Haber 16 Ocak 1937 sayfa 8 | Gaste Arşivi

16 Ocak 1937 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

AA 4 p Yazan: A. Cemalettin Saracoğlu “Demirhisar,,ın heyecanlı sergüzeştleri “Nikolâyef,, limanına baskın yapılması kararlaşınca “ Demirhisar ,, Marmarada manevraya başladı Türk denizcileri, Almanların bol vesait içinde yetişmiş olması do layısiyle bilgili sandıkları bu silâh ar- kadaşımma elden gelen misafirperverli- gi göstermekle beraber, onun fikir ve mütalealarını da dikkatle dinliyor- lardı. Alman yüzbaşısı “Demirhisar,, im manevra kabiliyetinden bahsetmiş ve muayyen bir noktaya hücum için çok elverişli gördüğü bu küçük tor - pitobotla münasip bir zamanda Ka - radenizde Ruslarım (Nikolayef) li- manıma bir baskın yapılarak limanda bulacağı Rus harp gemilerini torpi - tolamak fikrinde bulunduğunu söy” lemişti... SAVAŞ DEMEK TÜRK DEMEKTİR Savaş mevzubahis olur da Türk yerinde durur mu? Dedelerinin “plâv dan dönenin kaşığı kırılsın!,, dediği gibi “Demirhisar,,m zabitan ve efra - dı Alman denizcisinin bu fikir ve mütaleasını coşkun bir sevinç ve bü- yük bir memnuniyetle karşıladılar. Esasen onların da arzu ve emel- leri bundan başka bir şey değildi. Lâ- kin zaman geçip de işler biraz aydın- lanmca Türk zabitleri Alman mes- lektaşlarının biraz şahsi ihtirasa ka - aa Wm. olduklarmı da farkediyor - Dam lardı. Zira onlar yavaş yavaş anlıyor - lardı ki Fon “Firks,, in bu hücumdan maksadı, kendisine bir harp gemisini teslim ve emanet etmiş olan Türk bahriyesinin' milli hedeflerinden zi - yade kendini #&östermek, ismini i- şittirmektir. Maamafih onlarm da en aziz emelleri vuruşmak, döğüş “ mek, batırmak veya batmak olduğu - nden — gemide bir ikilik ihdas etme- mek için Almanın hakikt maksadını anlamamış gibi davranmışlar ve Rus İjmanma hücum fikrini benimsemiş - lerdi. Zaten Alman torpitobotun bil- fiil süvarisi idi. Almanların her nedense yenilmez bir asker olduğuna iman etmiş olan o zamanki baş kumandan her şeyde olduğu gibi harp gemilerimizin sevk ve idaresinde de Almanlara büyük bir mevki veriyordu Hani sonradan görme bir zengini eski, asil ve gün görmüş bir ailenin başına geçirmek,| gibi bir şey... (Nikolayef) limanma hücum fikri takarrür ettikten sonra “Demirhisar,, manevralar yapmak torpito ve en daht tecrübeleri görmek üzere Mar maraya çıktı ve birçok kömür sarfet- ü. Nihayet bu tecrübe ve manevra-| lar da bitti ve 330 senesi şubatmın ön sekizinci günü “Demirhisar,, bü- tün hazırlıklarını bitirmişti. O aralık İngiliz - Fransız müttefik kuvvetleri- nin Çanakkale hücumu da başlamış olduğundan Karadenizde bir Rus li- manma bir hücum yapılmasından ise Çanakkale önüne gelmiş olan müttefiklerin deniz kuvvetlerine bir baskım yapılması tercih edilerek tor- pitobot Çanakkaleye hareket etti. “Demirhisar,, m Çanakkaleye ha- reketinden evvel “Nümunei Hami- yet,, torpitobot muhribinin birçok defalar tecrübe edilerek regülalarının muntazam bulunduğuna kanaat ha- sıl edince üç torpitosundan ikisi tor- pito kısmıma, bir tanesi de ihtiyat ol- mak üzere güverteye alımmıştı. Aynı zamanda Alman güverte <syü YU torpito gedikli namzedi (Hardin) ile makine gedikli namzedi (Hardin) ze,, ve Fon (Fiks) in emirberi (Pil- lapgis) ismindeki Alman bahriye neferi (Demirhisar) a gelmişlerdi. Torpitomuzda bulunuşları hayır- dan ziyade şerre sebep olacağımı bi- lâhare göreceğimiz bu Alman bahri- yelilerinin mMuvasalatmdan — sonra (Demirhisar) Çanakkalede birkaç gün vaziyete intizar etti ve hücumun icrası kararlaştırılarak bu hususta fi- lo kumandanından da emir alımmca son hazırlıkların yapılmasına baş- landı. “DEMİRHİSAR,, IN SON TUVALETİ (Demirhisar) daha — İstanbulda iken geminin müteharrik direği ile sair fazla eşya bottan çıkarılmıştı. Lâkin uzun müddet denizde ka- Imdığı takdirde lüzum -görülür diye işaret vesaire için ihtiyat -bir direk bulundurulması düşünüldü — ve Ça- nakkalede bulunmakta olan “Hamit Abad,, torpitobotunun direği alaban- daya almdı. Şimi kömür işi kalıyordu. Gemi kuçuk vesbu - itibarla kömürlükleri- nin istiap hacmi de mahdut idi. Hal- buki uzun bir sefer i için her şeyden evvel fazla kömüre ihtiyaç vardı. (Devamı var) Macera ve aşk romanı a g Yazan : (vâ& Ayakları onu Kaptanpaşa konağının önün? kadar getirmişti. Bunun deruni bir manaâ$5l olacağını düşünerek kapıya doğru yürüdü, Geçen tefrikaların hülâsası: Mariya isminde bir kadm", on beş yaş larında esir düşmüş, adı Hidayet olmuş, Müslüman terbiyesi almış, tam bir İstan bul mahalle kadımı haline gelmiştir. Fakat, kat'iyyen katolikliğini unutma mış, hissiyatını şimdi otuz yaşmda bu lunan 'oğluna bile belli etmeksizin, hris tiyan elçiliklere casusluk edip — durmuş tür. Oğlu Hasan, bunu nihayet keşfedi yoör. Aralarında büyük bir — münakaşa zuhur ediyor. Hidayetin gözleri sulandı: — Ah, oğul, oğul! - dedi. - Benim macramı bilsen, bana hak verirdin... Ben hissiz bir kadım değilim.. Belki de çok hisliyim... Bu işleri onun için yap- tım.. K — Fakat düşün: Babam... babam.. — Öyle ama, büyük baban? —- ? — Yani, benim babam... Onu hiç dü- şünmüyorsun., Büyük baban öldürül - düğü, büyük annenin kanları aktığı za- man, baban benim için tamamiyle ya- bancıydı. Babamm, annemin katili o - dur... Onlarım cesedi önünde, haç çı - kardım... Son nefesini veren babama yemin ettim: “Katilinden intikamımı alacağım!” dedim. Neyleyimi ki, katil beni beğendi, nikâhladı ve aldı.. — Hemen öldürseydin.. Böyle aile kurduktan, çoluk çocuk sahibi olduk - tan sonrâ yapılır şeyler mi bunlar?.. — Oğlum... Sade sana karşı suçlu - yum, fakat diğer taraftan, babam ve annem Var... Ağabeyim var... Dayın benden büyüktü, biliyorsun. Sen, onun ancak son zamanlarına yetiştin... Beni| zevce olarak alan baban, ağabeyimi e- vine ayvaz etti... O da, bana “din uğ- runa ölmek kolay, yaşamak güçtür. A- sıl güç olanı göze al, Mariya! diye tel- kinde bulundu. Bir Türkü öldürmekten ne çıkar? Onlar, bizim gözlerimizin ö- nünde koskoca donanmamızı yaktılar.. Ordularımızı perişan ettiler. Annemiz, babamız gitti. Ve biz, esarete düştük... Biz de intikamımızı ayni surette onlar- dan almalıyız... Her şeye katlanalım. Kinimizi ve maksadımızı senelerce yü- reklerimizde muhafaza edelim. Müslü - manların içine girelim. Onlardan inti- kam alalım... Buna ahdettik, evlâdım. — Ah anne... Ah anne - ne diyeyim, bilmiyorum... Yerler yarılsın da içine gireyim. Artık senin yüzüne nasıl ba- kabileceğim? Artık, kendi vicdanımın geslerini nasıl dindirebileceğim ? — Bu hâdiseye karşı tamamiyle bi- taraf kalmalısın, oğlum. Çünkü, senin yarm babandan, öteki yarm da benden dir... Bitaraf kal.. Farzet ki, bu otuz sene Zarfında nasıl hitbir şey işitme - dinse, görmedin ve farketmedinse, ge ne de öylesin... Biçare Hasan: — Kabil mi?.. Kabil mi?.. yordu. Eski bir itiyatla, bu elim anında, an nesinin boynuna sarıldı: — Anne! Anne!- diye hıçkırdıktan sonra, dehşetle geriledi; şefkat ve mu- habbet pınarı olarak görmeye alıştığı kadınm gözlerinin içine dehşetle bak- Dia — Babamm katili olan anne... — Senin baban da- benim babamın katiliydi... Ve benim annemin katili di- yorum gana... Benim ona karşı kinim, iki katlı oldu... Ve, o, bir gecelik gönül eğlencesinden sonra benim karnıma ge- ni brrakıp sefere çıktı.. Ondan enfret etmiştim.. Seni düşürmek istedim, Bu- - diye inli- » a Götenberg mırıldandı: “Desene beni de tuzağa düşürdüler. Elektrik cereyanı içinde mahpus kaldıkl!,, — Baygın bir halde yatıyor.. Bacak- larının kıvrılışımna bakılırsa, elektrik çarpmışa benziyor.. Gütenberg vaziyeti tehlikeli görünce, derhal aşağıya inip polislerden birine. (Muavinimi hemen hastahaneye kal- dırın!) diyecekti. Tavan arasından geri- ye dönmek istedi.. Elini demir parmak- lıklı kapıya uzattı.. Ve birden yıldırım çarpmış gibi sarsılarak iki metre arkaya devrildi. Gütenbergin ellerine ve ellerinden bü- tün vücuduna şiddetli bir elektrik cere- yant çarpmıştı. Polis hafiyesi biraz sonra kendini top- layarak, düştüğü yerden fırlayıp kalk- &. — Şimdi ne yapmalı?.. Pencerelere koştu.. Parmağının ücile parmaklıklara dokundu. — Her tarafa elektrik cereyanı ver- mişler.. : Ve geriye çekilerek düşünmeğe başla- dı: — Ben buraya girerken kapıda cere- yan yotku. Demek ki burada, benim yu- karıya çıktığımı gözetliyen ve yakımdan takip eden biri var. Alacağın olsun se- nin ! Muavininin yanına sokuldu: — Her şeyden önce seni diriltmeli- yim|.. Götenberg muavinini ayıltmağa çalı- şıyordu. İlk önce bileklerini, dizlerini, baldır- larını oğuşturdu. Burnuna amonyak koklattı.. — Çapkın mektepli.. Haydi, gözleri. ni aç! Burasını bar mr sandın? Yoksa evinde sıcak yatağında mr yatıyorsun? Genç polis hafiyesi, amonyak koku- su genizlerine yayılınca birdenbire göz- lerini açtı.. Birkaç kere ardı sıra aksır. dr.. Ve; — Üstat... sen misin? Diye homurdandı. Götenberg sevinçle başını salladı: — Görüyor musun?.. Karşındayım işte.. Meşhur polis hafiyesi, muavininin o- muzlarını iki eliyle döver gibi oğuyor- du. Delikanlının epeyce canr yanmış o. lacak ki, birden silkinip doğruldu: — Başima neler geldi bilseniz!.. — Haydi, anlat bakalım! Sabırsızlık- la seni dinliyorum.. Polis muavini bir daha kendine geldikten sonra; — Bekle dinle, üstadım! dedi. Burası tahminimizden çok fazla meş'um ve teh- likeli bir yerdir. Hanya şu beni evinde bir facia var diye müdüriyetten alrp gö- türen çocük yok mu? — Ey, ne oldu ©o çocuk?., — Beni buraya kadar getirdi. Biz lo- kantanın bekçisiyiz, dedi. Beni buraya kadar çıkardı. Fakat, birdenbire tavan arası kapısının kendiliğinden kapandığı nı gördüm.. Burada mahbus kalmıştım. — Tıpkı şimdi benim başıma geldiği gibi.. — Evet. Hem sade kapılar — değil.. Pencereler de kapalı. Her taraf elektrik cereyanı içinde. — Garip şey! Demek en aksırdı.. ve mühim ve gizli teşkilât burada. — Fakat, siz nasıl iskender F. Sertelli — Gi — geldiniz buraya.? Götenberg hayretle muavininin yuzu- ne baktı: — Sersemliğin hâlâ geçmemiş galiba! Beni telefonla buraya — çağıran sen de. ğil misin? Genç polis hafiyesi hafızasını yokla- dı: — Vallahi böyle bir şey hatırlamıyo- rum. Hemben buradan size nasıl tele. fon edebilirdim..? Görüyorsunuz ki, bu- rada telefona benzer bir şey yok. Götenberg hiddetinden yumruklarıni sıkıyordu. — Desene beni de tuzağa düşürdüler. Fakat, telefondaki ses, senin sesine çok benziyordu! Hiç şüphelenmedim.. Beni çağırdığın zaman, hemen geliyorum di- ye cevap vermiştinı — Seni onlar çağırmışlar, — üstadım! Benim, namusumla — temin ederim, bir şeyden haberim yok. — Peki.. O çocuk nerede? — Buraya kadar birlikte çıkmıştık.. Bana; (annemi öldürmüşler!) diyor ve mütemadiyen hıçkırarak ağlıryordu. Ben bir çocuğun yalandan bu kadar güzel ağlamasına hâlâ şaşıyorum doğrusu. — İşte tam polis hafiyesi olacak bir çocuk.. — Doğru. Berlinin iki meşhur zabıta memurunu kafese koyacak kadar dira. yet ve kabiliyet sahibi. — Bu teşkilâtın çok geniş olduğunu, bizi hâlâ burada takip ettiklerini sanı- yorum, ' (Devamı var) | * eh ğğğ f h Vx İ L ğ nit MA '| - Ü H İ İi a b PK ğ J"Iıfı *A'*'V.A.rr—.âl KAİR EER N SYNY VA LEYUT na teşebbüs de ettim. Fakat d j olamadım. Meseleyi agabe ğım vakit, o, bana dedi Ki mı, sen kız? Bundan daha bulunur mu? Türkler çocu düşkündürler. O herif, senil senil evlâdı olduğunu öğrenince w | mez sana bağlanacaktır. Se!'j’ lanacaktır. Böylelikle ara.l lacaksın. Müslüman da OIW matlarını büsbütün k larmı gün geçtikçe öğrenlf”'_d satmı buldukça dindaşl nğğl lettaşlarımıza yardım ederiz le maksadımız da hâsıl oulr-" — Peki ben?... Peki ben ? gi — Evet, sen, oğlum... M dim ya: Yegâne vahim ve fım, senin mevcudiyetindir seni taşıdığım zamanlar üffg babana karşı kin beslediğim ıP“ de sevmiyeceğimi diıcrumıyo kat vakta ki doğdun, hislerili ginde değişiverdi. Hakkımda M bir muhabbet beslemeğe b na hislerim galebe caldı. H tasavvurlarımdan bile vazk dum: “Nekadar olsa, evladm#f sıdır, evlâdımın milletidir!» *" yi Lâkin, dayın... Peşimi bıra O, papas olarak yetişmişti. rütbeler kazanmıştı... Tami ; vazifesini yapryordu.. Akl.m'*d' ti: “Evlâdını gene sev, zararf * kat babanm ve annenin ve 'ı 4 nım intikammı unutma... 1 budur!” Evvelâ, seni, gizlideft ğj | hrristiyan yetiştirmek, fikil' le '_ Z na da aşılamak istedim. papas olmasına rafmen, bund du: “Deli misin sen? çocuğel iz değildir. Hem de müslü tinde bulunan bir çocuğa.-« mahveder vallahi... Bizler bİr * ğil, bu derece ilerlettiğimiz g’ 1a mahvolur... Brrak, çocugun olsun, Sen yapacaklarmı oIıuıı da yaparsımn.” diyordu.Fırsa* ” e Beni diğer papaslarla da temi” di. Artık, gemilerimize dair, b aldığım malümatı, sıcağı SİC ,. beyine yetiştiriyordum. O d" len yerlere malümat veriy0 t#' yet, o öldü.. Bu sefer de, bizZâ” masa geçtim... Fakat, gü hicbiri sefil niyetlerle değil- ulvi din ve milliyet hısleriyle' lan ailemi düsşünerek,. — Bir yanda annem... Bil' bam... Fakat milliyetim, dinif' mm tarafında! K d — Anne, abbadan daha wld, oğlum... İnsan, başı sıkışmcaâ 9;' ; bacığım!” demez. “of ann Hem, baban daima seferdel'db ben büyüttüm... — Büyütmez olsaydın daâ; aâıf ri görmeseydim.. Babam, B“M he altında kaldı.. Casuis g'ıbl ş di... Ve sen, buna karsı lakl dd&.» Her habaseti tertip ettiğin © — Oğlum.. — Bırak, birak... — Nereye gidiyorsun ?.. ; — Biraz sokağa çıkacaölî"'r W alacagnn Dolaşıp düşünett> Dw yapacağıma dair kararımı * ; ra, vereceğim... Hasan, annesinin mâni 0””’! mesine rafmen, sokaf'a İ'f"l"'dî lerce tenha yollnrda dolasşf . — gy Bütün benliğini altüst gdef ceradan sonra, artık yaşami ' temivordu. Fakat intihar? di. Çünkü Hasan, dini pütüü mandı ve dinde kendi kıeııdiuıi y menin memnu olduğunu —"j Hem ölmek?... Ölme'tde bu İ mezdi.. Bir insanm annesi bü bis bir din düsmanı olduk!” mel'anet mutlaka kendine de olacaktı şüphesiz... H ' ( ' KA

Bu sayıdan diğer sayfalar: