14 Kasım 1936 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 13

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

b 14 İkinciteşrin " Son Posta » nın siyasi tefrikası : 30 lıl-lADve,TAD.AKKıDE ONSENE Yazan: Eski Tanin Başmuharriri Muhittin Birgen SON POSTA Türkiye Alman ve Rus rekabetinin ortasında kalmıştı Almanya ile İngiltere çarpışacaklardı. Alman filosunun mahvedilmesi, Alman #rdularile Rus ordularının birbirlerine girmeleri, boğazlaşmaları ve her ikisinin de mahvolmaları lâzımdı Halk, şimdi iyi hatırlamıyorum, l'_a sefirin geldiği gün, — yahud t kaç gün sonra, onun arabasını dört İaraftan kuşattı ve hayvanlarını ara - LİZZA çıkararak onun yerine arabayı t çekip götürdü. Sıcak şarklı ru- Unun saflığını, ve samimiliğini gös - Ven bu heyecan ve teveccüh, şüphe- * İngiliz efkârı umumiyesi arasın - bir tesir yapmamış değildi. Fakat, uL)'iı.ıı':tte hissin hiç bir tesiri olmadığı- | sonraki hâdiseler bize pek güzel ögîetmıştu. Avrupanın lâkaydisi aklliat'te, siyaset, Türkiyenin bu W*Yâne hissi taşkınlıklarına karşı her üik; istikamette de hissiz ve lâkayt ka - ordu. Ne İngiltere ve Fransaya kar- knOsterılmış olan sıcak muhabbet on- Nizumundan fazla bize karşı te - €ccühkâr yaptı, ne de, Almanya ken- dl'me karşı gösterilen aleyhtarlıklar - dan dolayı ürktü ve kızdı. Her iki ta - la f ta kendi dünya hâkimiyeti hesap - nnda soğukkanlılıkla devam ettiler. O zamanki dünya, şöyle bir müca- g:le ve bu mücadelenin — doğurduğu Müvazene içinde idi: 1870 harbinden sonra büyüyen Al- '.Ya, Avusturya - Macaristan ve Yayı peşine takarak daha ziyade ü Yümek ve dünyadaki nüfuzunu, _'n"a—“a müstemlekelerini arttırmak Üzere beynelmilel mücadelede kuv - vetli bir mevki almıştı. Günden güne buyuyen Alman donanması, İngiltere- hin yanıbaşında İngiltere için büyük bir tehlike teşkil ediyordu. Bundan dolayı İngiltere, siyasetini değiştirmiş- h Japonlarla yaptığı ittifak sayesin - de Rusyanın Uzak Şarktaki inkişafı - fa mâni olduktan sonra bu defa da Almanyanın başına bir çorap örmeğe lk'"il' vermişti. Yakın zamana kadar Ngiltere için baş düşman - Potential Snemy - Rusya iken bir zamandanberi 9Onun yerine Almanya geçmişti. Al - TManya şarka doğru ilerliyor, Alman - Ya sark memleketlerini nüfuzu altı - ha alıyor, Almanya Bağdada ve Bas - Taya doğru kendisine bir yol açmıya falışıyordu. Ayni Almanyanın kuv - Vetli bir müttefiki olan Avusturya - Macaristan da Balkanlardaki nüfuzu - hu arttırıyor, şarka doğru inkişaf si-| e Almanya ile elele yürüyor - Bir tarafta pancermanizm, böyle k“ Vvetli bir hamle yaparken, öte ta - Taftan da Panslavizm, aynı zamanda hem müdafaa, hem de tecavüz halin- buna karşı koyuyordu. İngiltere ile Fl'ansa Pancermanizmin büyük ve Yakın tehlikesine karşı Panslavizmi Oymıya karar vermişler ve bütün dünya politikalarını bunun üzerine Urmuşlardı. Rusyanın siyaseti Rusyaya gelince, Almanyanın bü - Yük satveti karşısında kendisini evve- Fransa ile müdafaa etmek esasını tutmuş, sonra da İngiltere ile anlaşıp Üütün cephelerde Pancermanizme kar- $1 taarruza geçmek plânına yapışmış - tı. Fakat, bunun için Rusyanın bir şar- ti vardı: Sıcak denizlere inmesine ransa ve bilhassa İngiltere tarafın - dan müsaade edilmek. Sıcak denize in- Mmek demek İstanbul ve boğazlara hâ - kim olmak ve Balkanlarda nüfuz ve hattâ hâkimiyet elde etmek demektir. ransa bu işe zaten o kadar muhalif değildir; ötedenberi buna muhalif o - İngilteredir. On dokuzuncu asrın Son yarısında Rusya ile İngiltere ara- a, Uzak Şarktan Balkanlara l:adar Enver paşâ bütün Asyada şiddetli bir mücadele cereyan etmıştır Rusya cenuba, sıcak denize doğru yürür, İngiltere onun karşısına dikilir. Fakat, İngiltere iler- iyen Cermanizmin kendisi için en bü- yük tehlike olduğuna karar verdi- ği tarihten itibaren Rusya ile anlaş - mıştır. Uzak Şarkta, Çinde, Efganis - tanda, İranda, hülâsa her tarafta an - laşmıştır. Reval mülâkatından son - ra da artık Rusya ile İngiltere Osmanlı İmparatorluğu üzerinde de anlaşmış rilmemiştir, fakat, Rusya biliyor ki, za- manı gelince, kendisi İstanbula yerleş- menin çaresini bulacaktır ve İngiltere de Rusyanın bu arzusuna «hayır» de- mek niyetinde değildir. Çünkü Rusya, Alman tehlikesine karşı İngilterenin kullanabileceği yegâne silâhtır. 0 zamanki Türkiyenin mevkii İşte o tarihte dünyada böyle bir mü- cadele vardır. Bu mücadele içinde Tür- kiyede meşrutiyet olmuş, Osmanlı im- paratorluğu asrilleşecekmiş, hürriyet ve demokrasi fikirleri dünyanın tarafında daha yerleşecek ve inkişaf e- decekmiş, bunlar manasız ve boş şey- lerdir. İngiltere ile Almanya dövüşe - ceklerdir; Alman filosunun mahvedil- mesi, Alman ordularile Rus ordula - rının birbirlerine girmeleri, boğazlaş- maları ve her ikisinin de mahvolmala- rı lâzımdır. Bunlar varken, çürük bir imparatorluğun hayatını idame etmek davası hiç bir şey değildir. Bu çürük imparatorluk bir aralık, Rusyanın in- kişafına karşı kullanılmış, fakat, o bu vazifeyi muvaffakıyetle — yapamamış, nunla beraber harbe kadar gitmek lâ - zım gelmiştir. Bu siyaset Rusyayı İn- giltereye dost yapamıyor, halbuki bu dostluğa ehemmiyet vermek İâzım. İngiltere dünya hesabını ancak bu dostlukla tamamlıyabiliyor, bu olma- dı mı, İngilterenin hesapları açık ve Almanya kuvvetli kalıyor. Bu kuvvet- le o, yarın başka bir davaya, öbür gün daha bâşka bir davaya kalkacak ve bel- ki de kendisinin Romanya üzerindeki hâkimiyeti ve müttefiki Avu — tya - Macaristanın da Drang Nach Osteni (Şarka — hülül)) — ile, — Balkanlara, stanbula ve hattâ Bağdat ve Basraya — doğru — yürümekte — de- vam edecek. Buna mâni olmak için lâzımdır. Ona sarılmak ise Türkiyeyi |bırakmaktır, çünkü Çarlık bunu böyle istiyor. Onunm da büyük iddiaları ve İvaz geçemiyeceği hülyaları vardır. gibidirler. Belki henüz kat'i karar ve-| bir | , son asırda artık onun elinden tutup o-|| Rusyayı tutmak, ona sımsıkı sarılmak |B Galiçyada Bu devrin diplomasi tarihinin kolay kolay anlıyamıyacagı, hiç değilse be- rtim kendimce izahını bulamadığım bir meselesi şudur: İngiltere, neden dola- yi İttihat ve Terakki tarafından kendi- sine uzatılan bu-eli kabul etmedi? Bu eli ona sade İttihat ve Terakki değil, o zaman bütün memleket hep birden u- zatmıştı. O zamanki İngiltere bu eli ne kabul etti, ne de hattâ kabul ediyor gö- tündü. Bunun sebebi yukarda izah et- tiğim İngiliz siyasetinin bir neticesi mi idi? Yani: İngiltere Almanyaya karşı Rusyayı kullanmak istiyordu da on - dan mı böyle hareket ediyordu? Bunu 'zarinetmiyorum. Çünkü, Alman teh - Hkesi karşısında Rusyaya hiç değilse İngiltere kadar ve benim fikrimce her halde ondan daha fazla bağlı olan Fran- sa İttihat ve Terakki tarafından kendi- sine gösterilen dostluğa hiç olmazsa yarım dostlukla mukabele etti ve ken- di siyasi müdafaa sisteminin müsaid olduğu derecede Türkiyeyi tutmıya ça- lıştı. (Arkası var) NÜY 7 SS nnn YULAF ÖzZzÜ Çocuklara hayat ve sihhat ve - ren yegâne neşvü nümalarını te - min eden yegâne gıdadır. Bilhas- sa pirinç, mısır, patates, arpa, mer- cimek, irmik, badem özlerinin ka- lori ve vitaminleri çok ve yüksek olduğundan dünyada mevcud bü- tün gıdalar arasında diplomalar ile musaddak birinciliği kazanmış- lardır. Allahım insanlara bahşetti- ği en saf hububattan çıkarılan bu özlü unlara çocuklar bayılıyorlar. Seve seve yiyorlar. Kemikleri kuvvetleniyor. Çabuk yürüyor - lar. Çabuük neşvünüma “buluyor- lar. Tombul tombul olüyorlar. Ha- san özlü unlarını müutlak surette çocuklarınıza yediriniz ve Avru - panın terkibi meçhul gıdalarını doktorunuza sormadan yedîrme n yiniz. Hasan deposu' İstanbul, Ankara Beyoğlu. Hikâye MA (N BİR ŞARKI Yazan: «WMaxime Gorki» Birisi kadın olmak üzere dört işçi basık ve karanlık bir meyhanede içmektedir- ler) hepsi de sarhoştur. Kadın eski bir muganniyedir. Arkadaşları kendl—ıiniı_ı şarkı söylemesini isterler, müşterilerden biri homurdanır fakat kadın onu dinlemez bi kuvvetli ve kalın bir sesle şarkısını söyledi: Ah! Biz zavallı körleriz, bize merhamet! Çunkıı bir şey görmez gözleri - miz var, Çünkü, istiyor da çalışamıyoruz! çökmüştü. Siyah saçlı adam ellerile yeknesak şarkıya tempo tutuyordu. Kumral saçlı adamın yüzü korkunç denecek kadar ciddileşmişti. Arkasına bir baktıktan sonra, mühim bir şey söyliyecekmiş gibi bir parmağını yu - karı kaldırdı, — Sus! dedi. Halbuki, buna lüzum yoktu. Güneş- te ısınan ihtiyarlar gibi büzülmüş olan dinleyicilerde hiç bir hareket yoktu. Bir Diyakosa benziyen adam boynu - nu uzattı, teessürü anlatan bir dikkat- le şarkı dinlemek için hareketsiz kaldı. Ah! Biz Allahın ışığını bile gör- meyiz, Ah! Parlak güneş bile farkedil - mez oldu, Bize merhamet ediniz, merhal - met.. Merhamet.. Bir şikâyet kadar iniltili olan şarkı farklı iki notadan ibaretti. Ah! Bu boş gözlerle, nerelere gi- der'z! Şarkıcının zengin sesi, sonsuz bir ge- ceye dalmış olan körün azabını hariku- lâde bir hisle anlatıyordu. Farkında ol- duğu ıztırabı onu ağlatıyordu. Ara sı- ra da ümitsizlikle başını sallamakta A y Meyhanedekilerin üstüne bir ağırlık 'lodiye karıştı. Çeviren: Şerif Hulüsi kının gittikçe daha kederli olmaya başa laması bende bir karışıklık ve sıkıntı hissi uyandırdı. İçimde anlatılmaz bir. - merhamet, körlere, görenlere, kendi » me, hayatımda gördüğüm ve yaşadığım her şeye karşı sonsuz bir merhamet uyandı. Sebebini anlamadığım bir me- lânkoli ile, gözlerimi güneşin erguvani parlaklıklarına, ve göke diktim ve ken- di kendime: «Acaba bir daha doğmi - yacak mı?» diye sordum. Bundan son - ra içimde daha üzücü, daha ürkütücü bir takım hislerin belirdiğini farket - tim. Sonsuz bir kederi kucağında a - vutmağa çalışan bu şarkı iliklerime ka- dar işledi, bu tesirle bütün vücudumun sarsıldığını hissediyordum, ve artık her taraftan beni sarmış olan bu şar - kının yarattığı âlem içinde yaşamakta idim. Ansızın, bir diğer ses, deminki ka « dının sesinden daha sıcak bir ses me - Uzaklarda çakan bir şimşeğin gürültüsü gibi, sadece havayı mırıldanıyordu. Gür ve sağlam, ergüu- vani renklere bir şerit gibi sarılan bu sesin camlarda ihtizaz ettiğini farke- diyordum. Şarkı söyliyen kadının söz- ' leri bu dolgun sese sarılıyor, yükseli « yor ve büyüyordu. Şimdi, salonda inli- yen iki çalgı vardı. Evet, birbirile tam bir akor içinde birleşen iki harikulâde ses.. Şarkının basit güftesile öpüşen melodiden kalbi sızlatan bir bilmediğim ıztırap dökülüyordu. Gözlerimiz kör, kalblerimiz de belki, AR! Islaklık yoktur artık göz lerde.. Bu mısraları gür ve sağlam ses mı - rıldandı. : Gene gür bir diğer ses: — Öooo! diye gürledi. Arkama döndüm, sesin gözleri şiş ve uzun saçlı adamdan geldiğini gördüm. Sandalyesinde iki idi. Sesle ıztıraplı bir ifade ihtiyacı | Yarınki nushamızda : kat olmüş, boynu içinde hatırlanan uzamiış, gittikçe kederleri gittikçe biraz daha kadı- kuwetleşeî hçir M E K T U P na yaklaşmakta ihtizazla anlatı - Yazan: Raymond Fauchet| id- — Omuzlarına yordu. — Salonda Çeviren: Nurullah Ataç alnına ve yanak- mutlak bir sü - ları üstüne düşen küt hâkimdi, yal- nız kadının sesi yükseliyordu. Bu ses evvelâ bizi sarıyor ve kendine bağlıyor, sonra da arkasına kadar açık kapıdan daha hürriyetle hıçkırmak için soka- Ba fırlıyordu. Eğilmiş başlara, karanlıkta sallanan vücutlara, pencerelere ve semaya ba- 'kıyordum. Güneş henüz batmıştı. Gök- te, batı tarafında, kırmızımsı bir alâimi semanın bütün renklerile süslü idi. Ba- tan güneşin alevleri içinde eriyen bir bulut kanatları açılmış iri bir kuşu an- dırıyordu. Ufkun ergüvani örtüsü al - tında siyah ağaçların garip bir güzel - liği vardı, ve iri bir kuşa benziyen bu- lut kanatlarını ağaçların dallarında dinlendiriyordu. Tarlalar derin bir sü- küta varmışlardı. Yalnız arzın içine gizlenmiş güneşin aksettirdiği bir kaç parlak gölge görünüyordu. Şarkı söy- liyen kadının sesi içime, suyun bir sü- rahiye dökülüşü gibi giriyordu. Di - ğer dinliyenler de derin bir kederle dost olmuş halde idiler, Uzun zaman hiç kimse bir tek kelime bile söyleme- ğe cesaret edemedi. Yalnız bir defa körkütük sarhoş olmuş Nushkanın bo- ğuk sesi duyuldu: — Niçin, homurdanıyor, bu karı! Fakat, bu söz, şarkının notaları a - rasında, bir ırmağa atılıp en küçük bir fısıltı bile getirmiyen bir taşın sesi gi- bi boğuldu. , Ah, ey Meryem ana, Bize ceza vermek neden! Bu mısraları söylerken kadın başını sallıyor, ve bu hareketlerile şarkısı - na tempo tutuyordu. Dua eder bir hali vardı, ve parmaklarını bir saz çalıyor- | muşçasına hareket ettiriyordu. Bir aralık alnı kayış kemerli fırın - cinin kadına doğru uzandığını, kadı - nın önüne beş kopeklik iri bir madeni para koyduğunu gördüm. Şarkıcı kadın göz kapaklarını oynat- madan ellerile parayı yokladı, &îı ya- vaşça masanın kenarına vurdu, ve onu gene eski yerine bıraktı, Fırıncı içini çekti, hafif bir hareket yaptı, ve ye - niden başını önüne egdı saçları — yüzünü örtmekte idi. Kıravatının ucu rüzgâr- da sallanmakta idi. Bize merhamet, ey kalp sahipleri.. Siyah saçlı adam yumruğile masaya vurarak: — Yetişir artık! diye bağırdı. Gözleri şiş adam, hırçin ve emreden bir sesle: — Sus be! diye haykırdı. Kadın bu iki sesi işitmemiş gibi gö- ründü. Gözleri daima kapalı, kıvrak parmaklarile göğsü üstünde sallanan kumaş parçasını evirip çeviriyordu. Ba- şını muntazam hareketlerle sallıyor, ve çok güzel bir sesle: - Bize merhamet, ey Allahı ıevenı ler.. Ayni sıkıcı gür ses: — O000! diye gürledi. Artık tahammül edemedim, kalktım, "içtiklerimin parasını verdim, meyha neden çıktım, caddeyi nihayetine ka dar yürüdüm, güneşin son ışıklarile hâ: lâ parlamakta olan tarlalara doğru iler ledim. Ah, ne rahatlık! Garip bir ihtirasla teneffüs ediyor- dum,-başı boş dolaşıyordum, başı biraz yana iğmiş ilk yıldızları kuca ; ğında sallıyacak göklere bakıyordum, Önümde güneşin battığı yere ka « dar uzıyan bir yol vardı. İki tarafında — ihtiyar meşe ağaçları sıralanmiıştı. Yüz, lerinde bir melânkoli, bir başkası ta - |rafından terkedilmenin verdiği hüzün hali vardı. Bir şeyler dinliyormuş gi « biydiler. Dallarda hiç bir hareket yok. Başımın üstünden susan bir gece kuşu geçti: Kapkara bir gölge olarak gökte, kalbde bitden canlanan hatıralar gibi göründü, ve kurşunileşen alacakaran - lıkta kayboldu. Durmadan yürüyorum. Alacakaran- lk ağır ağır bir şeyler içine giz - leniyor. Kulaklarımda, boğuk bir aksi sada gibi, Gözlerimiz kör, kalblerimiz de belkı'.ı Bize merhamet, ey Allahını se - B venler.. Mısra arının. kedırmı ve ıztırabıni

Bu sayıdan diğer sayfalar: