12 SÖON POSTA aa A İttihat ve Terakkide on sene 14 üncü kısım İTTİHAT VE TERAKKİNİN SONU Talât, Enver ve Csmal nasıl kaçtılar, nasıl öldüler ? Yazan: Eski Tanin Başmuharriri Muhittin Birgen No. l — Talât, Enver ve Cemal Paşaların kaçtıkları haberi şehirde bir bomba gibi patlamıştı Derhal hatırladım, ben lıtanbula gelirken Bulgaristana zeçm!ş olaıı sön trende Talât Paşanın karısı ile “« Zannedersem mütarekenin ak - ei Takip eden ikinci veya üçüncü gü- % Sabahleyin , kırmızı konağa —HWHD zaman mühim bir haber al - alât paşa, Enver paşa, Cemal h“ı İsmail Hakkı paşa, doktor Nazım, ılttır Bahaettin Şakir, beraberlerin- k%îr kaç Alman zabiti olduğu halde lşları haber memlekette top gibi pat- ’umm Bilhassa infilâk, en mühim tah-s h“tlm kırmızı konakta, yeni tesek- Ül eden Teceddüt fırkasında yapıyor- ' Onların kaçmış olmaları Teced - Hââ“lerm mevkilerini güçleştiriyordu. $e, onlara karşı yapılacak hücum- N artmasına sebep ölacaktı. H'Wadısın ilk tefsiri, umumiyetle b takbih tesiri oldu. Evvelâ, herkes âdiseyi beğenmiyordu. Bu kadar .enedir. memleketin içinde olup biten ğ'erin n 6s'alleri, Şimdi böğle kor' - Sa kaçacak yerde memlekette olu- v pı Sorulacak suallere cevap vermek;, hı ’-Cap ederse kahramanca boyunları- Be, göğüslerini kurşuna teslim et- lâş le" lâzım gelmez miydi? Fakat, Ta- Pasayı sevenler, Enver $eye rağmen ona karşı ruhan bağlı- N duyan bir kaç kişi, bu fikre karşı şümym'ı yapmaktan hali kalmadılar: h ]M'—mlekette kalıp hayatlarını mu - & bir tehlikeye atmak, bir ba - kahramanlıktı; fakat, sual ve mıleıle olmıyacağına, nefsle - “hhı ana ve onun uşaklarına tes- ııçuîmkîenne göre neden dolayı Hr Yacaklardı? Bu fırtına esnasında wğ"*“ çekilip vukuata intizar et - P'?t neden fena bir şey olacaktı? ha Ma geçtikten sonra tekrar meyda- İ Sıkarak memlekete hizmet edemez- hmm'ydı? Hem, nereye gittiklerini ge naçiiyordu? - Belki de, düşmanın ilerine zarar veremiyeceği bir ta- çekı]lp oradan mücadeleye devam ]erdı? ik; ise, benim gözümün —önünde « denincaçılmamna sebep oldu ve Sör iki i hâl'zeyi hatırladım.: paşarın, bir şey değil, belki de hayli zamandan- yaverinin de bulunduklarını işitmiştim , Bunlardan biri, Balkan trenile, A - leksinaç istasyonunda geri dönmek için bize trenlerde yer verilmesini bek- lerken, İstanbuldan gelip Bulgaristanı geçmiş olan son Balkan treninde Ta- lât paşanın karısının da bulunduğunu işitmiştim. Hattâ, gece olmasına rağ- men, İTrende Talât paşanın yaveri Ömer Abdülkadiri görmüş olanlar bi- le vardı. O zaman, zihnim bu hâdise üzerinde bir lâhza durmuş, bunun de- lâlet edebileceği mânayı anlamış, fa- kat, o saatlerin ve takip eden günlerin heyecanı içinde, bununla daha fazla meşgul olmamıştı. Demek oluyordu ki Talât paşa; İstanbula döner dönmez, hattâ daha yolda iken vaziyeti anla - mış ve henüz yol açıkken, evvelâ ka- rısını selâmete çıkarmayı düşünmüş - tü. İkinci hâdise de, üç dört gün evvek Mithat Şükrü beyle - yaptığımız ko - nuşma idi. Demek oluyor ki, kaçma keyfiyeti, bir hamlede karar verilmiş beri düşünülmüş ve işti. İyi mi-yaptılar, fena mı?: Evvelâ, fena yaptılar, gibi geliyordu. Faket, sonra, düşündükçe, insan bir türlü ka- rar veremiyordu. Ben, şahsen, düşma- na teslim