17 Aralık 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Hatıralarını anlatan: Alman korsan gemisi “Deniz - kartalı” niıh süvarisi nont Feliks fon Lukner —-EBSA- “İris,,in Lordasında bir şimşek çaktı ve bir mermi teknemiz civarında denizin sularını kamçıladı. Ayni zamanda muavin kruvazö- Tün güvertesi tüfek namlularile donanmıştı — Yüklü filika Moaya tâmam bir saat- | te gelebildi. Geimye yanaştığı zaman i- — (Çi yarı yarıya su ile dolmuştu, Köpek balıklarıysa filikadakilerin biraz son - ra kendileri için nefis birer lokma teş- — kil edeceklerini hesap ederek çirkin , başlarını sudan çıkarmışlar, filikaya — <refakat eyliyorlardı. İ Sandıkları gemiye naklederek açtık Et konservesi, yağ, domuz sucuğu gibi yiyeceklerden başka bir sürü alât, ilâc, — &elbise, ayakkabı doluydu. Yeni Zelan. | da hükümeti bu levazımın bizlere kıs- | met olacağını bilseydi her halde bu ka- — dar cömert davranmazdı. F Esirlerimi bu adanın kükürtlü bu- harları arasında bırakmıya vicdanmı; | Tazıolmadığından kendilerini bundan — gonra yolumuzda tesadüf edeceğimiz r_ en yakın adaya çıkarmaya karar ver - L dim. Bu ada Mak Öley adasıydı. Esir- < leri buraya, ihtiyaçlarına yetecek mik tarda erzakla beraber terkedecek, son- ra telsiz telgrafla mevkilerini düşma- na bildirecektim. | İngilizlerin kazazedeler için hazır: - <lamış oldukları kumanyayı aldıktan - Sonra mutat öolduğu üzere bir makbuz ' yazıp bırakmaklığımız icap ediyordu. “Adaya çıkan arkadaşlar tarafından an | bardan getirilmiş olm bu mkbuza (De- |— hniz kartalı) süvarisi sıfatiyle imzala - - yıpanbarda bulduğumuz malzemenin — mükemmeliyeti hakkında tebrik ve te- - Şekkürlerimi ilâve edeceğim sırada di- » , Fekteki gözcü bağırdı: hi z ÜiT İ Öi —i Şimalde, Mak Oley adası gerisin a de duman göründü! Adada kalmış olan arkadaşlarm der- |-hal dönmeleri için filikayı gönderdim ve filika süratli kürek darbeleriyle — Moaya gelip yanaşır. yanaşmaz garba — doğrü yol verdim. Biçare Moa hiç — Şüphe yok ki şimdiye kadar böyle sü- ğ lratlı seyretmiş değildi. Fakat peşimi- — Ze düşmüş olan vapur gözle görünür | ;bir surette bize yetişiyordu. Vanur provasını bize tevcih etmiş, [*e,—,ımızı takip ediyor ve her rota teh- ”lılımmde o da rotasını değiştirerek ya Şkamm bırakmamaya azmetmiş görü - Nüyordu. II'_J Biraz sonra geminin teknesi de gö- Ko ğrü iince Moanm süvarisi bu vapurun Z ü ismindeki muavin krüvazör oldu- ha u tanıdı. Ne sukutu hayal idi o ya- !':rabî ff Muavin kruvazör kâfi derecede yak- İaşmca tevakkuf işaretiyle beraber İn- A harp bandırasını da çekti. ” Bi I-dn_ 0 —- Dur! |- Emrine tamamiyle lâkayt, saatte ;“Lm mil süratle kaçmakta devam edi - - '51 xyorduk Fakat bu nispetsiz yarış de -| Vvam edemezdi. Birdenbire “İris, in mda bir şimşek çaktı ve bir mer 4 S; i teknemiz civarmda denizin suları- | x;gıı kamçıladı. Ayni zamanda muavir. ! h'uvazoriın güvertesi tüfek namlula - yr: nyle donanmıştı. Bizim bütün bu top- — çu kuüvvetine elimizdeki iki tüfenk ve v'*hek kılınçla karşı koyarak kafa tut - ;m]dıgımız beyhude yere bir intihar - baska bir şey olamazdı. | î Bizde hakiki hüviyetimizi bir da- ! *'ha göstermek ve küreiarzın bu köşe - İr Mıinde harp bandıramızı bir defa daha f !'_ğalgalandnmak için Alman harp san- — cağmı direğimize çektik; sonra da tes- — Timiyetin acı sahnesine şahit olmak yt lâzmıgeldı s- Resmi üniformamla İrisin güvertesi- “ne ayak bastığım zaman karşımda bir tek İngiliz zabiti göremedim. Karşım- Iİ dakıler perişan kıyafetli birtakım si- . erdi, Beni süngülerinin ucuyla kar- ? ayıp ilk iş olarak ceplerimi boşalt- $ti für ve para, saat gibi değerli eşyadan asşka hattâ mendilime varmcaya ka - / dar üzerimde ne varsa ganimet olarak /| gaspettiler. Yeni Zelandalılar bu şe - “."ı refsizliği pek şerefli bulmuş olacaklar ki yağma sahnesini fotoğrafla tesbit etmekten geri kalmadılar. Diğer arkadaşlara da ayni muamele yapıldı. Bütün silâhlarmnızı denize at- mış olmaklığımıza rağmen bunların hepsi de benim gibi, göğüslerine ve en- se köklerine yirmi kadar tüfenk tev- cih edilerek tepeden tırnağa kadar so- yuldular. Bu yağmayı protesto etmek tenezzülünde bile bulunmadık. . Bilâhare öğrendiğimize göre biz a- dadan firar ettikten sonra müteaddit vapurlar teslih olunarak peşimizden gönderilmişti. Bunların hepsine altı aylık erzak verilmişti. Böylece fira- rım düşmana bir milyon liraya yakm bir masrafa mal olmuştu ki bu da va- tan hesabına bir kârdı. Takip ettiğimiz istikameti muavin kruvazörlere elimizden kaçıp kurtulan yelkenli haber vermiş. (Devamı var) v M Sr 17 Birincikânün — 1936 Macera ve aşk romanmı - ğü a Yazan : (Vâ-NüL_ Pencerenin karanlığında iki gölge biribirine karıştı. Sonra, bunlardan biri gecenın karanlıgına savruldu Geçen tefrikaların hülâsası: Küçük zenci delikanlı Sünbül esir tacirinin gemisi içinde, uyuyan cariyeler den Ferahnaki ziyaret ediyor. Onun ya tağına giriyor. Ferahnak, onu, gençliğin deki sevgilisi Kulibey sanarak sayıklı yor. Kapıdan da bir haremağası bu sa yıklamayı dinliyor. Meselenin neye vara cağını merakla bekliyor. * & & Ferahnak, Kulibey'e karşı duyduğu aşkı bütün teferrüatiyle anlata dur- sun; kapmın önündeki hreamağası bu garip macerayı dinlesin varsın; biz on- ları bulundukları yerde bırakarak, doğ ruca birinci koğuşa gidelim... Dört kişilik bir heyet, - vardiya de- ğiştiği için, - ellerinde fener, bütün yatakları birer birer dolaşarak, hasta- ları yoklamağa başladılar... Nöbeti bi- tenler, nöbeti başlıyanlara devir ve teslim muamelesi yapıyorlardı. — Bu da iyileşiyor... — Bu da iyileşiyor... Feneri küçük çocukların yüzlerine doğru tutuyorlar, nefes alışlarını din- liyorlar ve hükümlerini böylece veri - yorlardı. İçlerinder. bir tanesi: — Doğrusu, bu