1 Ocak 1937 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 7

1 Ocak 1937 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

" .- İ t erüamm eee üi ll ——— ——— ——— — — —— b | gZİNM Te Yazan: A. Cemalettin Saracoğlu Millif mücadele senelerinde Enosis vapuru nasıl zaptedilmişti ? D ç k NOVOROSİSKI'DE BİR MEY. HANEDE.. L 1921 senesi ilkbaharı.. Yani Mil- h “Cadele senelerinin en heyecan- la:,; uhranlı bir devresindeyiz. Rus- Karadenizdeki limanlarının — ol- Noçı mühimlerinden birisi olan b" Vorosisk,, de meyhane kılıklı bir daha doğru — tabiri ile bir ge- lmltugu Vakit gece yarısına mış.. Pıpo, püro ve sigara du- 'îııınhrmdan müteşekkil kesif bir af üt etrafi kaplamış. Bü müte- fin muhıtte göz gözü görmüyor. teri a yakmlığı dolayxsıyle muş ]anle"nm hemen hepsi de gemici o- ee bu kötü meyhanenin kapısında, k"'"lk ampullennm ışıklan al- ıîe kırmızı zemin üzerine iri hlnm harflerle — “büyük ihtilâl ei levhası — piril pmil — parlıyor- içerisinin derbederliği ile sanki alay ”dlyoı Bir köşedeki cırlak piyana-| Bun önünde — boyalı bir kadm, sarı: '“Çll başmı çaldığı havanım tem- _an““a uydurarak sağa, sola sallıya:- İYa şarkr — söylüyor. MMFYhane hıncahımc — dolu. dan bir ses yükseliyor: — Üç Votka.. — Bir bira da bu masaya gönder.. hh“* Bizim (Rakuski . meze) İler t#elmedi!... S“İen aarhos avazelerini bastı- l'ııı- tizlikle etrafı çın çın öttürü- îğblnındn demir üstünde- yatan Her mhlıf milletlere mensup posta vel- .hu:%urlnrmm gaz şileplerinin © nöbetçi olmryan - tayfaları ı;ım f““ kümeler halinde masalara ler kafalarını dumanlıyor % esmer çehreli kısa boylu, düşük İtalyan gemicileri: üçü Ya gelmiş hem şarap içiyorlar, de elleriyle kollariyle işaretler Şu bir şeyler konuşuyorlar. Na kenardaki masada karşı kar- , ?turan ve ngızlıu'mı açmadan, Tiş Sik ım bir merasim ifa ediyorlar İçen gibi , gsessiz sadasız içkilerini —&'İı dev boylu — beyaza çalar sarı b.n gemicinin limandaki İsveç Ğhlı gaz şilepinin müretteba- B Oİduklnn muhakkak... den ken tarafta gürültücü, hepsi bir- ı*h.nd Nuşan kümenin Yunan gemi- n!y €n birine mensup — oldukları- etseniz başınız ağrımaz.. z’lmı, Unan gemicilerinin etrafma di- Yaş oldukları — masanın yakı - E::dakı diğer bir masada üstleri baş- Oturm Omür tozu — içinde iki ateşçi Yi lgpu! zahiren önlerindeki — içki Piyano başımda — çalgı çalan Y mqgul görünüyorlar ama Ha.ı-ı tayfanın aralarında konuş hw şeylerin bir kelimesini bile her istemedikleri, berikilerin sa * q.,]a;î?üm! kulak kabartışlarından madei Müddet zarfında piyano —dur büy çalryor; dumanlı kafalardan dild Üa en, her şiveden bir nara halkee WYoör ve meyhanenin dumanlı la.;;q E!ttıkçe bulutlanıyor ve loş- *” * * mı’ceı:e Yarısına beş on dakika kal-| Yunanlı gemiciler kalktılar ı;]îîlânm gördükten sonra sallar Be ha dışarıya çıktılar. “klıer gözden kaybolunca yan birieş © Masada oturan ateşçilerden Miz Si avağa kalktr ve arkadaşma te- z bir * Türkoe ile: ! İ: B avdi Hüseyin — cavus! dedi Miz baJ dâ kalkalım. Burada bir i İişi- ıqıı 11 çâVuş! nnvanw e hitan edı Bd B Pa ğ & Üek kollarını uzattı, göğsünü ileriye frrla- tıp bir gerindikten sonra: — Herifçi oğulları, dedi, bizi az kalsın sabaha kadar uykusuz bıraka- caklardı. Bari bütün konuştuklarını anlıyabildin mi Mehmet?.. Anasından gemici olarak doz muş, bütün hayatını denizlerde ge- çirmiş bir Türk gemicisi olan Giritli Mehmet sinsi sinsi gülerek cevap verdi: — Anladım, çavuş anladım.. He- rifler evvelâ gemilerinin sahibinden başladılar; süvariye, çarkçı başıya kadar bütün âmirlerini adamakıllı kar layladılar. Bastılar okkalı küfürleri.. — Bak helel Bizler buraya rum- ca küfür dinlemiye mi geldik? “Eno- sis,, in ne vakit hareket edeceğine da ir bir sev konusmadılar mı?.. Giritli Mehmet neşeli bir tebes- sümle, dev yapılı arkadaşını bir müd- det süzdü ve elindeki cigarasmı yere atıp kapıya yürüyerek: — Haydi çavuş, dedi, şimdi biran evvel gemiye dönelim, Kimbilir bey- baba bizi ne sabırsızlıkla gözler!.. Merak etme, her şeyi öğrendim. Sen yanlız perkârları biraz aç da gözleri- mize bir iki saat uyku nasip olsun. Alimallah uykusuzluktan gözlerim kapanıyor.. Sütçü beygirleri gibi a- yakta uyuyacağım.. (Devamı var) Mzcera ve aşk romanı —— Yazan :(Vâ-Nü) “Padişahın sarayının duvarları çok yüksek. Oraya maymun bile çıkamaz. Ben nasıl tırmanacağım ? ,, Geçen tefrikaların hülâsası: Esir taciri Hacı Mustafanm sekiz parçadan mürekkep hususi filosu iki sene sergüzeştten sonra İstanbula gi. rerken bütün şehir bu manzarayla alâkadar oluyor. Tacirin serveti hak, kında birçok dedikodular olmakla be. raber, aynı zamanda, herkes kendine birkaç esir almağı tasarlyyor. Fakat yalnız şehir halkı değil, saraylılar da pencerelerden bakıyorlar, » & *& İçlerinden pek çoğu, bu yaldızlı kü- fesin içine böyle gemilerle getirilmişti. Bir konakta terbiye edildikten sonra saraya satılmış yahut hediye edilmiş- lerdi, Şimdi o eski günleri hatırlıyor- lar, bütün hisleri kabarıyordu. Pek a- zı buraya getirildiğine — müteessifti. Pek çoğu memnundu, hattâ bündan gurur duyuyordu. Zira, sarayların göz alret şatafatma kapılmışlardı. Dışarda- ki hayatın sefa.let olacağını sanıyor- lardı. Yalnız haremağaları mahzun mah - zun bakıyorlardı. Zira, onlar, yalnız hürriyetlerini değil, başka şeylerini de kaybetmişlerdi. Onlar da getirildikleri günü hatirlryorlardı. Bir cariye, bir haremağasmın gemi- lere bakıp gizli gizli ağladığını gördü; onun bütün düşüncelerini anladı. — Vah, zavallı kardeşim! - dedi. - Derdini tahmin ediyorum... Fakat dü- şün ki ben de senin kadar betbahtım! Çünkü, sende yok. Bende ise ha var ha yok! Koskoca saraym içindeki bin ka- dma bir tek erkek bile düşmüyor! He- le ben nöbetimi çoktan savdım., Yirmi beş yaşındayım... Kadınlığımı beş se- nedenberi unutmam lâzımgeldi. — Biliyorum, biliyorum., Vah karde- şim, Mihrümah! Biliyorum ve sana a- eryorum... Çünkü senin gibi bir kadın.. Böyle aşksiız, erkeksiz yaşamak. Ne a- zap.. Elimde olsa, seni buradan kurtar mak, evlendirmek isterdim. — Buradan kurtulmak mı?... Çık- mak mı?.. Hayır, Nesim! Hayır ağacı- ğım... Ben, burada kalmak istiyorum.. Çünkü, limonlukta yetişen bir çiçeğe benzetiyorum kendimi., Dışardaki ha - yat kimbilir nasıldır... Köyümü gözü - mün önüne getiriyorum... İnekler, güb- re kokuları. Böcekler, fareler.. Fena fena yemekler, misrr ekmekleri.. Ha- yır, bunlara katlanamam.. Beni alacak erkek kimbilir kim olacak... Belki bu gün iyidir, fakat yarın? Padisşahın gö- zünden düşer, sürülür. Kimbilir hangi geri memleketlere tayin olur... Öyle |yerler varmış ki oraya vali olsan bile bitlenmekten gene kendini koruyamaz mışm. Ben de böyle bir yere raslayıp ölür giderim... İstemiyorum. Bu sara- y içinde ömrümün sonuna kadar ya- & Müsaade ediniz, şu kadının sargılarını sökeyim. Foyası o zaman meydana çıkar — Casuslar hep böyle yüksekten a- tarlar., Genç kadın fena halde sinirlendi: — Benden ne istiyorsunuz, dedi, ben bir aile kadınıyım.. Hem de — tanınmış bir aileye mensubum. Memurlar tekrar gülüştüler : — Hâlâ bizi iğfale çalışryor. Bugün zabıtarım yatım da kanunun pençesin -. den kurtulamıyacaksın! Polis müdürü sordu: — Gözünü niçin sarryorsun? — EKüçük bir ameliyat yapıldı da.. Doktor: — Evet.. Ameliyatı ben yaptıra.. diye ilâve etti. Hanga ortaya atıldı: , Hangi ameliyattan — bahsediyorsu- nuz? Müsaade ediniz de şu — kaltağın sargısını çekip çıkarayım.. Bütün foya. & göreceksiniz ki çarçabuk meydana çı- kacaktır. Polis müdürü sivil memurlardan biri- ne emir verdi: — AÂçmız şunun yarasını! Doktor telâşa aüştü: — Aman, ne yapıyorsunuz? Bir has. açabilir. | tanın yarasını ancak doktör Bir kaza olursa, kat'iyyen kabul etmem.. Zabıta memurları lüzumundan fazla heyecana düşmüşlerdi. (Tesbiti hüvi- yet) şubesi şefi, elindeki fişe bakarak: — Saçı saçına, boyu boyuna uygun. Gözü bağlı. Hans gibi, hakikt — casusu yakından tanıyan bir de şahit var.. Daha ne duruyorsunuz? Deyince kimsede tereddüt ve şüphe- den eser kalmamıştı. Genç kadının yü. zündeki sargıyı çözmeğe başladılar.. Öperatör telâşla polis — müdürü:din yanına sokuldu: — Dahiliye nazırından da hiç çekin- miyorsunuz? Yarın kendisine ne cevap vereceksiniz? ğ — Bu işin Dahiliye nazırını gücendirecek tarafını göremiyorum. Ben — vazifemi yaparken başvekılm de, 5 ÇOĞ W W T AA | ee B | y YU LARMAN mes'uliyet imparatorun | — Fakat, casus diye tevkif ettiğiniz kaklın, Dahiliye nazırmın — baldızıdır.. — Haydi canım, yeter, bu maskaraca hileler.. Günlerdenberi takip ettiğimiz bir İngiliz casusuna sen de sıkılmadan yataklık ediyorsun, değil mi? Bu yaşta bir adama vatanına ihanet, memlekete fenalık yaraşır mı? Genç kadın baygınlık — geçiriyordu. Yarast çözüldü.. Sargılar kan ve ilâç le- kelerile kirlenmişti. Doktor: " — Gördünüz mü.. Gördünüz mü şu yaptığnıız işi? Sargıyı hızlı çektiniz.. Hastam can acısından bayıldı. Diye bağırmağa başladı. Hans dudaklarını bükerek, biraz ge. riye çekilmişti. Maamafih memurların yanında mahcup olmamak için tekrar söze karıştı: — Hâlâ yaları söylüyor.. O, yattığı ötelde de böyle, ötekini berikini aldat- mak için, sık sık düşer, bayılır.. Sonra kendi kendine ayılıp kalkardı. Bırakı- nız.. Biraz sonra nasıl ayıldığını göre. ceksiniz! Hansm sözleri eski tesirini — kaybet- mişti.. Zabıta şefleri bu işte bir yanlış- lık ihtimalini de düşünerek, 15 numara. | ya telefonla sorulmasını lar. kararlaştırdı- Polis müdürü telefonu açtı: — Allo.. Allo.. Orası Dahiliye Nazı- rırun evi mi?.. Ben pois müdürü , Sizi rahatsız ettim, affedersiniz! Pek mühim bir mesele üzerindeyiz. — Bir şey sor- mama müsaade ediniz.. Ekselâns!.. Evet., Evet. İngiliz casusunun izi ü- zerindeyiz. Fakat, ilk önce, hepimizi te- reddüde düşüren bir noktanın aydınla. tılmasını istiyoruz: Sizin baldız hanı- muın adı nedir?.. Frülâyn Keti, öyle mi? Pekâlâ.. Gözünde bir yarası var mı?.. 'Tuhaf şey!.. Ne garip bir tesadüf!, de- mek ki iki gün önce sol gözünden ame. Jiyat yapıldı ha?!. Peki,. Tekrar affını- zı rica ederim.. Yanlışlıkla hem sızı,l1 ae * . “ .. .den birçok değişiklikler olmuş, ğ Yazam: iskender F. Sertelli — 46 — Polis müdürü telefonunu kaparken, utancından yalnız doktorun değil, me- murların da yüzüne bakamryordu. — Rezalet.. Rezalet.. Bu mahsubiye. tin altından nasıl kalkacağız? Diye bağırdı. Bu srrada Ketiyi ayılt- mağa çalışan memurlar, elektrikçi Han- sın kendinden geçerek baygın bir hal. de yere düştüğünü gördüler. Doktor: — Gördünüz mü, Her direktör, gör- dünüz mü? diyordu. — Ben size bu işin sonunda mahcup olacağınızı — peşinen söylemiştim. Şimdi gelin de bu hastayı iyi edin bakalım!.. Memurlar biribirlerine bakışarak baş larını önlerine eğdiler.. Birer birer mü. dürün odasından çıktılar. Gözü yaralı kadının, Dahiliye nazıtı- nin baldızı olduğu anlaşılınca — zabıta tekrar hakiki casusu aramak için faali- yete geçmişti. # yü Semramnın başına ge'enler.. Aradan günler geçiyor, Semranın ve hakiki İngiliz casusunun izleri bulu- namroyrdu. Berlin zabıtasında bu yüz- siyasi zabırta şefi ve memurlarından bazıları azledilmişti. Yüzbaşır Ştanke hâlâ neza- ret altında bulunuyordu. Polis, Hansı da serbest bırakmamııştı. Hans, - sivil memuüurlara yardımcı olarak onlarla bir-; likte dolaşryordu. Semraya gelince, polis seyahat ve pa- saport şubelerinde onun Berlinden İs- tanbula döndüğüne dair hiçbir | kayıt yöktüu. Polis -müdüriyeti Şşefleri Semranın Berlinde bulunduğuna kanidiler. Yeni araştırmalar bu kanaat üzerine ve yeni memurları tarafından yapılryordu. Başvekil Betman Holveg Dahiliye nazırına, Dahiliye nazırı da polis mü- #” FUN j şamak niyetindeyim, Fakat yapayal « nız değil... Bir eşim olarak.. ik — Kabil mi? — Kabil değil, biliyorum... Fakat g'ö nül böyle istiyor... Hem dehdebe, hem aşk... Bunun için ne yapmalı? Nesim ağa omuz silkti. " İcinden: | — Amma da hırslı karı! - diye dü- şündü... Hem taşı atmak, hem kurbâ- gayı ürkütmemek istiyor... Bu, kabil mi? Yüksek sesle: — Kardeşim Beşir inşallah sağ sa- lim dönmüştür! Hep aklım fikrim on- — Ha... Sahi, senin bir kardeşin vars dı... Bu Haci Mustafaya satılmıştı.. O- nunla beraber sefere çıkmıştı. Gelmiş tir insallah., Gemiler, Sarayburnu önünden ge- çiyorlardı. İki kardeş, biribirlerine ba kıyorlardı. Karşılıklı pencerelerdeydi- ler. Fakat, mesafenin uzaklığı yüzün- den ne o onu, ne de diğeri berikini gö- rüyordu. '1 Garip bir tesadüf eseri olarak Beşir de, o sırada Havvanın kamarasınday, dı. Sünbülle yan yana bulunuyorlardı. Beşir, dimağındaki fikirleri ona aşıîn- mak istediği için diyordu ki: K — İşte görüyor musun oğlum, padi- şahın sarayı... Burası, binlerce beyaz kadınla dolmuştur... Bu gemideki ser- vetler onun içindekine nazaran nedir a- caba?... Hiç. Bu kadınlar da hictir.,; Ehn seçmeler, en güzeller oradadır. Dün yanın dört bir yanmda.n gelmişler.., Paralar, mücevherler... Keza oradaa Heıpsı, hepaı senin olabilir... —- Çocuk bir şey söylemiyordu. Gözlerini saraya dikmişti. Tatlı limonları biribiri ardı sıra deli- yor, dudaklarıma yapıştırıp emiyor.' sonra kabuklarını denize atıyordu. — İşte, oğlum Sünbül, o kadınları böyle birgr birer emip atabilirsin..; Bütün istikbal senindir... Sünbül, düşünceli bir tavırla sordu: — Nasıl?.., Baks&ana, ne yüksek dır' varları var.. Oraya nasıl gireceğim ?« Maymun bile tırmanamaz be... Beşir güldü. Oğlanın omuzunu, yana — ğmı okşadı. — Oraya öyle sallapati gırecelîı;llğ gilsin.. Geminin dehlizlerinde, vap dışlarımda dolaşmaya benzemez sara - ya girmek... Gireceksin ve bütün bu söylediklerimi yapacaksın. bit — Nasıl? — Benim söylediklerimi tatbik ede. rek.. Bu aefer Sünbül tatlı limonu emme;r den attı. Ağzmı yenile silerek: — Söyle bakalrm ne söyliyeceksen... Beşır de kardeşi gibi düşündü: y «— Bu oğlandaki ihtiras.. Neler yap mıya kadir değildir..,, * (Devamı var) * —_. kısa bir zaman içinde, mevcudiyeti ta- hakkuk eden İngiliz casusu ile Semra- nın ele geçirilmesi isteniyordu. Hükü- met bu işi ehemmiyetle takibe başla:- muştı. Zaten mesele gazetelerde de tenkit mevzuu polmaktan çıkmış, bir memleket | işi olmuştu. Bütün Berlin matbuatı hü- kümetten casusun yakalanmasını isti- yordu. Sivil polis hafiyeleri, Berlini hallaç pamuğu gibi ditmekte ve hatıra gelmi- yen yerleri bile araştırmak salâhiyetini almıştı. Bir sabah Berlin polis müdürü yazı- hanesine yeni gelmişti. Telefon çalıyor- &u, üYi Polis müdürü: — Allo.. Allo.. Kimsiniz? Diye sordu. Berlinin sular ve kanalizasyon idare- Si dırcktorü zaîutaya şöyle bir hahcr Ve - Ve DLiEK a

Bu sayıdan diğer sayfalar: