20 Ocak 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 14

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

L 'sfışw “ Son Posta ,, Nin Mnkası 95 BiR TÖRK ZARiTi mwwâ — IKINCI KISIM — Â. R. Rasputin on bir tane zehirli pasta ve çörek yemiş, beş| bardak da zehirli şarap içmiş, fakat hiç bir şey olmamıştı Bunun farkında olan Prens Yusu- pof, artık yavaş yavaş sarhoş - olan Rasputini dinlerken, içinden de: — Her halde, onlar da merak için- de kaldılar. Mutlaka, merdiven başı - na geliyorlar.. bizi dinliyorlar. Diye söylenmekte idi. Bu vaziyet, böylece devam edemez- di. Artık bu meseleyi bir neticeye bağ- lamak elzemdi. Prens Yusupof, ayağa kalkmış: — Mukaddes peder!.. Prenses İren ile misafirleri, geciktiler. Müsaade e - derseniz, gidip şunlara bakayım. Demişti. Rasputin, zehirli bir reçel tabağı - nın dibini parmaklarile sıyırırken: — Azizim, prensl,.. Ben de sizden bunu rica edecektim. Diye cevap vermişti. Prens, derhal yüukarı fırlamışti. Ge- niş mermer merdivenin üst başında toplanmış olan, Grandük Dimitri, Po-| roçkeviç, Prenses Emma, doktor Lâ - zover ve Cemil, prensin etrafını al - mışlar.. büyük bir merak ve heyecanla sormuşlardı: — Ne oluyor kuzum. Herif, daha hâlâ gebermedi mi?.. Prens, omuzlarını kaldırarak hay - retle cevap”vermişti. — Dimdik duruyor. Ve sonra, doktora hitap etmişti. — Doktor!.. Bu, ne hal?.. Sakın, siyanür dö potasyum yerine başka bir şey kullanmış olmıyasınız?.. — Mümkün değil, prens... Zehiri, kendim seçtim.. dozlarını da bizzat tertip ettim. Hepinizin gözleri önün - de de pastalara, çöreklere yerleştir - dim... Bunlardan bir tanesini yer ye- mez, bu herifin derhal geberip gitmesi lâzım gelirdi. Prens, safiyetle cevap verdi: — Halbuki.. tam on bir pasta ve çö- rek yedi.. beş bardak ta şarap içti. Doktor, birdenbire prensin bileğini yakaladı. Ve. dişlerini sıkarak hafifçe bağırdı: — Ne dedin.. ne dedin).. pasta.. beş bardak şarap mı?.. — Evet... — Eyvah!.. Bütün tertibatımız alt- Üst oldu. Artık bu herif, bu zehirle ge- bermez. — Niçin2.. - — Zehirin dozu geçti de, onun İi - Bir an, derin bir sükütla geçmiş - Ön bir ti. Prenses Emmanın gayz ile titriyen sesi işitilmişti: ğ " Dem E; şimdi ne olacak. Poröçkeviç, dişlerini sikarak söy- lenmişti: - — Bu herif.. buradan sağ çıkmama- idır... — Şu halde ne yapalım?:. — Başka bir vasıta ile öldürelim. — Ne ile?.. — Kafasına bir şeyle vuralım.. me- selâ.. bir kauçuk matrak... — Hayır.. hayır... Bu herif, öyle şeylerle gebermez. — O halde?.. — Bıçaklıyalım. — O da, sağlam bir vasıta değil.. tamamile kalbine yerleştirilemiyen bir darbe, fena bir netice verebilir, — Öyle ise, bir tek çare kalıyor. Bir kurşunla meseleyi halledelim. — Evet.. evet.. başka çare yok. — Bu işi kim yapacak2... — Kur'a çekelim. — Hayır.. kur'a çekmiye vakit yok. Bu işi, ben yapacağım. Karmakarışık cereyan eden bu mu- haverede, son sözleri söyliyen; Prens Yusupof idi. Poroçkeviç, belindeki tabancayı kı- hfından çıkararak: — Hayır, Prens.. bu işi ben yapma- lıyım. Çünkü, bu herif aleyhine hepi- nizi ben tahrik ettim. Diye cevab vermişti. Fakat Prens, itiraz etmiş: — Hayır, dostum!.. Bu adam seni görür görmez, bir tuzağa düşürüldü - ğünü anlıyacak.. kaçmıya başlıyacak- tır. Tabancayı bana ver. Demiş.. ve derhal, Poroçkeviç'in e- lindeki rovelveri çekmişti. Vaziyet; üzun uzadıya münakaşa - lara müsaid değildi... Prens, rovelveri ceketinin cebine koyarak sür'atle mer- divenlerden inmiş.. Rasputin'in bu - lunduğu salona girmişti... Fakat girer girmez, olduğu yerde durmak mecbu- riyetini hissetmişti. Çünkü Rasputin, sandalyesinden ye- re devrilmişti. Rengi, yemyeşil kesil - mişti. Prens Yusupof, olduğu yerde eğile- rek heyecanla: — Ne oluyorsunuz.. neniz var?.. Demişti... Rasputin, elini göğsüne koyarak cevab vermişti: — Başım ağrıyor.. midem yanıyaor. Ve sonra.. geniş geniş - soluyarak devam etmişti: — Bana.. bir bardak daha.. şarap verir misiniz?.. Prens Yusupof, derhal bir bardağı şarabla doldurmuş.. Rasputin'e vermiş- ti... Rasputin, bu şarabı yudum yu - dum içtikten sonra bardağı Prense- ia- de etmiş: — Oohl.. Çok fena idim, Demişti... Ve sonra, dirseğine da - yanarak yerinden kalkmış.. sandalyesi« ne oturarak, gözlerini Prens Yusupofa çevirmişti. Bu anda Prens Yusupof, zihnen bir mücadele geçirmekte idi. — Zehir, tesirini icraya başladı, A- caba, bu herifi kendi haline mi bıraka- yım., yoksa, tam kalbinin uzerıne bir kurşun mu atayım?., Diye düşünmekte idi... Ve düşü - nürken de, gayri ihtiyari olarak göz - leri, duvardaki aziz resimlerinden biri- nin üzerinde temerküz etmişti. Rasputin, sormuştu: — Ne düşünüyorsunuz, Prens.. ne- reye bakıyorsunuz?.. Prens Yusupof, titriyerek başını Rasputin'e çevirmiş.. kısılan dişleri - nin arasından cevab vermişti: — Hiç.. gözlerim.. şu aziz resmine daldı. Biraz kendime geldim. (Arkası var) ken kapı tekrar tekrar vuruluyor ve hizmetçi te telâşlı telâşlı sesleniyordu: — Sekbanbaşı geldi... — Beklesin! — Bostancıbaşı geldi... — Beklesin dedik a... Yeniçeriağası geldi. Hamza doğruldu. İşte iş sarpa sar- mıştı. Fakat her şeye rağmen bir kan- cık gibi arka kapıdan çıkmıya razı de- ğildi. Cezasına razı olacaktı. Elbiselerini topladı ve kapıya indi. Kadın arka kapıyı ğösteriyordu: — Bu taraftan... Hamza aldırmıyordu. Kapıyı açtı ve baş eğdi. Fakat karşısında ne bir sakal, ne de bir kavuk ve samur kürk göremiyordü. Genç ve güzel bir kız vardı, — Kaçtı mı? Diye soruyordu. Hamza işi anlamıştı. Demek ki bazı toy delikanliları böylelikle soyüyor - lardı. Genç kızı kolundan tutarak içeri çek- tL Kapıyı kapadı ve yeni bir avla be - raber diğer genç kadının odasına dön- dü. Kışlada, soyguna uğrıyan arkadaşla- rını hatırladıkça için için gülüyordu. SON POSTA "-S_P_ııım'rmu'r.ınh. 34 ' “SÜMERYILDIZI! TUNCANY Maya Tunçayı mağarada yıl başbaşa bıraktı ve uzakla$' Canın — sıkıldığı zaman, vereceğim şu kamışı mıya başlarsın! İşte o vakit bütün yı- lanlar - zaten benim yılanlarımın hepsi altı tanedir - etrafını sararlar.. hare - ketsiz, oldukları yerde çöreklenip w- yurlar. Sen de onların ıslıklarından kurtulur, bir kaç saatini gürültüsüz geçirirsin | Tunçay aklını oynatmadığına hay- ret ediyordu, — Ben burada yaşayamam. Mayal Beni dağlara bırak.. kurtlar, yaban ge- yikleri parçalağın.. İkastallar beynimi delsin.. şimdi sana nında bırakma! Maya gülmeğe başladı: — Benim yılanlarımdan çok hoşla- nacaksın, Tunçay! Onlar, dağdaki kurtlar gibi seni parçalamıyacaklar.. Yaban geyikleri gibi sivri boynuzla * rile karnını deşmiyecekler.. Kartallar gibi beynine saldırmıyacaklar. Onla - rın bir kötü huyu var: Seninle oynaş- mak istiyecekler. Halbuki bu da uzun sürmiyecek.. (Sumer) adlı yılanımı senin göğsünde ve senin etrafında gö- rünce, geri çekilecekler ve seni fazla rahatsız etmiyecekler! Maya bu sözleri söyledikten sonra: — Tunçay! Ben gidiyorum şimdi. Sana her gün yiyecek ve içecek gön- dereceğim. Hiç üzülme.. Ve şunu da hatırla ki, Suz sarayında kuştüyünden yataklar ve altın sedirler içinde yatar- ken, geceleri koynuna giren kral Na- bo, benim yılanlarımdan daha az iğ - renç ve daha az korkunç bir adam de- ğildi..! Maya, Tunçayı mağarada, yılanlar- la başbaşa bıraktı ve uzaklaştı. * * &* ( Sirtellâ ) da Tankut'un yararlıkları .. Vaktile Orta Asyadan Dicle « Fırat kıyılarına inen Türk kabilelerinin -ilk hükümet merkezi olan Sirtellâ, o dev- rin en mâmur Şehirlerinden biri idi. Sumer kezliı Güdeaniın Ur şehrini merkez yapmasiı cenuba daha fazla yaklaşmış olmak ihtiyacından dağmuş tu. Sirtellâ cenub şehirlerine çok uzak, kalıyor ve oradan bu şehirleri idare et- mek çok güç oluyordu. Gudea Ur'a'in- mekle beraber, Sirtellâ eski kıymet ve ehemmiyetini kaybetmiş değildi. Gu- deanın en sadık kumandanlarından bi- ri Sirtellâ muhafızı olarak, uzun yıl - lardanberi burada bulunuyordu, Tankut.. Bu, onun adıydı. Sirtellâda bu adı bilmiyen, duymıyan ve onu görüp de karşısında eğilmiyen bir ferd yoktu. Tankut çok sert bir adamdı. Ada- leti severdi. fakat, adaletin tatbikın- da o kadar şiddetli davranırdı ki, âdeta #trafındakileri zaman zaman tereddü- de düşürecek kadar ileri gider ve bir çok kimseler onu bu hareketinden ötü- rü adaletsizlikle itham ederlerdi. Mese- lâ Sirtellâda bir demirci çırağının şikâ- yeti üzerine ustasının boynuna bir zin- cir takarak köpek gibi üç gün sokak - larda dolaştırılmasını emreden Tan - kut'un bu hali halk tarafından bazan hiç de hoş görülmezdi. Sama, Sirtellâya vardığı gün demir- cinin boynuna zincir takılıp sokaklar- da dolaştırıldığını hayretle görmüştü. Tankut bu cezayı neden vermişti? Sama bunu soruşturdu. Yerlilerden biri şu cevabı verdi: — Tankut'un hakkı var. Demirci, çirağın hakkını yiyormuş. Çırak Tan- kuta gitmiş: (Ustam benim haftalı - çe lİR dağlarda öleyim. Fakat, beni| |bu soğuk ve korkunç mahlükların ya- gımdan bir günlüğümü eksek veriyor. tiyar anama bakıyorum.. geçinemi- yoruz. Ustama söyleyin de benim gün- deliğimi tam olarak versinl» demiş. Tankut: (Sen neden söylemiyorsun?) deyince, çocuk ağlamağa başlamış: (Her hafta söylüyorum ve her söyleyi- şimde dayak yiyorum. Artık sopadan sırtım nasırlaştı. Size gelmeğe mecbur oldum!» demiş. İşte sokakta köpek gi- bi dört ayak üstüne yürüyerek dolaşan adam, bu hâin demirci ustasıdır. Sama o gün bu hâdise hakkında ki- me sorduysa, aynı cevabı aldı. Halk arasında Tankuttan memnun olmıyan kimseler, ötekinin berikinin hakkını yemek isteyenlerdi. Tankut şiddet göstermekle beraber, şehirde haksızlık vak'aları eksik olmu- yordu. Zaten dünyada hangi şiddetli kanun ve nizamlar, fenalıkların önü- ne geçebilmiştir?, Tankut, Sirtellâda Sumer töresini aynen tatbik eden, suçluyu daima ce- zalandıran bir baş olarak tanınmıştı. Sirtellâ çok zengin bir memleketti.. şehrin iki yanında şarkında ve şimalin- de iki büyük maden işletilmekte idi. Bu ocaklardan birinden demir, diğe - rinden bakır çıkarılırdı. Her ocakta yüz lerce işci çalışırdı. Maden ataklarında: çalışan işciler RADYO Bugünkü Program 20 İkincikânun 937 İSTANBUL Öğle neşriyatı: 12.30: Plâkla Türk musikisi. 1250: Hava- dis, 13.05: Plâkla hafif müzik, 13.25: Muh - telif plâk neşriyatı. 18.30: Plâkla dans musikisi, 19.30: Kon- İerans: Suat Derviş tarafından, 20: Sadi ve arkadaşları tarafından Türk musikisi ve halk şarkıları, 20,30: Bay Ömer Rıza tara - fından arapça havadis, 20,45; Türk musiki heyeti, 21,15: Saat ayarı, orkestra, 22: A - jans ve borsa haberleri, 22,30: Plâkla sololar. BUDAFPEŞSŞTE 16: Koro. 17: BSalon orkestrası, 19: Buda- '|peşte örkestrası konseri., 20.50: Macar şar- kıları, Çigan oörkestrası, 21: Trio, 22: Caz hü- vaları. - BUKEEŞ 16: Plâk neşriyâtı.. 19: İtalyan musikisi, 19.380: Romanya musikisi. 2045: Salon ör - kestrası, 21.45: Haberler. PRAG 16.10: Orkestra, 1650: Plâk neşriyatı. 18. 45: Almanyadan haberler. 18.55: Plâk neşri- yatı. 19.20: Askeri bando. 20: Caz havaları. 20.45: Opera. 22: Şarkılar. 22.45: Plâk neşri- yatı, VİYANA 19.15: Avusturya musikisi, şarkılar, 20: Bu- dapeşteden nakli. 2135: Varyete havaları. 2145: BSehubert'den parçalar, 2220: Schön- brun Palâs balosu. VARŞOVA 19.20: Plâk neşriyatı. 21: Sehopin'den par- çalar. 21.40: Konser, 2220: Dans musikisi. Yarınki program 21 İkincikânun 1937 İSTANBUL Öğle neşriyatı: 12.30: Plâkla Türk musikisi, 1250 Hava- dis. 13.05: Plâkia hafif müzik, 13.25; Muh - telif plâk neşriyatı. Akşam neşriyatı: 1830: Plâkla dans musikisi. 19.80: Konfe- rans: Tayyare Cemiyeti namma Tuğsavul) tarafından Türk Kuşu hakkında, 20: Rıfat ve arkadaşları tarafından Türk musikisi ve halk şarkıları. 20.30: Bay Ömer Rıza tarafından Arabca havadis. 20.45: Safi- ye ve arkadaşları tarafından Türk musikisi ve hüalk şarkıları. 2115: Saat Ââyarı, Orkestra. 22: Ajans ve borsa haberleri. 22.30: Plâkla |Sololar. a İçalışmıya £ (Burhan | Yazan : ilk önce esırİde* sirler azaldık“' para ile çall# rilmesini emr! Mühtaç ı:vla’ı “ da çalıştırılma"' u_ aç kaldım!) M Sa caklarına göne” ( Fakirlerden "Fl ;ı“ kadar düşkün *" fi — karılmış ve M YD kendilerine '—ı Buradan gehl:ğ k ve hastalara n giyecek verir 5İ Tankut ,.:bıı 'Lî'_ satılmıyan yiyt” ğıtırdı. Tankut'un w# v h:: Her ay fakirler YEgik, * » der, onları birtlli ) di. Eger bunlar * &i leri zorla kawf : Tankut tembS'' | nun en bî'ıyük 'ı. adamdı. Günlük — 4P Notların” A Duşlar Ve ban 5 İskandinavyâ * leketlerile İNS” ” , binnetice Wv -— dmc:evtîwıî Hakiki Vir rından birini '? ; uı“" î I'uı Sıkıntı va gibi İ a ki Nöbetci Eczaîlğ,

Bu sayıdan diğer sayfalar: