6 Aralık 1936 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6

6 Aralık 1936 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

g 6 Sayfa Niçin uyuy amayız, nasıl uyumalı? Maruf bir İngiliz ruhiyatçısının şayanı dikkat fikir ve mütaleaları Maruf bir İngiliz ruhiyatcısı İn - giliz gazetelerinde uyumanın çarele - Tini şöyle anlatıyor: Bundan bir kaç ay evvel, tanınmış milyonerlerden biri, uyku uyuyamadı- - gindan şikâyete başlamış. Baş vurma- dığı doktor, ruhiyatcı kalmamış. Bu- na rağmen yine geceleri damla uyku girmemiş. Bunun üzerine gazetelere, bir ilân vererek, beni uyu- tana 15 bin lira mükâfat var, demiş.. ** o* Para her kilidi açar, derler ama.. Pek de doğru değil, İşte değer biçile - miyecek kadar kiıymetli olan uyku, kiymeti satın alamıyor, * * * Bir çöcuklarımız sekiz saatlik uyku- uzu âlamayınca ertesi sabah bu mih- net dünyasına yorgun, argın her şey- den bezgin bir halde gözlerimizi açı - yoruz. Halbuki, bu yandan Edisyonun gecede dört saat uyuduğunu ve bu ka- dar uykunun o muazzam işlerini bü - tün enerjisi ve dirayetiyle yaşamasına yettiğini de söylüyorlar. O halde nasıl uyumalı?... Farzede - lim ki uyuyorsunuz, ama bu uykunuz deliksiz değil. öyle ise ne yapmalı?.. Gürültü: Derler ki, geceleyin yatağa girdi - niz mi, birden ona kadar sayınız, ve yahut tamıdığınız şair ve ediplerin ikimlerini hatırlayınız, daha olmazsa zihninizden eski şiirlerden eğer bilmi-| yorsanız bir mana ifade etmiyen be - yitlenden mısralar geçiriniz... Derhal uyursunuz. Usul yabana atılamaz. Ancak bir ku- suru vardır. zihin böylelikle kuru bir mevzudan tahrik edici, binaenaleyh işletici bir meseleye takılır, ki uyuma- — yı bir az daha güçleştirir. Bazıları, yatak odalarında olması muhtemel gürültüye karşı tedbirler alırlar. Bu da iyi değildir. Çünkü bu suretle uykusuzluğu tevlid — edecek | bir bahane icad etmiş oğursunuz. Şu-! rası muhakkaktır ki, şimdiye kadar gürültü, bu ana değil, uykuya mani olan bir âmil şeklinde tecelli etmiş de- ğildir. Bir insan şamatası kulakları yırtan bir dökümhanede deliksiz uyuyabilir de, gayet sessiz bir odada yeni 'alınan bir saatin tıkırdısından rahatsız olur ve uyanır, Bazıları da kâfi derecede eksersiz şapmıyor, yorulmuyoruz da onun için Uyuyamıyoruz, derler.. Ve uzun bir yürüyüşten veya her hanği yorucu bir spordan sonra, yorgun argın kendile- rini yatağa attıkları zaman, aksin: gözüne bir | Yatakta kat'iyyen kitab okumamalısınız! gece geçirirler ve yataklarında döner /dururlar. Bu gibi vak'alarda sebep gayet aşikândır. Haddinden aşırı yo - ,rulmuşsunuzdur da onun için, uyuya- mazsınız. Yorulmuş bir cümlei asabiye didir- gin bir cümlei asabiyedir. Binaenaleyh rahat bir uyku uyuyabilmek için, cüm- Jei asabiye yorgunluğunu izale etmek Jâzımdır. Bunun için de, heyecan, ve J her seferinkinden daha rahatsız bir düşünceyi ortadan kaldırmalıyız. Bu ise, bu elemli dünyada asla mümkün olmıyan bir şeydir. * * $ Farzediniz ki bu gece