1 Eylül 1938 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 9

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Bir yazıcı Yazan: Mih. Zoşçenko nm:'uh"““ ömrümde ilk de. İdı_ Kara cahil denilecek bir Büla hmümı bile zorlukla bece, Duzunca kelimeleri talâf. i deta terliyordu, %â:îe bütün harfleri de iyi- E tlince., İyisi mi bunu hiç , “2ist o kadar kötü, o ka- "..! "İlk gördüğüm zaman y KU Fi Doğrusunu isterseniz A ou,, Fek bile caiz değildi. Kar İ JJi ü bir şeyler. .Okuyabilene mırdiğî yazının mizahi bir Maş, SUNU söylediği zaman ne | &' Saşırdım. Koca yazının i böyle mânası olan üç I, eq'/ly*'-'l'“m ömrümde & ğÜMCmı;tım h %“t P ciheti bu muharririn Üğa, © terebantin kokmasıydı. : Un farkında olduğu için, '*“İf:;ıımde evvelâ pencereyi i z ; hz""îl getirişinden üç dört Tar bana uğradı. Ona: Mız âa azizim, dedim. 'ö?ledımz, yoksa ben mi » Her halde siz muhar. | hîqzhh:ek! 4 derli bir sesle: h* n_'n tdi. Ortada yanılan — fa- ç Muharririm; yani sizin ' edıbun R K bir kaç defa geldi. Her mîn“ım ancak kendisinin kargacık burgacık m de onun yazılarına alış- _ “-Bu yazılardan ufak te. / Ün * çıkarıyordum, Fakat ;:u"dlğım nisbette herife o. Arttı. Çünkü getirdiği ya. h: ipe Sapa gelmez şeylerdi. Yazı değil, bir deli saçması böyle da, âdeta biraz korkarak âarı geri veriyordum.. *hebiçim adamdı? Ya arda beni vurmağa *ğe kalkarsa ne yapabi- j h'hıublriyle de korkumç bir N*I kları bir haydut biyıği )w'hmğum başıma gelmedi. h geri verilişine büyük " a'd z':"tex'ıyı:ır, hiç ses çıkar. Ü ı lgi"llzı: yaramıyor, basmı. '! u:“"—'kle iktifa ediyordu. aa büzüle; qi lesef buamıyacagız di- M Ordu 4 : in, V' ir şekilde omuzlarını iy d MI"“ derdi, gelecek sefere l.' ıg”:tll'ınm HN oqîikten sonra da başiyle dan çıkardı. ' Yekün dört defa geldi. ' 'İyfı ' Oldukça uzün, — takri- ü ir yazı getirdi. Ben » ONün yanında yazıyı Mden sapsarı oldum... % “&e Yarak— İ;irıder dedim.. Bunu $ âkat okumak bile insan mzehlricmde Gelin de bu n etm'ı'ln! Bir daha da be. böş €Yin1, ; e h“de dl't baktı ' dedi, bana bir makbuz ::kh“zur hu etmedıgmıze dair bir Makbuzu ne yapacak- îlte lâ ;:iabma karşı kendimi d. Tei düm., Fakat istediği A Mtalg İm.. Makbuz aşağı "'uh; © idi. BKS Caalhük Gröde ,ıı, y gazetemize verdiği yazılar cahilâne ol- dukları için basılmamışlar ve sahibine geri verilmişlerdir.,, Herif makbuzu aldıktan sonra bana teşekkür etti ve odadan çıktı.. Üç gün sonra adamı tekrar karşımda gördüm, Suratı asık ve canı sıkılmış - tı.. Üç gün evvel kendisine verdiğim makbuzu bana uzatarak dedi ki: — Hiç böyle makbuz olur mu? Mat. bu ve antetli bir kâğıt üzerine yazıp mü hür basmak lâzım., İyice tepem attı.. Ona, biraz yüksek sesle makbuzu ne yapacağını sordüm.. Burasının hususi bir müessese olduğu. nu, hiç bir resmi kâğıt veremiyeceği - mi, bahusus mühür basamıyacağ ğımı söyledim. Makbusz isteyişinin sebeplerini öğ- renmek için ona şaşırtıcı bir kaç sual sordum, Âllem ettim, kallem ettim, ni. hayet herifi söyletebildim, Bana vaziyeti şu suretle izah etti: — Azizim, işin doğrusu şu: Ben fa. kir bir adamım.. Küçük bir dükkânım var. Makine yağları, boya falan sata- rım. Dükkâmım küçük.. Zarzor ekmek paramı çıkarabiliyorum. Halbuki ben - den, tüccar sıfatiyle yüksek bir vergi almak istiyorlar. Bu yetişmiyormuş gi- bi apartıman kirasını da, tüccarım di. ye beş misline çıkarmağa uğraşıyor - lar. Ben tüccar olmadığımı anlatmağa çalışıyorum, Onlar da beni — sıkıştırı- yorlar: “Şu halde sen ne iş yap:ırsm?,,' diyorlar. Ben de onlara diyorum ki: “Ben muharririm, edibim, Yazı yaza. rtım.,, — Onlar da bana diyorlar ki: “Ulan senin neren müuharrir?,. Muhar. rirsen bize bir vesika göster, biz de maliye müfettişine göstererek senden daha az kira alalrm.,, Ben de onlara: “Bu ne kırtasiyecilik, diyorum.. Maa - mafih, mademki vesika istiyorsunuz, peki.. Ben de size böyle bir vesika ge- tiririm.,, İşte makbuz istememin sebebi bu- dur. Fakat siz bana şunu söyleyin: Ben şimdi ne yapacafğım? Onlara muhartrir olduğumu nasıl isbat edeceğim?. — Artık orasma ben karışmam, de. dim , Bir müddet şaşkıtı şaşkın etrafına bakındı ve çıktı, gitti. İsmini kimseye söylemememi — rica etti. Allah belâsını versin, mendeburun bari bu ricasını tutayım.. Rusçadan çeviren: Ferah FERRUH Istanbul Radyosu 1 EYLÜ — 1938 PERŞEMBE 18,30 dans musikisi (plâk), 18,50 spor musahabeleri Eşref Şefik, 19,15 dans mu- sikisi (plâk), 19,30 konlerans — Havacılık haftası, hava kurumu namına Abidin Da- ver, 19,55 borsa hahberleri, 20 Saant ayarı, Granviç rasathanesinden naklen, Belma ve arkadaşları tarafından Türk — musikisi ve halk şarkıları, 20,40 hava — raporu, 20,43 Ömer Rıza Doğrul tarafından arabça söy- lev, 21 saal ayarı orkestra, 21,30 Saz eser- leri, Tanburi Refik Şemseddin ve arka- daşları, 22,10 Ajans haberleri, 22,20 orkes tra könseri, Növotniden naklen, M. Kemâal Akel idaresinde, 22,50 soön haberler ve er- tesi günün programı, 23 saal ayarı, son. BÜKREŞ: 19,15 dans plâkları, 20,15 şarkılar, 20,45 harp koönseri, 21,25 radyo orkeslrası, 22, 45 kafe konser . BUDAPEŞTE: 18,30 cazbant, 19,45 temsil, 20,20 piyano da şarkı, 21,10 plâk, 22,90 askeri bando, 2410 sigan orkestrası, VARSOVA: 20,30 orkestra, 22,10 halif müzik, 23 sa- lon orkestrası, | i EYLÜ — 1938 PERŞEMBE Hicri: 1357 — Recep: 5 Üüneşin değuğe tiüneşir batıği 5,27 18,43 Yakti — Aahabh Öğfle İkindi Akgar — taim, tasaak . 5,27 12,14 15,55, 18,43 20,20 3,40 Çocuk haftası Hediye kazananların isimlerini yazıyoruz 20-8-938 tarihli bilmecemizin hal şekli. VV AA BİR ALTIN UÇLU DOLMA KÂALEM KAZANAN Mahmut Çapa Odabaşı İbrahimçayuş mahallesi bekçi 88. BİR PERGEL TAKIMI KAZANAN 2 inci İsmail Hakkı Meral İzmir Ye- miş çarşısında Rıfat Baran. — kâtibinin oğlu 31 BİR ŞİŞE KOLONYA KAZANAN 3 üncü Lütfi Özin Emirgân BİRER LOSYON KAZANANLAR 1 — Sedat Kızıltoprak Şehirkâhya so- -kak 29, 2 — Ruhiye Akbay Şehremini Tatlıpımar cad 77, 3 — Âysen Göktepe P.T'T. hük memuru kızı, 4 — Ümer Er- sun Sirkeci demirciler sokak 18, 5 — Ze- ki Olcay Vefa lisesi 393, 6 — Gülçün Or- | hun Hasfırın arkası, 22, 7 — Mahmut Feyzi, Şişli ali Osman, 8 — Sabahat Ca- galoğlu, 9 — F. Kutun Hayriye lisesi, 10 — Yurdagül Çevik Sirkeci Hocapaşa 11 Bedi Kerman kurtuluş. BİRER TUVALET SABUNU KAZANANLAR 11 — Ali Sağlam Cağaloğlu O, okul 183, 12 — Münir Güngör O.M. 13 — Moise Ahmelek Galata kuledibi, l4 — Hamiyet Arat Kasımpaşa fmın sokak, 15 — Fikret 15 inci ilkokul 471, 16 — Faruk Aksaray Selimpaşa — yokuşu 77, 17 — Aydın Pertevniyal lisesi 3,A. 435, 18 — Necati Okar, İshakpaşa İlgen sö- kak 19, 19 — İhsan Hamallabşı N. 38, 20 — Cahit Pertevniyal lisesi, BİRER DOLMA KURŞUN KALEM KAZANANLAR 21 — Sabri Aki Kabataş erkek lisedi, 1177, 22 — Orhan Erkuş Kadıköy yel- değirmeni 204, 23 — Necdet Tüzer, Ça- talca O. okul 81, 24 — Süzan Galdemir Fener 18, 25 — $, Banu — Tozkoparan Beyoğlu, 26 — Muallâ Aşgel 52 inci o- kul 168, 27 — B. Çağlı Samatya Milli müdafaa caddesi 52, 28 — Nusret Elbaş odapazarı uçak sok. No, 25 29 —— Lemi Tamer Kadıköy 1 inci okul, 30 — Ah- met sezer çaycuma ilkmektep 211, BİRER DEFTER KAZANANLAR 31 — Beytullah Uzun Bozkurt ilkekul! 23, 32 — Sehhâre — Özder Fatih, 33 — Nazan Üner P.T.T. şehi kuzini Zile, 34 » — Ali Rıza Bilgiç Egirdik — demirkapı No. 1, 35 — Talat Atlı Bor icra dairesin de mübeyyiz, 86 — Atife Kunbay Am kara özbeyler cadde Hazan sokak 17, 37 — Kadir Olgay bostancı içerenköy, 38 — Şadi Ogun Aşıkpaşa Karadeniz cad 41, 39 — Kemal Mengü Ankarapalas arkası 10 numarada, dÜ — —Mustafa Tezcan Hacıosman mah. Yeniyol sokak 61, 41 — Ziya Alban 51 inoj okul, 42 — Hüseyin başkaya İsparta Karaağaç mahallesi N: 93, 43 — Ahmet Taştepe Gelenbevi or- taokulu 3.A, 44 — Rıza Uzunyüusuf. Yaian: Rahmi YAĞIZ Delikanilı, zebella gibi kapkara yüzüyle yolun ortasına dikilen araba hirs dolu gözlerle baktı —— Silâhtarağa çayırı, Kâğıthanenin o dev re mahsus eğlence günlerinden — birini, yaşıyor, kırlara dökülen halk ağaç altla- rında kır kahvelerinin sundurma gölge- lerinde kurdukları ocaklarda kır yemek- leri yapıyorlar, şişlerin — cızırtılı ahengi buğulu şişelerde soğutulmuş rakıları göz- lerde tüttürüyor, rengarenk ipek maşlah- lı kadınların kolkola dolaşan grupların- dan yükselen etkinson, çoban, kokuları kır çiçeklerinin gönül gıcıklayan rayiha- larına karıştıkça çarptığı erkek burunla- rında en mahrem hisleri gıcıklıyor, din- sieet arzularını kamçılıyordu. Silâhtarağa açyırı ta Kılköprüsünün başından Çağlayanın iri ve asırlık dış- budak ağaçlarınım gölgelediği sahaya kadar dere kıyısında — iki taraflı muaz- zam bir kalabalıkla — örtülüydü. Etrafı aile gruplarile muhat tozlu yolda sıra sı- ra arabalar dizilmiş duruyor, tıpkı bir o luktan ağır bir cereyanla akan seli andı- ran kalabalık, bir boydan bir boya ça“ yırın önünde dolaşıyor, zülüflü, perçem- li, yağdan parıl parıl parlayan siyah saç- lr delikanlılarla çarşaflarının mahremi- yeti içerisinde fıkırdayan “taze,;ler fır- sat buldukça biribirlerini — dirsekliyor- lar; kalabalığın ortasında renkli şalvar- larile göbek çalkayan çingene — güzelleri bu ' (alaturka) kır eğlentisinin dekorunu tamamlıyordu. Davist, Cendere bakkalı istikametinden tozlu yolda sarı bir bulut gibi yükselerek gelen — faytonun içinde kara düşünce bulutlarile yüklü dimağını binbir şimşekle ışıldatmağa uğraşırken uzaktan bu kalabalığı gördü. Arabacıya seslendi: — Nedir bu kalabalık?... . ; Arabacı ağzını çerçeveliyen yılışık bir gülücükle cevap verdi: — Kâğıthanenin son haftalarıda... — Merasim mi yapılryor? — Eh.. Değilse bile onun gibi bir şey.. Oraya çekeyim mi?.. — Hayır, Kâğıthane köyünün köprü- sünden geç, sağa dön, Çağlayan köşkü- nün önündeki ağaçlıkta dur.. — Kalabalığa kadar sokulabilir miyiz bilmem! — Neden? — Sultan takımlarının kupaları köyün içindeki meydanlıktan itibaren yol boyu- nu kaplamışlardır. Yasakçı haremağala- rı oradan kuş uçurtmazlar.. — Peki biz nereden geçeceğiz! — Bilmem.. Hele köye girelim de.. Sustülar.. Kan ter içinde kalan hay- vanlar faytonu uçar gibi — sürüklüyor- lar; köye doğru süratle ilerliyorlardı. Köyün dışında bir kupa bolluğu vardı. Yol yaldızlı, tekerlekli mükellef kupa- larla kapanmış, kırmızı çuha elbiseli, sır- malı zırhlı seyisler, ispirler — arabaların arasında gruplar kurmuşlar konuşuyor- lar, sigara içiyorlar, — redingotlu birkaç hadım da ilerde yasak savıyorlardı. Genç İngilizin faytonu arabalara kadar yaklaştı. Haremafalarından biri — işaret etti. Faytonu durdurttu. Sonra, kadın se- sini andıran incecik sadası ve çetrefil di- liyle arabacıya çıkıştı: — Herif, kormusun.. Sultan Aliyüşşan efendilerimizin arabalarını görmuyor musun?,. Buradan geçilmez.. Dön geri.. Arabacı içeriye, Daviste baktı., Söylen di: — Bunlar böyledir.. Ben size söyledim bırakmazlar diye.. Çaresiz döneceğiz. Davist hiç vakit kaybetmek istemiyor” du. Bütün işi şu bir haftalık —Marmara seyahati yüzünden yüzüstü kalmış, her şey karmakarışık olmuş, şimdi seri bir müdahale ile ıslaha muhtaç duruyor, sa- niyeler bile onun için çok kıymetli bir za man parçası teşkil ediyordu. Delikanlı zebella gibi kapkara yüzüy" le yolun ortasına dikilen araba hırs dolu gözlerle baktı, çıkıştı: — Niçin yasak diye yolu kapatıyor- sunuz? Arap Davisti mühimsemiyen bir eda ile cevap verdi: — Yasak.. İşte o kadar.. Geçemezsin!. — Burası yol değil mi? — Buğün değil! — Neden — Değil işte... — Ben geçmeğe mecburum, — Ben de bırakmamağa!.. Zebani yüzlü arapla şirin çehreli İngi- liz yavrusunun arasındaki münakaşa bü yüdü, Öteki haremağaları da arkadaşla- rına iltihak ettiler, Seyisler, espirler de işe karıştı. Mesele büyüdü. — Geçeceğfim!.. — Geçemezsin | —- İş zora biniyordu. Haremağalarından biri kırmızı cepkenli seyise haykırdı: — Ne duruyorsun; koş — şuradan iki muhafız çağır.. Şu belâyı başımızdan al- sın!. Seyis, ağanın emrine uyarak muhafız aramağa koşarken ortalık karıştı.. Arab- larda bir hareket oldu.. Sesler duyuldu: — Ayşe sultan hazretlerinin ağası.. Sul tan Aliyüşşan hazretleri geliyorlar.. Davistin başrmna üşüşen araplar dağıl- dılar. Kupa ve lândolara doğru koşuştu- lar. Davist arabaya emretti: — Haydi.. fırsattır, sür hayvanları. Yaşlı arabacı tereddüt ediyor, bir tür- lü dizginleri hayvanların sağrısında oy- natıp kamçısını şaklatamıyordu. Biraz evvel arabaların arasında küme- leşerek sohbet eden sırma cebkenli seyis- ler arabaların arasındaki yolda iki halka olmuşlar, ihtiram tavırları almışlardı. Başta somipek feraceli, — ince tül yaş:- maklı üç dört kadın, arkalarında bir sü- rü seçme genç kızlardan mürekkep bir maiyetle bu iki tarafı seyüslerle kordon- lanan yoldan ilerliyorlardı. Haremağaları onlara doğru koştular; yerden temennalarla karşıladılar. Başta yürüyen vakur edalı, somipek — feraceli kadın önünde köpekleşen araba hırslı hırslı sordu: — Neredesin Cevher!. — Eemir ve iradenize âmadeyim sulta- nım.. — Seni araba yanında mı bulacağım! Estağfurullah efendimiz.. Çıkış saati- niz yaklaştı diye arabaya gelmiştim de.. — Kaç saat evvel.. Arap yutkundu.. Akları birer finçan tabağını andıran gözlerini geriye devir- di. Hâlâ arabacı ile münakaşa eden Da- visti işaret etti : — Efendimiz; hâşâ sultanımın huzu- rundan bir biedeb arabasile buradan geç- mek istiyordu. Onu bırakmamağa uğraş- tım, Vakur edalı, somipek feraceli kadın A- rabın işaret ettiği tarafa baktı. Davist, gençliğinin bütün — teravetini gösteren bir edayla arabanın içinde, a- yakta duruyor, birer taze gül yaprağını andıran yanaklarında hiddet kasırgası- nm meydana getirdiği cazip — kırmızılık uzaktan farkediliyordu. | Sultanın gözleri gençadama takildı. Birkâç saniye bu seyrek yaradılış örneği- ni seyreden vakur edalı kadın, içinde tu- haf bir ezinti düydu. Loş harem koridor larında erkekten mahrum yaşayışın mey dana getirdiği kuvvetli — bir arzu ile bu güzel erkek modelini süzdü; gözden ge- çirdi... Gözlerile duyduğu zevki uzatmak için içi titriye titriye araba sordu: — Bu adam ne istiyormuş? — AÂcele işi varmış efendim. Buradan geçecekmiş!.. — Geçsin varsın!.. Ne olacak!... — —4 a Cevher, Sultanın bu sözüne verecek ce- vap bulamadı. O; yaptığı işten mükâfat uman riyakâr bir vaziyetle öğünerek an- lattığı hâdisenin sultan tarafından mü- himsenmediğini görünce afalladı. Elle- Tini kavuşturdu. Boynunu büktü. Mırıl dandı: — İrade efendimizin.. Varsın geçsin!., (Devamı var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: