— TAŞDELEN MEMBAIİNDA NELER GÖRDÜM? SON POSTA İngiltere, Mısır ve Hindistana fıçı fıiçi Taşdelen gönderiliyor? * * * Biz şehirde Taşdelen niyetine terkos içerken membada ayaklar Taşdelenle yıkanıyor, otomobil radyatörlerine Taşdelen dolduruluyor, merdi- venler Taşdelenle temizleniyor Eğer size dün, «tabiatın şampanyası» sayılan «Taşdelen» suyundan — tam yirmi bardak içtiğimi söylersem, beni üç bakım- dan yalancılıkla itham edersiniz, ve: — Evvelâ dersiniz, şehirde, ufak şişe-. lerle «Taşdelen» diye satılan bütün sular halis Terkostur. ; Sonra suyun' ateş pahasına satıldığı bu zamanda, insanın yirmi bardak — «Taşde- leny içebilmesi için dağ delebilecek kadar servet sahibi olması lâzım. Ve nihayet yirmi bardak Taşdelen su- yu içmeğe insanın kesesi dayansa bile mi- desi tahammül etmez. : Fakat benim Taşdelen suyunu şehirde değil, membaımnda içtiğimi öğrenince, razlarınızda yanıldığınızı kabulde düt etmezsiniz sanırım. " Taşdelen membaına gidip gelmek, mü- nasip bir soy adı bülmak kadar güç değil, üstelik de sudan ucuz: Kadıköy iskelesinden her sabah saat yedi buçukta kalkan pırıl pırıl otobüsler, insanı kırk dakika içinde Alem dağına u- İaştınyorlar. * Fakat bu kısa seyahate çıkarken, canı- nızi sıkabilecek olan yegâne mahzuru da bertaraf etmek isterseniz, gözlerinize birer tayyâreci gözlüğü, —burunlarınıza bir gaz maskesi, ve sırtlarınıza da birer hâki esvap uydurün. $ aS Çünkü bunları unuttuğunuz takdirde bulanacağınız tozu yedi derya ve yetmiş fırça temizlemez. ““Büunun haricinde hiç bir ihtimal mevzu- ubahs değildir: ; Alem dağı yölu, ne Mudanya Bursa yo- lunun bir kısmı gibi insanın barsaklarını al- tüst eder; ne de Maslak yolu gibi kaza korkusile yürek çarpıntısına uğratır. Şoförler: — Bu yolda, diyorlar, beyni patlayan değil, burnu kanayan bile görülmemiştir. Hattâ, mübalâgaya saptığımızı — sanacağı- nızdan korkmasak, — diyebiliriz. ki, Alem dağı yolunda bugüne kadar insan kafası değil, otomobil lâstiği bile patlamamıştır. Alem dağına gidip gelme ücreti de yal- nız bir liradır: İstanbulun en güzel yerin- de, dünyanın en nefis suyunu içmek için verilen bu para çok değildir sanırım. Dün tesadüfen bizim otobüste bulunan ::lnnbul sıhhiye müfettişi İsmail Hakkı an- Pa: Vaktiyle, Şamda, İzzet paşa adında bir vali varmış. Valinin çok sevdiği — vilâyet mektüpçüsu, «su delisin diye meşhurmuş. Çünkü adamcağızdaki «iyi su» mera- kı, tıpkı sigara, afyon, içki tiryakiliği hak- ni almışmış. İyi su bulmak, iyi su içmek uğ- runda, valiye boyün eğip izin istemekten kaçınmaz, avuç dolusu para İıurcımukt.an çekinmez, ve Şamdan kalkıp tâ Hindistana, Çine kadar yollanmaya bile üşenmezmiş, " Vali bir gün, bu «su delisi» mektupçu- yu yanına çağırtmış, ve: — Ben, demiş, senin bu su merakından bir şey anlamıyorum. Suyun da iyisi kötüsü olur mu? Ben id- dia ederim ki senin, tâ İstanbuldan getirtip içtiğin şu «Taşdelen» suyu ile, benim içti- ğim su arasında, lezzet bakımından hiç bir fark yoktur. Mektupçu: ili- ö Efendim, demiş, «her suyun İezzeti birdir!» diyenler, ağızlarının tadını bilme- | yenlerdir. Ve eğer emir buyurursanız, ben- deniz bu hakikatı huzuru devletinizde is- Pat ederim. Sureti nazikânede ağzının tadını bilme- mekle itham olunan vali derhal cevap ver- Miş: — Şimdi buraya kırk membamn suyuün- dan birer bardak getirteceğim, Bakalım sen, onlardan hangisinin «Taşdelen» suyu olduğunu anlayabilecek misin? Ve belki şaşacaksınız amma, bu konuş- madan yirmi dört saat sonra, müteaddit şahitlerin hazır bulunduğu bir mecliste, su tered- | Çünkü Taşdelen membamdan damacana- Yazan: Selim Tevfik Gazeteciler Taşdelen çıncıya dilini değdirir. değdirmez bağır- miş: — İşte Taşdelen suyu! X Valiye de, şahitlere de pes dedirten bu garip imtihan hikâyesini pek sudan — bul- mayın: Bugün, ağızlarının tadını, bu mek- tupçu kadar bilen su delileri az değildir. | *NMleselâ, buğünkü İngiliz — Krali sabık Prens Doögal, bugünkü Mısır Kralı Faruk, Taşdelen suyu içiyor. Hattâ Taşdelen do- buradan tâ Londradaki Bükingham sarayının kavına, ve Kahirede- ki «Âbidin» kasrının kilerine değil, kâina- tın het bucağına gidiyor. : Fakat görün ki, Amerikalı milyarder, Kaliforniyadaki şatosunda — İs- tanbuldan giden Taşdelen suyunun halisi- ni içebiliyor da, Taşdelen membammna bir saat mesafede oturan biçare İstanbullular, Taşdelen niyetine «Terkos» yuvarlıyorlar. lu damacanalar, gelin sını bir defa dolduran sucu, o suyu kapalı küçük şişelere boşaltırken kontrol edile- mediği için o bir tek mühürlü damacana- dan (1000) şişe su çıkarmanın yolunu bu- luyor! x Alem dağındaki Defne suyunu bir do- muz bulmuş. Tâ Romalılar — zamanından beri bilinen Taşdelen membaının, evvelâ kimin tarafından meydana çıkarıldığı ma- lüm değil. Bu mübarek memba, bundan bir kaç yıl önceye kadar, bundan bin sene evvelki halini aynen muhafaza ediyordu. Fakat Evkafın himmetiyle bugün, ta- mamen asri bir memba haline sokulmuş- tur. Yapılan tesisat sayesinde bugün mem. badan 24 saatte (70) ton su alınabilmek- tedir. Yani bu hesapça, bütün İstanbullu- lar, hergün Taşdelen suyu ile şakır - şakır yıkanabilirler bile. Fakat gelin görün ki, membada 100 Paraya doldurulan galon, şehirde 50 ku- ruşa satılıyor. Fakat şimdiye kadar bütün gayretini, bu membar sıhhi bir hale sokmaya - har- cayan, ve bu uğurda 80 bin İira sarfeden | Evkaf idaresi, bundan sönra, bu süyü ge- hirde ucuz satmanın çarelerini de düşüne- cektir. Ve yakında, İ'm-lâte!if yerlerde açılacak dükkânlarda, bardağiı (10) paradan Taş delen suyü satılabilecektir, lecek bir tarafı da vardır; lnaan, Taşdelen suyuna on, on beş bar- dak içmeden kanamıyor. Her gün on, ön beş bardak su parası vermeğe katlün!labî' leceğini farzediyorum. Fakat bu on beş bardak suyun şahlan- dıracağı iştahaları yatıştırmak için en azın. dan bir mihrace bütçesine ihtiyaç hasıl o. lacaktır, Taşc!elen membaında çalışanlar: . delisi mektupçu, 40 bardaktan bilmem ka- Bu sevinilecek haberin endişe edilebi- | hazneleri önünde boğazımıza yetiştiremiyoruz. İçimizde gün- de dört okka ekmek yemeden doyan yok gibi. Sonra bu suyun, Voronof aşısını gölge- de bırakan bir hassası daha var. Suda bu hassanın bulunduğu etrafa yayılalıdanbe- ri, membaın başı Darülâczeye döndü: Bel- leri bükülmüş ihtiyarlar, bardakları öyle durup dinlenmeden yuvarlıyorlar ki, mem- bar kurutmalarından korkuyoruz. Maamafih, gençlik ümidi besleyen ih- tiyarlar içinde, hayırlı netice aldıktan son- ra, gelip membaın taşını toprağını öpenler de varl x- Alem dağındaki Taşdelen membaı bir âlem ki sormayın. Orada suyun hem kiy- meti var, hem kıymeti yok: Fakir köy kızları, kirli ayaklarını Taş delen suyuyla yıkıyorlar. Şoförler, radiya- törlerine Taşdelen suyu dolduruyorlar. Hattâ hademeler, taşlıkları Taşdelen suyuyla yıkıyorlar. Fakat hepsi de, bu derece israf ettikle- Yi suyun üstüne titriyorlar. Hepsi de mem- baa girerken, mabede girer gibi el kavuş.- turuyorlar. Ve suyun sıhhi şeraite uygun halde muhafazası için öyle fedakârlıklara katla- niyorlar ki, topraktan fışkıran mayiin, gra- leri suyu bol bol harcayışlarının hikmetini merak ediyorum: — Maalesef, mecburuz! diyorlar. Çün- kü henüz bütün suyu şehre gönderecek ve- sâit yok. Biz de harcamasak, hazneler ta- şacak! x O suya Taşdelen adının verilişi, üzeri- ne mütemadiyen aktığı kapkalın mermeri hakikaten delişindenmiş. Arkadaşlardan biri gülüyor, ve: — ©O halde, diyor, mermeri delen bu su, midelerimizi de kalbura çevirir! Taşdelen suyunun lezzetiyle, Taşdelen "-'Y_“mm şehre bol bol dağıtılamamasından doğan acıyı bir arada duyarken düşünü- yorum: Hurma ağaçlarının kökleri, dibinde kırk metreyi aşarmış. | Kökünün derinliği bakımından, şu İs- tanbulun su derdi, Arabistandaki hurma a- gaçlarına ne kadar benziyorl! v Selim Tevfik Camilerde secdelik Evkaf umum müdürlüğü bütün yurt dahilindeki camilerde secde yerlerinin zeminden tefriki ve bu suretle yüz ve ellerin yerlere sürülmekten kurtarıl - ması ve seçde yerlerinin temizliğine a- zami itina edilmesi için bazı tedbirler almağa karar vermiştir. Yapılmakta o- lan tetkikat nihayet bulmuştur. Yakın- da İstanbul ve bütün yurt dahilindeki camilerde bu usulün tatbikine başla - toprağın mı on İiraya satılan losyon olduğunu sana- | cağınız geliyor. Bu kadar üstüne titredik- | Montrö'den Mektuplar: görünmeğ İngiliz heyeti talimat aldı, -fakat almamış e mecbur! Yazan: Ekr Montrö 26 (Sureti mahsusada giden ar- kadaşımızdan) — Montrö şehrinin içinde vardır, ve hepsi de hemen hemen tamamen, boştur. Bir haftadanberi oturduğum otelin 230 odüâsından kaç tanesinin meşgul olduğunu tahmin edemezsiniz, ben söyliyeyim: İçinde müşteri yatanların sayısı topu to- pu 15 ten ibarettir. Bu on beşin sekizini biz Türk gazetecileri teşkil ediyoruz. Geride kalan yedi kişinin dördü İngiliz, biri A - merikalı, ikisi de Almandır. Otel müdürü ellerini uğuşturarak: — Bu havalinin 350 otelinden hiç de - ğgilse 300 tanesi tamamen lüzumsuzdur, di- yordu. Bu lüzumsuzluğun sebebini de - yarım saat uğraştıktan sonra bana hiç bir şey satamıyacağını anlıyan fotoğraf levazımı mağazasının sahibi anlattı: — Paramızın kıymeti fazla, artık sey - yah gelmez, gelenler de bir şey almaz ol- du, diyordu. Nasıl gelsinler, nasıl alsınlar. İşte bir fo- toğrafçı mağazası ki, gazeteye yetiştirmek üzere çekip develope için kendisine bırak- tığım bir filmin yalnız developesi için ben- den 88 kuruş istiyor, halbuki ben bunun için İstanbulda ancak 10 kuruş verirdim. Gene işte bir fotoğrafçı ki benden bir film için 190, bir tek ağrandisman için 50 kuruş istemektedir, halbuki ben İstanbul - da filme G0Ü, ağrandismana da (0 kuruş verirdim. Bizim Foto Süreyyayi, — yahut sporu, hele bizim foto muhabirlerinin müş- tereken tesis etmiş oldukları basın fotoyu nasıl aramazsın ? Bugün İsviçreli tesirini günden güne arttıran buhrana karşı koyabilmek için ça- re aramaktadır. Bu çare ne olacak, henüz belli değil. Bugün tramvayda bir saat fabrikasının müdürü ile tanıştım: — Ayni zamanda iki üç tedbire birden müracaat etmek mecburiyetindeyiz, diyor- du. Bir defa paramızın kıymetini düşür - mek, düşürdükten sonra dahi bu parayı Al- manların yaptıkları gibi memleketimize gelecek ecnebilere yarı fiatına vermek, sonra da ihracat için çok geniş bir prim usulünü kabul etmek lâzım.. Fakat vatan - daşlarım henüz bu hususta müttefik değil- lerl.. Şimdilik kararsızlık içinde bocala - makla meşgulüz! İstanbul adliyesinin yeni kadrosu İstanbul adliyesinin 936 senesi Kadrosu dün müddeiumumiliğe tebliğ edilmiştir. DA Kadroda esaslı bir değişiklik yok - tür. Yalnız sulh hâkimleri arasında 45 ve 5D lira esas maaşlı " hâkimler Maksat içinde bulunduğumuz beş altı günü geçirmek, | Cenevrede vaziyetin tavazzuhunu beklemek... Faaliyet ondan sonra gene hararetlenecektir en Uşaklığli Montrönün otelleri arasında müşteri ba« kımından şikâyete hakkı olmıyan yalnız 50, bütün çevresinde de ayrıca 300 otel! Montrö Palastı. Konferans burada toplans« dığı için bütün daireleri, bütün odaları dip- lomatlarla, sonra da yabancı gazetecilerle tıklım tıklım doluydu, fakat dün akşam - dan itibaren o da bizim Türk gazetecileri- nin oturmakta oldukları Suisse oteline ben« zemiye başladı: Boğazlar konferansının umumi celse « leri, İngiliz heyetinin talimat almasına in « tizaren talik edilmişti. Başmurahhaslar bir kısım arkadaşlarını komisyonlarda çalış « maya bırakarak derhal Montröden ayrıldı- lar, Uluslar Kurumunun konsey toplantı « sında bulunmak üzere Cenevrenin yolunu gazetelerin muhabirleri de ayrıldılar. Jel birdenbire tenhalaşıverdi. Bereket versin Tevfik Rüştü Aras müstesna, bizim heyet ile ecnebilerin komisyonda çalışan delegele- ri elân oteldedirler. Onlar da gidince, bi » zim - 230 odalı Suisse otelini gölgede biıra« kan bu müuhteşem ve muazzam müessese- nin hali ne olacak? * ; Az evvel konferansta umumi içtimala- rın İngiliz heyetine talimat gelmediği için talik edildiğini söylemiştim ya, bu yanlış- tır. Hakikatte İngiliz heyeti istediği tali » matı almıştır, fakat almamış görünecektir. Maksat Uluslar Kurumunda evvelâ kon- sey, sonra da asample toplantılarını >bek - lemek, umumi vaziyetin ne olacağını öğ - renmek için vakit kazanmaktır. Bugün Av- rupa diplomatlarının sırtlarında zecri ted- birler denilen öyle bir yük vardır ki taşıya- na günden güne daha ağır gelmektedir, Bir defa bu yük kalksın, İtalyanın konferansa iştiraki mümkün olsun, o vakit daha geniğ.; daha rahat konuşulur. Demek oluyor ki bütün mesele önümüzdeki şu beş altı günü geçirmektedir. Ya o vakte kadar? * Merak etmeyiniz, o vakte kadar, İngiliz heyeti talimat almamış olacak, konferan« sın fasılaya uğramasına zahiri bir sebep bulunacak,- bir taraftan da komisyonların çalışmıya devam ettikleri — söylenecektir, Meselâ işte bugün gene toplandılar, ken » dilerine havale edilen maddeleri gözden geçirdiler ve dağıldılar. Neşrettikleri tebliği ise size telefonla ver- miştim. Ekrem Uşaklıgil İstasyonda bırakılan bavul Dün Diyarıbekirden gelen tren yol- —G - &P < GAO memurlarının mevcudiyetinden korka- bolmuştur. Bavul ve içindeki ipeklile çoğaltılmıştr. Sekiz tane Moris GA A e G aei L0 A LA Pariste çıkan Entransijan gazetesi Moris Şövalye isminde olan kimseleri idarehanesine davet etmiş ve maruf artistten başka irili ufaklı yedi kişi ida- -— Z. diyorlar, aldığımız maaşı sade nacaktır. |İrehaneye gclmiştiş' ö adını taşıyan yedi vatandaşına hayretle — bakmaktadır. VP çevireceklerdir. Madalyon içindeki ( müsadere edilmiştir. * Şövalye bir arada < DA Ş ÇA Va Resimde asıl Moris Şövalye kendîîl Sekiz Moris Şövalye bir arada film —- eg sipye” .. Aedk S e B tuttular. Onları takiben ecnebi ajansı ve cularından biri muhafaza teşkilâtının — rak bir bavul dolusu ipekli kumaşı is- — â tasyonda bırakarak görülmeden kay ... D ai .'*î z