Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
| Ü İRİNCİKÂNUN — 1938 İ Teni Parlıyan sinema yıldızlarının b lilerinden biri Edvige Feuil- hy&m;_ Biı: Fransız gazetecisi onun. "Büg-]— Mülâkatı şöyle anlatıyor: ., Yük bir otelde, sön derece lüks bir salon. Bir kış günü, Hava bi"gs; hafif bir loşluk var, birden. | Fe“m. kamaştırıcı bir ziya Edvige Ü e"-' Salona girdi. Sarı ile kırmı- Tte, equ e Seği n;zı;ağmr adımlarla “yürüyor. 4 , T film çevirdiniz mi?... 4 3’;"’3 Fakat, üç film için birer Tyg z“: imzaladım. Bunlardafi birir P Pa iay , detsem ikinci Kânunun sonu | %lnden bitecek, Biri, Sardonun pi- İK _ahnma bir film! Toska... İ- %du'?*f komedi, — üçüncüsü de bir x . B Wamnde dramları mı tercih e *« N -a .— GN g"l- "Kömediyi severim. h ;nşmadan €vvel, zannedersem J *'.-Eqra!!_le?de biraz staj gördü- b :e | Fit dî:.k Çok... Konservatuvardan bi- | '(% “te diploma âldıktan — sonrâ | twe,, girdim. Bir — buçuk 'İ t Süra ilk T | _"“İe Ş filmi Vmi çevirdim.. Bü | T vay “Foux ile Raimunun da rolle- F Iaınd heüı n & u uıeınka'ldlm. Hem - tiyatroya, &e 3)'_'9— yetişmek kabil değildi. îarolıe ti Sinemayı tercih ettim, Bar ıc'lü aldıe Stradivârius filmlerinde baş l mblt:;l Bununla beraber sahne Pt aha Kesmedim. Bakmız, - bir Tedi Olivuddan yapılan teklif bin dettim : ç Tti ee _— Bunlari kabul edince “ıl! Mğaş © İMzalamak lâzım, Muka- ti n etı_e'i de 5 ilâ 7 sene, Bu ka- %k TMüddet Paristen uzak - kal- Çi T İle alâkamı büsbütün kes- €k ?::İĞ madq;ir' Ben, sinemanın temin Yü Pi f.ımenfaatin ehemmiyetine, t“uy Ümlerde kazandığım mü- Vah YEtlere rağ T arşı © Tağmen kendi mi bir ti. Tisti tola uu_ha elâkki ederim.. - Veı'enin X h » Arzu etmediğim bir ı.—hîc%“ N Gem:. yıldız, çevirdiği hiç birini beğenmiyor %ün ki saçları güneşi andırıyor. - a tamamiyle yapışan şık kar | | ıtth dife robu güzel endamını gös- * 'ık“ €n biraz kısık, fakat tatlı, | Yatiş elğ, Gözler, yakmdan — bakımca | #ksip %îudaklardan» tebessüm hiç b“!kağğ& Dame de Malucea'dan sonra * '4 .y' | M AY Ka Bat BAA D W *ö *t fakat söylediğiniz gibi.az- Gt © Sonra birçok kârlı teklifler | Midesl Timimi bekliyorum ! ,, filmlerin Hd a BU Yeni Fransız yıldızlarından Edvige Fenillere mevzua geçmesinden korkarak sual. lerimin arkasını bırakmıyordum: — Oynadığınız filmlerden en Zzi- yade beğendiğiniz hangişidir?.. '— Eğer tuhaflığıma * hamletmiye- ceğinize emin olsam, gelecek film! der dim, Zira, şimdiye kadar yalnız film parçalarmı sevdim. Meselâ Mister Flox'un bazı sahnelerini, sonra; -Bar- carölle'in sonunu. Fakat, idealt filmi| mi hâlâ bekliyörüm.. . |— Birlikte rol aldığmız arkadaşla. rmızdan sizi en ziyade mütehassis e. den.hangisidir?... — Hiç şüphesiz Eric von Strohem.. Bu cidden yüksek bir şahsiyettir.. . — Soön bir sual daha... Stüdyodan uzak bulunduğunuz zamanlar nasıl ve neyle vakit geciriyorsunuz”?... Şen bir kahkaha salrverdikten son ra şöyle diyor: — Denize girip yüzüyorum Attan gok Ürkerim, bir araba bile idare ede- mem, Ekseriya kitap okürum, geze- rim, seyahat ederim. İşte bu kadar... Fakat, rica ederim, geliniz şu balkon- daki güzel manzarayı görünüz. Ve ba. na, şu güzel binaların ne olduğunu söy leyiniz.. . Şuh bir eda ile ipek perdeyi kaldır. dı. Karşıda köngre sütunu, helediye dairesi, sarayın bahçeleri görünüyor du. Bunları birer birer söyledim. Ve kendisinden müsaade alarak ayrıldım. ' Cumhuriyetçilerin üsera kararrâhında bir saat L 12 gardiyan 400 Frankocu “esiri muhafaza ediyor ! Garnizon kumandanı, ihtilâl başlamaâadan önce bir İspanyada bulunan bir fransız ga- zetecisi, cumhuriyetçi kuvvetler ta rafından esir'alınan Franko askerle rinin garizonunu gezmiş ve görüşle rini aşağıdaki yazısında tesbit et San Migel üsera karargâhının ka pısında duran genç bir mülâzım, elim deki kartı aldı, dikkatle tetkik etti, ve sert bir tavırla: — İtalyan esirlerle görüşmenize ve fotograflarını almanıza müsaade olun muş. Pek âlâ... Fakat, çabuk - olunuz. Zira burada gazetecileri . ve fotograf c;ılafı'_ıx;gq!k_z qudar sevmezler. 'Zabitin emri üzerine bir çavuş önü me düştü. -Arkasından hızlı adımlarla yürümeğe başladım. Biraz sonra karar gâhın bahçesinde bulunuyordum. Esir lerin hemen hepsi İtalyan piyade nefe rinin taşıdıkları elbiseyi giymişlerli. Armonik ve kitara çalarak, şarkı söyliyen arkadaşlarının etrafına toplanı mışlardı. Çavuş yanlarına yaklaştığımız za man onlara beni gösterdi: — Fransız gazeteci... Sizinle görüş meğe gelmiş,... Fotograf makinesini kutudan çıkar mak istedim. Gurupdan birisi ayrıldı,. süratle kaçtı, helâya saklandı. Bütün e sirler gülmeğe başladılar. Kitara ça lan: — Piyetroyu gördümüz, dedi. Nasıl kaçtı ?Fotografının alındığını hiç iste mez. Milisler tarafırıdan alıman ilk esir odur!.. Kitaracının ismi Santü Belkoçini dir, Fransıztayı Gronoblda bir papas mektebinde öğrenmiş. Fakat, papaslık tan ziyade serbest hayata, maceraya heves etmiş, siyah gömlekliler arasına karışmış. Yanıma geldi, ve gülerek: — Görüyorsunuz ya, dedi. Pek o kadar fena müuamele görmüyoruz. Şef lerimizin: “Kızıllara yakalanmamağa dikkat ediniz. Yoksa haliniz haraptır. Hemen kurşuna dizilirsiniz...” dedikle rini düşündükçe... Karagâh kumandanı mülâzım yanı mıza yaklaştı, esirleri göstererk: — Buraya biraz daha evvel gelmiş olsaydınız çok hayret edecektiniz. Zira 400 esiri muhafaza için ancak 12 gar diyanım vardı. Bu esirlerle beraber eli. : mize düşen kumandan çok tuhaf bir j —adamdı. Sabahları erkenden kalkıyor, klın—.yb; hafta Teksas fedaileri ismiyle heyecanlı bir film gösteriyor 'Vack Oakie, Jean Pâr ker filmde baş rolleri almışlardır. hepsini topluyor, talim ettitiyordu. Bü tün gün “hazır ol, ileri marş, rahat dur selâm dur!” diye kumanda veriyordu, 'Tabif silâhları yoktu. Ağaçların dalla rından birer silâh yapmışlardı. Cidden görülecek bir halleri vardı. Nihayet kendisine: — Yeter artık, dedik. Burası talim | yeri değil, herkesi rahat bırakın... — Yeter ertik, dedik. Burası talim ki... Hepsi birer birer geldiler, teşek kür ettiler... çavuşken, cephede bir kurşun atmadan mülâzim olmuş de yok değlil Esirler hayatllaırındlah mem- nundurlar fakat şikâyetleri ; hiç şarap verilmiyor veblilar- doyu süpürge sopalarile oynuyorlar. | | : 'Kendilerine Mülâzım bu sözleri söyledikten son ra uzaklaştı. Kitaracı, kitaresinin telleri ne dokunarak: — Dinleyiniz;'-dedi;> Garhmızonm'kir roandanı için-bir: şarkı yaptım . Çok dibi şunuza gidecek, “Bir çavüştu önce ihtilâl başlamadan, “Hah! Hah! Hah! Hah! Hah! Hah! “Mülâzım oldu sonra hiç kurşun at madan “Hah! Hah! Hah! Hah! Hah! Hah! Bu şarkr, bir plâkın iki tarafını dol duracak kadar uzun ve gülünçtü. Kısa ça hikâyesini anlatayım: Bu genç mülâzım, , askeri kıyamın başlarığıcında 28 inci piyade alayında çavuştu. Miralay, alay efradını kışlanın avlusuna topladı, bağırdı: “Kahrolsun — cumhuriyet, Franko!..” Ve askerlerin de ayni sözü tekrâr etmeleri kumandasını verdi. Fakat, o yaşasın atıldı: “Yaşasın cumhuriyet!..” diye bağırdı. Ve rovelveriyle miralayın bey mülâzım oldu.. Kitaralır, şarkısını bitirdikten son ra: — Biz faşist esirleriz. Fakat, böyle bir adamın karargâh kumandanı olma siyle iftihâr ederiz!.. Süpürge sapı ile bilârdo oynanır mı ? Esirlerden Luiji fransızca biliyor: — Bizim havaya silâh attığımızı teslim olduğumuzu iddia ediyorlar. Bu yalandır. Yaramada aslanlar gibi dö vüştük. Üç gün ağzımıza bir lekma koy madığımız halde silâhı elden bırakma dık. Kızıllar, bizi yakalaymca öldürme diler, Harp sahasmın gerisine götürdü ler, güzelce karnımızı doyurdular. Son ra buraya gönderdiler, Yemeklerimiz fena değil, Fakat, içtiğimiz yalnız su.. Düşününüz bir kere. İspanyaya, şara bın en güzel yerine gelip de su içmek ne fena şey!.. — Şarap yok mu?? — Var!, Fakat, para ile satın al mak lâzım. Burada, karnımızı lâyikiyle doyuruyorlar ama metelik vermiyorlar Memleketimizden de para getirtmek imkânı yok, Şu halde şarabı nasıl ala biliriz? Felâketin büyüğü bir. posta.pu lu bile tedarik edemememizdir. Dünya da, bakkalr olmiyan bir esir karargâhı Uduetta da biraz varsa o da burasıdir. anda genç çavuş sıradan Çıktı, ileriye nini patlattı. İşte bu hizmete mukabil Evet; bakkal'yok. Fakat oyut sa nu var beni salona götürdüler. Oyun aletleri bir tavla ile eski bir bilârdodı ibaret. Ne bilârdo! Olhast yırtık'bih larr bozuk, “İstakâlarına * gelintetr | pürge sopalariından Yarkı yök.: Unütüyordum?: Bir kaç deste'de kambil ' kâğıdı vâr. Bunlara kâğıd | mek için yüz şahid ister, Simsiyah, y lr ve yırtık... Esitlerin Üüzerinden ç mış. Mektuplarmı, hüviyet varakalı nı,-fotograflarını iade-ettikleri gibi bi lart dâ vermişler. Karoçiyo taburunda gönüllü Sal ti LÜzZdanı 'gösterdi, ve : — İspanyollar Bir: şeyimizi alma lar. Hattâ Müusolininin resmini bil Fakat, bu resmi kovuşlarrmızın düy larma asmamamızı tavsiye ettiler. Divanıharp huzurunda Oyun salonunun pençeresinden kıyordum, beş esitin İspanyol aske ri arasında götürüldüğünü göfdüm; tıik milis kelimesi -kullanılmayor; B lar yeni yakalanmışlardı.. Divanı hat götürülüyordu. Merakla sordum: — Niçin -bir kabahâtleti mi var? Kitaracı Santü ceyan verdi: — Hayır! Adet böyle. Karargâ her yeni gelen esit mutlaka divanıhs huzuruna çıkarılır. Muhakeme olun — Harp esirleri muhakeme olür mu? İ İ lax — Fakat biz, ismen harp esiriy Doğrusuna bakarsanız biz yemininı hanet eden âsi askerlerin cürüm ori larından başka bir şey degğiliz. Kanı bütün devletlerin kabul ettiği kanı İspanya hükümetine, hepimizi bilâ; hakeme kurşuna dizmek hakkını v yor. z Dedi. Ve ilâve etti: — Kanuni bakrmdan böyle, Fal buradaki divanı harbin böyle bir ka verdiği hiç görülmemiştir. Yapı yalnız bir merasimden ibarettir. Biraz sönra, 'muhâkeme salonı " girdim. Dördü zabit, üçü sivil olmal zere yedi aza vardı. Esirler ayakta duruyorlardı. Z: kâtibi vazifesini gören çayuş, ittih nameyi okudu: “İtalyan tabaasından — Françes Rogoni, Alberto, Piyetronun İspa! hükümetinin müsaadesini almadan dudları dahiline girdikleri, İspa! cumhuriyeti hükümetine karşı isya (Devamı 14 üncüde) “Tarry Grey