Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
Muharririt A.R. Tefrika No.. 14 Ferahâbâd Sarayında.. Ağacların Dallarında Fenerler Asılmıştı.. Renk Renk Lâlelerden Sanki Nurlar Akıyordu.. Nigâr, başını çevirmeye bile lüzum görmeden cevab verdi: — Çabuk git, gel.. hoş, beş etmeye kalkan - olursa — kulak verme. Zehra, dışarı fırladı. Kapinın iki adım ötesinde bekliyen iki yaşlı nöbtci — kalfadan — birine yanaşdı. — Bana tezce o büyük ağayı buluverin.. Mühimce bir söyliye- ceğim vardır. Biriniz de helânın yolunu gösterin. O bahane ile söy- leşmek İsterim. Diye mırıldandı. Kalfanın biri, dehlize doğru koşa koşa gitti. Zehra da, öteki kafanın gösterdiği helâ kapısın- dan girdi. Kapıyı aralık etti... Biraz sonra Anber ağa, koşa koşa geldi. Zehra Anberin elini tutarak içeri çekti. Iki kolunu omzuna dayadı. ÂAğanın gözleri- nin içine baktı: — ÂAğaml.. Eğer beni ele ver- mezsen, sana pek hoşlanacağın birşey haber vereceğim, Diye mırıldandı. * Kainpeder - Le -Damad Boğazın hırçın dalgacıkları, Beşiktaş ile Ortaköyü arasında (Ferahâbâd) ismini taşıyan Ibra- him Paşa sarayının mermer rıh- tımlarına çarpıyor.. Tatlı su şı- pırtıları, sarayın muhteşem ceb- hesinde billür seslerine benzeyen akisler yapıyordu. Saray, servet ve haşmetin bir nümunesi gibi sahili baştanbaşa kaplıyor. Züm- rüd gibi yeşil yapraklı sık ağaç- lar, sarayın arkasındaki tepeye doğru yükseliyor. Rengarenk çi- çeklerile gözlere ve kalblere em- salsiz bir temaşa lezzeti veriyordu. Sarayın bahçesi, bir renk ve zevk meşheri halinde idi. Bahçedeki büyük havuz mer- kez olmak üzere her tarafa yol- lar açılmış.. bu yolların kenarları zarif tarhlar, tatlı meyillerle yük- selen göbeklerle süslenmişti. Bu tarhlardan ve göbeklerden bin bir renk taşıyor; her tarafta bir şiir ve letafet kaynaşıyordu. Uzun Bâkları üzerinde zerafetle boynu bükülen (lâle) lerin renkleri akıl- lara hayret veriyor.. sarı, penbe, mor, ateşalı, yeşil gibi çiy renk- lerden Tavus kuşunun kuyruğuna andıran hâreli elvana kadar yüz- lerce renk, emsalsiz. bir bedia teşkil ediyordu. Bütün bu rengârenk İâleler, gülrü - esrarıyezdan - izharıkud- ret- Afitabıgülzar - Abıkevser - Asârısaadet - Bedüçemen - - Çelebi » Envarıfeyiz - Aşübüdeveran - Aşübugülzar - Navekigülşen -pey- maneizerrin - Pertevendaz - Duh- terinâz - raksâver - Dihenbesta - Hurşidimünir - Hurşidinâz - Dürrü- yektâ - Sün'uhüda - sayelelmas - Dilcü- Keremibari;- Mensubuferah- Selimendam - Yegâne - Şah Bânü - Pehlevi ...) vesaire gibi, renkleri kadar çok ve muhtelif isim ta- şıyorlardı. Ağacların dallarına da yine rengârenk binlerce fener ve kan- dil asılmıştı. Lâlerin Üzer!erine bunlardan katre katre — nurlar süzülüyor.. Bütün o koca sahaya aklı ve hayali durduran efsanevl bir maenzara Veri, ordu. Havuzun biraz gerisindeki set Üzerine geniş bir çadır kurul- muştu. Çadırın som altın yaldızlı direkleri, kenar ve tavanlarının sarı Bırma işlemeleri, yüzlerce mumluk billür avizelerden taşan nurlarla parlıyor.. Sedirlere ya- yılan ipekli örtülerin üÜstündeki yastıklarda irl inci taneleri göze çarpıyor.. — Zihinlerde — hayretler uyandırıyordu. Birdenbire: — Geliyor... Sesleri her tarafda aksetmiş.. Bütün saray halkı ve davetli olan hükümet erkânı, rıhtıma koşarak yırli yerince sıraya dizilmişlerdi. Üçüncü Ahmed, saray balta- cılarının taşıdıkları meşaleler altın da, büyük tebdil kayığından rıh- tıma çıkmış, damadı Ibrahim Paşa tarafından hürmetle İstikbal edil- mişdi. Padişah, doğruca çadıra gelmiş.. Sedirin köşesindeki incili yasdıklaklar arasına yerleşm şti. O zaman Iİbrahim Paşa, efendisi ve kayınpederi olan Padişahın önünde yerlere kapanmış.. Par- maklarında, en kıymetli elmas ve yakut yüzükler parıldıyan ellerile Üçüncü Ahmedin ayaklarını kav- ramış.. Yüzüne ve gözüne sü- rerken:! — Hoş geldin, şevketpenahım. Sevgill hünkârım.. Mürde kalbi- mizi ihya buyurdun. Şu fakirha- nemizi, şeref ve sürurla doldurdun. Diye mırıldanmıştı. Ibrahim paşa, geri geri çeki- lirken, Fatma Sultanın baş ağası ilerlemiş.. yere diz çökerek, diz- lerinin ve dirseklerinin Üzerinde sürüklene sürüklene, Üçüncü Ah- medin önüne gelmiş.. padişahın yerde duran papuçlarını üç defa öpüp başına koyduktan sonra; (kerimei mükerremei padişahi, Fatma sultan hazretleri) namına (arzı hoşamedi) etmişti. Hazırlık, üçüncü Ahmedin pek hoşuna gitmişti.,. Gözlerini slize | süze etrafına baktı. Binlerce Lâ- lenin kokusile dolu olan havayı derin derin kokladı. Ellerini, ha- fifce semaya doğru kaldırdı, mestane bir eda ile: — İlâhi yarabbil.. sana, yüz- binlerce hamdüsena — olsun ki., bizleri bu sene de Çıragan gece- sine eriştirdin. Diye mırıldandı. Ve ayakta, divan duran: ( Arkası var ) sonra, Matbuat Balosu İstanbul Basın kurumunun senelik balosu yarınki Perşembe akşamı Maksim salonlarında verilecektir. Matbuat balo- sunun senenin en güzel balosu oldu- ğunu izaha lüzum yoktar. Basın kuru- muü idare heyeti gösterilen bu rağbet ve teveccühü karşılamak üzere her türlü hazırlıkları yapmıya çalışmıştır. Bu meyanda Maksim salonlarının de- korasyanile gazete karikatürist — ve ressamları meşgul — oldukları — gibi kotiyonların mükemmeliyeti — için de müteaddit — heyetler — çalışmışlar ve baloya içtirak eden herkesi memnun edecek çok zengin hediyeler tedarik etmişlerdir. Bundan başka şehrimizdeki artistler tarafından en güzel numaralar yapılacaktır. Balo gazetesile hemen hemen İstan- bulun belli başlı mizah muharrirleri meşgul olmaktadır. Basın kurumu balosunun bu sene daha güzel olacağı temin edilebilir. - | ya Banayii Buyuk Tehlike ! — Çabuk. çabuk Bobil!. zim bayanı, bir mağazaya girib bir mantoluk ısmarlamadan bu- lalım!.. Bi- Dünya İktısad Haberleri İtalyanın Maden Kömürü İdhalâtı Italya istatis'iklerine göre bu En az biz- | Memlekete 1934 n yılı sekiz — ayı den alıyor içinde sokulan maden kömürü miktarı mal gön- deren memleketler sırasile şöy- ledir: İngiltereden 2. 956.000 ton Almanyadan 2. 594.000 öi Lehistandan 675.000 n Sovyet Rusyadan — 411.000 f Türkiyeden 121.000 ” Diğer yerlerden 361.000 a Tümü 7. 118.000 Şu hesaba gore Italyaya kö- mür sokan memleketler arasında beşinci gelmekteyiz. Fakat idha- lâtımız miktarca diğer ülkelerin- kilerle mukayayese edilemiyecek kadar azdır. Ayni devre İçinde Italyaya 764 bin ton da kok kö- mürü sokulmuştur. * . Brükselden bildirildiğine gö- re Belçika hükü- meti Litvanya ile Letonyaya bin beşer yüz tonluk çavdar kontenjanı ayırmıştır. Di- ğer yandan Estonya da mukabi- linde madeni eşya almak şartile Belçikaya çavdar satmak için alâka göstermektedir. x Macaristan harbden önce yıl- Madeni eş- yaya karşı çavdar da 2 milyon ki- Mı;lcaı; k oî: lodan Üstün ipek KARGEĞEN Y kozası — yetiştirir- ikçeazalıyor| ken - bu miktar harbten sonra gittikçe — azalmış ve 1930 da — 600.000 — kiloya, 1934 de ise 425.000 kiloya düş- müştür,. * Kat'i hesablara göre Çekos- Siz lovakya tütün re- Çdf :'în;n jisinin 1934 yılı rejisinin | icindeki — geliri kazancı 1727,7 milyon (1933 de 1808,2 milyon) Çek kronu tutmuş ve bunun 1275 milyonu deviet hazinesine yatı- rılmıştır. (Bir kuron 5,03 kuruş- tur). * Lehistan kimya — sanayicileri Lehistan | birliği tarafından kimya sana- yapılan oranlama- A lara öre — bu yil ilerliyor | memlekgetin kim- 1934 yılı içinde bir yıl evveline bakarak yüzde 10-15 nisbetinde artmıştır. Bu işte ça- lışan amele miktarında da bu nisbet İçinde çoğalmn vardır. Yeni Neşriyat: Çığır — Ankarada çıkan bu kültür ve gençlik mecimuasinın 3Ğ noi sayısı çıkmıştır. Bu Sütunda Ioı-g_lıı  YE Çevliren: Selim Tıynet —— ÇAMLIKTA Mösyö ponşet utanarak kapı- cıya sordu: — Asansörünüz var mı? Madmazel Lilet azarlar glbl atıldı: — Asansör mü? Na bilsin bu binayı yaptıran günün — birinde sizlerin teşrif edeceklerini, haydi bakalım! Dayan merdivenlere. Mösyö Ponşet “ yandık öyle isel,, diyerek trabzonlara sarıldı. 95 kiloluk bir kalıbı bu merdi- venlerde sürüklemek kolay bir iş değildir hani. Fakat başa gelen çekilir, nitekim çekildi de. Altıncı katta iğneler, firketeler, — yağlı bezler ve kahve telvelerile dolu bir odaya girdiler. Falcı köşeşinde oturuyordu. Dizinde tüyleri yoluk bir karga, elinde — sararmış bir kafa tası vardı. Mösyö Ponşeti ve hamisini güler yüzle karşıladı, hemen sordu: — Adresimi kimden aldınız? — Madmazel Organdiden. — Güzel, kendisi eski bir müşterimdir. — Bana danışmadan hiç birşey yapmaz. — Öyledir. Hele sen bizim de falımızı söyleyiver bakalım. — Kimden başlayayım? .— Madmezelden. Kadın raftan büyük bir krim- tal küre aldı. Gözlerini süzerek dalgın dalgin bakmıya başladı. «İşte, dedi görüyorum.» — Na görüyorsun? — Seyahat. Sıhhi sebeblerle yapılmış bir seyahat. Madmaze- lin üstünde hasta bakıcı elbisesi var. İyi seçemediğim bir adam şezlonga uzanmış yatıyor. Ponşet endişe ile sordu: — Şişman mı bu adam? Vaktile şişmanmış galiba. Kü- çücük bir başı var. Yüzünün de- rileri sarkmış. Zayıflığında bile size bir az benziyor. — Aman yarabbil!, — Bir “doktor görüyorum. Hastayı muayene ediyor. Madma- zeli bir kenara çekerek konuşuyor: “Erken davranmış olsaydınız kurtaracaktık. Zaten hastalığı çık- — madan evvel gözetmek lâzımdır. Kendisini senede Üüç ay İklimi- mutedil ve çamlık bir yere götür- meliydiniz, yazık ihmal etmişsiniz. Bu adam en aşağı yüz sene yaşayacaktı ,, diyor. Falcı »küreyi yerine koydu “çok yoruldum, dedi, biraz bek- leyin sizinkine de bakarım,, — İIstemez, diye inledi mösyö Ponşet. Daha ne söyliyebilirsiniz ki? Borcumuz ne kadar? — Yüz frank. — Buyurun. — Ve sonra müstakbel hasta, Liletin kolunda, sürüklenir gibi yola koyuldu. * Mösyö Ponşet evinde gazete- leri karışlırıyordu. Lilet seslendi; — Şu hayat hakikaten tuhaf tesadüflerle dolu! Bak ne yazıyor gazete. Lilet gazeteyi aldı, gösterilen yeri yavaşca okumıya başladı: “ Deniz kenarında, havadar ve çamlık arazi parça parça sa- tılmaktadır...,, Mösyö Ponşet : — Ne dersin, diye sordu. Falcı da söyledikten sonra artık durmıya gelmez. Mal canın yon- gasıdır. Hemen gidib şu arazinin bir kısmını da - biz alalım. — Ne diyecegim. Sen hasta değilsin ki., — Değilim. Fakat olmayı dl beklemek istemem. Kendilerini centlimen bir ıltlllj Burası tenhâ memuru karşıladı. | " a ve kasvetli bir yerdi. Denizi de sözüm ona denizdi. Ponşet, ho'î* ' men adama fikrini söyledi: — Ne dersiniz? Burası satıla- bilecek gibi bir yere benzemiyor. Centlimen : — Yanılıyorsunuz, diye cevab — Elimdeki şu plâna lütfen — verdi. bir göz gezdirin. parçalar satılmıştır. Bakınız, bütün Bununla be- — raber size de verecek bir kısım — yerimiz var. Fakat — cevabınız!i hemen bildirmelisiniz. Çünkü ayni yeri üç kişi daha istiyor. Işte, Mösyö Ponşet, bataklık dibindeki kul geçmez, kervan uğramaz yeri böyle satın aldı. * Madmazel Organdi heyecanla falcıya sordu: — Ne haber! Dostum, İşler yolunda mı ? — Umduğundan fazla. Hisseni — düşen yüzde beşi hemen alacak- şın. İşte yeri satan adamın yollar — dığı kâğıda bak! Ne diyor. «Madam, Bana gönderdiğinirz adamlar, çöl gibi yerdeki erazinizi 85 bin franga aldılar. Bu müstesna satış hakkındaki hayretleri saklamıyo- rum. Çünkü — yeriniz, — satıldığı fiatın onda biri kadar bile etmerz. Siz tebrik ederim.,, Garib Bir Hayvan Kafası İngiliz Sahillerinde Bulundu Londra, 29 (A.A.) — Durham kıiyılarında, dalgalar karaya acalib ve korkunc bir hayvanın kafa tasını atmıştır. Alnı ikl metre ge- nişliğindedir. Ağırlığı ise, 50 ki- lodan fazladır. Bunun bir Mamuta ald oldu- ğu zannediliyor. Şimdiye kadar fır- tırtınaların karaya attığı bu kabtl enkaz, Durham sahilleri boyunda, denize batmış eski bir ormanın mevcudiyetini göstermektedir. Ürüguvayda İç Muharebe Montevideo, 29 ( A. A, ) — Uruguvay'da karışıklıklar artıyor. — Asiler askeri kıt'aları İsyan etti- rerek hududu aşmaktadırlar. Hükümet merkezine giden yol- — : İkl yüz — lar nezaret altındadır. ihtilâci ile hükümet kuvvetleri arasında çarpışmalar olmuş, beş — kişl ölmüştür, birçok tevkifat —— vardır. vi —- I — Gazelenin esas yazısile bir sütunun ikl satırı bir (santim) sayılır. 2-e Sayfasına göre bir santi- min ilân fiatı şunlardır: 3-e.Bir — şantimde (8) kelime — vardır. 4—Ince ve kalın yasılar elutacakları yere — gör* sanlimle ölçülür.