| İstanbulda gömülü milyarlar etrafındaki gizli harb I r ee Büreğ Elektr_îk fenerimi boşluğa uzatınca küçük bir tunç çekmece gördüm. Heyecandan ve sevinçten kalbim duruyordu, Tiz bir çığlıkla: “Magda, bir tunç çekmece buldum. Dalları kaldır, artık çıkacağım!,, diye bığırdım Sustalı çakı ile bunu biraz kazmak is- tedim, ; Harc, dediğim gibi, pek kuvvetli idi. Fakat epeyce müşkülâtla üç santimetre kadar kazımağa muvaffak oldum. Arkasındaki kısım beyaz va daha doğ- Tusu âalaca bir taştı. Bu taşı tamamile meydana çıkarmak için uzun zaman ça- Biraz dinlenmek üzere oturduğum za- Mman Magdanın sesini işittim. — Benim! Magdal, Yukarıya doğru seslendim:! -— Magda! Çok mühim bir iz üzerinde- yim!,, Sen nazarı dikkati çelbetmemeğe çalış!.. Gece bir kadının buralarda dolaş- Ması manidar görülebilir.. — Sen ne buldun, onu söyle?. ia Bir haç işareti ve bir bayaz taş. Hay- di sonra konuşuruz, Beni meşgul etme ve derhal uzaklaş. Alaca taşı tedkike devam ettim .Bü taş Oynuyordu. İki tarafından ileri doğru çektikce, kolaylıkla dışarı çıkıyordu. İki üç dakika sonra taş yerinden çıktı Ve Yorgunluğum dolayısile sağlamca tu- tamadım, büyük bir gürültü jle düşerek Parçalandı, Bununla kat'iyen meşgul de- Bildim, Derhal elektrik fenerimi bu boş- luğa uzattım. Bir küçük tunç çekmece gördüm. He- Şecan ve sevincim kalbimi durduracaktı. Çekmece sağlam ve pek muhkem bir şekilde kapalı idi. Üzerinde lâtince bir Yazı vardı. Bittabi koca Bizans saraylarının gömü- lü servet ve hazineleri böyle bir çekmece içinde olamazdı, fakat, muhakkak ki ar- tık neticeyi kat'iyen elde etmiş bulunu- Yyordum. Bu boşluğun içinde sevinçle haykır- dım, O kadar bağırmışım ki yukarıdan se- -— y “ —.. A Aşgam ada mddas ee SF AAR AŞ “ Son Posta ,, nın sergüzeşt romanı —— BÖ — metli mücevherler veya bir taç çıksın?.. — Kadın değil misin, elması düşünü- yorsun. Bense bütün defineleri düşünü- yorum.. Tunç çekmecenin kapağı, uzun zaman- | danberi yer altında kalmış olmasından dolayı kenarları paslanmış olduğu için birkaç defa zorlandıktan sonra açılmıştı. Çekmecenin içine delice bir merakla | gözlerimizi dikmiştik: Hayır, ne mücevherat, ne elmas yoktu. Garib bir deri üzerine çizilmiş bir ha- 'rita ile Kariyedeki evin mahzeninde bul- duğumuz taş tablete benziyen gene kü- çük ve ayni taştan lâtince yazılı bir tab- letti. Fakat bu haritanın Üzerinde şu işaret vardı: X.I Magda bu haritayı görür görmez bü- yük bir hayretle birdenbire bağırdı: — Bu harita, prens Arşidükün kütüb- hanesinden çaldığımız haritanın ayni,, — Tuhaf! Magda, haritanın üstündeki işareti gördün mü X. L yazılı.. halbuki biz X, I. ü arıyoruz. Demek şimdi başka bir iz üzerine düştük.. çok garib... Magda hiç düşünmeden cevab verdi: — Hiç garib değil!.. dedi, Sadece X. TII. bile esasen bunu isbat etmez mi? X. IIL ©- lunca elbette bunun bir de X. I. si ve X. L i olması gayet tabildir.. — Demek ki defineler 3 harita üzerine taksim edilmiş? Şimdi anlarız. ylme KAĞÜDM a dAP KEAZ L AEM AM Wzeyn .2 ç Bunu söyliyerek Magda yerinden fırla- dı. Koşarak bizim lâtince lügatleri ge- tirdi: — Evvelâ hemen şu tabletteki yazıyı tercüme edelim, dedi. Uzun uzadıya uğraşarak küçük taş tab- letteki yazının çıkardığımız tercümesi takriben şuydu: «Kızim ve varisim İrena! Bu harita nâ- sıl hareket edeceğini gösteren (veya em- reden) vasiyetnamemin bulunduğu yeri sana bildirecektir. Bu yeri yapan mühen- dis zabitlerim (veya kaleci