deliksiz bir uyku çekmek niyetindesiniz. Ne yap- malısınız?, Günlerden de pazardır. Bi- naenaleyh eyvdesiniz. Eğer öğle yeme- ginden sonra şöyle bir şekerleme yap- mak ihtiyacını duyuyorsanız, hiç çe- ,kinmeyiniz, hemen uyuyunuz. Bir çok- larının sandığı gibi öğle uykusunun, gece uykusunu bozacağını düşünmek kadar yanlış bir şey olamaz. Bilâkis, öğleleri yatabilirsiniz, havada şöyle on, onbeş dakikalık bir gezinti faydalıdır. Yatak ödanıza çıktınız mı, elbisele- rinizi değiştiriniz, pijamanızı ve ya - hud entarinizi giyiniz, ondan sonra can sıkıcı bir kitabı elinize alarak bir .koltuğa gömülünüz ve yarım saat kat dar okuyunuz, Usandığınız zaman da hemen kalkınız ve kitabı da orada bı- ,rakınız. Zinhar, yatakta kitab okuma- ,yınız. Bilirim, pek tatlıdır. Hoşa gider ama,. siz nihayet, yatağa uyumak için ( Devamı ii inci sayfada ) AT O, MÖPER AO LA h GÖNÜL İSLER “Bu erkeği kendimle Nasıl alâkadar edebilirim ,, - Adanadan F. A, imzasile bir mek- | fup aldım. Yazan 18 yaşında bir” genç kız... diyor ki «— Bir delikanlı ile tanıştım. Da- ha ilk görüşte kalbime yatmıştı. Ne- zih çocuk, öyle mültefit, öyle temiz Tavrı, sıcak ifadeleri ve yakıcı ba- kışları, bütün ruh incelikleri kalbi- me saplanmış birer ok gibi Onu ken- dime öyle yakın buldum ki, Elimde değil, kalbim hep onün a - dıini heceliyor. Bu ateşli çocuğu her nerede görsem yalnız hafif bir te - bessüm ile karşılaşıyorum. Halbuki ben onunla başbaşa verip dertles - mek ihtiyacını duyuyorum. Kendi - sini çıldırasıya seviyorum. ı Ohnun benimle yakından alâkadar olması için ne yapmalıyım?» Muhatabı üzerinde derhal bir a- lâka uyandıramamış olan genç kız hakikatte o erkeğin ruhunu okşama- mış demektir. Bazı güzellikler var- dır ki gizli dururlar; baktıkça za - manla meydana çıkarlar, alâkayı bilâhara yavaş yavaş uyandırmaları mümkündür, fakat bu da kendili - ğinden vücut bulan bir kuvvettir. Onu tahrik etmek, uyandırmak için İ yapılacak her teşebbüs aksi netice | verir, çünkü zorakidir, yapmacıktır. ki. Bu genç kiza tavsiyem uyanmıyan hissi kendi haline bırakmaktır, bir taleble tedirgin etmek. haksız değildir. Aşk yakan bir ateştir ka - | bul ederim, fakat hak ve kanun ta- nımadığını bırakınız Karmen söy - lesin. çok mahzurludur. Hem sizi de mu - tazarrır eder. Fakat mevzuunu en - teresan buldum, Bir gün objektif o- larak bir makale mevzuüu yapaca - gım, o ok Bartında (S. S.) e: ; Kendi halinde bir aileyi manasız * * * Müreftede (B. C.) e: Mektubunuzu aynen dercetmek | TEYZE uyumıya id -| *mzmlı olmıya başladınız demektir. Ak- ,şam yemeğiniz, muhakkak surette ha-| fif olmalıdır. Ve yatağa gitmeden açık aa SON POSTA TTTT Birincikânun 6 - — Harbin önüne nasıl geçmeli? New York Times “ Sulhün yegâne şartı gümrük dıvarları ile - çevrilmemiş dünya ticaretidir,, diyor Harb ilâhı ticarete karşı kaleler yapıy or!.. Son zamanlarda Amerika, Fransa ve İngiltere arasında yapılan istikrar anlaşması ile, geçenlerde İtalya, İsviç- re ve Fransanın idhalâtı tahdid husu- sunda göstendikleri gevşeklik, eğer harbden kaçınılmak isteniyorsa, dün- ya için yeni bir iktısadi istikrarın ie- min edilmesi lüzumunu bir kere daha meydana çıkarmış bulunuyor. Bir bakıma, son yirmi beş sene zar- fında tarihin en garib ve en şâyânı dik- kat vak'alarını yaşamış bulunuyoruz. 1918 de, insanlığın en kanlı, en esefli harblerinden birinden çıktık. O za - man insanlar sulha kavuşmak için hiç bir devirde görülmemiş derecede kuv- vetli bir arzu, istek göstermişlerdi. Ga- libi mağlüb herkes devamlı bir sulh istiyordu. Onun için de iktısadi kal - kınma ve harbe karşı dünya garantisi- ni elde etmek emelile çalışmıya koyul- du. yİr Milletler — harbe — hazırlanıyorlar. 1914 de aldıklarından kat kat fazla silâh alıyor, etek dolusu para harcı - yorlar. Hiç bir milletin harb isteme - mesine, ve herkesin daima bir sulh ve iktısadi istikrar arzusunda bulunma- sına rağmen mukadderatın karşı du - rulamıyacak eliyle, felâket uçurumu- na itiliyoruz. Neden? Bu mesele yalnız eski dünyayı alâ- kadar etmekle kalmıyor. Amerikada, yeni bir harb patlayınca, mukaddera - tın değişeceğini ve harbin iktısadi, si- yasi ve ilâh.. neticelerinden kaçına - mıyacağını pek iyi bilmektedir.. Son üç nesil zarfında hayat tamami- le değişmiş, mühim inkılâblar geçic - miştir. 19 uncu asrın dünyası, daha zi- yade bir ziraat dünyası idi. her şey el- le yapılıyordu. Organize ticaret pek azdı. Milletler hakikatte, kendi. ken - dilerine yetişen iktısadi varlıklardı. Bittabi, makine inkılâbı ile muazzam değişiklikler vücuda geldi. İstihsal art- tı. Trenin, vapurun icad edilişiyle, nakliye masrafları ucuzladı. Korpo - rasyon teşekkülleri, büyük mikdarda sermayenin yatırılmasına, dolayısile, geniş mikyasta iş döndürülmesine ya- radı. Makine, ve büyük mikdarda iş - tihsal sayesinde masnu malların ma - İ li_yet fiatları azaldı. Ve netice itiba - | rile, yeni bir hayat, yeni bir iş, yeni ve daha yüksek bir yaşama seviyesi, ve N bütün bunları şâmil yeni bir dünya vücuda. geldi. , * Bu sınaf inkılâbdan, ihtisas dere - cesi doğdu. Her şey bu ihtisas mehen- gine vurularak yapıldı. Servetin ve ücretlerin âzâmi derecede artmasile, müstahsil halk da arttı. 1800 yılında Avrupanın nüfusu 180 milyon iken, bugün 450 milyondur. Sanayileşmiş bir ülkenin halkı zirat kuvvetini aşacak derecede çoğalırsa, harici ticaretinin kat'i, içtimâi ve iktısadi hayatı için bir felâket yaratır. Yani harici ticaretin lâğvi, — milletin yaşama seviyesini alçaltmak, hattâ |derece derece halkı bilfiil açlığa sev- ketmek demektir. 20 nci asır, dünya değişikliğinin sür'atini arttıran en mühim âmiller - den biridir . Meselâ, bugğün İngiltere, yiyecek | maddelerini idhalden birdenbire men edilecek olursa, halkı bir kaç ay için- de açlık, kıtlıkla karşılaşacaktır. Ve meselâ İtalya âni olarak, ülkesine kö- | mür ve yağ sokamıyacak olursa İtal - yan endüstrisi de durmıya, akamete mahküm olacaktır. Ve eğer bugün Al- manya, bütün yiyecek maddelerile, fabrikaları için ham maddelerini te - min edemiyecek olursa, ÂAlman halkı, gittikce artan bir hayat bahalılığı ile karşılaşacak, ve yaşama seviyesi alça- lacktır. . Bir milletin gündelik bir ihtiyacı, diğer devletlerden gelen maddelerle temin edildiğine göre bir hüküm çıka- rarak diyebiliriz ki: İktısadi tecrid neticesi aşağı yaşama seviyesi bugün Âvrupa için, tam manâa- sile «Açlık» ile karşılaşmak demek - tir. Amerikada ise, bu hal, derin ıztı- rablar, ve içtimal karışıklıklar vücu- da getirir. Ve şu da inkâr edilemez bir hakikat- tir ki, sınaf inkılâb neticesi iktısad ba- kımımdan milli istiklâlin manası, mev- cudiyeti kalmamıştır. Bir millet, güm- rTük tarifelerini yükseltir, yahud buna mümasil hareketlere kalkışırsa dün - yanın öbür tarafındaki halkı tehdid etmiş olur. Bugünkü iktısadi ihtiyaç- lar bakımından milli istiklâl artık müstehâse olmuştur, Burada bir sual hatıra geliyor: Şu geçen 17 sene zarfında, neden iktisadi kalkınmayı temin edemedik, veya sulh için müstekar bir esas kuramadık.. Se- bebi gayet basittir. Bugünkü yaşayı- şımızı anlamak istemiyor, ve program- larımızı yüz sene evvelki vâkıalara göre tanzim ediyoruz. Bir milletlerin birbirlerine bağlı ol- dukları realitesini görür görmez ve ka- bul eder etmez, müstekar bir sulhu te- min edecek esasların mâhiyeti kendi- liğinden anlaşılmış olur ' tahdid eden milli sedler yıkılmadıkca, ve ecnebi piyasalarına serbestce ayak atılmadıkca bir millet için ister ziraf; ister sınal emniyet mevzuu bahsola « tihsal çağında, hem alıcı, hem satıc? |kendi mallarını satmak mecburiyetin- dedir. Hulâsa her hangi bir milletin lencebi piyasasına ulaşabilmesi, sulk meselesinin temel taşıdır. * Ecnebi piyasalarına ulaşabilmek de A — Ya askeri fetihlerle, B — Ve yahud da, mantıksız ve a- şiri derecede sedlerle önü kapatılmı « yan yeni bir harici ticaret sistemile o « lur, Büyük Harb, yukarıda saydığımı£ bu iki şekilden kısmen ilkinin bir tec- rübesi, teşebbüsü şeklinde tecelli et « ti. 20 nci asrın başlamasile her millet yeni yeni iptidat madde kaynaklarıl, ecnebi piyasaları arâmıya koyuldu. Ti- cari rekabetler arttı ve keskinleşti. Bus- peryalizmin şaha kalktığı görüldü., Nes tice ne oldu? 1914-18 Cihan Harbi zü«- hur etti. * Bugün ise, yabancı piyasa mesele * sini harb vasıtasile halletmek intihar“ dan başka bir şey değildir. Fetih, isti* lâ haddizâtında hal vasıtası değil, fe- lâket yoludur. Harb ecnebi piyasasın! kökünden mahveder. Son söz şudur: Her düşünen ,aklı başında olan İN* san, beşeriyetin terakki ve yükselme* sini temin için, müstekar bir sulhul elzem olduğuna inanmaktır. Bu da an“ cak sınai inkılâb neticesi olarak, aşifi derecede sedler ve tahdidlerle bağlan” mamış bir dünya ticareti ile kabil “ dir. (New - York Times) İptidat maddeleri, yiyecek maddeleri maz. Bugünkü gibi aşırı derecede is « na bir de siyasi rekabet katıldı ve eme

Bu sayıdan diğer sayfalar: