- Hatıralarımı anlatan: Alman korsan gemisi “Deniz kartalı” 'nm — süvarisi Kont Feliks fon Lukner —HDi e. <T BŞ © dirseklerine kadar kömüre daldırıp | birer cehennemi andıran ocaklara kö- — Mür atıyorlardı. Bacalardan dumanla — tecrübelerinde bile elde edemedikleri | fer yakaladık! | Jan su sütunları arkasımda, kaybolüp — gçıkıyorlar. Arasıra amiral Hiperin forsunu taşıyan Luetzofu görüyorum. dev gemi 100000—buygirlik maki- |bandırasmı taşryan devler: Prinses - Ruayal, Layn, Kuin Meri, Tayger, İn- - difatgeybi, Nuyzilend... L - buk ahrete yollamak üzere azami kud- Pu '. . » Köğl — yükselen su sütunlarmdan mürekkep - Orman arasmdan gözden kayboluyor, -toplarmdan alevler fışkırıyor. 71.* yorlar. - takip eden iki salvosu üzerine İndi- / fatigeybıl'ın bordasında ateşten bir yı | lan dolaşıyor, sonra iki alev sütunu - mi muazzam bir volkan halini alryor. Koca geminin teknesi bir anda havaya | uçuyor, içindeki mevadı infilâkiye tesirini göstermiştir. Şimdi düşman battındaki yeri bomboştur Artık geminin azami süratiyle gi- derek muharebe kruvazörlerine yetiş- mesi lâzımdı. Ateşçiler küreklerini; beraber alev sütunları da yükseliyor, emniyet supapları açılarak ıslıklarla buhar kaçırryor, gemilerimiz sürat büyük bir süratle düşmana doğru ko- şuyorlardı. Yarabbi, ne — heyecan! Şevkimiz gemilere de sirayet etmişti, onlar da pervanelerin devir tazyikile sarsılarak sanki muharebe heyecanile titriyorlardı. “ — Gayret çocuklar! Düşmanı bu se- Muharebe kruvazörlerimiz rotalarmı değiştirmişler, İngiliz amirali Bitti de onları takibe koyulmuştu. Şimdi iki tarafm esas kuvvetleri son — süratle biribirlerine yaklaşryordu. - Nihayet düşman göründü ve Ateş bnşhdı. İki taraf da hasmmı çelik yağmuru altmda boğmıya — çalışıyor, her dakikada elli altmış ton kızgm çelik teati ediliyordu. Kruvazörler 120 metre irtifamı bu- nelerinin hamlesiyle ileriye atılmış, Tatetzof borda ateşi yapmiaktaydı. Peşi sıra da arkadasşları Seydliç, Der Flinger, Moltke ve Fon der Tan geIi— Karşı taraltta da Büyük Britanya Bunlar da bizi mümkün mertebe ça- ral:lerîyleüzerimizeçelık yağdırryor- BirdenbireFonderTa.nm’bıribırîni yükselerek havada birleşiyorlar ve ge- — Alev, kapkara duman kusan cehenne- - mibir volkan... - Koca geminin zırh teknesi bir anda I(ADIIII-AR ' ATNIN A / Nakleden: Ha man kuvvel külliyesiyle “dümen kırdilar. Bunun Üzerti ırğâ Şer emir verdi: havaya uçarak paramparça oluyor, i- çindeki tonlarca mevaddı infilâkıye tesirini göstermiştir. Şimdi düşman hattmda işgal etmekte olduğu yer bomboştur. Lâkin çok sürmüyor, baş- ka bir gemi yerini dolduruyor. Fon der Tan yeni düşman ve hedeflerle karşılaşmıştır. Salvolar, salvoları takip ediyor. Çok geçmeden düşman yeni bir felâkete uğradı. Bu sefer de Kuin Meri kor- kunç bir taraka ile berhava oldu. Ken- disinden sonra Taygerin güvertesi ha- vadan düşen enkaz altında kaldı. iki torpido filotillâsmın başmmda düş- mana saldırıyor. Şimdi de küçük ge - miler arasında harp başladı. Akşamm yedisine doğru muharebe kruvazörlerimiz ana donanma ile bir- leşti. Demek ki İngilizlerin onları tec- rit hususundaki teşebbüsleri akamet ve hüsranla neticelenmiştir. Dritnavtlarım blokhavzlarmdan, is - kele cihetinde düşman görünüyor: — Herkes vazifesi başma! Allahım ne dakikalar! Bütün cihaz- lar yeniden tecrübe ediliyor: — Soğukkanlılığınızı muhafaza edi- niz. Acele yok, mühimmat asansörle- rine dikkat ediniz! İngiliz muharebe kruvazorlen AL — Şimale doğru düşmana hücum e- diniz! Bütün Alman gemileri düşman filo- su üzerine ölüm saçmaya başladı. Bu sırada düşman kruvazröleriyle ara - mızda dört muazzam kütle belirdi: Kuin Elizabet sınıfı düşman gemileri, | Amiral Bitti'nin ricatini korumak isti- | * yorlar. Ateş şiddetini arttırdı. Yeni gelen düşman gemileri 38 lik toplarmım bir tona yakm siklette öbüsleriyle tepe - mizde fırtmalar okpartıyorlar, mermi- ler dehhaş gürültülerle patlıyor. König ve Markgraf zırhlılarımna müte addit isabetler oldu. Lâkin hayret! Bü müthiş darbeler zırhlılarımzı ze - bun düşürmüş değildirler. Sağımızda, solumuzda, önümüzde ve arkamızda öyle su sütunları yükseli- yor ki, sanki denizin sularını görün - | da çektiğim büyük sıkmtıların manevi mez bir kuvvet havaya doğru emmek- tedir. (Devamı var) Hatıralârını anlatan © EFDA'u TALAT —244 -— Yazan: İHSÜN"; Ben bitaraflık Çerçevesi harıcıri çıkmamakla beraber onu el | iknmnaa çÇalışıyordum L altindan Heyecandan tirtir titriyordum. Bu ne güzel bir sahne idi. Casusluk hayatım- mükâfatlarından birini daha görüyor - dum, Zavallılar, o kadar bunu ümit et- miyorlardı ki-bir müddet şaşkın şaşkırı biribirlerine bakındılar. Sonra ekserisi- nin gözleri yaşlı teşekkürler ederek çı - kıp gittiler. Onları uğurladım. İçlerin- den biri kapınım önüne dönerek bana şunları söyledi: — Ben hayli yaşlı bmr adamım. Hiç bir kabahatim olmadığı halde bir iftira- ya maruz kalarak atıldım. İngilizlerin bizi kendiliklerinden serbest bırakacak- larınr aklrm kesmez. Eğer buna kim se- bep oluduysa Allah ondan razı olsun. Ses çıkarmadım. Onun meçhül ha- yırhahı karşısındaki gönülden — çıkan duyguları içime sindi. Ve daha çok ça- Irşmağa diğer muztarip ve mağdur va- tandaşlarımı da kurtarmağa ahdettim. Ve bunun içindir ki, o gece sabah saat üçe kadar, yüzbaşr Defreytas ile çalış- tım, Yüzbaşı ara sıra müşkülpesentlik ediyor: i — Bu daha birkaç güne kalsın. — Bunun tahliyesi doğru değil, suçu ağır. — Bunu koölonele soralım. | Gibi sözler söylüyor müşküller çıka - rıyordu, Ben ise bitaraflık çerçevesi ha- ricine çıkmamakla beraber onu el altın- dan iknaa çalışıyordum. Bu suretle mü- ra';::ı;ıfnhrın Bıcınen lın“nu halı l.-;nd. tahliye karatı almağa muüvaffat ölmüuş- tum. Bu iş bittikten sonra yüzbaşı Def| reytas bana dedi ki: — Peki; bunlar ıyı! Ya ne olacak? — Hangi diğerleri? — Diğer mahpuslar! — ÖOnlar hakkında da bir — kararınız mrı var. — Bunları birer vesile ile — bıraktık. Onların kabahati ne? Geri kalanlar tah- liye edilenler gibi hafif suçlu - olanları istida vermediler diye alıkoymak doğ - rü mu? — Bilmem ki! Elini bu gibi mahpuslara ait doslara vurarak: — Nasıl bilmem.Eğer hakkaniyet daire sinde düşünmek lâzımsa doğru olmaz. Haklarında müracaat edilenleri serbest brrakryoruz. Onlardan daha hafif suçlu oldukları halde sırf istida — verilmemiş diğerleri| “kendisinde asan nammna bir sev Brrak- olduğu için kalan mahpusları mevkuf Hissi Reomanmn tice Süreyya — — ettin... Fakat,talihsizliğimin derecesi- — ne bak... öyle de bir aksi güne rasladın — ki.. Çünkü bugün benim Yakacık dil- - beriyle randevum var... Evet, Yakacık - Güzeliyle... Ne zaman balkonda oturup —- hava banyösu yapmaya kalkışsam, bu kız, karşıki evin penceresinde kendini gösterir, Kâh profilden, kâh üç çeyrek W kar, vücudunu teşhir eder... “ saçlarmı döker... ç- Ba.k hele... Kızları rahat brrakır B kardın! - " , — Bu da kimmiş böyle?.. Ben bura- — --. profilden yüzünü gösterir.. Sonra sar- Derken Hulâsa, yaptı yapa- cağını, beni baştan çıkardı.. Ve aldı randevuyu... Buluşmamız da bugün.. ııııım’ Alemin evlâdını e. diye lâtife etti.. İsmet, kendi kendihe: baştan ç- KEL T f i b e AD vel p İ « ; '__ı w ._, kizia : SEN j larda Yakacık güzeli diye kimseyi i-| şitmedim... Sonra, meseleyi anlayıp gülümsedi: — Ah, ne aptalım... Bizi yalnız”bı- rakmak için bunları uydurup duru- yor. Hakikaten de kahveler henüz içil- mişti ki, Enis, yerinden kalktı: — Flörtçü küçük beyi mazur görü- nüz, şu Yakacık güzeline gidip bir yol bakmak mecburiyetindeyim... Her hal- de gecikmem, gelirim! - dedi. Annesinin iki yanağını, sapırdata - rak öptü... Murada elini uzattı: — Allaha Ismarladik, kardeşim... Annemi bügün yalnızlık, can sıkmtı- sından kurtardığın için vallahi sana pek çok teşekkür ederim... Ve, cevap beklemeden kapıya doğru yürüdü: — — Çay vakti gene başbaşa kahvaltı etmek üzere gelirim. Buradan ayrıl - mıyacaksın, değil mi, Murad? Bunun da cevabmı beklemeden kay- boldu. Giderken kapıyı kapadı. İsmet, onun arkasından endişeyle baktı. A - man yarabbi! Soğuk almasa, hasta- lanmasa! Nerelere gidiyor? Bilhassa yorulmasa... Peki ama, kürünü ne za- man yapacak?. Böyle ıntızamsızl:n'a başlamak ölur mu ya?... Pencereden baktı. Nazarlariyle oğ- lunu takip ediyor. Enis, işte, yolun dönemetcini buldu bile... Sonra, koru- luğa giden keci volunu tutturdu... Gözden kayboldu. Muradla İsmet, biribirlerine lar, baktı- Söyliyecek tek kelime | hulamıyor- lardı, Ne demeli? Öyle iyi anlasmışlardı ki... İsmet, kendini koltuğa bıraktı. İki saat evvel de, bu koltuğa oturmuş, oğluyla konuşuyordu ve Enis ona, hâlâ | güzel, cazip olduğuna dair teminat ve- rip duruyordu. Murad, ayakta ve çok heyecanlı... ; yihalı... bulundurmağa devam etmekte var mı? Yüzbaşr Defreytas işi kökünden te- mizlemek istiyordu. Çünkü, yarın ö bür gün ayni iş gene başma patlayacak ge- ne böylece uğraşacak değil miydi? İyi- si mi hepsini bir arada çıkarmalı, işi te- mizlemeli, bu belâdan kurtulmalı idi. Yüzbaşının tasavvuru benim için bulun- mana maz bir nimetti. Ve akıl, mantık, derhal | onu bu noktada teşci etmemi icap ettirir değil mi? Halbuki ben böyle yapma - dım, Sebebini biraz sonra anlayacağı - nız gibi bu fikre karşı hal takındım ve dedim ki: — Bencede bu geri kalan kimseleri bırakmamak haksızlık olursa da bunü düşünecek biz mi kaldık. Yüzbaşı Defreytas çok alıngan bir a- damdı. Bu sözüme içerledi: — Peki, kim düşünecek? — Âmirlerimiz düşünmeli, bize emir etmeli, müstağni bir Yüzbaşmımın en nazik noktasmna dokun muştum. Daha fazla asabileşti: — Biz düşünürsek kabahat mi olur? — Bilmem. Ama, sizin bu — husüsta vereceğiniz kararı belki koölonel redde- der. O zaman lüzumsuz yere mahcup o- lursunuz. İsyan edecek hale gelmişti. Bir taraf tan uykusuzluk, bir taraftan yorgunluk mamıştı. Şimdi bir de tahrik — edilince iyiden iyiye çileden çıkmıştı. Çünkü, yüzbaşı Defreytas yaveri olmasına rap men koölonel Ballari hiç çekemez, fırsat buldukça da ötede beride aleyhinde söy lerdi. Şimdi benim “ya kararlarınızı ko- lonel reddederse mahcup olusnuz,, sözü onu en hassas yerinden yaralamıştı. Her halde bu şekilde hareketim isabetli ol- muştu. Çünkü onun lâalettayin mütalea kabilinden ileri sürdüğü bir düşünceye | gelişigüzel taraftar oluşum belki hiç bir netice vermezdi. Bu şekilde ise işi sağ- lama bağlamıştım. Defreytas hazırladı- ğim plânın farkında olmamış, ökseye düşmüştü. Mağrur bir eda ile dedi ki : | — Ben bir şeye karar verirsem emin ol ki onu kimse bozamaz. Bu meselede ben bu,adamların tahliyesine lüzum gö- rüyorum. Kolonel bunu hodbehot neden | yanında aldım. Ballar, başındafi ” | reddedecekmiş? — Bu hususta tamamen haklısınız. İsmet'in ayakları dibinde duran paf'u görüyor., Fakat oraya oturuvermek ce- sareti kendisinde yok... Bilâkis, uzak- laşıyor oradan... Çünkü, o yerin Enise ait olduğunu biliyor.. ' Koltuğun arkasma doğru geçiyor, arkalığına dirseğini dayıyor. Ve hâlâ sevdiği (ve sevdiğini şimdi görünce anladığı) bu kadınm saçlarından ge - len rayihayı dinliyor. İçinde samimi- yet titreşen, heyecanı zorla zaptedil- miş kısık bir sesle: ; — İsmetçiğim... İsmetçiğim! - diye inliyor. : Kadm, başını; genç erkeğin ağzı hizasşına çevirdi-Bakışlarını onun ma - vi gözlerinin derinliğine daldırdı. Bü- tün benliği mavi bir ışık içinde kaldı. Bu, Muraddı... Murad.. Daha dün, onu düşünüyordu da, ken dinden nekadar uzak, adeta bulutlar içinde kaybolmuş bir şekilde görüyor- dü. Halbuki işte'hakikat olmuş... Ay- niyle hakikat... Ona, eskiden olduğu gibi, gene “İsmetçiğim...,, diyor.. Dudaklarının titrediğini farkedi- yor. Delikanlı, başını eğiyor. Daha yaklaşıyor. Nefesi taptaze., Güzel ra- Nasrl münasip görür, nasıl emüq niz öyle-yapalım. — Öyle, öyle... Bunu da ıonrlf riz. Vakit hayli ilerlemişti. İkimiz 4 kin vaziyette idik. Çalışmayı W odalarımıza çekildik, Ertesi sabah dokuzda ben tG“ başlamıştım. Tasdik ettirilecek d“ ları hazırladım. Yarrm saat | de Ballar da odasına indi. Hem nına girdim ve: — Diğer mahkümlar hakkındi yaları da tetkik ettik. Kararlart ai yörum. diyerek dosyaları önünt [ dum. Ballar, birgün evvel tahlıY“ cek olanların evrakını okumad'n-i etmişti. Bugün de öyle yaptı. bulunan diğer mahpusların da * kararlarını imzaladı. Ben mürâ” dilmemiş olanlardan higbahetdğ — Daha tetkiki bitmemiş bazt ” lar vardır. Onları da bilâhare tat” deceğiz, diyerek odadan çıktım. K yüzbaşı Defreytasr buldum: — Emrinize âmadeyim yüzbağ” — Bugün de diğerlerine değil mi? — — Evet! — Derhal işe başlayalım. Odasında karşılıklı oturduk. ait dosyaların tetkiki de bir iki dar bizi meşgül etti. İşimiz bi laTT dâ kKücaklıyasak suruğu savmak bahasına bunları da zaladı. Saat on ikiye gelince — hef mişti. Krokerdeki son vatanü salrverdik. İşim bitip odama kendimi karyolanın üzerine &a rin bir nefes aldım. Şöylece aklâ ? ren bir düşünce ümit edilmiyef zaman içinde hakikat oluverm bu süretle elliden fazla bıgiıniı_'-"_ daş daha fazla ıstırap çekmekfç“_“î | muştu. Bu muvaffakiyetim baf kerde daha bir müddet çalışm zum ve faydalarını daha iyi oluyordu. Bunu düşününce sözleri hatırıma geldi. O mub F ta daha ziyade hak verdim. V için ne bahasına olursa olsun ! men sonu almıncaya kadar İ da kalmaya karar verdim. , Elini, yüzüne siper olar&k Murad, bu ele bin bir küçük ler konduruyor. g dudaklarını opmesmı dilik müsâade etmiyecek. — Murad, kolunu, sevgılısilli’ na doladı. Büyük bir muha kucagmm hapsi içine aldı. — Beni beklemiyordun, € Söyle.., İsmet, kekeliyerek: — Hayır, hayır... Hem 80 yordum, inanmıyordum... — O, değil mi Murad, seni büraya getirtti, değil mi? Delikanlı, başıyle: “Evet,, işafeti yaptı. (| — Vakti o tayin etti. /|—Bu sözlerden sonra, uysallaşacağını sanan Mur bir öpme tecrübesinde bulUP” — Hayır, hayır... F Genç adam, şakacı: — — Hayır ne demek?- Ve ısrar etti: | : a! — Nasıl hayır... Hayır ' ( ğ D BÜ