olmamayı, ele" geçmemeği kararlaştırmıştım. Benim için bunu düşünmeğe ve yapmağa sebebler olun- lunca bu sebeblerin onlar için kat kat fazla olduğu aşikâr değil miydi? A - ramızdaki fark, onların millete karşı hesap verme vaziyeti idi. Halbuki, o dakikada millete hesap vermek bahis mevzuu değildi. Şu hal- de kaçmakta haklı idiler.? İnsanlar için, muhakkak bir hayat tehlikesinden kaçmak, gayet tabit bir hâdisedir. Bu bakımdan diyecek bir şey olmamakla beraber işin ahlâki ta- rafı hakkında o zaman bir türlü hü - küm veremedim. Bugün de, hâlâ, tam bir hüküm verebilmiş değilim. Ne Ta- lât paşa, ne de Enver paşa, haddiza - hazırlanmış bir maları korkaklık alâmeti olmakla be« raber, bir dereceye kadar da haklı de- giller miydi? Kırmızı konaktaki tefsirler ve mü- nakaşalar devam edip dururken ben Tanine geldim. Mithat Şükrü bey bi- nanın bir tarafında otururdu. Onu gör- düm ve malümat almak istedim. O, bariz bir teessür ve heyecan içinde idi. Gelen vukuata boynunu teslim etme- ğe razı olmuş, senelerdenberi beraber çalıştığı ve bu arada çok sevdiği Ta - lâttan ayrılmış, memleketin Talâtı korkaklıkla itham edeceğinden endi- şeli, bana bildiklerini anlattı: Fikir Enver ve Cemal paşalarındı. Enver ve Cemal paşalar, yukarıda söy- lemiş olduğum veçhile, Talât paşa hü- kümetinin istifasına ve mütareke te- şebbüsüne muhalefet etmişlerdi. En - ver paşa, icabında Kafkasyaya giderek oradan toplıyacağı kuvvetlerle düşma- na karşı mücadelede devam etmek fik- rinde bulunuyordu. Bunun için, İstan- bulu bırakıp çıkmak, yeniden müca - dele edecek bir saha bulmak fikrinde olmuş ve bu arada Talât paşayı bir tas rafa çekilmeğe ikna etmiş. Düşman gelinceye kadar, hazırlıkla meşgul ol- muşlar, mütareke imzalanıp da düş - manın İstanbula gelmesi, sırf Boğaz- ların temizlenmesi müddetine mün - hasır kalınca, artık harekete karar ver- mişler, Talât paşa, İzzet paşaya gide - rek danışmış, İzzet paşa: — Ben hükümet mevkiinde olduk- ça sizi hiç bir zaman düşmana teslim etmem. Fakat, benim de hükümet mevkinde ne kadar durabileceğimi kimbilir? Demiş ve onları kararlarında serbest bırakmış, İzzet paşanın, Envere karşı olan hislerini çok iyi bilirim. Enverin mirliva ve harbiye nazırı olduğu sıra- larda memleketin en ileri gelen askeri, ordu içinde en çok teveccüh toplamış kumandan İzzet paşa idi. Enver ona karşı siyasi bir complo hazırlamış, onu harbiye nazırlığından istifa — etti>- tinde korkak insanlar değillerdi. Kaç- (Arkası var) | dallarını uzatarak gölgelediği AÇILAN GÖZLER Yazan: Peride Celâl Hususi hastanelerden birinin bah | çesi. Btrafı yeşil tarhlarla süslü kum döşeli ince yollanda rob döşambrleri - ne iyice bürünmüş solgun yüzlü has -| talar dölaşıyor. Bazısı yeni çiçeklenmiş ağaçların altına iskemilelere güneşleniyor.. Bir kaç taş merdivenle çıkılan set - lerden birinde bir çam ağacının geniş tenha bir köşede onlar oturuyorlar. Hasta-u- zun boylu genliş omuzlu bir adam. U - zun bir iskemleye uzanmış hareketsiz duruyor. Gözleri beyaz bandlarla sım- sıki sarılı. Büyücek dudaklarının üze - rindeki kumral bıyıkları güneşte bir çile ibrişim gibi parlamakta, yüzünün açıkta kalan taraflarında hiç bir hat kıpırdamıyor. Uykuda gibi.. Onun kar- şısında