zabitlerim) senden başkasının bunu bilmemesi için öldüler. Duam senin içindir.» Bu tercümeyi çıkardığımız zaman hay- ret etmekten kendimizi alamamıştık. Zi- ra ibarede de sarih surette görüldüğü gi- bi definelere aid vesikalarda şimdiye ka- dar ilk defadır ki hiç rümuz kullanılma- dan, dümdüz ve sarih yazılmış bir yazı buluyorduk. Halbuki evvelce elde ettiklerimizde X. III e aid olan yazılar hemen kâmilen rümuzlu idi. Bundan başka şu neticeyi | çıkarmak gayet mantıki olmaktaydı: Demek ki X. I deki defineler için rü- muza, gizli tutulmaya lüzum görülme- mişti. Fakat X. III e ayrı bir ehemmiyet verilmiş ve baştanbaşa rümuz kullanıl- mıştı. O halde, hakikaten, Magdanın tahmini gibi bir de X. IL olacağına göre bu ikin- cisi de rümuzsuz muydu? Tunç çekmece- den çıkan haritayı gözden geçirdik, e- limde bulunan eski İstanbul haritalarile karşılaştırır karşılaştırmaz bunun da ga- yet sarih olduğunu hayretle görmüştük. (Arkası var) —a | K E EBİYAT — . Tercüme edebiyatı ve Cengel kitabları Nureddin Artam, bu eseri Türkçeye çevirmekle tercüma | edebiyatımızda büyük bir boşluğu doldurmuştur ! Yazan: İbrahim Hoyi | Hiç şüphe yok ki, tercüme edebiyatı, herhangi bir dilin genişlemesinde, o dili konuşanların görüş, düşünüş ve tatbik ediş sahasında (adaptabilite) adetâ başlı başına rehberlik vazifesini gören bir va- sıtadır. Ancak bu sayededir ki, yepyeni, çeşni ve duyulmamış tahassüslerle karşı- laşan okuyucu kütlesi edebiyatını sever, benimser, mevzuları değişik, muayyen ve raukannen fikirlerin bayraktarlığını e- den yabancı bir edebiyat, bunu kazmeden istidadları ortaya çıkarır, ve hükmünü yürüttüğü —ülkenin edebiyatında ileri, ufku geniş bir hareket uyandırır.. Gene, bu tercüme edebiyatı, siyasi, iç- timai, ilmi ve fenni telâkkilerin süzülüp geldiği bır nevi menşurdür. Bu menşur, ihtimal ki, bazan yaydığı fikirlerle, o üL Ikeuin siyasi veyahud içtimal bünyesini sarsar; fakat ne de olsa bir hamle yara« tir. Çünkü iyi ile fenayı ayıran şuurlu bir okuyucu kütlesi, kendisini sarmıyan, his- lerine, “duyuşlarına yabancı gelen her ıhangi bir aşıyı muhakkak surette ve in- siyaki bir sezişle silker, atar. Bu tabil bir | tezahürdür. L Ayni okuyucu kütlesi, gene 3 insiyakı- nin tesirile her sahada olduğu gibi, ede- biyatta da yeniyi arar, dener, Bu yeninin alışılmamış, belki de kendisine ham ge« len buruk meyvasını biraz da çekine çe- kine tadar. Bu meyvada bulduğfu lezzet- tir ki, bize tercüme edebiyatının muvaf- fak olduğunu anlatır.. * 'Tercüme edebiyatında, en mühirm. rolü, tercüme edilen dilin de kâfi derecede zen- gin olması, tercüme edenin de her iki dili iyice bilmesi, oynar. Eserin ruhuna gire- | meden, manasını kavramadan yaplan Meşhur İngiliz edibi Kipling tiğini, cümlelerinin üzerinde oyüuadığını, onları işlediğini anlıyoruz. Burada eni * hoşumuza giden nokta eserin aılmdıki', B şiirleri, Nureddin —Artam'ın, edehîyql ÖŞ snobluğuna düşmiyerek manzüm oise —| rak tercüme etmemiş olmasıdır. Zira sonm ' zamanlarda, manzum şiir tercüme € d gibi tehlikeli bir edebi hastalık karşısıneı — da bulunmaktayız. Yücelcilerin genç dâ« hicikleri, bu yolda kalemlerini dolu dizş — gin oynalıyorlar, M * Her iki kitabı okuyup ta son ; «kendime dair» olan pasaja gelince düm — rakladım. Zira «kendime dair» pasa çok yavan bir tercümedir. Zayıf biz türleş çe örneğidir. O kadar ki, gönlüm b Kendinize beyhude yere eziyet ediyorsunuz. İ 'tercümeler, birer yüz karasıdır. Onun NEVROZİN “Gekilir mi 2 'ıiçindir ki, tercüme edebiyatında «hakiki çekilir mi ? Nuresddin Artam'ın tercüme ettiğine İ türlü iİnanmak istemiyor. O kadar ki, n K raya kadar, zerkle, keyifle okunan hikâe — yelerin bütün sihiri birdenbire kay yor ve acı bir hayal inkisarı başgöstes — riyor. Bu tercüme, adetâ güzel türkçeniâ_. N bit «mersiyesi>» hissini veriyor. oe simi duyan Magda bir felâkete uğradığı- Mi zannederek korkmuş. Çığıığa yakın | sesle sordu: — Ne var, ne oldu?.. — Magda, sen misin? Bir tunç çekmece Y“L'İ” Dalları kaldır, artık çıkacağım!.. Ti çıktığım zaman taze sabah ha- - tercümenin» büyük bir ehemmiyeti, kıy. “meti vardır. Ayni zamanda, hakiki mü- tercimler de müellifler kadar meşhurdur. |Çünkü hakiki mütercim, tercüme ettiği eserin, manasını kavradıktan sonra, mü- Vasını derin derin ici K ellifin anlatma kabiliyeti ile mücehhez » -elimden çekmeceyi ânmâ ç;iît;m'l M; gd:' lolarak işe girişir. O eseri, kendi diline * . - he baktı. Hafif alaca kpam. ıktat eö ;e e laktarma ederken, öz çeşnisini, hususi-| Pununla beraber, Nureddin Artam'm — işaretler onu da bi TERRENİ ö Vat |yetlerini kaybettirmez, kendi lisanın'n tercüme ecebiyatımızda büyüs bi başa — müşti, enim kadar sevindir- bütün ince, renkli malzemelerini yerli luğu doldurduğuna inanıyorum. Her: gi — Ellerimi tuttu. Tantet n yerinde kullanır raf halkı cekecek olan «Cengel kitabların — an z ş üyük bi â k beri onu 'bu var v t:ş tlîğîîıî ::;naı; an İngiliz ve Alman edebiyatlarının rus-|"?* daha büyük bir fedakârlıkla, bırağı | — daha ucuz fiatla okurlara sunmak kabil — olsavdı, hiç şüphe yok ki iyiyi arıyan vel — müuhakkak surette okuyan oküyücü kütea — lesine vyerinde bir hizmet edilmiş olurdu,; — Cengel kitabları, İngiliz edsbiyatının — özlü eserlerinden olduğu - kadar, Türl — tevcüme edebiyatının da değerli bir has — zinest ve soluk Fransiz kopya kültüreü, — — lüğünden uzaklaşmakta olduğumuzu gö — " teren kuvvetli bir projektördür. * Bu iyiliğinden ötürü, Nureddin Am — tam'ı engin bir samimiyetle överim. “ İbrahim Hoyt —— Cengel kitabı ve Cengelden hikâyeler. & — çaya veyahud almanca veya ingilizceye çevrilmiş eserlerini ayni itminan ile 0- | kuyuşumuzun, Fransız tercümelerine ise biraz da dudak büküşümüzün sebebi bun. dan ileri gelmektedir. * Mizah edebiyatımızın sayılı ve ayakta 'duran elemanlarından ve hiç şüphe yok ki, üslübunun inceliği, berraklığı ve nük- telerinin uyandırdığı, yaptığı gülümse- "ine dalgacıklarile kendisine haklı bır şöh- 'Yet ve mevki yapmış olan Nureddin Ar- |tam (Topluiğne) nin son zamanlarda ter- ıcüme edebiyat sahamıza sunduğu Cengel 'kitabı, ve C lden hikâyel, kitabla. rıını oı;:urîenîğîılaîı düşünîşüî' Ka cild, yazan; Rudyard Kipling, çeviren: Nü — | V reddin Artam. Ulus Basumevi, Ankara, Nureddin Artam kuvvetli bir mizahçı n Ka L olduğu kadar, lirik bir şair, ve kudretli : : P ÇEL bir nesir ustasıdır. Mizahtan, dahı ziya- Bır Fı'an;îz ğruvazoru ırede B de cıddi, kuvvetli mevzulara dönen Nu- r Atina 2 (Hususi) — Dibervie ismine —— reddin Artam, birkaç sene var ki Ulusta ilmi etüdler yapmakta, bu arada da İn- | 4Ki Fransız açık deniz kruvazörü dün — Pireye gelmiştir. 'vol Ştım. Başını omuzlarıma dayadı: — Çok yoruldun, değil mi? dedi. — Çok Magda!, - el;üHaydi artık dönelim, Bütün esrarın ai zc'le o.ldı_.ığ'unda şübhe yok! Bu mu- a : akiyetimiz, ikimizi de sönsuz hazine- lerin sahibi edecektir, Haydi, çabuk.. T(;I'Unç lîasayı hemen bavula koydum. Prak üzerinde tek bir şübhe bile bı- rakmıyacak kadar itina ve ihtimamla mMmalta faşını örttük. Derin çukuru top- rakla qoldurduk ve tesviyesini yaptık. S biıkl bir zaman gelir ve tekrar bura- Onunr_a'raştırma_ şapmk icab edebilirdi. ç için hususi işaretler koyduk ve ilk apurla İstanbula döndük. * İ Eve döner dönmez ilk işim çekmeceyi | Smağa Uğraşmak oldu. Açmak için çok Uğraştık. Bu Bizantinlerden kalma çok nîu.sanna bir eserdi, Harab olmadan aça- ;laıîaeydn_: kıymetli asarı atikadan biri o- F:;:t yüksek bir parayla satılabilirdi. | Üt uzu_n_uz'adıyı; uğraştığımız halde |- hç deliğini bile meydana çıkaramamış- _'I'un; çekmecenin çepeçevre strafında dğhkler vardı. İçine iğne sokulunca sert bir levhaya temas ediyor ve eğriliyordu. Btinlarm hangisi kiliddi, onu dahi tayin Mümkün olamıyordu. Nihayet bir tara- finı eritmek lüzumu hâsil olmuşstu, _Tıimç çekmeceyi ancak bu suretle aça- :ıldık. Çefımeceyi açarken duyduğumuz | €yecan hiçbir zaman aklırndan çıkmıya- taktır. İkimizin de, muazzam bir impa- r?tfırhîğun asırlarca saklanmış hazinele- ;;ılım' önümüze açılacak esrarı önünde, erTİMİZ titriyordu. Magdanın heyecan- || dan dudakları bembe az kesilmişti ö da titrek bir sesle: gt Bo VA Ka — Bu tuünç çekmece bir mücevherat a benziyor.. ister misin ki en kıy- Baş, diş ağrıları ve üşütmekten mütevellid bütün | ağrı, sızı, sancılarla nezleye, romatizmaya karşı kaşelerini alınız. icabında giünde 3 kaşe alınabil'ir. giliz şaheserlerinin güzellerinden bir ka- çını tercüme etmektedir. Cengel kitabı, meşhur İngitFz şair ve nasirlerinden Kipling'in ölmez eseridir. Bu eserin kahramanları, hep orman hay- vanlarıdır. Müellifin, hayalinde yarattığı bu hayvanların ağzından en büyük ve ahlâki öğüdleri masal şeklinde — verişi, büyük, küçük, yedisinden, yetmişine ka. dar herkesi kendisine bağlamıştır. İngiliz edebiyalını inceden inceye tedkik eden münekkidler, Kipling'i bu yüzden en bü- yük ve dâhi edebiyatçılar sırasında sa- yarlar. ” Nureddin Artam, Cengel kitabındaki hususiyetleri pek iyi sezmiş ve kavra- mıştır. Önun İiçin de tercümesi muvaf- faktır. Okurken, edindiğimiz intiba, ga- yet müsaiddir. Mütercimin kelimeleri seçerken, engin bir titizlikle hareket et B e K, Veznedar Aranıyor T. C. Ziraat Bankası İstanbul Şubesinden: Bazı şube ve ajanslarımızda çalıştırılmak üzere veznedar almacaktır. Talible- rin bilfiil veznedarlıkta çalışarak iyice yetişmiş ve her veçhile itimada lâyik 40 yaşından yukarı olmamaları ve Bankamıza intisab için aranılan evsafı haiz bu- (8680) Boluda yüksek orman okulu Bolu (Hususi) — Ormanlarının kesafeWm — ti, sinesinde bu milli servetin sonsuz hazi. — (nesinin değeri ile ün alan yeşil Bolu, — gençleri yükseltecek, meslek sahibi yar — pacak kiymetli bir yuva daha kazandı. — Yüksek Orman okulu. Bu yuvada Türk — illerinin her çevresinden gelen orta okü- — lu pek iyi ve iyi derecede bitiren yirmi —— beş genç, gündüz talebesi olarak okuya- e) cak ve yetişeceklerdir. Bu yirmi beş gengi — tamamen Boluludur. San'at, orta ve ilk ö- —— kul vazifelerini gören bu muhteşem yüs — veya bugün aldığı sıfat daha güzel yaki. — şıyor., Ormanlarında mebzuülen yetişem —— binbir çeşid ağaçlar gençler için sonsug — bir tecrübe kaynağı * müracaatları. Grip, Baş ve Diş Ağrıları, Nevralji, —Artritizm, Romatizma a « L O L Hd ' dü Ka? da'ir , " ai n ni « Si e d d — S el Haai — F MN ©