sefer, az telefat ve- rildi! - dedi. - Meselâ işte bu akşam hiçbir ölüye raslamadık... — Yalnız işte şu... — A... Garip şey.. Kan izleri de var. Hem, vücut soğumuş. Ne zaman öldü bu? Eski vardiyadakiler şaşırdı: — Daha bir saat önce dipdiri bakı- yordu. Fakat tevekkeli değil, Havva hatun bunun tehlikeli olduğunu söyle mişti. Demek ki, ölmüş de soğuyuver - miş bile... Fakat, ne çabuk da soğudu.. Gidip kendisine haber verelim.. Alt kata indikleri zaman, Havvayı diğer erkânla konuşma halinde buldu- lar. Sabık gözde, dolaptan cesedin kaybolduğunu keşfeder etmez, telâşa düşmüş, fakat yukarı çıkarak tetki - kata girişmek imkânını bulamamıştı. Zira, onu lâkırdıya tutmuşlardı. Bu - nunla beraber, fevkalâde heyecan için de bulunuyordu: “— Ne oldu? Bu işin İçine ne şey- tanlık karıştı? Kimin oyununa gel- dim?, Kimin damına düştüm?..,, Biz ) man tebaasından ihtiyar bir Leh Yahu- hisi işletiyordu. Lokanta müşterilerinin pek çoğunu Yahudiler teşkil ediyordu. Temiz, bü- yük bir salonu vardı. Yortu, Paskalye ve yılbaşı geceleri müzik, maraları yapılır ve oldukça geçerdi. Gene böyle kalabalık, — eğlenceli bir geceydi.. Yılbaşı gecesi değildi. Fakat, galiba Alman ordularının cephede bü- yük zafer kazandıkları bir gündü.. Ber- linin her köşesinde müthiş bir kaynaş- ma vardı. varyete nu- eğlenceli — Yaşasın mntteîıkler.. — Yaşasın Alman ordular.. Sesleri kulaklara geliyordu. Cadde- lerdeki taşkınlıklar gibi, meyhanelerde- . ki coşkunluklar da azıştıkça — azışıyor- du. Kempinski lokantasının bir köşesin de genç bir kadınla doktor Şmit ismin- de bir Alman yahudi başbaşa konuşü- yorlardı.: — Almanların hakkı var.. Çbktanbe- ri hiçbir cephede yüzleri — gülmemişti. — Garp cephesinde — büyük bir mu- zafferiyet temin ettiklerini ilân ediyor- lar. — Olabilir. Harp, tali işidir. kumara benzer. Bazan kazanır.. kaybeder. Tıpkı Bazan — Haydi maskeni tak, güzel — mele- ğim! Bu kısa — konuşmadan kadın, sol gözünün üstüne yara sargısını indirdi. sonra genç uydurma — Bununla çoök çirkin gorunuyorum. değil mi doktor? — Evet.. Çok çirkin — görünüyorsu- nuz! İnsan âdeta yüzünüzden tiksini-| yor.. Önündeki bira kadehini dudaklarına götürdü: — Kim tahmin eder ki, bu çirkinli- ğin altında insanı kendine çeken, ezici ve öldürücü bir güzellik bulunsun?. Genç kadın sordu: — Gittiler mi? — Hayır... Müzikholde oturdular.. Bira içiyorlar. a — Kaç kişi var gelenler? — İki arkadaş.. — Bizi gördüler mi ataba?.. — Zannetmem. Çok uzağa oturdular. Bizim köşemiz loşçadır. Onlar ön plân- daki müşterilerle meşgul oluyorlar. Bizi görebilmeleri için dürbinle — bakmaları lâzım. — Haydi içsenize.. Ne duruyorsun? Genç kadınla konuşan erkek - tered- dütle cevap verdi: — Bir memur daha geldi.. — Üçleştiler... | — ÂAcaba ne var? Neden burada top- lanryorlar? — Malüm ya.. Böyle civcivli, gürültü lü gecelerde sivil memurlar da toplu olarak gezerler. — İşte bir tane daha.. — O da ayni masaya oturdu. — Dörtleştiler.. — Muhakkak bir iş var bu — gece, Bu üçleşmeler, dörtleşmeler.. Bu toplan tılar boşuna değil. — İstersen arka kapıdan çıkıp gide- lim.. — Daha tehlikeli olur. En iyisi otur maktır. Kendimizi göstermeğe ne lüzum var? : Dört sivil memür etrafı tecessüs ede- rek içkive dalmışlardır. Doktor Şmit sivil memur tiplerini ta- tırmakta çok mahirdi. O, ara sıra dilen- ci sıfatile gazinolara girip çık;ın me- mürları bile bir bakışta tanırdı. Konuşüyorlardı: — Yemek burada mı yiyeceğiz? — Hayır doktor! Odamızda yeriz. — Neden korkuüyörsun, canım? Me- olabilir- Zevki yok mu.. Paraları yok mu? Böyle bir gece- de içip eğlenmek onların da hakkı de- ğil mi? : Genç kadın cevap vermedi. müurlar eğlenmeğe de gelmiş ler.. Onların canı yok mu.. Biraz sonra lokantanın birdenbire söndü.. Doktor yavaşça genç kadının kolundan çekerek: — Hakkın varmış, dedi, haydi hemen çıkalım şu arka kapıdan.. Kalktılar. Umumi heyecar ve telâş d0 Harp, tali işidir. Tıpkı kumara benzer. Bazan kazanır.. Bazan kaybed ., ErAtk *"Mındır F. Sertelli Bu lokantayr uzun zamandanberi Al-I , elektrikleri| ao K Yazan: arasında kimseye sezdirmeden arka ka- | pıdan çıkıp gittiler. Gözünde sahte yara sargısı bu genç kedın kimdi? ç Doktor Şmit.. Bu da şüpheli bir ada- ma benziyordu. Lokantada elektrik ışıkları bir dadika sonra tekrar yandı.. Müşteriler: — Bu lokantanın elektrikleri son gün lerde sık sık bözuluyor, niçin — yaptır- mryorsunuz bu bozukluğu? Ç7 Diye söylendilerse de aldıran olmaüı. Hattâ bu karanlıktan Hoşlananlar bile olmuştu. Işıklar yandığı zaman - biribi- rine dolanmış gençler birdenbire eşle- rinden ayrılmamışlardı. Halkın şikâ yetlerini işiten sivil memurlar, * eletkrik bozukluğunun yalnız o geceye mahsus bir arıza olmadığını anlayınca, hiç bir şüpheye kapılmadan biralarını içmekte devam etmişlerdi. taşıyan Genç kadınla orta yaşlı doktor Şmitin ortadan kaybolduğunun hiç kimse farkı- na varamamıştı. Lokantanın otel kısmına geçerek oda larına çıktıkları zaman, gözü yaralı ka- dın çok sinirliydi: — Lokantanın elektrikçisi cidden çok Tehlikeyi vermekte anlayışlı ve zeki bir adam. bize vaktinden önce haber gecikmiyor. — Onun bu fedakârlığını hiç bir za- man unutmamalıyız.. — Unutmamaktan ne çıkar? Kendisi ni para ile sevindirmek lâzım. — Doğru söylüyorsun? Ona biraz para verelim.. yarın — Biraz değil, çokça vermeliyiz. Bu işler para ile döner, yavrum! — Acaba niçin geldiler bu gece..? Herhalde bir şeyden şüphelenmiş olmalılar.. — Dedim ya aşağıda. Aradan beş on dakika bile geçmemiş- ti. Odanın kapısı vuruldu. Genç kadın derhal yara sargısını gözünün — üstüne iliştirdi. Doktor: — Giriniz,. diye seslendi. (Devâamı var) — “—koğuşundan çıkıp kendi müştü. Onu bu suretle selâmete çık” ' 'donması olur... Bir an vücut buz gesi” » (Devamı Wf) Bir türlü bu suallerin cevabını b'“ lup veremiyordu. Nihayet yüreği büsbütün hop ettı Zira, vardiya değiştiren dört Kİ birden kamaranın eşiğinde belirive?f * di: | — Sizin oğlan öldü, efendimiz. — Hangi oğlan? — Hani vaziyetinin pek ağır oldi” ğunu söylemiştiniz... Son tedavi etti" ğiniz çocuk... — İmkânı yok... — Gözlerimizle gördük efendim.: İsveçli kadın çığlık koparmamak * çin, kendini zor zaptetti. — Sünbül... - diyebildi. — Evet, sahi, adının Sünbül olduğu” nu biz de öğrenmiştik.. İşte o öldü.. — Ölmemiştir... ' — Cesedi bile soğumuş.. Havva, feneri kaptı. 7 Can havlile yukarı fırladı... Bütü? ümidi, bütün istikbali, bütün kadınl!” ğı, hulâsa, her şeyi, her şeyi mahvol” muştu, öyle mi?... Buna imkân mı vâf dı?.. Ötekiler de, kâmilen kamaradan € karak, kadının arkasından geldiler... Havva, karanlık koğuşu elindeki fe* nerle aydınlatır aydınlatmaz, köşede * ki pencereye doğru bir nazar attı ve P ki gölgenin biribiriyle karıştığını göf” dü. Pencereden denize doğru, bir cisilt uçctu... Yatakta bir kargaşahk sonı" süküt... Bu sükünun tam şeklini bulması qın1 Havva, bir an eşikte beid&lıktei h ve arkadakilerin içeri girmelerine ni olduktan sonra, artık tehlikenin 28 il olduğuna emniyet getirerek koğuş” '1 ta ilerledi. Sünbül, tam zamanında, l':aıimlarîa yerine dön * ran kabağını fareye kaptıran (!) ha ç remağası olmuştu. Geminin içinde â * | det ve an'anelerin ne şekilde cereyâ? ettiğini bilen bu adam öğlanın fazlâ geciktiğini ve nihayet yı;,ka.lıau:_ızu—,a.ğ'uîı farkettiği için, koridorda dolaşır gibi yaparak, sözde kendi kendine söylen * mişti: “— Şimdi büyük teftiş başlıyacak-! Kim yatağında değilse yakalanacakk Ben, deminki farelerin sahici fare ol * madıklarını anladım... Bir çocuk ye * rinde değil ama, bakalım hangisi i8e belli olur... Ve Bonra gürültü ederek koridoru! bir tarafına doğru ayaklarını sürükli" ye sürükliye yürümüştü... Habeşçe savrulan bu tehdide kulaF astığı için de, küçük Sünbül, işte tam zamanında yatağına girdi. Oradaki cesedi açık pencereden denize atıver * di. Elinde fener, Havva, ona yaklaştığı — vakit, usulla fısıldadı: — Hınzır!.. Nerelerdeydin?.. N? haltlar karıştırdın? Ben sana gösteri * rim... Haber vereyim mi?.. Seni ha * dım etsinler?... Çocuk, cesedin deminki x.'a.z.ııı'iî!wli taklit etmiş, hareketsiz, aman dilerl” sine yatıyordu. Kadım, devam etti. Lâkin bu sefe&? türkçe ve yüksek sesle: — Demedim mi ben size?.. Ölme' miş., Yalnız, bu çeşit hastalarda F lir, ağzından kan boşanır... Siz, bylo bir anına tesadüf etmişsiniz zahif-i Halbuki, şimdi, o nöbet geçmiş... açılıyor... larını uğuşturmıya başladı. Oğlan, türkçe bilmemekle be vaziyeti kavramış gibi, susuyordu: Havva, Sünbülün bileklerini, şakâ” hq; yılmış taklidi yapıyordu. ö Deminki dört kişiden biri, sonrâ teki ellerini Sünbüle değdirdiler.

Bu sayıdan diğer sayfalar: