Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
——— —— —© T o0 — Jül arabayı hezırlasınlar! O — OHM! Affedersiniz ae AT Hi Ai 29 BİRİNCİKÂNUN — 1937 ——— —I —— Yazan : Mzamenm Nazij KA 3 gn Paris, fiyaka miyaka dinlemiyor, Sen jermenden gelen her babayigitin iki günde peltesini çıkarıyordu " Bu tek kel'meli cevabı alırken, Fıran. Süaz, çozuğun belinde altın kabzeli ince ir kılıcım sallandığını farketmişti. İs- kemlesinden doğrulmağa çalışarak ve *€yecanından ne yapacağını şaşırarak: — Fakıt siz.. Siz kimsiniz? - diye kekeledi, - —Ö zaman ihtiyar annenin ve azamet- li uşakla bancının ve çıraklarının hay- Tetten fal taşı gibi eçılan gözleri önün. de çocuk, bacaklarını gererek, göğsünü kll'ıartı:'.zık bir el'yle kılıcının kabzası- ha basıp, bir eliyle göğsüne vurarak Yöyle söylendi: matmazel, biz, Allahın inayetiyle Fransanın kralı ve Luilerin n dördüncüsüyüz.. Bu sözleri #şidenler evvelâ yerlere ar eğilerek çocuğu selâmladılar, Sonra ihtiyar kadım uşağına acele acele v emri verdi: Haş- Matlü kral hazretleri bir an evvel Sen İtrmen'de bulunmak arzusundadırlır. Fakat çocuk buna lüzum görmedi; — Zahmet etmeyiniz madam.., . de- Üi . Atım, arkadaşlarım, ve adamlarım radan çok uzakta deği'İlerdir. Haâtlâ iki büklüm duran güzel Fıran- füaza yaklaşarak saçlarını öptü; — Sizi pek sevdim Matmazel.. Eğer Jermene uğrarsanız şatoya geliniz. İyi görmek istedişinizi söylerseniz Sizi benim satılma götürürler, Ve çınar altındakiler rüya görüp İîfmadık!erine emin olmak /çin başla. — Tine sellayıp, gözlerini uğuştururlarken, Ştu, uzaklaştı. — 1651 genesndeyiz.... ğ Ğ / Bir Haziran günü. . Sen Jermenden Parise uzayan tozlu — Yolda süvariler gidiyor, süvariler geli- Yör. Parise doğru gidenler zinde, çevik sapasağlam gençlerdir. Kiminin Söğsünde yalnız krallığın arması var- 't, kiminin göğsünde ise krallık arma- Snm altına sarı sırma “le büyücek bir .) harfi işlenmiştir. Yeşil ağaç kümelerinden kuş — şakı- geliyor. Geçen her kafile arasın- w q'lyu.hclen tozlar görünmez oluyor. M Ş, ve sapasağlam Göğüslerindeki krallık armasının al- ttha (M.) harfi işlenmiş olanlar hep si- elbiseler giyinmişlerdir. Bunların kları vardır ve erimiş zift gibi, :n“l: bakışlı gözlerinin kapaklarına yıyılan kaşlarr, güneşten yanmış Ve abüs suratlarına vahşi ve kor- H'S bir heybet veriyor. Bunlar ve bun- --i'_ M yanırda kılıçlarını pırıldatarak, “$İi belerinlerini uçurarak dört nala at 'h diğer süvarilerle Paristen dönen- ; ll'lımda neden bu kadar fark var? y;s—fş'_ n gelenler gid.nler gibi zinde, ©« Wul“ınm süremiyorlar ve niçin bt bu kadar yorgundur?, hZi;-.' bunlar isyan halinde bulunan W:.rh tekmesini yemişlerdir, yaralan- dir, kelıiç — sallıya sallıya — yorül- ı.% l'dı" Bunlar da giderlerken kılıç- güneşi pırıldatarak, köy lokan- %h!iu% önlerinde hizmetçi kızlarla şa- Yak, taranmıs, kabarık kuyruklu )ı%;““ şahlandırarak bu yollardan fi- İle geçmişlerdi. t, Paris fiyaka, miyaka dinlemi- Termenden gelen her babayeği- 'îlli günde peltesini çıkarıyordu, .. *&mli başka kafileler bunlardan Ü'x'- D yerleri doldüurmağa koşarlar- Yorzunluktan sıskalaşmış, kemik - ”&:' M'ş şu atlar bu süvarilerin bir Tt ölecekleri yerlere, bir kısm- a_:;“n Uzun dinlerecekleri kasabala- Ylere doğru sürüklüvorlardı. ı"ııunmi böğtünden, kimi baca ginden BÖ ç Yaralanmıştı. Bazısı bir kr Hİ' pa ; Şavra ile Loynuna asmıştı, ba, değ'llerdir? Ne- | zısmmın yüzü ise kan sızan sargılar ara- sında kaybolmuş, gözükmüyordu. Halbuki r.e güzekli Haziranın bu gü- nü! Yazık.. Toz, duman bulutları yeşil a- ğaçları kapıyor, bu ağaçlarda şakıyan kuşların şiiri, nal sesleri ve top taşıyan arabaların, gıcırtıları içinde boğuluyor- du. G 8 MK ARAğ, Paris dört yıldanberi isyan halindey- di. Dört yıldanberi halk, parlâmento ile birleşm'ş; sokaklarda kurulan barikad- larda ve şekrin istihkâmlarında, kenar mahalle delikanlıları ile saylavlar elele harbetmişler, kan tökmüşlerdi ve kan dökülüyordu . Fransa krallarının payıtahtı, Başve- kil Kardinal Mazaren'in idaresine ilt'n- ci defa olarak isyan etmiş bulunuyordu. 14 yıldanberi Fransanın başında bulu - nan Mazaren ne yapmışsa yapmıştı, belki Fransaya bir çok iyiliklerde bu- lunmuştu. Fakat bu halka kendisini sevdirememiş gitmişti. Mazaren zefki bilgin, gözü açık ve çalışkan bir adam- dı. Fransaya Papanın vekili sıfatiyle gelmişti. Kral On Üçücü Luinin meş- hur Başvekili Kardinal dük dö Rişlivö, ölümünden az evvel cnu kend'sine halef olarak göstermiş ve öldüğü gün kral, pek sevdiği Başvekilinin — vasiyetini tutarak, Fransanın idaresini Mazarene tevdi etmişti. Bunun üzerine Kardinal Fransız tabiiyetine geçmiş ve asıl ismi olan Ciyolyo Mazarini'yi değiştin'p Ma- zaren diye anılmağa başlamıştı - Acaba Mazaren yeni vatanına, yani Fransaya ihanet mi etmişti? Pransız menfaatler'ni koruyamıyor. muydu? Yoksa Fransız vatandaşımnı, Rişliyö'nün gününden daha berbat bir sefalete mi düşürmüştü?. Hayır... Halk iktısadi bir buhran içinde bulunmasımna rağmen Başvekil! bu buhrandan mes'ul addetmiyordu. Başvekilin aleyhinde bulunanlar, onu niçin istemediklerir? düşünmeğe bile lüzum görmüyorlardı. Paris sadece Ma- zareni istemiyordu. Bir başkasının ida- resi altında aymi sefaletin devamına, hattâ daha berbat bir sefalet derecesi- ne düşmeğe de razı idiler. Lâkin Maza- reni memlekete refah getirse dahi gene istemiyorlardı. Duvarlara onun çeşit çeşit karikatlir- lerini yapıyorlardı. Lokantalarda, mey- hanelerde. mekteplerde, ve her yere onun alevhine yazılmıs sarkılar söyle- nivordu Filhassa şali: Searron'un yaz- dığr bir hicviye vardı ki nek tutmus- tu. Biri bir yerde oru söylemeğe kal- krsmasın, hemen herkes barına üsüsiü - yor ve yüzlerce adım bir ağarzdan söy- lamese haslıyorlardı. ** ($ & Ön yedinci asrın ilk yarısında Pran- sada halk kargaşal'fi, ihttlâlleri, soy- gunculukları, gayet tabii bulmağa baş- İomıstı. On Ücüncü Luinin annesi M idö Mediç, âşıkı Konçiniyi memleketin başma musallat ettiği gün, bozulan *ktı- sadi hayat, biribirini takip eden sayısız kargaşalrklara, katl'âmlara sebep — ol- muştu. Lânetli sonra da ayni hal devam etmişti. On üçüncü Lu'nin veziri kardinal R'şi'yö- de, “astlzadelerin burunlarını kırmak ve protestanları mahvetmek,, ten ibaret olan siyaseti ile uğraşırken bir hayli Fransız kanı aktmıştı. Mazaren belki bazı dostlarının Fran sız haz'nesinden bir kaç ekü asırması- na göz yumuyordu, lâkin doğrusu se- leflerine hiç te benzemiyordu. Onlara nazaranı çok temiz ve çok ileri fikirli #di. Fakat halk tabıkaları arasımda ve yılan bası dedibodular halkı kardiral Mazaren aleyhine durmadan kışkırtmış- tr. (Devamı var) Konçininin katlinden | —İ72— Hikmet Madenoğlu: Gençsiniz. Bünyece iyisiniz. Boyunuz orta görünmektedir. Esas itibarile uysal bir karakleriniz vardır. İnsanların — zorla değil hislerinin okşanarak daha çok mü- lâyimleşeceğini tecrübe elmiş bulunuyor- sunuz. Meziyetlerinize, zekânıza ilimadı- nız vardır. Fakat bü işin teferrüatına dik- katiniz her zaman tam ve mükemmel değil dir. Yaptığınız bir işi, tekrar kontrol et- meği fazla sayarsınız. Tutumlu görünmü- yorsunuz. Elinize geçeni sürfederken şim- dilik ileriye ait bir üzüntü duymuyor, U- fak tefek işlerden büyük neliceler alına- bileceğini pek hatırlamıyorsunuz. Ameli ve bedeni işlere de kabiliyetiniz iyidir ve bu yoldaki — mümareselerinizin daha iyi neticeler verebileceği de muhakkaktır. —İ73— Bebek Selâüm ve Bebek Vild. Gönderdiğiniz iki yazıdaki imzaları da okumak mümkün olmadığından — bunlara göre tam bir tahlil yapmak imkânını bu- lamadım. Buna rağmen size yazı tahlilleri hakkında bir fikir vermek üzere — İsim- lerinizi açık yazarak tekrar müracaatinize intizaren — Şu hususları yazıyorum: Vild: daha dolgunca — vücutlu ve kısa boyludur. Selâm Vild ile muükayese edilir se daha —uzunca ve — daha ince — görü- nür. Ier ikinizin de tahsili iyidir, Jelâm muhakemelerinde hâdiseleri biribirinden ayırıp tetkik elmek, Vild, bunları bir a- raya getirip bir hükme varmağa alışkın- dır. Vild, daha tutumlu ve bir işi — bitir- mek için daha aculdür. Bu kısa izahat yazı tahlilleri hakkında size bir kanaat uyandırmış bulunuyorsa tekrar müracaat edebilirsiniz. —İi7d— Meraklı 326 : Gençsiniz. İnce yapılısınız. — Sıhhatiniz iyidir. Vücutça dolgun değilsiniz. Biraz i- natçı görünüyorsunuz, bu da — kendinize beslediğiniz itimattan — mütevellittir. Bir işe tam karar vermeden başlamak ve o İşi yaparken kararınızı tamamlamak bir hu- suüsiyeliniz olarak göze çarpıyor. Hareket- lerinizin sebeblerini başkalarına anlatır ve bu suretle daha iyi anlaşılmak istersi- niz. İşlerin formalitesini ve harici şekille- rini ihmal etmezsiniz, itibarlarınıza ziya- dece bağlı görünmektesiniz. İntizamı se- ver ve intizamsızlıktan üzüntü duyarsınız. Kusurlarınızdan biri, hüküm — vermekte acele etmenizdir. Bundan — vazgeçmenizi tavsiye ederim. —İ75— ĞĞ G Orta boylu, dolgunca — vücutlu bir zat, İşlerini az emekle görmek — istediği İçin itiyatlarına fazla bağlıdır. Bünyece ve sıh- hatçe iyisiniz, Muhitinizde temayüz etmek ten, kendinizi göstermekten hoşlanırsınız, Biraz da sinirli olduğunuzu — tahmin edi- yorum, bundan dolayı herhangi bir teşeb- büsle en kısa zamanda — neticeye varmak ister, beklemek lâzımgelen hususlarda da aceleden muvaffakiyetsizliklere uğramış bulunmanız çok mümkündür. Zor işlere pek iltifatınız yoktur, bu gibi vaziyellerde (bu olmn%s da olur..) der ve geçersiniz. A, K. G: Doğru olarak okuyabildiğime kani ol- madığım için tahlillerde maalesef İmzanız dan iİstifade edemedim. Orta boylu ve orta yapılı görünüyorsunuz. Yeni cereyanlara, moda haline gelen şeylere meyliniz fazla- dır. Böyle şeyleri hemen kabul — ve tatbik edersiniz. Zekânız iyidir ve daha çok inki şaf etmek mazhariyetine maliktir. Teşeb- büs kabiliyetinizi de takviye ederseniz ne- ticeden memnun olursunuz. Siz de alışma- dığınız bir işi yapmak için çök mütered- di kalır ve ekser ahvelde yapmaklta vazge- çersiniz. Bir şeyi uzatmaklan İse kısaca bitirivermek temayülü — sizde de vardır, İslerseniz tekrar müracaat edebilirsiniz. —İ77— Ankara Bel Bank: - Uzunca veya uzuna yakın böylüsünüz. Yaşınız 30 dan aşağı olmıyâcaktır. Size zayıf denmez, daha fazla orta yapılısınız. Fikri işlerden ziyade umumi bir işte daha çok muvalfak olursunuz. Belki de — böyle bir iştesiniz. Kendi düşüncelerinizden zi- yade doğru düşündüklerine kani oldukla- rınızın söz ve İrşallarına uymağı tercih edersiniz. Okumağa hevesiniz vardır. Bu yolda ehemmiyelle ve dikkatle ilerlemeni- zi tavsiye ederim. Bir de zekânızı — daha ziyade inkişaf ettirmeniz ve umumi malü- matınıziı. küvvetlendirmeniz şayanı taysi- yedir. Bulunduğunuz iş derece ve şeklin- den memnun değilsiniz. O halde tavsiyele rimi takip ediniz, bu suretle tekâmülünüzü serileşlirerek daha çok fikri bir işde mu- vaffak olmak imkânını bulacaksınız. Bu tahlillerim hakkındaki düşüncelerinizi öğ- renmek istediğimden cevabınızı bekliyo- rüm, K —170— * Yazan: Kenan Çinili — Meleknd Çlnln ( ERKEK —KIZ ) Kâmlran birdenbire (Tercüme ve iklibas hakkı mahfuzdur — Numara: 24 — sarardı : Kenan mahvolduk! diye haykırdı Birclenbıre ne olduğunu anlayama- mMmıştım; niçin mahvoluyorduk ? Bir genç ve yetim kızım, hislerine kapılarak ekmeğine mâni olmanın ceza sr ancâk bu olabiliridi. Onu iik gördüğüm gün soğukkanlı davrandım. Zaten sinirlerim de yatış. mıştı. Yalniz ona; — Kâmuran hanım, bu öşte size ya- kışmıyacak şekilde hareket ettiniz, Si- zin, yetim bir kıza böyle bir fenalık Yün pacağınızı hiç ummazdım. Maâamafih ehemmiyeti yok.. Ben gene ona baka- rım. Siz onta deği, bana fenalık yaptı- ğınızı unutmamalısınız. — Niçin sana fenalık etmiş oluyo. rum?, — Öndan yavaş yavaş ayrılmak üze- re bulunuyordum. Halbuki sen buna mâni oldunm. İşinlden çıkarılmasına gene ben sebep olmuş göründüğüm için, onu bu halde bırakmıya ne vicdanım, ne de gönlüm razı olabil'r. Bu konuşmamız, gene İspironun ga- zinosunda geçiyordu, Gene beni çağırt. mıştr. Leylâya taallük eden bahsi bura- da bırakarak: — Şim:li başka şeylerden bahsedelim. Sizi dinliyorum, dedim. O hiç te bu bahsi kapamrya taraftar görünmedi: — Hayır, dedi, Ben hiç işin bu tara. fınr düşünmemiştim. Yüzüme sert sert bakmasına artık tahammül edemiyor - dum. Hele kendi çatım altında, benim sevdiğim bir erkeğin nişanlısının bulun- masına göz yumamıyordum. OÖ günkü hâdiseyi vesile bilerek kocamdan Ley. lâyı kovmasını istedim. Amma şimdi... — Zararı yok, dedim, Kâmuran Ha- nım.. Ne yapalım!.. Olan oldu... Artık tashihine 'mkân olmrıyan bir şey.. — Hayır var.. Ben gene kocama söy- ler ve Leylâyı fabrikaya aldırırım. — Sakın bunu yapmayınız.. — Niçin?. — Yapmamanız daha doğru olur da onun için.. Bu benim gücüme gider. Önceden yapmamalıydınız... Bu cümlemi daha tamamlamamıştım ki Kâmuranın birdenbire kolumu tuttu. ğunu ve reng'nin değiştiğini gördüm... Sapşarı olmuştu.. Titrek - ve bir fısıltı halinde: — Eyvah, Kenan, mahvolduk!.. di.. Niçin mahvolmuştuk? Ne olmuştu? Birdenbire ne olduğunu anlayamamış- tım, Gene onun dili dolaşarak! — Kocam, geldi!.. Ded'gi'ni işittim. Paşımı çevirdiğim zaman kocası karşıki masaya oturuyor. du, Ben de şaşırmıştım, Fakat kendimi toplamayı, soğukkanlı görünmeyi ih- mal etmedim. Yarı ölü bir halde bulu - nan Kâmurana: — Kendine gel, dedim. Şaşırmıya lü- zum yok.. Derhal kalk ve eve git.. Sana bir şey sorarsa,, sokakta rasladım.. Leylönın işten çıkmasına berim sebep olduğumu duymuş, benimle görüşmek istediğini söyledi, Ben de kabul ettim, dersin. Bana da sorarsa ben de âyni şeyi söylerim, Ş de- Bu yol gösterişim onu kendisine ge- tirdi, Ayağa kalktığı zaman titriyordu.. | Başryle selâm vererek hemen ayrılidı.. Kocası bize sırtını dönmüş, güya gör- memiş gibi bir vaziyet takınmıştı.. Kâmuran çıkıp gittikten sonra yarım saatten fazla öylece oturdu. .Sonra da kalkıp gitti. Arkasından ben de çıktım. Tam Şişli tramvay (stasyonuna geldiğim srrada Leylâyla karşılaşmımca her şeyi anladım. Kocasına, Kâmuranın benimle İspiro - nun gazinosunda buluştuğunu Leylâ haher vermiş olacaktı. Çünkü beni görür görmez korkudan kaçmıştı. Eve geldiğim zaman onu oda- l sına çağırdım.. Ve bunü neden yaptığı nı sordum.. Çekmmeden cevap yerdi; — Talki yaparım, dedi. O hem ben ekmeğimden etti, hem de seni elimder: aldı. Onun bu tarzda cevap verişi canım sıkmıştı. Ne yaptığımı bilqu bir hal deyidim... — Bugünden sonra, dedim, ikiniz le de hiç bir alâkam kalmadı, Eğer be ni bir daha çağırır, peşimi takip etmeyi kalkarsan, seni gebertirim. .Bunu böy, lece bil.. Evlerinde bulunan eşyalarımı topar ladım ve bir hamala yükliyerek evimi geldim. Böyle hareket ettiğim halde Leylâdan gene kurtulamadım. O" he yerde önüme çıkıyor ve bana rahat ver. miyordu. Kâmuranı da bir daha görmedim Yalnız bu hâdiseden sonra kocasınmdar ayrıldığını, babası evine gittiğini, bana yazdığı mektuplardan öğrendim. Ha - men her gün aşırı mektup yolluyor benimle konuşmak vye anlaşmak istiyor. du. Neihayet o Ha vaziyeti anlamış olacak tı ki, mektuplarının arkası kesildi. Fabrika sahibi, Leylâdan ayrıldığımı duyunca, onu tekrar işine almıştı. Lâ- kin Leylâ, söylediğim gibi pesimi br. rakmıyor, fakat ben yüz vermiyordum. . & * Artık, Leylâyla dostluğumuzu ida- meyeimkân yoktu. Kâmuranla aramda tanışıklık bu şekilde sona ermişti. Başım biraz sakin kalmca, içimldeti kurtlar gene beni kemirmeye başladı. -Gerçi Muallâ ile konuşmamız devam e- diyordu. Onu en az haftada bir iki €e fa görüyordum. Sinemaya gidiyor, eğ- lenilebilecek yerleri dolaşryorduk. Ba- şım biraz sakin kalımca, görüşmelerimi daha sıklaştırdım. Onun vasıtasiyle ta- nıdığım atlelerile yapılan — toplantılara devam etmiye başladım. Bu gezmelerim, Feriköy — ile Feriköy kahvelerinden ayağımı çekmiye vesile olmuştu. toplantılarda bir çok yeni tanıdıklar & dinmiştim. Bir cümâ günüydü Muallâ ile birlik. te, Noterdam Dösyonda okuyan bir ar- kadaşının evinde verdiği çaya gittik. Çay oldukça kalabalıktı. O gün, bana “orada son sınıf talebesinden Karmen a- dında bir Fransız kızını-stanıttılar. Bu güzel bir kızdı. Şen ve civelekti. Tanışır tanışmaz, bir bülbül gibi şakımıya baş- ladı. Ahbaplığı bir hayli ilerlettik. Bu- radaki konuşmamızı, fırsat buldukça başka günlerde, dışarıda da devam ettir- dik. R Kendisiyle görüşmemiz bir hayli za- man sürdü, Buluşamadığımız zamanlar- da mektüup yazmayı ihmal etmiyordu. Mektepleri kapandığı günlerden birin- de gene buluştuk. O gün bana artık Parise gideceklerini ve İstanbula bir daha İdönmiyeceklerini söyledi. Beni de davet ediyordu. Kalkıp gitti. Bu vefakâr sevgili, Paristen de mektuplarını eksik etmedi. Her mektubunda Parise ne za- marı geleceğimi soruyor ve beni çok özlediğinden bahsediyordu . Onunla mektuplaşmamız, Muallânım cebimde qcktuhunu yakalaklığı zamana, kadar devam etti. O günü hîı; unut- mam. Zavallı kız neredeyse ağlayacak- tı. Kenduhıi bir ukadışıyle ıkhgınım izzetinefsine dokunmuştu. Bir dah mektup yazmıyacağıma yemin ele: e& işi kapayabildim.