Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
SON POSTA Ku Serj İvanoviç Tcernikof akşam yeme- ğine oturdu. Yüzünde yemeğin lezzetin- den doğan memnun ve tok bir ifadeden başka bir şey yoktu.. sadece tavuk kızart- masını, tavuk suyu çorbayı ve kiraz kom- postosunu düşünüyordu.. bndan gayri dü- şüncesi yoktu.. tek kelime ile, aklı fikri yemekteydi.. Yemeğe başlayınca Serj, karısına, kar- deşine ve küçük kızına baktı; onların yü- zünde de iştihadan başka bir mana, bir duygu okunmuyordu. Birden: — Enfes bir yemek değil mi? diye ho- murdandı. Enfes!. Enfes kelimesini ağzından çıkarır çı-| karmaz «Vera» yı hatırladı; ve kendi ken. dine: — Ona birkaç satırcık yazmak lâzım, şimdi,. diye söylendi. Yemeği bitirince kalktı, ve çalışma ©- dasına geçti. — Çay vaktine kadar eğlenirim.. bir şeyler yazayım bari.. Kalemi hokkaya batırdı ve yazmağa başladı: «Sevgilim! Nerdesin?» — Hım! Biliyorum evindedir. Fakat aldırma!. Mektubdur bu.. Böyle yazmak icab eder.. «Sevgilim! Nerdesin? Gece simsiyah.. yapayalnızım. Bir ka- yanın üstünde oturmuş dalgaların karan- lık homurtusunu dinliyorum.» — Yazarken dikkat etmeli.. çünkü bu- — nu Tver eyaletinden yolluyorum. «Dalgaların homurtusunu dinliyor ve denize döğru şöyle haykırıyorum: Ey de- niz, söyle! Sevgilim nerde? Fakat deniz, muhteşem sükütunu bozmuyor..» — Deniz bana şöyle bir cevab vermiş olsaydı şaşmazdım: «Sevgilin evindedir..> neyse.. «Heyhat! Eğer kanadlarım olsaydı şu anda sana doğru kanad çırparak uçardım, ey perestidem!» — Bu da olmadı. Bunun yerine, sana gelmek için tren param yok deseydim doğruyu söylemiş olurdum.. devam.. «Eğer kanadlarım olsaydı, her an se- nin yanında kalırdım..» — Amma da sersemlik! Hem kanadla- tım olacak, hem de onun yanında pinek- liyeceğim. Kanadları şeytan aisın! «Ey sevgilim! Sen yanımda yokken hiç yemek yiyemiyorum.. ruhumu, mütema- diyen, senden aldığım ilhamla, aşkla do!- duruyor ve sadece bununla besleniyo- rcum,..» — Tavuk kızartmasını hazmetmedim, daha... gece, uyku kirpiklerimi ağırlaştır- dığı zaman, senin hayalinle doluyorum; D vakit gözlerimden yanaklarıma doğru hasret gözyaşları yuvarlanıyor..» — Bu da-bitti.. belki gözyaşlarından ıııııı KTUBLARI Faik Bercmen Zarfı kapadı ve her iki me ktubu postaya verdi.. Vera, bütün gün sinirliydi. Daha yeni yaptırmış olduğu robu, şimdi ona bol ge- liyordu. Neyle tutturdu ise olmadı. Niha- yd— Bu imkânsız bir hal!. diye öfkelendi. Bir haftada bu kadar zayıflamış olayım? Bir hafta oldu, anlıyor musun, bir hafta- da bana bol geliyor.. Kacası: — Pek bol değil canım, diye onu önledi. Gayet güzel işte! Genç kadın hırçınlıkla: — Hayır, çok fena! dedi. Biliyor musun bu hep senin kabahatin! Hiçbir şey ye- miyorum.. bu gidişle iskelete döneceğim.. — Peki, ne diye yemek yemiyorsun a canım? Benden örnek al.. yemekte bana | bak da iştihan gelsin! — Ben herkesle beraber yemek yiye- mem, Ben, incelikten, şiir ve yalnızlık- tan hoşlanıyorum. Ben, içli, hassas bir kadınım. Öyle herkesin yanında şapur şu- pur yemek yiyemem. Vera, böyle söyliyerek hızlı hızlı oda- sına girdi ve kapıyı kapadı.. çekmeceden Serj'in mektubunu çıkararak okumağa başladı. — Ah! İşte, hakiki aşk, buna derler. Ta- rihi kaç mektubun? 