3 Ekim 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 11

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

— Edebiyat gürültüleri arasında: Kuyucunun şiiri ÂAnam, anam, Geniş bahçedeki derin, kör kuyu ayıklanıyor. Otuz beş, kırklık hama- rat bir kuyucu ustası kaç gündür iki yamağı ile birlikte bu dokuz metrelik, derin, kör kuyunun içinden dışarıya büyük bir çıkrıkla taş, moloz, balçık çıkarıyor. Bu, otuz beş, kırklık, hama- rat adam, görseniz, ne de şen, ne de şŞakacı, ne de tatlı dilli, güler yüzlü bir adam.. Bazan çıkrığa bağlı iple kuyuya inmek nöbeti kendine geldiği zaman kendinden cok genç olan ya- maklarını gayrete, şevke getirmek için, kuyunun karanlıklarma doğru uzanırken memleketi olan Bosna ta- raflarınm ağzile neşeli bir türkü tut- turuyor. Bu adam kuyunun içine in- dikçe boğuklaşan bu türkü, kuyunun derinliklerinden insana daha yakm gi- bi geliyor. Bazan kuyunun dibinden yukarıdaki genç yamaklarına haykırı- yor: — Tabakam kalmış yukarıda.. Ha atm bana oradan bir Cığaracık, ama yakm da atm! Bazan üstü başı sıvama çamur ve yüzü gözü kan ter içinde kuyudan çı- kmeca kuyu başında beklemekte olan yaşlıca ev sahihi ile şakalaşıyor: — Kuyucu bir.. Minareci iki.. Sizin anlayacağınız biz — tahtelbahir, onlar tayyare!., Ve ev sahibi ora gortyor: — Hangisi zor, minarecilik mi, ku- yuculuk mu? — İlmini aldıktan sonra ikisi de ko- lay.. Yalnız şu son cıkan elli kiloluk taşı yerinden söküp de küfeye yerleştirin- ceye kadar ne yalan söyliyeyim, anam ağladı yerin dibinde.. Yamakların b'ri ona takıldı: — Abe Salih usta, var mı anan ki ağlasm sana? Şakacı adam omuzlarımı silkti:; — Kim bilsin, belki mezarında ağ- ladı! Yaşlıca ev sahibi yine sodru: — Vâlde merhum müdür? * — Allah rahmet eylesin, öldü bü dünyadan göceli iki yıl kadar.. Ev sahibinin kücücük kızı kuyu- culara tepsi ile kahve getirmişti. Sa- lih usfa kahvesini alıp kuyunun ya- nmdaki motörlü tulumbanm bir kena- rına dayandı: — Anam, dedi, sizden iyi olmasm cok iyi bir hatuncağızdı. Beni çok se- verdi. İsterdi görsün benim mürveti- Mi ve isterdi görsün benden olacak toruncuklarını.. Eh ne yapalım, ola- Madı zavallınım bu isteki.. Mürvetimi Bördü biraz ama, toruncuklarını göre- Medi. Hey gidi rahmetli anacığım hey.. Kahvesinden ve cığarasından il- ham alır gibi kuvvetli birer çekiş da- ha çekti; somra sözüne devam etti: — Kimin varsa Allah bağışlasm! Fı'm'm_ bî_ladeı'in çocuğu ki bugün on Üî_lsf!jf bitirmiş, on üçüne basmıştır; B ıtt_ı_gı mektepte hucaları ona okuturlar ölmüş (analar) icin ne güzel bir ta- kîm sözler, bir takım beyitler.. Hatta îı bu:_x]a.r _benîm de çok yüreğime da- andığı için ben bile bunlardan birka- <Mr bellemişimdir. Bak, şu kahye bi. tesiye kadar söyliyeyim onların bira. Zını da dinleyin! senin Yamaklar hafif hafif gülümserler.| ken ev sahibi ağzı açık ona ba.lnyoı—du4 ;? 9 kücük bir peşref — yerini tutan İT iki öksürükten sonra başladı: Afamı ünam, acah anam; Sönüp gittin, vaaah anam' Sana vakitsiz kıydı: Bu nasıl Allah anam? Dağlar geçilmez oldu., Yollar seçilmez oldu! Kevsere dönen sular : Sensiz içilmez oldu! Gelmez hatırıma ki mübareğin alt îrafı.. Biraz daha düşündükten son- Bağm ne giüllü Raldı, Ne de sümbülü kaldı! Fevrun böyle anasız: aaah anam ! Ana, başta taç imiş, Her derde ilâç imiş! Bir insan pir olsa da: Anaya muhtaç imiş! | Nasıl güzel değil mi bu sözler herhan| gi ölmüş bir ana için? Hen. hepsi buka dar değil, daha başka beyitler de vari|» ama, kalmamış aklımdaki! Ne zaman rahmetli anacığımı ha- tırlarım, o zaman bizim biladerin ço- cuğundan bellediğim bu beyitleri okur da kendi kendime teselli bulurum. Eh, çok konuştuk, fazla baş ağrıt- mayalım; yeter artık, ha bulaşalım, şimdi işimize! » . » İşte güzel şiir diye böylesine derler. Kuyucu Salih ustanım iş üstünde ve lâf arasında can ve yürekten okuduğu bu (anama) şiiri bundan on beş, yiz-| SEZ mi yıl önce (Hüseyin Naili) isminde bir şair tarafından yazılmıştı sanırım. Şairin bu çok samimi mersiyesi, bakı- nız mektep kitaplarından cahil bir kuyucu ustasınım diline ve yüreğine nasıl geçmiş? Şimdi belki ölmüş, git- Mmiş, toprak olmuş, maddi hayatta bir değeri kalmamış bir ana için bu kadar söylenmeğe değer mi? diyecek genç, orta yaşlı, modern, senbolist, surre- alist, süprmteriyalist, akstra fütürist şairlerimiz bulunabilir. Fakat, iş ölüp gitmiş ve toprak olmuş anada, nine de değil; herhangi bir duyguyu bu manzumedeki gibi yürekten duyup her kese duyurmaktadır. Ya ayni şairin: (Yurdumun dağları) isimli şiirine ne buyurulur. Bu ikinci şiiri belki kuyucu Salih usta bilmiyor- dur ama herahlde onu da bilen, seven ve yurdumuzun dumanlı dağları ba- şında coşarak can ve yürekten bunu da söyliyenler vardır. İşte size o şiir- den birkaç parça: Ey güzel yurdumun gümlı dağları, Herbiri bir çeşit namlı dağları, Gürgenli, ardıçlı, çamlı dağları, Şu yüce duruşla ne şanlısınız! Kervan geçirmiyen beller sizdedir, Şahin uçurmayan yeller sizdedir, Delirip köpüren seller sizdedir, Ezelden berimi dumanlısınız? Hey başı gökleri bürüyen dağlar, Yollara dizilip yürüyen dağlar, Gökleri peşinde sürüyen dağlar, Bilmem neden böyle tez canlısınız? Biy birbirlerine sarılan dağlar, Dağlara yaslanan çiydemli bağlar, Dışıintiz yeşerir, içiniz ağlar, Siz de benim gibi hicranlısınız! Yine demin yukarıda çeşitlerini say- dığım bugünün genç, orta yaşlr bazı şairleri bu siirler için de diyecekler ki: — Bunlar eski halk sşairlerinin ve meselâ Karaca oğlanın, Dertlinin vel filosof Rızanın şiyvesile yazılmış ba- yat şeylerd'r. Evet ama, tap taze, dumanı üstünde Siretorla vamten venveni piirlerin ka çında insan bu taâi, tuzu, bu samim” liği buluyor? Osman Cemal Kaygılı Boynu bükülü kaldı! L.n. * * İe “Bediiyat,, meraklısı bir adamın güne; banyosu yapan bir bayana bil. miyerek yaptığı zarar! | Yanlış anlamış Yeni evli kadın kocasına: ' — Pek üzüldüm, pek sevdiğin ve bu akşam için istediğin yemeği hiz. metçi kız ocakta yakmış, Adam somurttu. Genç kadın güler yüzle yaklaştı: — Bir öpücük ile üzüntün geçer! Adam tehalükle cevap verdi: — Pekâlâ, söyle de gelsin! tim. Gelecek ay evleniyorum. Dalgınlık — Neniz var? Rahatsızlığınız ne. dir? — Ara sıra, haftada bir iki defa sırtıma bir ağrı giriyor, müthiş ıstı. rap çekiyorum. | — Anlaşıldı! Vereceğim haplar. dan bir tane ağrılar başlamazdan bir saat evvel alırsınız, geçer| — Çiviyi çakmaktan vaz geçtim, Bu iş bana heykeltıraşlık zevkini aşı- ladı! Şalr Bir saattenberi genç kadını, ma. nasız, berbat şiirleriyle rahatsız et. : mekteydi. Bir şiirini okuduktan son.| ra: — Bunu, dedi, bana sizin gözleri. niz ilham etti, Genç kadın taşı gediğine koydu: — Gözlerim mi? Eyvah! Hemen| gidip bir göz doktoruna kendimi mu.| * ayenc ettirmeliyim ! — Bacakları pek çirkin! Son âarzu Idam edilecekti. Sabaha karşı hücresine girdiler, SOn arzusunu sor. dular. Mahkümun verdiği cevap şu oldu: — Bir ıstakoz salatası isterim! Şaşırmışlardı. Sordular: — Nereden de bu aklıma geldi? Niçin ıstakoz istiyorsun? — Ne zaman ıstakoz yesem iki sa. at sonra midemde feci bir sancı baş. lar. Halbuki ıstakozu da pek seye. rim, Ömrümde bir defa olsun sancı korkusu olmadan yemek istedim. Tavsiye — Dolkitar, kocamın sinir rahatsız. İrğı için nereyi tavsiye edersiniz? Bur- saya mı gidelim, yoksa Yalovaya mı7? — Siz Yalovaya gidiniz, kocanız —C da Bursaya! — Çok endişe ediyorum. Kocam tay- yare ile gitti, hayat sigortası da yok! Otomobil meraklısı çocuk — Gaza basmak için olanı hangisi? İyi misal Muallim sınıfta nasihat ediyor. du: — İnsan sokakta bulduğu bir şe. yi kat'iyyen kendisine saklamamalı, sahibini bulup vermelidir. Bir küçük atıldı: i — Baham da öyle yaptı. Geçen gün bir aitın saat bulmuştu da... — Gördün mü ya? Saati nereye götürdü? — Emniyet Sandığına! Minare tamircisi — Bu canbaz amma da soğuk kanlı. Düşmeden telin üstün- de nasıl durüyor! Evet amma ... — Oğlum, hayatın böyle sürüp gidemez. Namuslu bir kızla evlenme. lisin. Sen yaşta iken ben evlenmiş- tim. — Haklısın amma, baba, böyle bir kızı nereden bulmalı? Sen annemle evlenmiştin, halbuki ben yabancı bir kızla evleneceğim! — Her şey hazır. Artık ev sahibi. , gd CALAİ Tabanca Kadın, kocasını uyandırdı: — Kalk, hırsızlar gelmiş. Kasa. — yı soyuyorlar galiba, Adam kalktı. Gitmeğe davranır. ken kadın: — Tabhancanı alsana, dedi, taban- can nerede? — Kasada kilitli! Hırsız.(soymağa gittiği evde kaM na rastlayınca) — ne? Sen burada hat — Ceza olarak mı? Büyük annesi, küçük çocuğa na. sihat etti: UA SN Wi G a— ea b "i - D P. N A Ka ktğr / ; Rer AÇ (| dilin 1 de MTErİlür L d — Yaramazlık etme oğlum. Uslu duürursan seni sever öperim, Küçük afacan yüzünü buruştura- rak sordu: — Ceza olarak mı? — Tamamile iyileşti mi? — Evet.. Ve hasta bakıcı ile evlen- d! Bir sual — Karım çök hasta, 39 buçuk recei harareti var. — Gölgede mi? — Bu kalabalık ne böyle? Neye bas — kuyorlar? — Hiç, seyyah gelmiş! Sınıfta — Amerikayı kim keşfetti? — Edison! — Oldu mu ya! Kristof Kolou'ıli:ıj; neyi keşfetti? — Yumurtayı sivri tepesi üstün. — de durdurmağı!, — Nihayet jimnastik yapmağa ka- rar verdin ha? B — Evet ne yaparsın. Küçük bir oto- — mobil alayım demiştim, İçine sığma- yınca zayıflamağa mecbur kaldım. Kekeme — Daima kekeler misiniz? — Hayrı, yalnız konuştuğum za, manlar! Teselli B Adamcağız dişçi koltuğundan fır- İıyarak haykırdı: — Aman doktor! Çürük dişimle beraber sağlamını da söktünüz! Dişçi teselli etti: — Telâşlanmayın canım. Yalnız çürük diş için para alacağıml, Yalan — Oğlum, ben senin yaşında iken yalan nedir bilmezdim. ne kapıyı açabilirsin! — Kaç yaşında başladın baba? 4 de. © l ' J j “ hat A v D e r;i— YU a T

Bu sayıdan diğer sayfalar: