16 Eylül 1933 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 11

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

t — — Keyıf Verıcı POSTA “Son Maddeler; Dostum.. İşte Tam Size Lâzım Olan Bir Adam! ( Baştarafı 1 inci - eayfada) ıkabıhyordu Bütün bu istifhamlar, | sızı veren mikrop gibi mü- temadiyen dimağımın içinde de- Fakat her şeyin bir söüu ola- cağı muhakkaktı. Nitekim ben de bir akşam bu müuammanın düğümlerini çözebildim. | O akşam, haşhaş tarlalarımna gidişimizden sonra bir daha gö- rrmediğim Türk dostum yanıma | geldi. Yanında kilot pantalonlu, kasketli birisi vardı. Bu, orta boylu fakat sert yapılı ıılı-n kalın dudaklarından soğuk, tak- ma bir tebessüm hiç eksilmiyordu. Dostum: tize tam İâzım olan bir adam! Bana kim olduğunu sormayınız, Çünkü bilmiyorum. Bunu başka- larından öğrenmiye de kalkışma- yınız. Çünkü birşey öğrenemiye- başka, sizin çok işi- nize yarayahılecek bir kimsenin emniyetini kaybetmiş olursunuz! Kendisine — esrar çekenleri Börmek istediğinizi söyledim bu Arzunuzu yerine getirecek. Şim- tilik allaha ısmarladık, çünkü ben size —refakat edemiyeceğim, Polisin beni oralarda görmesini Biskcn, , Ve elini uzatırken ilâve etti: — Ha, aklımda iken söyliye- Yim, Berikine münasebetsiz şey- sormıya İşinizi — bozarsanız, haydi, allaha lamarladık!... Biz konuşurken meçhul adam biraz uzağımızda beklemişti. Dos- | tum gittikten sonra sokuldu. Yer gösterdim. Oturdu. .lrı, kıllı ellerini masanin üze- rine koymuştur. Sol elinin baş Ve şahadet parmakları arasında büYük bir bıçak — yarasının - izi dikkatimi — çelbetti. O, h—m farkına varınca güldü: — Bir askerlik hâtırası! dedi. Ve ilâve etti: — Ben muhtelif harplere iştirak *tmiş bir Arnavudum. ' Dövüşe, Savaşa, kavgaya, gürültüye bayı- lsımııı hrim, Mustafa, lâkabım Ytngeç,, Böyle aturmak, macerasiz, teh- İlkesi> bir ömür sürmek beni çok #ikıyor. Bunalıyorum. Esrar çeke- Tek kendimi avutayım — derken — oluyorum. “ Yengeç Hmtıfıı kimsenin d"—'l»'ll'p duymadığını ınhmuk için thf.m bakındı ve kulağıma eğildi: . — Sizin de esrar çekmek iste- g'!mm söylediler ! Doğru mu ? ariste yok galiba? Halbuki bu- ada aşağı tabaka mensupları Srasında en müteammim keyif Verici şey “amyes,, tir. Çok kim- Seler, adeta sigara içer gibi esrar hlteı- dururlar. Bu akşam serbest :'::mıı? Âlâ... O halde saât on de yine burada buluşalım. Biraz ::;iklrıem bekleyin ! dedi. Ve "'U! bir selâm çaktıktan sonra “aıtı. * y. at on bir olmuştu. Fakat a:“teç Mustafa daha gelmemişti. _ gecikmesi ihtimali olduğunu & © mesine rağmen atlatılmak- .'?dş; kuyordum. Acaba caymiş Ö Ca bunları düşünürken kapı '"*ı Mustafa göründü. Başım d ' | ı bllkonı 'baktı, beni gö- 1 ]f kalkışmayın, kendi | rünce yine çıktı. Anlaşılan be- nimle beraber çok işine gelmiyordu. Derhal peşinden kaştum. Pııtıhuenmbırn ilerisinde görünmek | bir taksi bekliyordu. Penceresin- den bir el girmemi işaret etti. Mustafa : — Affedersiniz biraz gecıktım, dedi, | *hi “akşam mühim bir iş çıktı da, Maamafih aksaklık o- madı. Mükemmel. bir şekîlde uyuştuk! ' Bütün ııerıkııı rağimen ver- Öglnı sözü hatırlıyarak: bu mühim | işin mahiyetini soramadım. Şoför, gideceğimiz istikameti tayin et- meden makineyi işletti. Az sonra Beyoğlunu arkada bırakmıştık. Bozuk bir yokuştan indik, kaldırımları bozuk, karanlık dar sokaklara girdik, çıktık! sür- atini değiştirmeden daha birçok mesafeleri geriye atan taksimiz nihayet, mezZarlık gibi selvilik bir yerde durdu. Mustafa: — Şimdi bir az yürüyeceğiz! dedi. Esrarengiz Yolculuk Ö kadar karanlık bir sokağa daldık ki, adeta rehberimi göre- miyor, ancak adımlarının sesini - takip ederek istikametimi tayin edebiliyordum. Nihayet aydınlıkça bir yol ağıma gelebildik. Köşede, ka- pısındaki çardağile köy kahve- lerini andıran bir yer vardı. Mustafa beni oraya sürükledi, üzerine, mütecessisane — Üzerime çevrilen nazarlar döndü. Ondan sora artık kimse bize ehemmiyet vermedi, bızimle meşgul olmadı. — Bir dakika bekleyin, şim- % orum. ir köşeye oturdum, bekle- . miye koyuldum. Adeta korkmıya- başlamıştım. Zira öyle bir yerdeydim, bağaz- lamıya kalkışsalardı. imdadıma; geçtiğimiz karanlık ve tenha so- kakların yegâne canlı mahlükları olan — kedilerin — miyavlamaları, gerseri köpelderin acı uiumılın cevap verebilecekti. Âz sonra “ Yengeç ,, ışaret etti, gittim. Tezgâhın arkasında bir kapının çıngırağını iki defa çekti. Karşısına çıkan bir insan gölgesine anlıyamadığım bir pa- rola verdi. Beriki bu sefer ara- ladığı kapıyı ardına kadar - açtı. Girdiğimiz karanlık bir dehlizden bir avluya çıktık. Köşede bir köpek hamurdanı- yor, karşısmdaki kapınm çatlak- larından kirli, sarı bir ışık, hasta dudağından salya gibi sızıyordu. Rehberim: — Haydi, dedi, girin,; ne gö- rürseniz taklit edersiniz! Bir lahze sonra, duman perdesi arasından, sefil Esrarkeş Kahvesi Yavaş yavaş ağır koku ve dumana alıştım. Beni, sıra üze- rine, çobana benziyen bir ihti- ablak suratlı bir gencin arasına oturttular. Mastorlaşmak üzere bulunan tiryakiler, aralarına bir yabancı girdiğinin farkında bile değillerdi! Baygın ve donuk nazarlarım bir noktaya — dikmişler, Edk YT - Ben, yeni bır çubuk huırla- L' '.—-.-—..—.._-._._ TP A ST kahn bir. Pa melankolik | mecnünlar gibi mutemıdıyeı ba- | mıya bışhyan bir adamın hare- kâtını, şaşklan — şaşkın.. hlnp edi- | M(hız Ehnılnyhrenkllıııthim aldı. Onu&ış!erimsmdılnmrık _____ — mefesi çekh. Bu öyle bir nefesti lu bir Beferde, beş cigaralık zehirli dumam ta içinin en derin yerle- rine kadar ıölüı'dlgl anlaşılı- yordu. Hazırladığı, tecrübesini yap- tığı, keyfine baktığı çubuğu ya- nındakine geçirdi ve çubuk elden ele, ağızlardan ağızlara dolaşmı- ya başladı. Her tiryaki bir iki mmefes çekiyor, sonra öksürüyor, tükürüyor, ve yerinde yığılıyor, dalıyordu. Âdet böyle imiş, ve bu, höyle çekilirmiş. Bu basık tavanlı ha- vasız yerde nefes almak bile güç, insan, bu ağır, kirli havanın ver- diği bunaltıya, sıkıntıya ancak “Mastor,, olarak tahammül ede- bilir. — Sıram geldi. Ben de biriki ne- fes çektim. Ve diğerlerinden gör- düğüm gibi, elimi evvelâ başıma Sonra göğsüme götürerek teşek- kür ettim, çubuğu yanımdakine verdim. Evet, artık ben de sıramı sav- mış; bu zehir! ' bi- çare kazazdeleri arasına bir müd- det için katılmıştım. VÜ Belki iki saat, bilmiyorum, belki de daha fazla zaman geç- mişti. Artık tiryakiler, gözleri açık uyuyorlar, mırıltılı nefesler ara- sında arada bir sayıklıyorlardı. Mustafa — sayıklıyanlardan birini tercüme etti: “ — Duman, bulut oldu, bulut ta duman olacakl diyormuş. Esrar Dalgası! Yanımdaki ihtiyar u'yumamıştığ Bana biraz evvel anlattığı bir hikâyeyi tekrara başladı: — Bir gece üç sarhoş şehre dönmüşlef Bir de bakmışlar şeh- rin kapıları kapalı. İçlerinden, rakile sarhoş ob muş olan: Kıralım şunu - çocuklar! - demiş. Afyon fitili kapımn dibine yığılmış: — Yok camım, demiş, neme- lâzım, kim uğraşacak şimdi... Sa- Iahı kıdır uyuruz burada, açı- Üçüncüsü esrar mastoru imiş: — Ne kapıyı kırarız, ne de riz, anahtar deliğinden gireriz vesselâm! cevabını vermiş,.. İhtiyar bu hikâyesini altıncı defa dinletip susmuştu ki içeriye, bir kadın girdi. Patrona yaklaştı, H aldığı çubuktan birkaç derin nefes çekti. Sersemledi, duraladı, ve miktarını görmediğim bir mik- tar bozuk para bırakarak sallana sallana çıkıp gitti. Yengeç Mustafa izahat verdi: — Yoldan çıkmış bir kadm- dır. Her para aldığı sefer buraya düşer, çubuktan birkaç nefes çe- tün kazancım buraya yatırır. da ÂL l İ ö NEX GRO ( Baştarafı 10 uncu sayfada ) Ne güzeldi; ne tatlı ne hoş bir kızdı. Onunla evlenmek ne iyi bir * şey olabilirdi!. birdenbire mah-- cubiyeti bu düşüncelerinin - kar- dl”! düşündü. Yerinden kalktı. — Allalmmarladıl: Matmazel | T Clmllle! Kapıya doğru gıderken Neg'- Fo &raya girdi. Akilh gözlerile efendisine bakıyor Sanki bu balaşlarile, ' — Niçin gidiyorsun! diyordu. | Hanım seni seviyor.. Ben de ge- viyorum.. Bizi neden bırakıyor- | sun? Piotel kapıda durmuştu. Genç kıza dönerek: — Görüyor musunuz Negro beni bırrakmak istemiyor! dedi. | Şisina da Çıktı. Ne saçma şeyler! | ı h: | Diye — Hakda var. Sevdiği — iki efendisi var. Hangisini bırakıp hangisini takip etmek lâzım gel- diğini bilmiyor! (4 G &H buna bir çare. bula- biliriz! Fıotel genç kıza yaklaşmıqh Çelneıı ııhabsyelmden hpkıı— — Evlenerıh Nogroyı bu müşkül vaziyetten kurtarabiliriz. kekeledi. Camille sizi ne zamandan beri ıııiyoıum Egu bir başkasını sevmiyor ve onu” beklemiyorsanız.. Genç kız tatlı bir tebessüm- le onun- sözünü kesti ve ellerini üzatarak: — Beklediğim adam avdet ettil diye mırıldandı. 500 metre murabbadan küçü Boğızlğlnde Arsa Ve_ğra Ev Arıyorum olmamak şartile, mümkünse ağaçlık, Boğaz içinde veya Fenerbahçe civarında, sahilde bir arsa satın almak istiyorum. Yukarda rikredilen şerait dahilinde bir ev dahi olabilir. Tafsilâthı tekliflerin gazetenin 171717 rumuzuna gönderilmesi, Teşviki Sanayi Hanımlar Biçki ve Dikiş Mektebi Senelik sergisi umuma açıktır. Talebe kaydına başlanmıştır. Mezunlar sıtaj görmeden mektep ve atelye açarlar Telefon : 22994 sabahlara kadar buralarda bekle- açık başının boyalı saçları dağınık ker, gider. Ve aşağı yukarı bü- | Mustafa —tu Diğer tarafım- - eri mütemadiyen | _Vuxuklıyan ;'Bkk ııırıth genç PF? w.,_.._ı__.ı.m—_..u—..—_.——v—--- VEZNECİLER T. K. Biçki Dikiş Mektebi w MAKASTAR MUALLİM TERZİ. Yetiştirir. En son- Ppratik metot takip eder. TALEBE KAYDINA BAŞLANMIŞTIR (7379) el kğkli ldeğrlüdeli — Cekilkdik ufak mavi bir açtığı mavi kâğıtlı paketçikten bir az beyaz toz aldı. Ve burnunun deliklerine çekti. Yüzü çukurlaştı, gözleri döndü, ve yine yıkıldı, kaldı. Yengeç mırıldandı. Atıldım: — Nereden bulabiliyar? — Nereden bulamaz ki! — Hâlâ fabrika vâar m ki? — Var amma, şimdi gizli! — Kaç tane? — Oao, sizi alâdar mı ediyor? — Eh, biraz! — Sonra konuşuruz © haldel damaklarda bıraktığı acılığı gide- ren tatlı, nefis birer fincan çay.. Bu; zehirin keyfine keyif katar, x Mustafa: ş — Kendinizi nasıl hissediyor- sunuz ? dedi. İçeride — Şimdi — iyiceyim. boğuluyordum, az kalsın. — İster misiniz, bu mehtabı güzel, az bulunur gecede, şöyle Serin hava size çok iyi gelecektir. Hem ben de çok kaçırdım bu gecel, Yavaş yavaş yürüyorduk. Az sonra Mustafa : — Demek, dedi, siz İstanbul- daki ercin fabrikalarının kapatıl- işletildiklerini bilmiyordunuz ? — Emin değildim! — Oralarda çalışanların, fab- rikaların kapanışından sonra elleri - kolları bağlayıp oturacaklarını mi ? i- .h ti'r Vah Belinden çektiği bir çakımın ncile, havrıyan bütün kimyakerler ve yardımile ufak ufak fabrikacık- lar açtılar. Fakat tabii bunlar eskisi ka- dar bol istihsalât yapamıyorlardı ve aradan az zaman geçine Sof- ya merkez olmıya başladı. Eyüp fabrikasının sahipleri, fabrikaları kapatılınca —Bulgar . hükümetile uyuştular ve orada işe başladılar. Şimdi Bulgaristanda tam on'yedi tane de gizli fabrika tıkır tıkır işliyor. Fakat Bulgarlar, Cemiyeti Ak- vamı kuşkulandırmamak için ham maddeyi topraklarında| yetiştir- miyorlar, bizden alıyorlar Fakat afyon değil, “morfin esasi,. Hem bunun kaçırılması da çok kolay, çünkü çok az yer tutuyor! — Ve tabiâi bu Sofyada eroine, eroin de paraya, altına tahvil edi- liyor. Ortahk yavaş yavaş - aydınla- nıyordu. İstanbul kalm bir tülün arkasında imiş gibi müphem müphem gözükmiye başladı. Huı!ıfı sordu: — Bu esrarkeşlerden sonra bir de gizli bir fabrika, birkaçta kaçakçı görmek hoşunuza gider mi? Alay mı ediyordu acaba? — Bu akşam, sizi, yarın yerine getiremiyeceğiniz bir vait vermiye sevkeden, esrarın verdiği sarhoş> luk olmasın? Arnavut Mustafa sertçe homur- dandı: — Siz daha beni tanımıyor- sunuz. Bana “Yengeç Mustafa, derler. Benim bir tek sözüm var- dır! ? Köşedeki havagazı da söndü. Oteldeki odama döndüğüm za- | man ortalık adamakıllı M Kıpııııın üç fıbnkndı işi iyıco" i Nıkgh. Naci Sadullah 4 " B ha Ezi b

Bu sayıdan diğer sayfalar: