmadı (Baştarafı 1 inci sayfada) Bize haber verildiğine göre çalınan elmaslar henüz — bulunamamıştır. Bu elmasları Talâtın çaldığı da malüm de- ğgildir. Zabıta hâdiseye muttali olur ol- maz Talâtı isticvap etmiş, bu isticvap- tan sonra da JTalâtı serbest bırakmış- tır. Tahkikat devam etmektedir. Düzcede tütün piyasası , Düzce (Hususi) — İnhisarlar İda .« resi ambarları şubat başında açacağın: dan tütün piyasası açılmak üzere oldu- gu ve bazı firmaların demetini yapan tütüncüler fiat kesimine başladığı ha - ber alınmıştır. Efgan Başvekili Londra 1 (A.A.) — Efganistar Başvekili bugün Baldvin ile — birlikte öğle yemeği yemiştir. Resimli zabıta Hikâyesinin hal şekli Müfettiş Holt, garajın kapısındaki iri asma kilidi görmüştü. Kilit açıktı.| | (resim - 11). Gerek ölünün üzerinde ve gerekse arabada bu kilide ait anah tarın bulunmadığı nazarı dikkatini celbetmişti. Bu sebeple Tomasa «bir gece evvel garaj kilitli miydi» suüali ni sormuştu. Tomas cevaba cesaret &-| demedi. — Fakat nihayet tevap verdi (4). Garaj kilitli idi. Şu halde anah- tar nereye gitmişti.? Hülâsa hâdise - nin maharetle tertip edilmiş bir cina- yet olduğu meydana çıktı. Tomasın hatâsı kilidin anahtarını civarda bir |yere bırakmamış olmasaydı. Nitekim anahtar kendi yatak odasında bulun—* dü.. çocuğu giydirmektedir. na eğilmiştim ki gözlerim karşıda bir masaya dayanmış duran Selim Naciye | - ilişti ve bu bakışlardan âdeta korkarak başımi hemen Sırrı Nihadın göğsüne doğru çektim. Öyle müthiş bakıyordu ki kocamla aramızdaki samimiyetin derinliğini hemen kavradığı belli idi.. benimle gözgöze gelince elindeki vis- ki bardağını yüzünü buruşturarak ağ- zına dikti bir yudumda ıçtıBen garip bir şaşkmlıga uğramıştım. Sanki kötü | |bir iş yapmış gibi suçlu bir halim var- dı. Dans bittikten sonra kalabalıktan bunaldığımı söyledim. Sırrı Nihatla yandaki küçük salonlardan birine -geç- tik, Sırrı Nihat bu gece biraz içmişti. Hafif sarhoştu. Biraz sonra gene dö - nüp dans etmemizi istedi. İtiraz ede - medim, Tekrar büyük — salona girdiğimiz zaman caz güzel bir tango çalıyordu. Kapıdan girer grrmez önümde- birisi eğildi. ş . Bu Selim Naci idi. Hemen “yüzün - den gözlerinin çakmak çakmak yanı- şından onu müthiş saroş olduğunu an- ladım. İtidalini bozmamıya gayret ede- rek karşımda dimdik duruyordu. Ba-! şımı Sırrı Nihada çevirdim. O hiç bir şeyin farkında değildi. Sanki bir za - manlar saçma şeyler yüzünden kıskan- mıya kalktıgı a:kadnşma eemıle yapı- yordu. — Haydi- bak,ahm. Seza. dqdı._; Benl. bu dansı Selime bırakıyorum. - Selim ti * — Bu geceki ilk dansım olacak 3e- za Hanım.. lütfedecek misiniz? Ne diye bilirdim. İçime fena bir kor- ku düşmüştü, fakat bunüu hiç belli et- dan yürüdüm ve o kolunu belime ge- çirirken yavaşça mirildandı: |— Belki de son dansım olacık Scu Hanım.. O bu sözü ıoyler söylemez içimden hemen kollarından sıyrılıp kaçmak_ geldi. Fakat kendimi tutarak hiç sesi- mi çıkarmadım. Bütün kalbımle dan: sın çok çabuk bitmesini istiyordum ve bu tango aksine ne kadar bitmez tü- kenmezdi yarahbim. lç,ımden inşallal bir şey söylemez diye dua ediyordum fakat Selim Naci durmadan ısrarla göz- lerimi arıyordu. Nihayet korktuğum başıma geldi. Ağır bir sesle konuşmi- ya'başladı: — : — Elbiseniz harikulâde bu gece Se- za Hanım. Bu mercan rengi krizantem- ler etrafınızda bir bahar havası yaratı: yor. Okadar güzelsiniz ki gene.. demin yanımda iki kişi « balonun en güzel kadım» diye, sizden bahsettiler. Siz sırada kocanızla dansediyordunuz - ve onun gözlerine öyle dalmıştınız - ki başka prestışkar gözleri halde değildiniz. Benimle egleşıdıgim hııaederek ce- vap vcrdım. _v_,_ı, di SE götürdü ve başını kaldırırken cevap,ma doktor bakıyorlar..» diye, kulağı-;Naci acı bir gülümseyişle yüzüme -bak-| - memiye mecburdum. Sesimi çıkarma- farke&ecek Ğ, ŞA Silea. A — | ea _4._&'— a K Ai GA K4 D ao Noc<m 3a u 5 we H a0 M

Bu sayıdan diğer sayfalar: