21 Kasım 1937 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 2

21 Kasım 1937 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 2
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Yırtıcı Ömrü az Olur... Yazan : Şekip Gündüz ÜNYA sıyasasında beliren bu Alman - İtalyan - Japon cep- hesinin dünyaya hâkim bir kudret ol- masma imkân ve ihtimal var mıdır? Almanya, bu cepheye Gdayanarak müstemlekeler arıyor, Orta Avrupa- da hâkim bir rol oynamak İstiyor, ip- tidaf madde arıyor, İngiltere ile bü- yük pazarlıklara girişmek kuvvetini kendinde buluyor, geniş krediler arı- rıyor. Ârıyor, arıyor. İtalya, bu cepheye dayanarak İm- paratorluğunu tanıtmak, yakın ve uzak hedeflerine ulaşmak ve büyük bir yeni Roma kurulmasma engel ol- mak istidadında bulunan kuvvetleri korkutmak istiyor. O da geniş kredi- ler arıyor, o da elde ettiğini söyledi- ği yeni istismar mmntakalarmı işlet- melh imkânlarmı arryor; o da ana Va- ftanda yaşıyan milletin refah seviye- sini yükseltmek ve bütün debdebeli nümayişlere rağmen devam edip giİ- den memnuniyetsizlikleri — azaltmak çarelerini arıyor. O da bu kuvvete dayanarak dünya mikyasımda pazar- İIıklarda bulunuyor. Japonya, bu cepheye Gdayanarak Pacifigue'de tam ve rakipsiz bir ege- menlik kurmak, Çini emri altma al- mak, sanayiine bol ve ucuz iptidaf madde temin etmek, büyük ordusunu besliyecek zenginlikler elde etmek ve bütün parlak ve kuvvetli görünüşüne rağmen için için çatlamakta ve yıkıl- ma Ârüzı göstermekte olan İmparator luğu lehimlemek istiyor ve bunun İ- çin imkânlar arıyor, krediler arıyor, dostluklar arıyor, giriştiği korkunç işe müdahale edilmemesi için kombi- nezonlar kurmıya savaşıyor. Ve İs- panyada İtalyan ve Alman gönüllüleri Frankoyu muvaffak etmeye çalışır- ken, Habeş ilinde-İtalyan işgali sü- rüp giderken Şanghayda, Çaharda ve Çinin her tarafında Japonya bir Kkat- liâm ile meşgulken medeni dünyanm ' bir kara talie boyun eğmiş gibi sustu- ğu ve tam bir aciz içinde bulunduğu görülüyor. Acaba görülen şey, haki- kat olan şey midir? Yani İtalyan-Al- man-Japon cephesi karşısında diğer kuvvetler hakikaten apışıp kalmışlar mıdır? Mesele tetkike ve izaha değer ma- dhiyettedir. Biz şöyle düşünüyoruz: Evvelce faşizmin karşısmda tek düşman vardı. Bolşevik Rusya ve maiyeti. Şimdi bu kuvvet faşizm karşısında döğüşmek initiative'ini kaybetmiş gi- bi görülüyor. kuşun bir düşman addettiği komünizmin darbelene darbelene korkunçluğunüu ve tehdidini yüzde doksan yedi kay- betmesi akabinde faşizmin ona halef olduğunu gördü. Faşizm memleketle- tin iç politikalarında müfrit sol cena- hi kontrol edecek bir yardımcı kuv- vet olmaktan çıkmış, düşmanının me- todlarını kullanarak bir başka cins- ten yeni bır diktatora kürmüştür. Demokrat devletler iyi bir nümüune addetmedikleri halde bu sistemlerin bulundukları memleketlere inhisar etmesine itiraz etmemişler, bu hali kendi menfaatlerini muhil addetme- mişlerdi, Lâkin faşizmin dahilde hâ- kim olunca derhal ve şeklini garib bir surette değiştirdiği ve dünya sıyasa- sına çıktığı görüldü. Yani memlekette sınıf kavgası düşmanı olan faşizm, dünya siyasasıma mağdur bir deylet sınıfının mücadelecisi olarak atıldı. Berlin-Roma-Tokyo cephesi bir “pro- letar devletler” cephesi olduğu iddi- asındadır. Bitün zekâ ve kudretlerini kullana- rak memleketlerin içlerinde sınıf kav- galavını imha ettiren büyük demok- rasi'erin, dünya mikyasında bir ga- rib gımıf mücadelesine, göz yumacak- | larırı sanmak hata olur. Netekim bu gün bütün dış görünüşe rağmen “pro- leter imparatorluklar” partiyi kazan- mış değillerdir. Bolşevikliği ehlileş. tirmiş olan demokrat devletler faşist devletleri de aşağı yukarı takatsiz hir hale getirmişlerdir. Habeşi zapteden İtalya, İspanyaya yardım etmiş olan İtalya bu mücadelelerden evvelki İ- talya değildir. Çinde harbetmekte ©o- . lan Japonya bu harbe girmezden ev- | velki kuvvetli Japonya değildir. Ve Almanya da iki müttefiki kuvvetsiz- leştirilerek zaafa düşürülmüştür. Bu atılganlık devam ettikçe faşist devletlerde takat kalmıyacaktır. Yır- trcr kuşun ömrü az olur derler. Fa- şizmin savlet devresi bitmek üzere- dir. Yakm zamanda onun da Bolşe- viklik gibi ehlileştirildiğini görece- — Şekip GÜNDÜZ Acaba bu niçin böyle? Moskovanın muhtelif tezahürlerde takındığı tavır faşizmle döğüşmeyi eskisinden daha geniş ve şümullü bir dünya işi halin- de görmesi ve kendi kuvvetlerini bu mücadeleye kâfi addedememesi sure- tinde izah ediliyor. Faşizm evvelce, komünist enternasyonalin her memle- kette tahrik ettiği sınıf kavgalarına karşı muhtelif kaynakların ve muh- telif unsurların âni birleşmelerinden doğmuş bir mukabil cepheydi. Geçen on beş yıl göstermiştir ki bu unsur- ların zekâ, kültür ve mücadele kuv- veti seviyeleri komünist enternasyo- nalin tahrik ettiği unsurların zekâ, kültür ve mücadele kuvveti seviyele- | rinden üstündür, İtalyadan sonra Ma- caristanda, Bulgaristanda, Almanya- da Avusturyada ve nihayet İspanya- | da görülen manzara komünist enter- nasyonalin açık ve Mmuhteşem birer mağlübiyetinden başka bir şey ifade etmiyor, Asırlarca işlenerek incelmiş, kök- leşmiş ve faydaları tadılmış bir de- mokrasinin, umumi harb sar'aları yü- zünden küvvetlendirdiği müfrit sol ce- nahlarla devrilmesinden, Rusyada İlk ihtilâl günlerinde korkunç tecelliler gösterdiği unutulmamış bir proletar- va diktatorasının kurulmasından bir hayli ürkmüş olan demokrasi dünyası faşist mücadelenin kazandığı ilk neti- celerden cok memnun olmuştu, Fakat Yeni el arabaları ve gürültü ile , mücadele Sırt hamallığı kaldırıldığı sıra- larda, belediyenin el — arabalari için derhal bir model hazırlıyaca B1 söylenmişti. Günler, haftalar, hattâ aylar geçti. Yeni el arabala rı modeli komisyonlarda bürolar- da tetkikten tetkike — dolaştı ve hâlâ meydana çıkamadı. Fakat bu sırada, tabil her önü- ne gelen, kendi işine — gelecek, kesesine uyacak şekilde arabalar yaptırmağa başladı. Tam mana- sile başıbozuk bir usulle başlayan bu yarış neticesinde, ortaya ÇI- kan acibüşşekil şeyleri hergün gö rüyoruz. Bu arabaların şekilsizliklerile meşgul olmaktan vazgeçtik. Fakat frensizlikleri yüzünden hepsinin bir kaza membarı olma- H eski yük arabaları tekerlekle- rinden tutunuz da, üzeri lâstiksiz. hurda öotomobil — tekerleklerine : kadar ne bulunursa takılmış olan bu arabaların gürültüsünün, şehir de artık tahammülsüz bir hal al- dığını görüyoruz. Senelerdenberi gürültü ile mü- cadele iddiasında bulunan beledi- venin, sırf Lamallığı kaldırdıktan sonra, yeni araba modelini ortaya çıkarmakta geç kalmış olmakla, en büyük iddialarından birini, biz zat ta kökünden bozmuş olduğu- nu sövlüyoruz. Doğru değil mi? ' çe bir yere konur, sı bizi üzüyor. Sonra demir çenber İsa (Hitlere) — Paket yapalım mu efendim, bugünlük bu kadar yeter mi? — Fransiz karikatürü — Kırkelli yıl evvelki tamazan eğ- lenceleri pek kısırdı: Mahya ipleri mi- nareler arasında uzanırken, etrafı tah- ta perde ile çevrilen bir arsanın, yas. hut bir kahvenin kapısına, — üzerine Karagö iyadın .resimleri. < yapıl-.| mış %dğzînîîıjhîî%,%â virane, bir çöplük, bir mezbelelik te- mizlenir, yelken bezleriyle etrafı çev- rilir, bürası da orta oyunu için hazır- lanırdı. - Meydana' *bir (yeni dünya) kurulur, bunun-önünde kavuklu ile pi- * şekâr nüktedanlık ederler, zenneler kı- rıtır, taklitçiler halkt güldürmeğe ça- lışırlardı. Bazı kahveciler mevcut san- dalyelere bir tane daha ilâve ederlerdi, bu bir! — Meddah sandalyesi: idi. Sandalye, şöyle kahvenin bir köşesi ne, gaz sandıklarından yapılan yüksek- “meşhur meddah,, bunun üstüne çıkar, Binbirdirek masa- lınr. Refki Peykeri, Tahir ile Zühreyi, Kel oğlan masallarını taklitlerle süsliye rek, müstemcen cinaslarla anlatır, kelli felli efendileri müzellef sakallr imamları , güldürür, eğlendirirdi. Tiyatro iptidat bir haldeydi. Mahal le aralarındaki çalgılr kahvelerde darbu ka ve zilli maşa gürültüleri arasında ek- şİ sesli bir tulumbacının: NEze Efendim yoktur emsalin, bulunmaz bir Ne kadar maksudun canrm beni- böyle üzersin sen Adürru bedlekalarla niçin daim gezer- - Bin sen Seni ben sevmişem candan ve lâkin bi- habersin sen süzersin sen Nakarat Gidip ağyare yar oldu, benim -halim harap oldu Seninle gezdiğim Gülzar kararmış bir Ear turap oldu , », Semaisi işitilirdi. Bunu bir koşma, bir divan takip eder, arkasından manici- ler birkaç mani okurdu: - Yazdan toplar erzakın kışa saklar - ka- rınca Canan bizi ıffeı:h yılva.np yaknrmcı : Arada muhakkak birkaç da kalende- ri geçilirdi; "O güzün yoluna Saçın başın yoluna Taranmış kâkülleri Atmış sâğu soluna! i | tanbaz veya kukla kumpanyası ramaza- nın en parlak hâdisesi sayılırdı. n Çocukluğumun ramazanlarında da Ramazan Konuşma Pandomimacılar - seyircileri — nasıl güldürürdü ? “ğim şeyler vardı: Semai kahveleri, Ka- “bazlar!... yıra nisheten artltarrı' Tizkafmn | Sayki- yüin tülüât' kumpanyalariyle, Mahak-" “halk iyiyi, kötüyü anlamıyor, tiyatto Ğöl"llt.buıdım yavrum neden çeşmin | .d Bazı yıllar Avrupadan gelen bir I'l. w yani otuz, otuz ıkı yıl evvel, bu ğaydı- Tagözler, meddahlar, — kuklalar, can- Fakat tiyatroların sayısı eski yılla- yahın - “Hissit; cihaf;, piyesleti tiyâtrö | zevklerimizi tatmin ediyordu. Çünkü, yalnız tulüatçılıktan ve meladramcılık- tan ibaret sanıyordu. Ve bunda da-hak- Irydı. .Zira seyirçilerde tiyatro kültürü yoktu. İstipdat idaresi buna meydan -| vermemiş, bedii zeykleri körletmişti.. O devirlerde bir de pandomima kum- panyaları vardı. Bunlar Galatada, rıh- tımda AÂmerika tiyatrosunda oynarlar- dı. Bu dilsiz oyununa çocuklar bayı- lır, paskalın soytarılığı karşısında gül- meden katılır, adam öldüren katilin ha inliği karşısında göz yaşları dökerler-' di. Bende kaç defa ağladım!... Pandomimactların en meşhuru Âv- ram adında birisiydi. : Pandomima Avrupadan gelen can- baz kumpanyalarında da oynanılırdı. Otuz yıl evel, belki de daha faz- la, Ödeon tiyatrosunda gördüğüm bir pandomnima kömiğini halâ unutaâamam. Çocuk kafamda öyle yer etmiş ki, şim- di bile onü gözlerimin önünde catiları- dırabiliyorum. bti At canbazları, at Üüstünde, ipte ve telde nerede oynarlarsa — oynasınlar, onların kollarında ve bacaklarında bir nevi hayat şetareti vardı.. Kuvvetten ziyade merahet eseri görürsünüz onlar Kıyafetleri de süslüydü. Hele can- baz kızları!.. Onlar gök, leylâk, eflâ- tun renginde elbiseleriyle — jerseyden yapılmış birer abapurdan farksızdı. Kıv- rak vücutlerinin dilber bükülüşleriyle ortaya çıkarken seyircileri selâmlarler, bir ayaklarını trapeze iliştirerek kendi- lerini boşluğa fırlatırlar, ince sapından dala asılmış. bir çiçek gibi sallanırlar- Eanhağ'-kızlar. daha birçok hüner- ler yaptıktan sonra, alkışlara teşekkür | ederek çekilirlerken, ortaya bir palyaço gelirdi: K li Eli kemanİr, yüzü boyalı bir soyta- rı!... Taklak atarak, zıplryarak, düşe- |- rek, yuvarlanarak seyircileri güldürme ğe başlar, bu sırada kemanını da - ça-. lardı: | : HE Ça Fakat nihayet, çaldığı şeyin - beğe- nilmediğini anlryarak kemanını yere vu- rur, kırar, vazallr enkazın üzerine - çı- kıp tepinirdi. ! Falcılar ve Mmüneccimler Eski devirlerde, saraylarda falcı V€ müneccim bulundurmak üâdeti, )'ll-“" islâm hükümdarları, Osmanı padi arasında taammlüm etmemişti. Garpt* de hurafelere inanan hükümdarlar, sâ * ran krallar vardı. Bunların br kısmı, İncilin rastgtlt bir sayfasını açarlar, bu suretle th_e ederlerdi. Bazıları da Virjilin eserlerin T den mâna çıkarırlardı. Bunun için (VİT” jil) mukaddes müellifler srrasına ge$ mişti. Bir kısmı da, ateşlerin yanışın 4 dan, çiçeklerden, kuşların cıvıltısın 'istikbalden haber vermeğe kalkarlar, büyük bakır tavalarda erittikleri Kuf “ şunların vaziyetinden ahkâm çıkarma * ga savaşıtlardı. Falcılık, büyücülük, kehanet — taslâ- mak, Fransada çok revaç bulan bir safi” attı. Falcılıkla istikbal keşfetmek, bü” yücülükle gönül avlamak, halk arasın “ “da geniş şekilde yayılmış, kadın ve €“ kek falın ve kehanetin doğruluğuna iman etmişlerdi. Bir hastalık halini 4“ lan bu itikat (Valoir) ler zamanındâ çok geniş ölçüde terakki etti. : (Katerin lde Medici), İtalyalr mü * neccim (Cosmo) ile konuşmadan, onuft “reyini almadan, fikrini sormadan ' bir işe başlamazdı. Ona husust bir rasfit hane bile yaptırmıştı. Yüksek bir (Tot kan) sütunu şeklinde bir kuleden ibie ret olan rasathane Pariste, Hâl mahal- lesindeydi. Bugün hâlâ mevcuttur. (Nostra Damos) da Fransanm 5a)7 lr müneccimlerindendi. İlk defa Borldü da işe başlamış, az zamanda büyük şöhret yapmıştı. İkinci Hanrinin ölü- münü evvelden haber verdiği için kr#* liçenin emniyetini kazanmıştı. Filh ka Hanri, falcının dediği gibi bir mü * sabakada ölmüş, müsabıklardan birifi? attığı mızrağın gözüne rastlamasiyl* /-can vermişti. ön , Nostra Damosun bir çok eserleri vt vi dır. En meşhürü şudür: Centüris, -— - ÜB gerü PN Üçüe denllyrrr ! , Tarkrîc_iâh_ ;_nî_iı:ğtkep bir kitaptır. Bün Cçi “larla, istikbale ait keşiflerde bulunmu$” tur. Ve tesadüfe bakınız ki, keşifleri * nin bir çoğu doğru çıkmış, hakikat 01" müştür. — v (Katerin de Medici) 1560 yılı başlafi gıcında hanedanımın istikbali hakkmd 'endişeye düştü. Nostra Damosu Ççağ” tı; kapıldığı endişeyi anlattı. Nostra Damos parlak bir çelik aynâ aldı, kraliçeye gösterdi: Aynada üç ge belirmişti. Bunların üç çocuğun gölgeleri olduğunu tanıdı. J — Gölgeler, bir dairenin etrafında döre | meğe başladılar. İkinci Fransuva K iki defa döndü. (Dokuzuncu Şari) | (Üçüncü Hanri) ide öori beş devir z Her devir bir yıl saltanatı işaretliy0” du, Bundan sonra (Hanri de Navar) 21 kere döndüğü görüldü. Dördün” Hanri hakikaten yirmi bir yıl saltaf? sürdü.. yit Aleksandr Düman, (Jozef Balllmîr adlı kitabınlla (Nostra Damos) taf zun uzaklıya bahsetmştir. j 1606 da sahneye konuları Ş:ks?ırnı (Makbet) faciası, o devirde falcınğı' büyücülüğe ve kehanete verileni eh miyeti göstermektedir. 18 inci asırda, sihirbaz (Kagli 5 tro) — bir bardak su -içinde, Kâfâ sının kiyotinle uçürülacağını kfîl KĞ (Mari Antuvanet) e göstermiştir. nür buki o zaman daha kiyotin icat olu? mıştı. Kagliyöstro, ön altıner Lui ile z deşleri Hakkında sorulan sorguya şu vabı verdi: İ de — ÖOn altıncı Lüj başsız, Kont “ Kaf * Ü Hüseyin Rüştü TıRPA;, H. Rüştü TIRPAN | İRİNCİTEŞRİN — 1987 t mm:ıas&—mm:îfj"" Güneşin doğuşu Güneşta PS 6,55 1647 ga /Vakit Sabah Öğle İkindi /.kgam YAt YÜ e 5,28 -12,00 1431 -1647 185 raylarında falcr ve müneccim bulundu “ * Aü üsüd sün imü — — zt iaa Osü —— âs —— - -— saf —f ms E L Y T CN G Te x M/ z PP EŞEL SF FF E F L L L £ F e

Bu sayıdan diğer sayfalar: