Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
üK N D Polis müfelttişi Burken Hi h'ğüıetçi kız Düpas da ayni ifa- a ve Pradiyenin son gelişinde ' H*Smer bir genç kadın bulundu- $ Ve etmiştir. Tarife göre Pradiye, H, T, orta boylu zayıfça bir a- , Ç_ehresinde göze çarpan karak- 'mz'"' Şey varsa o da iri ve parlak leriydi. Kadının arkasında bir H Nto bulunuyordu. Halinden, a- dyYa mensup bir aşifte olduğu MA anlaşılryordu. İ "n eşkâli de jandarmalara, po- y üdüd muhafızlarına - bildirildi. '_P?l'_SİEri bütün çamaşırcılara mü- 'i qh Lö Blonun cesedine sarılan Ömç larkalarının kime ait olduğunu n üzerindeki M. B. markası- %î"yacağı ümid olunuyordu. Fa- bu ümitler, gayretler boşa çık fazla çamaşırcıdan hiçbiri ; 'itanryamadı. ]__ Un mazisi araştırıldı. Birçok Ka yaşadığı. çok para sarfettiği h © Son zamanlarda parasız kal- İ Töre, zengince bir şey bulup ka- g&n karar verdiği ve bunun i- gıhı hesrettiği ihttmali düşünüldü. kişi hakkında tahkikat yapıldı hicbirinin eşkâli, matmazel Dö ç. Pizmetçi kızm - sövlediklerine Ü. Onlar, Uzunca bovlu, sıkca | | | u NU KAHRAMAN KIZ Halk ve matbuat heyecan içinde Pük e HABER — Akşam postası — ——— ll_=_. ı | - Parisi tethiş eden cani (4) m Parisliler hayatlarından hiç de memnun değil ! ve alman şivesile konuşan birinden bah- setmişlerdi. Lö Blonun küçük ilânma al- dığı mektuptaki yazı ve kelimelerin ni- hayetindeki (R) ler gotik tarzındaydı. Artık mesele alevlenmişti. Halk ve matbuat heyecana düşmüştü. Çok olu - yordu: Navaçin, Lötetya, Türo ve Roze- linin katli hâdiseleri, şoför Kufi ve Mar- kofun öldürülmesi, Etualde atılan bom- ba, generâl Millerin kaçırılması... Ta- hammül edilecek şeyler değildi. İnsan, hayatından emin mi, değil mi? Bir gün evinde öldürülmiyeceği, bir beze sarılıp tenha bir yere bırakılmıyacağı ne ma- lâümdu? Mademki katiller bulunamıyor. caniler serbest, kollarını s'allryarak geze- biliyorlardı! O halde her şey mümkündü Herkesin korkmakta hakkı vardı. Halk, bu düşüncelerle polisi âciz, liya- katsiz görüyordu. Katillerin yakalanma- masını zabıtanın ataletine, işe ehemmi- yet vermemesine hamlediyordu. Efkârı umuümiye, bunların bir an ev- vel bulunmasını istiyordu. Polisler, seferber olmuşlardı. Gece ve gündüz durmadan, dinlenmeden çalışı- yorlardı. Bir — ipucu ele geçiremiyorlar, halkı teskin edemiyorlardı . Sanki bu kâfi değilmiş gibi 29 İkinci- teşrinde, Sen Kluda, ev, dükkân vesaire kiralamakla meşgul bir acentanın müdü- rü Reymon Leobr da katlolundu. Bu da, ensesine sıkılan bir kurşunla öldü- rülmüştü. Bu haber şayi olunca halkın korkusu büsbütün arttı. Herkes: “Hayatımızdan emin değiliz. Mademki polislerin katille- ri bulmrya, yakalamrya iktidarı yok. Ma demki halkı, halkım hayatını muhafaza edebilmek kabiliyetinde değiller, şu hal- de değiştirmeli bunları. Yerlerine baş- kalarını almalı. Yetişir! Yetişir artık!,, Diye söylenmeye başladı. Bu sön katil hâdisesini de kısaca anlatalım: Mösyö Leobra birisi müracaat - edi- yor, Mon plezir köşkünü kiralamak iste- diğini söylüyor. Köşkün anahtarı, Lö- peletier isminde bir başka acentede. Le- obr, acenteler arasında âdet olduğu veç- hile anahtarı alryor, kiracı ile beraber köşkü görmeye gidiyorlar, Leobr'un anahtarı geri getirmediğini ve aradan iki gün geçtiği halde meydana çıkmadığını gören Löpeletie keyfiyeti po lise haber veriyor. * Zabıta köşkte araştırma yapıyor, ve altındaki mahzende Leobrun cesedini bu luyor. Bir de kart vizit ele geçiriyor. Kar- tın üzerinde B. Şot yazılı.., Tahkikat neticesinde katilin iki kişi tarafından görüldüğü' anlaşılryor: Sivre acentesi memurlarından Amia ile, Leobr otomobili ile geldiği zaman istasyon ö- nündeki noktada bekliyen polis memuru Şoket... Polis memuru, Leobr'un kendisine se- lâm verdiğini ve Alman veya Amerikan olduğunu iyice bilemediği birisini karşı- lamaya geldiğini söylediğini hatırlıyor. Bu yeni cinayetin tahkikatına Sen ve havalisi komiserlerinin en muktedirle - 'rinden Primborna memur ediliyör. Komiser, derhal faaliyete geçiyor ve az bir müddet zarfında pek mühim ne- ticeler elde ediyor. Komiser Primbornun tahkikatı Primborn ,emlâk acentesi zavallı Le- obr'un kâtibi madam Vogleizenin malü- - matma müracaat ediyor. Madam: — Ben o gün izinliydim. Kiracıyı gör- medim. Fakat, ertesi sabah mösyö Le- obr bana şu sözleri söyledi: “İyi bir iş yapabileceğimi zannediyorum. Tanıdı - ğım adam değil. Fakat kartımnı bıraktı.., İşte,o kart da budur.. : Diyor ve komisere bir kart uzatrıyor: “Arlur Şot, Park emperiyal Cad, N 6 Nis.,, : Şot... Nis... Komiser, kartı parmakla- rının arasında çeviriyor, yavaşça: Şot diye murıldanryor. Ve düşünüyor, bu kart herhalde katilin kendi kartı değil.. Katiller, hüviyetlerini ispat edecek böy- le şeyler brrakmazlar. İş, ne yapıp yapıp bu kartın sahibini bulmakta, Tahkikat başlıryor. Nis zabıtası, Şot- un bir tüccar mümessili olduğunu ve Is- trazburgda bulunduğunu haber veriyor. Istrazburg santralma bir telefon: — Allot.. Şehrinizde Artur Şot adlı birisi varmış. Hemen bulünuz. Versay zabıtası kendisiyle konuşmak istiyor. Şot, bulunuyor. Derhal trene atlıyor. Parise geliyor. Az sonra Versay sorgu hâkiminin karşısında... — Son zamanlarda kart verdiğiniz a« damların isimlerini söyler misiniz? Şot; ticaretle, komisyonculukla meş « gul olanların şuna, huna birçok kart ver- diklerini, bunları tayin etmenin güç ol- duğunu söylüyor. Hâkim ve komiser ısrar ediyorlar: — Gayret ediniz, şöyle bir düşününüz, belki birkaçı hatırınıza gelir. Bir iki i- * sim olsun söyliyemez misiniz?... Mösyö Şot, düşünüyor, zabıtaya yar- dım etmek istediği halinden anlaşılıyor. Bir, iki, üç, beş isim veriyor. Bu arada Pariste Sen Sebastiyen caddesinde, 57 numarâalı İdeal otelinde oturan yeğeni Friç Framere'i söylüyor: — Arzusu üzerine birkaç kart verdi- Zğimi iyice hatırlryorum. Diyor. Komiser, Friborn kendi kendi- ne: — Beş isim var. İlk evvel Fromerden başlıyalım, Bakalım, ne çıkacak?... Diye söyleniyor. Doğru İdeal oteline gidiyor, otel sahibi, 22 ikinciteşrinden- beri kiracısmı görmediğini söylüyor. — Otele, 1937 senesi Birincikânun ayında geldi. O vakittenberi bana haber vermeden, dışarıda kaldığını görmedim. Ya gitmezden evvel bizzat söyler, yahut ta bir kart postalla bildirirdi. Bir hafta- dan ziyade oluyor, kendisini görmedim. Çamaşırları, elbiseleri, çantaları, oda- sımda, nasıl brraktı ise öyle duruyor.. (Devamrı var) KAHRAMAN RTİz İ2s d Ağ € iki saat geçirmiş olduğu evin ö- avsamman v — Hayır! Mektubu onun eline ve- rap verilmesine veya höcrenin — değiş- miktarmı saklamak üzere evine gitti. diler. | Rı'İtaı müstehzi bir tavırla sordu: Miyy Bu evin ismi nedir, bilir - misi- | h&g'— Haline bakılırsa, bir iblis evi de- ! £ kabildir. *' î*"ku da bir kahkaha atarak: b Pek alâ, rahip, dedi. Bunu kar- & ihtühıber vereceğim. Bu ev kardina- Tzi adı Rişliyesdir. &ğ'hı Raskas, küçük sevgili Raskaz- İN %!y! Ne güzel bir isim! Gözlerim ne- y Çdiz,, Aman ne fevkalâde bir bi- * haşmet!.. Ne azamet!... Sonra, Yay y bakın sakın bundan bahsetme- N haç Sa ben de, sizin bir. evlenme- a1"5*=tt'ğîrıîzî söylerim! © defa Raskas ürperdi. İki casus ç &rlerine bakarak anlaştılar: Bu ! h;. sulhtu. w devam etti: İ _Burıya gireceğiz! < MNyan da bağırdı: Bi n yarabbim! Şimdi anladım! Tada! LA —-a Üiğe h*qu_ kâs, âmirane bir tavırla kapıyı , “pının tarassut yeri açıldı ve "ii"'e- Raskas derhal, mağrur * ltlı:: | j 'h'd ardinal tarafından geliyoruz! S y Korinyan da tekrarladı: | k'dln dinal tarafından geliyoruz! ğ:ü Vö belki, onları kardinalin ya- ş_:ı Tmüştü. Onları derhal tanıdı. Pa İki casus içeriye girdi ve İ llı-.ne: kapandı. Raskas içeriye gi- İN : ” —%Aln bayan Annais dö Lespar T i b“l “;taup var! - DSt din da şöyle dedi: *rı Verin mektubğîy klşı: ba * Korinyana muzafferane bir ) Aı“" Kadımın bu sözleri bir b ğ'lk Nnais oradaydı! Ü, ” kadının mektubu isteyişine kadının çehresi göründü. Bu- - | receğiz! Dedi ve derhal ilâve etti: — Mösyö dö Sen Priyak buradan çıktı, değil mi? Kardinalin emrettiği veçhile, genç kızla görüşmesini yaptı mı? — Heyhat! İstediği gibi görüşeme- di, mösyö Raskas! — Siz beni tanryor musunuz? — Sizi kim tanrmaz? Baron cenap larına gelince, bugün de, dün de ondan evvelki günler de, genç kızla iki kelime bile konuşmadı. Baron dö Sen Pri- yakdan daha fazla muvaffak olabilece- ğinizi zannediyor musunuz? Ona haber vereyim. Şimdilik buyurun içeriye... Raskas seviniyordu. Korinyan ise düşünüyor, yeni bir intikam plânı ku- ruyordu. Kadın, kalın bir demir kapı- yı açmış, Korinyan bu kaprıyı derhal görmüştü. İçeriye girdiler burası al- çak ve küçük bir salondu ve pencereleri de, evin diğer pencereleri gibi kalın, demir çubuklarla kaplıydı. Raskas gu- rur ve sevinçten kabına sığmıyordu. Hiç bir casus, bu kadar hnazik bir işi, böyle muvaffakıyetle idare edemezdi. Rahibe doğru yaklaşarak: — Ne dersin rahip? — Bu hali Parise gidip, kardinale haber vermekten başka yapılacak bir iş yok. Ben de işte bunu yapacağım! Bu sözlerle beraber, Korinyan bir hamlede kapıdan fırladı. Ve kapıyı / şiddetle kapayıp sürmeyi çektikten son ra bir kahkaha attı ve bağırdı: — Ne dersin, Raskas? Elinde iki şişe şarap ve öte beriyle gelen kadın bir çığlık kopardı. Korin- yan, Raskasın kapıyı şidetle vürup ba- ğırmasına katiyen aldırmadan tehdit- kâr bir tavırla kadına doğru eğildi ve şöyle dedi: — Siz, alçâk ve hain Raskası tanıdı- nız.. Ya beni, beni de tanrdınız mı? —Hayır... Yani... Evet, tanryorum. Siz muhterem rahip Korinyan mısınız? mesine ihtiyacım yok, fakat derhal ser- best brrakılmam lâzımdır. ve paraya ihtiyacım vardır. ı - Peder Jozef, keskin gözlerini Ras- kasın gözlerine dikti. . Raskas da; — Monseyör, dedi. Benim yarnırma Koriuyanı da katarsınız, onun, bana tarafkirlik etmesine tabil imkân yok. eğer yaları söylemişsem ve eğer muvaf- ' fak olmazsam beni tekrar bu höcreye kapatabilirsiniz... Peder Jozef, sadece: Korinyan hayretinden dona kalmış- — Bu cüce ne yaman bir adam! Diye düşündü ve büyük bir sürat- le, Raskasın arkasından dışarıya fırla- dr. Peder Jozefin odasında, küçük bir görüşme yapıldı ve bu görüşme niha- yetinde, iki btasus manastırın kapısın- dan çıktılar. İlk işleri, en yakım bir kabaraya girmek oldu ve, orada, yedik leri ve içtikleri öteberinin mikdariyle, kabara sahibini hayretler içinde bırak- tılar. Korinyan mırıldandı: — Cidden, aklrmıza güzel bir dü- şünce geldi. Mükemmel bir düşünce! “Raskas da şöyle diyordu: — AÂziz meslektaşım, size — itimat edebilir miyim? — — Ölünceye kadar beraberiz, kü- çük Raskasıığım. Biliyorsunuz ki size karşı daima, büyük bir hürmet göster- dim. ' Kabaradan çıktıktan sonra, Raskas meslektaşını bir elbiseci dükkânına ve daha sonra da silâh satan bir dükkâna sürükledi. Adeta şef kesilen Raskasın tavsiyesi, daha doğrusu emri üzerine, Korinyan, içini çekerek, rahip manto- sunu çıkardı. Birkaç dakika içinde, lâik bir adam haline geldi. Bunun üzerine, Raskas, peder Jo- -| zeften- kopardığı bir sünü altınm bir Raskas gayet tedbirli bir adamdı. Ko- rinyan da onunla beraber gitti ve rahip kıyafetinden kuürtüulmuş — olduğu için, karşılaştığı bütün kızlara, takılmak im- kânını buldu. Raskas, evine girerken, lar duydu: — Al... diye bağırdı. Birinci Ko- rinyan ölmemiş!... Doğrusu ne dört canlı mahlükmuş! Hakikat şuydu ki, zavallr köpeğin havlayışlarını duymuş olan iyi kalpli bir kadın, Raskasın sefil odasma gir- meğe muvaffak olmuştu ve her gün o- raya gelerek, köpeğe yemek veriyor- du. “Raskas bağırdı: — Buraya gel, Korinyan! Köpek, üç ayağı üzerinde koşaral geldi ve yegâne kulağını dikmeğe çalış- tr. Rahip hayretle bağırdı: — Bu mu, kendisine benim ismimi takdırmak tesaretini gösteren köpek? Şu halde...: Ve Korinyan köpeğe bir tekme sa- vurdu. Köpek, topallığına rağmen, diş leriyle mukabele etmeğe çalıştı, sonra, masanın altına sığındı. İki Korinyanın ilk tesadüfleri işte bu küçük hâdiseyle vuku buldu... Bu aralık, Raskas şöyle dedi: — Şimdi her birimiz birer at teda- rik etmeliyiz. Her şeye hazır olmalı- yız. Binaenaleyh, sizin, katırınızı, be- nim de, sizin yüzünüzden, kavgada kay bettiğim atımı değiştirmem lâzımdır. Korinyan, belki hayatında ilk defa olarak bu ithama mukabele etmedi ve şöyle dedi: — Peki, şimdi söylesenize, ne ya- pacağız? Aklımıza gelen, güzel düşün- cemizi bana izah etsenize... — Şu halde, siz Sen Lâzarda boşu boşuna vakit geçirdiniz, öyle mi? Korinyan gayet tabil bir tavırla e- cap verdi: homurtu-