28.. bugün ayır: biri.. postalar ne kadar muntazam.. bu yüzden ne kadar bahtiyar oluyoruz. Beni ne ka- dar da çok seviyor.. ah, sevgilim! Bir kâğıd çıkarıp üzerine birkaç damla leylâk esansı dökerek yazmağa koyuldu: - «Mektubun beni ne çok sevindird. bil- sen!, Benim için âdeta yeni bir hayat ufku açılıyor, Serj! Fakat muztaribim, neden mi? Tasavvur et, ki hiçbir şeyler yiyemi- yorum; ve gittikce zayıflıyorum. Tüuvalet- lerim bana bol geliyor artık.. Bununla beraber bütün saadetim bir Bu bir hakikattir sevgilim! Hayal değil! Aziz sevgilim! Bir tanem.. bu zâfımdan dolayı beni hakir görme!, Bir tek arzum var: Ö da, senin yanında olmak! Küçük Veran: Mektubu bitirdikten sonra içini çekti: — Bu sözler yep yalan! Ben bedbaht bir insandan başka bir şey değilim! Ken- | dimi denize atmaktan başka çare yaoak.. Yazdığı mektubu tekrar okudu; zarfla- dı. Sonra kendi kendine, yeni bir karar vermiş gibi mırıldandı: — Arkadiye de bir mektub yazmalı- yım.. o, Serj'den daha sempatiktir.. Ve başladı: «Sevgili Arkadi'ciğim! Mektubun beni, ne çok sevindirdi bil: 'sen!. Benim için âdeta yeni bir hayat uf- ku açılıyor. Bütün varlığım şu noktada toplanıyor: Arkadi Petroviç Popof!.. Evet, bu bir hakikattir; hayal değil! Şimdi bir tek ar- zum var: O da senin yanında olmak! Küçük Veran» Zarfı kapadı ve her iki mektu'bu pos- taya verdi.. Mektublar pastahaneden trene alındı- lar. Lokomotifler homurdanmağa ve ma- kinistler hazırlanmağa başladılar. Teker- lekler döndü: — Çabuk! Çabuk!. Çabuk! Çabuk!. Gürültü, düdük sesleri.. tren yürüyaor.. Vera'nın ruhu da uçuyor; bir yandan Serj'e doğru; öbür yandan da Arkadi'ye doğru., Şu postalar ne mübarek bir icaddır. Za- 'vallı insanları bir anda hem mes'ud ve hem de bedbaht etmeğe vesile oluvorlar YARINKİ NÜSHAMIZDA: Gezinti ’44 Ereull Iplık ve bez çok iyi mallar çıkarıyor tabrıkası piyasa) | Sümer Bank'ın Ereğlideki bez fabrikası geçen birinci ve ikinciteşrin aylarında Adana piyasasından 156.622 kilo Elevyland cinsi pa- muk satın almak suretile bu cins pamukla- rın umumi! fiat sukutundan müteessir olma- masına bir dereceye kadar yardım etmiştir. Vasati 35 - 38 kuruş üzerinden alınan bu pa- muklardan maada Nazillide ekilen Akala cin si pamuklardan vasati 38 - 42 kuruş Tlatla 55.513 kilo satın alınmıştır. Bu seneki pamuk mahsulü Ziraat Vekâle- tinin aldığı tedbirler sayesinde geçen sene- ye nazaran daha iyi neticeler vermektedir. Bundan başka fabrika, Sakarya mıntaka- sında ekilen Akala cinsi pamukları da satın almak için lâzım gelen tedbirleri almak su - retile bu mıntakada mahsullerini satama - dıklarından dolayı sıkıntıda olan köylüle - rtin imdadina yetişmekte gecikmemiştir. Ereğli bez fabrikasında ikinciteşrin ayı zarfında 49.451 kilo iplik ve 151.376 metre bez satışı yapılmıştır. Bilhassa İstanbul Trikotaj fabrikalarile, Denizli, Babadağ ve Buldan havalisi tara - fından aranan iplikler günden güne daha büyük bir alâka uyandırmakta ve Avrupa ipliklerinden farksız oldukları kat'i şekilde anlaşılmış bulunmaktadır. Ereğli fabrikasının bilhassa son zaman - larda imal etmeye başladığı taranmış iplik- ler piyasaya çıkarıldığı zaman hayretle kar- şılanmış ve bu kadar mükemmel — ipliklerin yerli malı olduğuna iİnanmak istemeyenler görülmüştür. 60 - 80 numaraya kadar imal edilmekte olan ince iİplikler piyasada benzeri ecnebi mamulâtıniı aratmıyacak kadar mükemmel evsaftadir. Bez satışları da hararetle devam etmektedir. Fabrikanın kutulu alle hassala - rile mermerşahileri pliyasanın en yüksek ka- liteli malları arasında yer almıştır ve tale - bin fazlalığı yüzünden fabrika, geceli gün - düzlü bir çalışma İle bunu karşılamıya gay- ret etmektedir. Ereğli hassaları memleketin her tarafında halk ve köylü tarafından be - ğenilmekte ve aranmaktadır. Birinci kalite Eti heykeli resmi vardır. Bu etiketi taşıyan mallar halk arasında «Hacivatlı mermer- di ye tanınmış ve herkes ısrarla bu malı İste- meyi İtişad edinmiştir. de piyasaya arzetmeye başlamış olup bun - lar da büyük takdirlerle karşılanmıştır. Bu poplinler en müşkülpesendlerin bile zevkini tatmin edecek bir kalitededir. - İlkbaharda piyasaya çıkarılmak üzere hazırlanan gayet güzel desenli masa örtüleri de o kadâar ne - fistir kl malların piyasaya arzından sonra benzeri ecnebi mallarının rekabetine İmkân kalamıyacaktır. Gene ilkbahar için, fabrika, kadın ve erkek elbiselik kumaşları da hazır- lamaya başlamıştır. (ettiği iplik mikdarı 82225 kilodur tl mermerşahiler üzerine konulan etikette bir| . Ereğli fabrikası son imal ettiği poplinleri | İki teşrin ayı zarfında rıbı-ınnıı e' 42.T17 kilosu kendi imalâtına hasred diğer kısmı piyasaya verilmiştir. Bd tı bu iki ay içinde 215.306 metreye | muştur. Şimdi iki ekiple çalışan fabrika V. ekibini de vücude getirmiş olacak ve © " man busün kabiliyetile çalışmaya KOY caktır. Şimdiden fabrikanın işçi B 1100 ü geçmiştir. Gerek Ereğliden, gerekse civardan 5| işçiler fabrikaya büyük bir arzu ile KâF 4 makda ve kendilerine verilen işleri M kiyetle başarmaktadırlar, Otomaobil ile y İstanbuldan Avrup#?| (Baştarafı 6 ncı sayfa.da) Ğ Başvekil kısa söylemişti. Doğru&” | bu ya... Kendini methedecek, <Ht bana verin!» diyecek değil a.. aml de demiştir. Ben duymadım. Yahud *” dum da anlamadım. Ne olursa olsun, kun sonunda ben de şiddetle alkışiâ0” Herkes bağırdı. Durur muyum, ben € ğırdım. Nihayet © balkondan çeuıö- zim de işimiz bitmişti. Halk yavaş Y” , dağılırken kendi kendime düşürüy0 «Her halde biz bugün bir şeye karaf miştik, ama;neye?.. O esnada, lukta aradığım dostuma gözüm ilişti ", vallı! O da benim gibi bu kalabalığif " ne sıkışmış, halk dağılıncaya kadaf , dan çıkamamış. Hemen merakla onâ " | dum: «Allahaşkına, mühim bir şey tiler galiba.. ben de çok alkışladım. ! ne oldu?» dedim.. «Daha bir şey © Nafile telâş etme! Yalnız Hitler p LA çon5” . rey vereceğinize dair yemin ettiniz di... Hey babam hey!. İstanbuldan K& "': tâ Berline kadar, «Hitler» & sadakat ' mini etmeğe gelmişim meğer!.. «Pek” İi ben de reyimi ona verdim!>» dedâm-—'.a | rüdük... 4 * ğ Şimdi Almanyanın yukarıda anla' »* ' halini görünce, o vakit ne kadar dür' davrandığımı, siyasette de ne 'büyfîlfk " behrem olduğunu hayretler içinde düm de, gururumdan kollarım kaM Baş, diş, nazie, Vasfi Rıza Zobi îrıp, romatizma ve bütün ağrılarınızı ılıırllJ C hoşlanmaz, ama aldırma!, Çay vaktine | noktada toplanıyor; bunu şu kelimeyle Nakleden' İbrahim Hoyi keser ahmda günde uç kaşa aılllahlıll' " kadar şöyle bir kestireyim. ifade edebilirim: Serj İvanoviç Tcernikaf! “Son Posta ,, nın edebi romanı: 30 Rahat koltukları, küçük masaları, yei — Kızım, biz halanın en samimi dost-|nın onunde durduğu vakıt genî “ 4 & Bir Genç Kızın Romanı Körfezin mor başlı, yeşil etekli dağ- larına son defa bakıyorum. Mavi sular yavaş yavaş kararıyor.. açık denizin se- rin rüzgârı başımın içindeki düşünce- leri kamçılıyor.. saatler, sularla, rüz- gârla beraber akıp geçiyor. İzmir yolu arkada kaldı... Önümde| İstanbula giden mavi köpüklü geniş de- niz yolu var. Bu uğsuz bucaksız suların ortasında tek başıma kalmışım gibi kor- ku ile ürperiyorum. Fakat içimin en gizli bir köşesinde bir ses, yıldızların beneklediğfi bu karanlık yolun sonunda aydınlık ve saadet bulacağımı bana fı- sıldıyar. Kalbimin üstündeki ümid ışığı, açık- ta kal'mış ince bir alev gibi rüzgârla titriyerek çırpınıyor; bir saniye, söne- cek diye korküyorum; fakat kuvvetli bir nefes onu gene canlandırıyor. Hayır, uzaktfa, tâ uzakta, sisli gökle- ve doğru yükselen minareleri ile yalnız hayalimizdeki sevinçler diyarına ben- “ziyen güzel İstanbulda aradığım ve neklediğiıiı ıieşe ve saadeti bulmamak -.—" Mııazzeâ: Tahsin Berkand Seni genç ve heyecanlı kalbimin ü- mid dolu ateşile selâmlarım altın ışıklı İstanbul! İKİNCİ KISIM I Divanyolunda bir kütübhane... Yan- yana ve üstüste, inci gibi dizilmiş te- miz kitablarla dolu geniş iki vitrin.. or- tada geniş bir kapı... İçerisi biraz loş; fakat bu loşluk in- sanı derhal sevimli bir alâka ile kendi- ne doğru çekiyor. İki tarafta yerden tavana kadar di- zilmiş kitablar.. şurada yığın yığın ve her dilden. mecmualar, gazeteler.. be- ride moda kataloğları.. ileride bir ma- sada müzik notaları... Etrafı kalın çamlarla çevrilmiş küçük bir gişe... Tâ ötede mavi kadife perdelerin a- yırdığı bir salon.. burası bir veranda gi- bi ışıklı... Ön taraftaki cam bölme açı- lınca küçük bir bahçeye bakan bir ta- rasa halini alıyor. yer konmuş yeşil saksıları ve rerikli çi- çeklerile burası neş'eli ve temiz bir ©o- kuma salonu... İzmirden ayrılalı iki ay olduğu hal- de Selma hâlâ İstanbula iki gün evvel gelmiş gibi ilk saatlerin telâşını ve he- yecanını kalbinde duyuyor, hâlâ bu yer- lerin ve etrafındaki şeylerin onun ol- duğuna inanamıyor, bütün bunlar si- hirli bir değnekle birdenbire yok ola- cakmış gibi hâlâ içi korku ile titriyor. İki aydır o bütün insanlar gibi yer üstünde yaşamıyor: Bir kuş gibi uçu- yor, bir balık gibi yüzüyor. Vapur Galata rıhtımına yanaştığı va- kit merdivenlerden Aacele acele çıka- rak yolcuların arasına ilk karışanlardan biri avukat Sadeddin Şükrü bey olmuş- u . — Selma hanım siz misiniz kızım? — Evet efendim. — Ben aile dostunuz ve halanızın a- vukatı Sadeddinim, Elli yaşlarında, şişmanca, sevimli yüzlü olan bu adam genç kızın ellerini doöst avüçları içerisine alarak güverte- |de duran bir kadınla bir erkeğin yanına götürdü. — İşte size küçük Selmayı getirdim hanımefendi. Ayşe hanım, gözlerinin içi tatlı tatlı gülerek Selmanın boynuna sarıldı. ee eli < a larıyız. Trabzonda evlerimiz komşu idi ve annemle halan sahici iki kardeş gibi idiler. Bunun için benim evimi kendi evin gibi benimsiyerek sevmeni istiyo- rum, Bize gelince, bir aydanberi seni bekliye bekliye sevgini içimize almağa alıştık, Birkaç gün içinde hayatında vukua gelen değişiklikler, gördüğü yabancı insanlar ve nihayet bundan sonra bü- tün ömrünü aralarında geçireceği bu &ile, Selmada ilk defa olarak bir ürkek- lik yaratmıştı. Bu üç yabancı arasında uykuda yürüyormuş gibi şuursuz a- dımlarla vapurdan çıktı. Otomobile bi- nerken Sadeddin beyin, Ayşe hanımın kulağına eğilerek yavaşca şu sözleri söylediğini duymuştu: — Yavrucük pek yorgun.. onu he- men götürüp biraz yatırmalı, Sonra Selmaya döndü: — Kızım, ben şimdi senin işlerinle meşgul olmak için burada kalacağım; akşama gelir seni görürüm. Bu yeni yüzler ve bu yeni memleket içinin öksüzlüğünü de derinleştirmiş- ler gibi, otomobil Köprüden ve İstan- bulun kalabalık sokaklarından geçer- ken buralara bakmak istemeden gözle- rini kapamış, İzmiri düşünmeğe dalmış- tı. Yanındakiler onu üuyuyor sanarak konuşmuyorlardı. Araba sokak içinde ahşab bir bina-| 5 n adaT gözlerini açtı. ' — Geldik kızım, â Saffet bey elini tutmuş, OM inmesine yardım ederken kapı M açıldı. Altı yedi yaşlarında, sarı bu# li bir baş, bir lâstik top gibi sokağâ M ladı. — Geldiniz mi anneciğim? — Evet kızım. Selmayı görünce birdenbire ona baktı. — Sen Selma abla mısın? B — Evet şekerim., Ka Bu sarışın kızcağızın ıı'ıııwı:ı:ıdifl Selmanın neş'esini ve keyfini y,ıW getirmiş, içindeki yalnızlığı hemen E* dermişti. Merdivenlerden elele ötekisine atlıyarak durmadan soru?&l W larken küçük Nezahat bir me du: * — Sen her zaman bizimle mi 1"# caksın? | — Evet... | — Bana İzmirden cici şeyler geu;d»“ Aralarında yaşıyacağı ailenin bir * ,| olduğunu bilmediği için bunu d'üî'““ı memişti. Âyşe hanım Nezahatin eli P den çekti:. , — Ablanı yorma kızım, vin A y G ll d — e.