16 Ocak 1938 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 7

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

H arcana!l n m r! Deniz devleri milletlere lüzum- suz birer masraf menbaldır İngiltere, silâhlanma programına başlamadan önce 18 plân tetkik etmiş ! V AŞİNGTON'da aktedilen deniz öind silâhlarını azaltma muahede- İdtan kruvazörlerin tonajı — azami ı_.ı'ı ve en büyük topu 8 pus ola- !lod:uıd“ edilmişti. Daha bu muahe ki imzaların mürekkebi kuru- ülw"m'm ki devletler oradaki azami €ri asgari ölçü olarak telâkki © ve aralarında — “Vaşington :E"üîrleri,, lâkabını — taktıkları ı.dıî::ü harp gemileri yapmağa baş- layMonya, Londradaki deniz silâh- ta dll azaltma konferansından çıkm 5i ğer devletler telâşa düşmüşler, & h'n“ konferansta tesbit edilen ra- ah y lürm tcabında değişebileceği Ğİ mud'nl Mmuahedeye sokmuşlardı. O WGIC göre de dretnotlar 35000 tonl Beçmiyecek, bünların en büyük' ârtık 14 puslük olacaktı. — Bugün emhm(lo:wled:lıa—ı-. ahkâmına — riayet kq. Yen, bir. korkuluktan ibaret huyğrın:u“hed“ıe”e kendilerini yor Bi c Çimdi sonu nasıl biteceği hl'ış.n b:;üleınlyen bir — silâhlanma t.mna şlamıştır. Muahedelerin bir Te bu 1 olmuşsa o da bütün devletle teskiy Yarışta bir başlama Ya *tmiş olmalarıdır. lak Sa ilk başlayanlar, 10.000 ton i ıî_lretnntlıı-ile Almanlar ol- ı' €ersay munahedesinin deniz '.'""lnun '%l_l Almanyanın milli gu- Mn n Pek törpüleyordu. Almanya bit ed di, 'f-?mdı ve muahede de tes- Votli h €n Ölçüler dahilinde pek kuv- Mezç 1” cep dretn ©ğe he retnotu vücuda getir- Bn 'ı“'fffnk oldu. O zamanlar Ho *rin teferrüatı bir — esrar lo:l"kllsmda saklandı. Alman Bemi Sadece bu gemilerin harp ;î:: t:mhire tında bir inkılâp yapa- ©ttiler noktası _ tte olduğunu yazmakla Si hu M""'uhsm alan dünya matbu- m::;n mükemmeliyeti hak “e Yazdı! sSütunlar dolusu yazı dbalağar, çödtün — bunların Pek B 'lh,.wold“ğll bilâhare anlaşıl- w İh bu arada Fransa Al- h:'.öoo m kalmamak düşünce- Kat F?lnu uk gemiler yapmıştı. . ter 35_000'. karşı koymak için İ Bu ftonluklar inşaatina gİ Şta geri 1 et kalmamağa ]:%' 00 wngğ;“ânen Fransa da derhal _"—lhhu;a lıh-" İçin tezcâh kurdu. _M_, r.--Veı-u,- firsatını bulup ken- ca hen 4 Muahedesinden kurta- YAda tabii Jıî'l'lnıayı taklit etti. Bu di Gronya, - İngiltöre ve ç '%Clı n':ıwllhndan ken awh bilecek Gdevletle- — — —- ün. kadar ve h ;;;Hı ':'n"'l deniz h::-t: :;r:::-i llt bir *cburlyetinde.., ' Seret Meselesi mi ? ör nedense 35.000 ton ha gĞT Müm, %ıî".’“““"ı Dek — hevesli *i Bu işi âdeta milli bir Tnesej % Ğ"İyîlamk telâkki ediyor- .—İl’ Ctle 85 Tinm — harb filoları " :emıı.;""" tonluk — devlere TMem) öket rden teşekktil edecek, | Hü 'lmuy gemileri kendi rm çalışryor. Bun- Ingilizler süratli diritnotlardan ziyade muhafa- zalı zırhlılar yap- mak yolunu tu- tuyor. Üstteki üç büyük resim, İngilizlerin Rodney isimli zırhlisidir. Burada ise Nelson'u görüyorsunuz lar tam bir mahremiyet içinde yapı- Iryorlar. İngilizler, Rodney ve Nelson dret- notlarımı muahede ölçülerine uydur- mak ve ağırlıktan — kazanmak için gemilerin hayati noktalarımı zırlım en sağlam olduğu bir — noktada te- merküz ettirmek ıztırarında kalmış- lardı. Bunun neticesi olarak gemi- lerin ana bataryasmı teşkil eden 16 minin baş ve kıçına müsavi şekilde üstüste — baştarafa yerleştirilmişti. Fransızlar da 26,500 tonluk zırhlı- larında ayni plânı tatbik etmişlerdi. Ancak bütün ana topları — başta te- merküz etmiş bu tip — gemilerin bir kusuru vardı: Baştoplar, geminin kıç bodoslaması istikametinde mu- ayyen bir noktayı döğemiyordu. Şim diki 35.000 — tonluklarda bu mah- zur berataraf edilmiştir. Tonaj kay- dr olmadığından gemiler İistenildiği kadar büyük yapılıyor ve toplar ge- minin baş ve kıçina müsavi şekilde taksim ediliyor. Bu tip gemilerden ilk önce deni- ze-İnmesi - melhuz olan İtalyanlarm Littorio ve Vittorla Veneto dretnot- larıdır. Fransızların Dunkerk — zirh- İısma karşılık olarak epeyce evyel İnşâsına başlanan bu zırhlılar, ara- ya Habeşistan patırdısı girdiği için henüz ikmal edilememistir. Maama fih geçen yazdanberi inşaata büyük bir hız vermiş bulunuyorlar, İtalya- da pek sıkı bir sansür mevcut olduğu için bu gemilere ait daha etraflı ma- lümat elde — edilememişse de dışarı sızan haberlere nazaran — gemiler © adet 15 pusluk topla mücehhez ola- caktır. Bunlar üçlü taretlerle - gemi- nin baş ve kıçma taksim edilecektir. Bundan başka — torpidolara karşı ö bulunacaktır. Rivayetlere nazaran bu gemiler dörder tane tayyare taşıyabilecekler dir. Kolayca sürat kazanabilmeleri, için gemilerin boyu gayet uzun ola- caktır, Yalnız bunun — bir mahzuru vardır: Bu gemiler kendi sahalarım- dan hariç bir yerde kolayca doklana mıyacaklardır. Söylendiğine — göre gemilerin sürati 84 mil — olacaktır. Dünyanın en süratli krüvazörlerini ENÇ” Devamı 10 uncuda Haberin deniz ve r'acera romanı: 56 mağa başladı... Blak soğuk ve sert başını kaldırdı: — Yalan söylüyorsun, sersem İskoçyalı! Sonra bize karşı sözünde devam etti: — Mademki, Avrupa benim oynadığım oyu- —. , DERŞAŞ Hatıralarını anlatan CEYMS NOBODİ ge Entelliceng Servisin en meşhur casuslarından ÇAŞUS 5X0 TEFRİKA No: Ğ Ev Alman polislerile doluydu: M iğ araştırma yapılıyordu Ş Umumi harb içinde Almanların — Harbin bidayetinde bir kaç İngiliz askerinin Almanlara esir düşmiyerek Brüksel civarında saklı kaldıklarını öğ- renmişti. Bunları yanına alıp sakladı ve sonra hududu geçebilmeleri için rehber ler buldu. Hepsi Belçikadan böylece kaçtılar. ; Sonra bu işe devam etti. Fransızları, Belçikalıları Holanda yoliyle cepheye sevketti. Etrafında Belçikalr vatanper- verler toplandılar, bir teşkilât kuruldu. Burada mahsur kalmış olan bir çok Bel çikalılar bu kadıncağız sayesinde kaçıp orduya itihak etmeğe muvaffak' oldu- lar. Daha dün yirmi kadar Belçikalr Holandaya hareket etti. Yanlarında milli müdafaa bakımından fevkalâde e- hemmiyetli bazı evrak ta götürüyorlar. Mahzunane başırır salladı: — Felâket! Felâket! diye söylendi... Eğer bü kadın tevkif edilirse mahvol - duk demektir., ger Kendini topladı ves — « < « — Buna imkân bırakmamalıyız., de- di. Önu kurtarmak için ne yapmalıyız? Cevap vermek üzere idim ki kapı vu- ruldu. Ev sahibim kulak kabarttı. İkin- ci defa kapı vurulunca: — Bizimkilerden, dedi, kapı vurulduğuna göre.. Kalkıp kapıyı açtı, içeriye uzun boy- lu, azimkâr tavırlı bir genç girdi. Bo- kemanı selâmladıktan sonra: — Bizimkilerden biri daha e€le geç- ti, dedi. — Ne diyorsun? Kim?. — Filip Bak., ö Bokeman heyecanla sordı — Filip mi? Emin misin?. — Şimdi Berlemon sokağından geli- yorum. Alman casusluk merkezini, em riniz veçhile, gözetlemekle meşguldüm. İçeriden Filipin karısının çıktığını gör- düm.. Kadıncağız ağlıyordu. Bir felâkete uğradığımızı derhal parola ile Brükseldeki casusluk merkasi.. anladım.. Sokakta konuşmağı döğru bul madığım için kadını evine kadar takip ettim. Lâkin orada da konuşamadım: çünkü ev Alman polisleriyle dolu idi, araştırma yapılıyordu. Komşulardan biriyle görüşerek vazi- yeti öğrendim: Filip dün gece Pinkofun emri altında gelen Duyzberg ve Plank tarafından tevkif edilmiş. Filip ile beraber, onların yanında bulunan bir kadını |da alrp gö- türmüşler. — Bu kadm kimmiş?. — Tariflerden anladığıma göre Fran sız müuallimesi Luiz Tuli.. Filip ile be- raber Mis Kavelin teşkilâtında çalışı « yordu.. — Tanıdım. Başka ne biliyorsun?. — Filip ve Luizi otomobille doğruca casusluk merkezine götürülmüşler. Her halde istiçvaplarını bizzat “Sehwarz- tenffel,, (1) yapmıştır, Lâfa karıştım: ; — Bu korkunç lâkap kimın r. Bokeman cevap verdi: — Yüzbaşı Bergam'ın lâkabı... — Brükseldeki Alman casusluk şefi demek bu lâkaba hak kazanacak derece de korkunç?. — ÖO mu? Bu lâkabın tasavvur etti- rebileceğinden daha korkunç.. Bir kaç asır evvel dünyaya gelmiş olsaydı, mü- kemmel bir engizisyon reisi olabilirdi; Bir canavartdan farkı yoktur! Sustu, bir lâhza düşündü, sonra de- vam etti! — Eğer Filip ile Luiz bu adamın eli- ne düştülerse mahvoldular, demektir. Bokemanın teessürü beni de heye- canlandırdı, soridum : — Onları kurtarmak için bir şey ya- pamaz mıyız?, (Devamı var) (1) Almanca “Kara Şeytan,, mâna« sma,. — Dikkat ediniz, kaıita.n! Ölüler sizi korkut- — yanına düşerek havaya, ay aydınlığında pırıl pı- rıl yanan bir köpük kümesi yükseltti. Baline ge« misinin hemen orse alabanda durduğunu gördük, Kaptan Blak bağırdı: — Bana bak Con! ÖĞel para vereyim de, ba- lıkçı kaptanından yağ alırken parasını ver! Yazan: Ali Rıza Seyfi Bu gece zırhlının, beyaz zemin üzerine altın yaldızlar ve klâsik devirlere ait tablolarla sülü olan geniş, muhteşem salonunda yemek — yedik. Yemekte kaptan Blak, doktor, makinist Alman, topçu kaptanı Dik ve ben vardık. — Önümüzdeki yemek krallara lâyıktı. İki iri, zenci hizmet edi- yordu. Yemekten sonra aşağı salona sigara İç- meğe indik, kaptan Blak benim yanımda, hiç bir şey saklamağa lüzum görmeksizin serbestçe ko- nuşuyordu. En ziyade doktora itimat ettiği an- laşılmakta, bütün işleri onunla münakaşa etmek- te idi, Diyordu ki: — Gemide yağımız kıttır; “Kari,, şimdiden zZizlanmağa başladı. Yaptığım — plân şudur: İlk önce buü şimal sularında bir iki balina gemisi ya- kâlıyacağım ve yağ sarnıçlarımızı dolduracüğım. Sonra, harp gemileri bizi atlantik Okyanusunun üst yanlarında ararlarken biz Madelra adaları- nın altına akacak, orada Rio ve Buenos Ayrese giden büyük postalara çatacağız.. Harp gemileri bizim haberimizi alıp da oralara gelinceye kadar aylar geçer. Bundan başka, paralarını ve değerli şeylerini aldığımız gemileri batırmak fikrinde değilim. Kaptanın bu son sözü üzerine, birçok gemi- leri batıran topları kendi eliyle ateş etmiş olan İskoçyalı Dik acıklı acıklı içini çekti: nu artık iyice öğrenmiştir, tuttuğumuz gemileri batırmağa ne lüzüm var? Benden ne kadar sık haber alırsa alsın, hepsi birdir. Haydi bütün dev- letler üstüme gelsin.. Biz de ona dişlerimizi gös- teririz. Artık biz can almak için değil para, mal, erzak, elmas almak için gezmeliyiz. Topçu Dik gene dayanamayıp söze karıştı: — Oh, gene tatlılıkla iş görmekten konuşu- yor. Benim toplar gürlemedikten sonra yoldaşla- rın arasında ne yüzüm, ne işim kalır.. Bari beni artık tekaüt edin.. . Kaptan tekrar gürledi: — Şimdi bu masadan kalkıp kamarana çe- kilmezsen seni tekme ile dışarı atmağa mecbur olacağım! Bu söz üzerine Dik sandalyesinden kalktı, önündeki şampanya kadehini hiçbir şey olmamış gibi son damlasına kadar içtikten sonra dışarı çıktı. Hemen o sırada üçüncü kaptan “dört göz- lü,, İçeri girdi; askerce selâm verdi: — İskele baş omuzluğumuzda bir balina ge- misi var, efendim. Kaptan Blak yerinden sıçradı: — Dürup bizi beklemesini — işaret edin ve önüne bir demir leblebi savurun! Hepimiz kaptan ile beraber güverteye çık- tık. Her tarafta muntazam bir — faaliyet vardı. Denize büyük bir sandal indirilmiş içine bir çok boş fıçılar konuluyordu. Güvertedeki toplardan birinin savurduğu mermi balıkçı- gemisinin -ta “Gök gürültüsü,, Con sırıttı: — Anladım kaptan; heriflere yağın parası- nı kafalarına birer tabanca sapı vüurmakla vere- ceğiz! Kaptan Blak köpürdü: — Sana söylüyorum, köpek herif; sakın öyle bir şey yapayım deme, ÂAl bu parayı ve kaptana aldığın yağın tutarını on parasına kadar say! Kaptanın bu sözünden şaşıran yalnız “Gök- gürültüsü Con,, değildi; — gemiciler de şaşırmısş mırıldanıyorlardı. Kaptan bunlara kulak asmıyor, balıkçı ge- misine giden sandalımızı dikkatle gözetliyordu. Ben de yüreğim çarparak gözümü oradan ayırmı- yordum. Acaba bu kadar zahmet içindae çalışan yiğit balıkçılar bir felâkete uğrayacaklar mıydı? Korktuğum olmadı, faciaya dönecek sandı- ğım iş bir komedya İle bitti: Olduğumuz yerden sandalrmızın balıkçı gemisine yanaştığını, gemi- cilerimizin gemiye cıkıp fıçıları da çıkardıkları- nı seçtik.. Sonra geminin güvertesinde bazı pa- tırdrlar, haykırışmalar duyuldu, patlayan bir ta- banca alevini ve bir takrm kara geylerin güverte- den denize atıldığını gördük.. Sandalımız gemi- nin bordasından ayrıldı; biraz sonra zırhlıya ge- HHp de içindekller yakarı çıktıkları zaman şaşıla- cak bir manzara karşısında kaldık. “Gök gürül- tüsü Con,, başından aşağı kara, yapışkan, ağdalı bir maddeye batmış görünüyordu. Gemicilerimiz- ) (Devamı var)

Bu sayıdan diğer sayfalar: