SON POSTA Sayfa 11 K B drşün .". E TİYATRO - Ü Şehir Operetinde KS Behzat, Hâzım, Vasfi «Leylâ - Mecnun» operetindeki giyinişlerile Galibin yazdığı, Mesut Cemilin bes- telediği Leylâ - Mecnun operetinin bi- rinci perdesi İstanbula yakın bir köyde «Zengin bir kadının bir oğlu vardır: Kerim; Kerim, İstanbulda Mis Hanıma âşık olmuş, sonra köye annesinin ya- nına dönmüştür. Kerim ressamdır. Köy ü — de de resim yapar. Resim yaparken mo —ER T | ! r ll | | Ç £ | | l | | Kaf | K | Z | F Bi l " | | < S del olarak Gülsüm adlı bir köylü kızı seçmiştir. Gülsüm, Kerimi sevmiştir. Kerim de Gülsümü... Mis Hanımı unüt Mmuştur bile... 'Tok Bey İstanbuldan köye gelir. Tok Bey Kerimin çocukluk arkadaşıdır. Ke |Timin annesine teyze der. Tok Bey, Ke- | Fimin annesile konuşur. Bu konuşma- dan Kerimin İstanbulda iken Mis Ha- Tamı sevdiğini öğreniyoruz.Âyni zaman da da Tok Beyin bir bestekâr olduğu- nu.. Tok Bey öyle bir bestekâr ki ala- turkayı alafrangaya karıştırıp opera ya pılabileceği iddiasında... Hattâ Leylâ - Mecnun adlı bir opera da hazırlamıştır. Kerimin köyde bulunduğunu Tok Beyden öğrenen Mis Hanım, dadısı, Mmatmazeli ve dans hocasile birlikte kö ye gelir. Mis Hanım Gülsüme karşı fena dav- Tanır. Ve Kerimi doğum gününün vıl dönümüne çağırırken Gülsümü de ça- ğırır. Tok Bey de bu doğum gününde Gülsümle birlikte Leylâ - Mecnun ope- Tasından bir parça oynayacağına söz ve Birinci perde operetin eşhasını taniı- Mmakla geçiyor. Tok Bey çiftlik sahibi kadına Mis Hanımdan uzun uzun bah- sediyor, Dadı, matmazel, dans hocası, karakterlerini sözlerile meydana koyu Yorlar. Birinci perde de taklit var, şarkı var. Fakat hareket yok.. Söz pek fazla. Bil- — hassa 'Tok Bey çök konuşuyor.. Bu ka- dar anlatmasına lüzum yok. İkinci perde Tarabyada bir köşkte Beçiyor: «Bu köşkte iki kişi daha lanı- -— Yoruz. Mis Hanımın babası Hikmet Bey Ve üvey annesi Leylâ Hanım., Hikmet Bey borç içinde bir adam, Leylâ Ha- Tum hoppa bir kadın. Kerim geldiği za- Man Krime kur yapıyor. Mis te bunun — farkına varıyor, Leylâ Mecnun operası Parçalarmı da bu perdede dinliyoruz.» İkinci perdeye hiç lüzum yoktu. T €y lâ Hanımla Hikmet Bey de birinci per- dede sahneye gelebilirlerdi. Bu perde- hin en kuvvetli tarafı olması lâzım ge- İen Leylâ - Mecnun iyi gösterilemedi. Geri plândaki ufak sahne uzak düşü- | Yordu. Bilhassa Leylâ çok geride kal- Mıştı. Bu sahneyi. gülünç hale getir- - Mek içifi Mecnuna tulüat sahnelerini taklit eden bazı tekerlemeler yaptırılı- — Yondu ki bu hiç hoş birşey değildi. _Leylâ - Mecnun tablosu daha güzel İr şekilde monte edilebilirdi. Tabloyu Berideki küçük sahnede göstermiye lü-| Tum yoktu. Perde kapanır ve bu tablo avansende gösterilirdi. Üçum.'u perde gene köyde geçer: «Leylâ Hanım Kerimle birlikte kö- Ye gelmişlerdir. Tok Bey Kerimle Ley- m kaçtıklarını haber almış, arkadan 9 da gelmiştir. Mis Hanım, dans hocası, Mis Hanı- Mın Matmazeli, dadısı da bir baskın Yapmak emeliyle köyde toplanırlar. Ve | -'ğı:yet Leylâ Hanımın kocası Hikmet gelir.. Dans hocası menfaatini bi- t N * K n Ti Leylâ - Mecnun len adamdır. Leylâ Hanımı Hikmet Bey boşayacak olsa.. hali fena olacak- tır. Herhalde bu işi bir yoluna koymak lâzım, Bir kumnazlık düşünür, ve Hikmet Beyi Leylâ Hanımın Kerim Beyle zannedilen şekilde kaçmamış ol- duğuna ikna eder, fakat Mis işi olanca açıklığiyle anlatır.. Hikmet Bey Leylâ- dan ayrılır. Mis Hanım Tok Beyle, Kerim Gül- sümle, çiftlik sahibi kadın Hikmet Bey le, dadı çiftlik kehyası Ali Çavuşla.. Dans hocası da Mis Hanımın matmazeli ile evlenirler. ' Bu üçüncü perde çok uzundur. İkin-| ci perde kaldırılabileceği gibi bu per'de de ikiye taksim edilirdi. İkiye taksim edildiği halde bile konuşmalara çok yer bırakan final sahnesinden gene bir az kırpmak icap ederdi. Öperetin heyeti umumiyesini ele a- lırsak; şarkılar güzel, fakat pek yerli yerinde değil, şarkı söylemek için mu- hakkak bir girizgâh yapılıyor. Halbuki buna lüzüm yok. Sahenede en fazla görünen şahıs, dans hocası Zart Zurtyandı. Bu rolü Hâzım yapıyordu. Şunu söyliyebilirim ki Hâzım rolünü fevkalâde güzel yap- tı. Kendini beğenmiş, profesör geçinen Zart Zurtyanın bundan daha güzel can landırılmasına imkân yoktur dersem yalan söylemiş olmam. Ama Zart Zurt- yan bu operette birinci plâna alınacak şahsiyet değildi. Behzadın yaptığı Ali Çavuş rolü ek- leme bir roldü. Behzat, Şehir Tiyatro- sunun bu çok emektar ve girdifi her kalıpta muvaffak olan aktörü bu rolde de muvaffakıyet göstermişti ama.. Pi- | yeste rolü yoktu. Dekor iyi, ziya tertibatı fena idi, ak- törler piyese tamamile adapte olmuş sayılamazlardı. Giriş ve çıkışlarda ha- tâlar göze çarpıyordu. Böyle olmakla beraber gene Vasfi- nin, Emin Beliğin, Bedianın, Ferihanın, Şevkiyenin, iyi oynadıklarını söyliye- bilirim... Melek bu operette diğer ope- retlerdekine nisbetle daha iyi idi, ope- ret sahnemiz onu da kazanıyor demek- tir. İsmet Hulüsi Kral Edvardın tahttlan fe- ragat edeceği 75 yıl önce malüm imiş! Onun içindir ki Prens dö Gal David, Sekizinci Edvard olunca babasının hu- dudları çok dar olan hayatına taham - mül edemedi. » * Madam Simpsonun Sekizinci Ed - vard üzerinde büyük bir nüfuzu var - dı. Ona bekârlıktan kalma bir çok âdet- lerini unutturmağa muvaffak olmuş - tu. : Ana kraliçe Mari bu dostluğu için- den beğenmemekle beraber ,bir gün bir tek sözle dedikoduların önünü almış - tı: — Onların aralarındaki münasebet yalnız Majesteyi alâkadar eder! demiş- ti. Madam Simpson kocasından İps - wich mahkemesinin kararile boşan « Geçenki Bilmecem zde Kazananlar (Dünkü nüshadan kalan kısım) MÜREKKEPLİ KALEM Beşiktaş Çelebi oğlu sokak 21 de İf- fet Toker, İstanbul Haseki kadınlar has tahanesi eczacısı Hayri kızı Enver, Nu- ruosmaniye Selvili Mescit sgokak 4 de Neriman, İstanbul kız orta okulu 422 Refahat, İstanbul birinci mektep 318 Erdel, 3 PARA ÇANTASI Maltepe birinci ilkmektep 28 Sühey- lâ, Eyüp orta mektep 1/C den 415 Zul- bahar Sağnak, Galatasaray lisesi idare iınemuru Nürettin oğlu İhsan, İstanbul lisesi 5/A dan 385 Ekrem Olguner, İs-| tanbul Erkek lisesi 1248 Ferruh. MUHTIİRA DEFTERİ Beyoğlu 29 üncu mektep 2/A dan Gönül Kaflı, Eskişehir Cumhuriyet mahallesi Doluk sokak | de Hidayet Sarper, Üsküdar 20 inci mektep 247 Muazzez, Diyarıbekir Ziya Gök Alp mektebi talebesinden Nur Hayat, İs - tanbul erkek lisesi 97 Hicri, Ankara Dahiliye Vekâleti dairesinde hazine vekili avukat Sabri Başaran kızı Mu - azzez, Beyoğlu 29 uncu ilk mektep 4/B den 205 Atıf, Emet Gazi Kemal mektebi 2 den Hasibe, Erenköy Ebru sokak 30 da Sabiha, Adapazarı orta mektep 2/A dan 652 Berrin. KİTAP Üsküdar 2 nci orta mektep 103 Ne- zahat, Adapazarı orta mektep 2/B den Necati, Ankara Yenicami civarı Nâ - zımbey mMahallesi Ulukapı cad. 75 de Hüseyin Erif, Ankara Şenyurt mahal- lesi Ece sokak 4 de Nesrin Beler, Sam- sun Muradiye sokak 21 de Melâhat, Kırıkkale askeri lisesi demirci öğret- meni Ramazan, Kırıkkale askeri san'at- lar mektebi 28 Talât Ertuğrul, Ankara Atıfbey mahallesi 193 Süheylâ, An - kara İncesu köprüsü karşısında | de Dr. Ahmet Ali vasıtasile Yurtuması, Ankara İsmet İnönü mektebi 1435 Na- mık Tümtürk, KART Ankara Necatibey mektebi 5/B den Enver, Ankara, Hacı Doğan İbadullah caddesi 49-51 de Salâhaddin, Fethiye maden Engin Sabri, İnönü kız mektebi | 2/B den 532 Beki, Arnavutköy Seğ - banlar sokak 24 Adnan Rıza Palandö- ken kardeşleri, Konya ağırceza reisi Sadık kızı Hayriye, Konya orta mek- tep 342 Nuri çapur, Konya askeri orta mektep hesap memuru mes'ut oğlu Hikmet, İstanbul Sultanahmet Üçler Hamam sokak 11 de Zahide, Bursa 1i- sesi (/A dan 1269 Mehmet Tunagöre, Davutpaşa orta mektep Cahit Çalış, İs- tanbul Hilâliahmer caddesi 58 Yaşar Kara, Ayazpaşa Gümüşsuyu karşısı Arzumanya apar. 63-65 de Yuvana Mariti, Kâdıköy Kuşdili kalem so - kak 12 de Ganime, Vezneciler Vidinli Tevfik Paşa cad. 34 Ayten Öztoprak, Bursa orta mektep 1/D den 830 Meh- met, Samsun Hançerli mahallesi Yeni hamam sokak 84 de S. Erginur, Lüle - burgaz Onas sarmısaklı çiftliği M. Mu- harrem, Gedikpaşa Nev'iye sokak 39 da Anacit Süzan Çapyan, Topkapı 34 üncü mektep 523 Orhan Yurdakul, Konya Tarla mahallesi 12 de Adnan Uygur, İstanbul erkek lisesi 465 Asaf, İstanbul erkek lisesi 2/A dan 153 M. Yılmaz, Gedikaşa Nev'iye sokak 39 da Alis, Kocaeli İzmir Ömerağa mahal -| |lesi Ortahamam yanında 48/1 de Ce - lâl, Gazi Osmanpaşa orta mektep 3/D da 68 Salâhaddin, İstanbul ticaret li- sesi * 166 Nureddin Ahmet, İr mem- leket hastanesi caddesi 125 de Şük -| tin ran, Üsküdar kız enstitüsünde 6 Se - miha, İstanbul kız muallim mektebi 3/A dan Melâhat Özbay, İstanbul Dumlupınar şehir yatı mektebi 155 Mustafa, Ankara İş Bankası karşısın- da 29 da Ahmet kızı Azize, Kumkapı orta mektep 2/A dan Bedreddin, İs - tanbul erkek lisesi 412 Bülent Bay - raksan, Kumkapı orta mektep 2/C den 504 İrfan, İzmit Ulugazi mektebi 5/B den 107 Kemal, İstanbul 5 inci mektep 11 Osman Demiröz, Adapazarı Soğanpazarı kasap Hacı Berber oğlu Sacit, Seydişehir As, Ş. Başkanı kızı M. mıştı. O zaman krala müracaat etmiş, bu hâdiselerin üzerine bir devriâlem İseyahatine çıkmak arzusunda olduğu- nu söylemişti. ! Sekizinci Edvard, bir daha Londraya dönmemek ihtimali olan Madam Simp- sonun böyle bir fikir beslemesine razı PT Zirai V bahisle: Dutları kurutan böcülerle;ı f nasıl mü cadele edilir? İstanbuldan - Yalova yolile - Bur - saya gidenlerin ilk uğradıkları kasa - ba (Orhangazi) dir. Otobüsten azıcık etrafınıza bakınca buranın ileride gö - rülen İznik gölüne oldukça yakın bu - lunduğunu farkedersiniz. - Orhangazi; bu şirin gölün iki yakasını bir ay gibi saran 23 parça köyle birlikte, Bursaya bağlı bir kaza oluyor. Bir çoklarının küçük gördüğü bu kaza, hakikat halde kalabalık bir nüfusun geçinebildiği bir vatan parçasıdır. İklim ve toprağının zirai inkişafa müsait bulunması bu yerlere her çeşit istihsali yerleştirmiş, ve iktısadi durumuna bu yüzden üs - tün bir ilerilik nasip olmuştur. Bua- larda buğday, arpa gibilerinden tutu - nuüz da pirinç, mısır, darı, susam, ke - ten gibilerine varıncıya kadar her çe- şit taneli mahsullere rastlarsınız. Yüz binlerce zeytin ağacı, dağı taşı kapla- miş bir halde olup Türkiyenin en iyi yemeklik zeytinini yetiştirirler. Sebze ve meyva gelirile geçinen köylüsü bir haydi çoktur. Ayrıca sayısı milyona yaklaşan dut ağaçları da, bu kazaya her yıl 3000 kutuya yakın böcek bes- lemek imkânını bahşetmiştir. Denebi- lir ki Orhangazi bir ziraatçi gözile ha- reketli ve pek kıymetli bir sahadır. * İşte bu kazada, yakın bir kaç sene - denberi türeyen bir böcü, memleketin iktısadi varlığına, engel olmak is - tedi: Köylüyü her yıl az vakitte, az e- mekle bir çok paraya kavuşturan ko- zacılık bu haşere yüzünden tehlikeye düştü, böcü dutlukları istilâ ederek onları kurutmıya başladı. Dutların ku- ruması nihayet ciddi bir endişe halini aldı ve devletin zirai teşkilâtı ona kar- şı mücadele açtı. Bazı köylülerin «kurutan» dedikleri bu haşere, fen dilinde (Diyaspis Pen- tagona) diye anılmaktadır. Bunun is - tilâsına uğramış ağaçlara bakınca genç dalların yukarıdan aşağı sarımtrak bir beyazlıkla sıvanmış gibi olduğu görü- lür. Yakınlaşınca veya elle ezilince bu bulaşıklığın carlı olduğu farkedilir. Diyaspislerin, anaçları kabuklu bir ta- kım bitler halinde olup yapıştıkları yerde bir taraftan ürer, bir taraftan da ağacın suyunu emerek onu kurutur - lar. Dişili erkeklı olan bu bitler yılda iki nesil vererek her seferinde - 150-200 yumurta yaparlar. Bu yumurtalardan çevik hareke"li bir takım kurtlar çıka- rak hemen ağacın, muhtelif yerierine dağılırlar ve onlar da birer yere yapı- şarak orada bir taraftan emmeye, bir taraftan üremiye başlarlar. Bu şartlar altında çok defa iki senelik bir zaman, ağacı kânıilen sarmıya ve öldürmeğe kâfi gelir, * Diyaspise karşı; ona daha evvelce tutular memleketlerde tatbik edilmiş bir çok mücadele usulleri vardır. Ez « cümle İtalyada kükürtlü kireç bula * macı ile yaz ve kış aylarında dallari badana etmek usuldendi. (On ki'0Süla bir kilo kireç, bir kilo kükürt kaynatı « larak yapılır). Bu sayede böcüler ya « nıp kavrulmakta ve eğer mücade:e ek- siksiz ve kusursuz yapılmışsa . faydalı olmakta idi. Fakat sonradan bu terti- bin dut dallarındaki tomurcuklara do« kunduğu anlaşıldı. Hem de bu bula « macı hazırlamak epeyce zor bir işti. Bu iki mahzuru ortadan kaldırmak için, |uzun tecrübelerden sonra daha başkâ mualeceler buldular. Meselâ karbo « lineüm adındaki bir maden kömürü artığı bu maksada pek yaramıştır, | Karbolineüm, yüz kısım suya on kı « sım karıştırılmak suretile hazırlan - makta ve bu bulamaçla dallar badana edilmektedir. Yapraksız zamanda ya « pılan bu ilâçlamanın 96 70 fayda ver « diği temin olunmaktadır. Şimdi Or -« hangazide mütehassıs bir memurun | uğraşmakta olduğu mücadele tarzı da bu esas dairesinde yapılmaktadır. Diyaspise karşı, ilk defa İtalyada ve sonradan bizde de tatbik edilen ikincf bir mücadele usulü de bu böcüleri, ge- ne başka bir böcüye yokettirmek tar « zıdır. : Ümnit ederiz ki, Orhangazi mücade - lesi de tez vakitte kat'i bir neticeye erişecektir. Çiftçi “En kuvvetli Türkiye,, M.üdafaa Vekili, Türkiye en kuvvetli ordusuna bugün sah'ptir, d yor Ankara 12 (Husüsi) — Yedinci art- tırma ve yerli malı haftası münase « betile kurum başkanı ve Milli Müda- faa Vekili Kâzım Özalp radyoda söye lediği nutukta kısaca demiştir ki: «Dışarıda “Tüfrkiye yalnız komşu- ları arasında değil, bütün dünyada çok sevilen ve çok sayılan bir devlettir. Bununla ne kadar övünsek yeridir. İçeride Türkiye, en küvvetli ordu - — suna bugün sahiptir. Bugünkü Tür - kiye her bakımbdan en kuvvetli Tür- — kiyedir. Yarın daha kuvvetli olmak — azmindeyiz.» Tarihten sayfalar: (Baştarafı 9 uncu sayfada) Abdülâzizin Fransaya gittiği sırada | tur. Üçüncü Napolyonun karısı Öjeniye a- şık olduğu, Öjeni ziyaret iadesi için İs-İ tanbula geldiği ve Beylerbeyi sarayına! tan ferağat eden bir tek adam vardır. — misafir edildiği zaman onunla mes ut aşk saatleri yaşadığı rivayet edilir. Mu hakkak olan birşey varsa Öjeninin ha- tırı için, Türkiyeye gelecek Fransızla- ra ve Fransız malına mühim imtiyaz- lar vermiştir. Abdülhamidin Afrodit adındaki bir Rum kızına olan aşkı dillere destan ol- mmuştu. Son Osmanlı Padişahı Vahdet- in altmış yaşını geçmiş olduğu bir sırada saray bahçivanının on üç yaşın- olmamıştı. Diğer taraftan, Madam Simpson artık Amerikaya da dönmek istemiyordu. Amerikan matbuatının, kral ve kendisi hakkında kullandığı li- sanı beğenmiyordu. İnce, nâzik, sporcu, parlak ve zeki bakışlı, uzun kirpikli sâbık Madam Simpson, Baltimore'da yeti mbir yav- ru iken birdenbire tarihin malı olmuş- tu. Onu bu mertebeye çıkaran tesadüf de istisnaidir. Malümdur ki, Viktorya- ya teb'an Kraliçe Mari de sarayına ko- casından boşanmış kadınları tekrar ev-| lenseler bile almazdı. Madam Simpson müstesna bir mua- meleye tâbi olarak huzura kabul edil- di, işte o kabul ediliş bugünkü mesele- leri ortaya attı. i (Fransız gazete ve mecmualarındı SAA , M L AA DT S İ ae öi « v w - | v O da İkinci Murattir. İyi kalpli, şair bir adam olan bu Padişah iki defa tah- — tını oğlu İkinci Mehmede bırakmış, Ma nisadaki sarayının ıssızlığına çekilmiş- — ti. Fakat her iki seferinde de memle- ketin başına çöken tehlike onu vazife başına çağırmış; o da hemen köşmüşe —— tur . İkinci Muradın feragatinin sebebi, bir kadına âşık oluşu değil, sadelik ve — sessizliğe olan sevgisidir. Saki, getir getir gene dünkü şarabmı, — Söylet, dile getir gene çenkü rü! abımmn, M Ben var iken gerek bana bu zevk, bu Diyen bu şair bu satırlardan İkinci Murattan başkaları tahtlarına, dört değil, bin elle sarılmışlar; onu kay —— betmemek için kardeşlerini, oğullarını, torunlarını, hattâ sevgililerini feda et- mişler, gözlerinin önünde boğdurmuş- . lardır. Osmanlı sarayında aşk, Sultan Osmandan başkaları için günlük hayat —— ve zaruretlerin üstünde birşey değildi. — Esasen padişahlar için evlenm>k ve — aşk bahsinde hiç bir yasak ve hudut öle — madığı için aksi de beklenemezrii. a daki kızına vurulduğunu bilmiyen yok :__ Osmanlı padişahları arasında taht « Bir gün gele ki görmiye kimse türa- — ükümdarın ruhunu — mak pek kolaydır. — FT AY İA ŞON N ARE KT a ei g e . . —— —- rm BÜY _NI .lı VA—- ' m