gene bir iskemlede hastabakı- cısı oturuyor, Sonbaharda kızıllaşmı - ya başlıyan yaprakların rengini ha - tırlatan saçlarını pak az meydanda bı- rakarak kolalı bir bone ile sıkı sıkı sar- mış, üzerinde boğazına kadar kapalı beyaz bir gömlek var; İnce sarışın bir kadın, dizlerinde açık duran kitabın - dan sık sık başını kaldırarak hastası - na bakıyor, sonra gene okumıya başlı- yor. Bir aralık hasta iskemlesinde kaımıl- dadı. Derin derin içini çekerek sordu: —- ÖOrâda ne yapıyorsunuz Bayan Fatma? Hastabakıcı hemen başını kitabın - dan kaldırarak cevâp veriyor: — Kitap okuyorum, Sizin biraz dal- dığınızı zannetmiştim de,, — Ne fena! Gözlerim meydanda ol- sa uyumadığımı, düşündüğümü anlı - yacaktınız.. Hastabakıcı kitabını yanına bırakıp, genç adama müşfik bir tebessümle bar karak cevap veriyor: — Poek yakında gözleriniz açılacak ve o zaman artık düşünmiyeceksiniz.. — Gözlerimi değil, çok başka şeyler düşünüyorum Bayan Fatma. — Size biraz kitap okusam, ister mi- siniz? Onun bahsi değiştirmese çalıştığını anlıyan hasta gülümsüyor: — Siz çok iyi bir kadınsınız. Kaç gündür kabil olduğu kadar beni teselli etmiye, geçmişi düşündürmemeye gay- ret ediyorsunuz. Fakat bugün.. Birdenbire yerinde döğrulup asabi, titiz bir sesle: — Fakat bugün ben kitap okuma - nızı iİstemiyorum diye, devam ediyor, ben biraz sizinle dertleşmek istiyorum, dertleşmek ve biraz ferahlamak, /— Hastabakıcı gözleri uzaklara dalarak ona hiç cevap vermeden öylece hare- ketsiz duruyor ve adam gene iskemle- uzanmış |sine yaslanarak konuşmıya başlıyor: — Belki de dert dinlemekten bık - tınız da onun için benmi dinlemek iste- miyorsunuz. Fakat muztarip bir insan için bir başkası ile konuşmak, dertleş- mek öyle güzel bir şey ki,. Bir aydan- beri buradayım. Şu bir ay içinde an- nem de olsa ancak bana bu bakadar ba- kar, bu kadar şefkat — gösterebil'rdi. Gözlerim kapalı, sizi görmüyorum, be- nimle pek az konuşuyorsunuz, Bunun- -|la beraber © kadar iyisiniz ki.. bana gösterdiğiniz derin alâka ve ihtimama l—.dı—,ı s.Zze dalma minnettar kalacağım. Hastabakıcı başını çevirip, gözleri yaş içinde ona bakarak yavaşça miıril- danıyor: — Vazifemi yapıyorum.. Hasta, dudaklarında müstehzi bir te- bessüm kivrılarak: — Fakat sizden şikâyetim yök de - Bğil diyor, benimle her zaman çok az ko- nuşuyorsunuz, Benim de,daima az ko- nuşmamı istiyorsunuz? Ve dudaklarındaki tebessüm birden- bire silinedek sesi asabi bir titreme içinde devam ediyor: — Ben ne büudalayım! Siz beni din- lemek istemiyorsunuz ve ben anlatmak için ısrar ediyorum. Halbuki anlata - cağım şey de ne kadar basit.. Biraz duruyor. Sonra oturduğu is - kemlede dimdik olup, sargılar içindeki başını hastabakıcıya doğru uzatarak heyecan içinde, boğuk bir sesle: — Biliyor musunuz, diyor, biliyor “musunuz? Ben bir kadın sevdim, Am- ma nasıl!.. Sevgilisinin derinliğini karşısındakine hissettimek ister gibi susuyor ve biraz durup gene gayet yavaş konuşmıya başlıyor: — O beni sevmedi. Amma hiç, hiç:. Çok güzel miydi, bilmiyorum. Yalnız onu bir çok sevenler vardı ve o erkek- leri etrafına toplayıp onlarla eğlen * mekten hoşlanırdı. Onu birinci görü - şümde kalbimde bindenbire büyük bir değişiklik olduğunu hissettim. Ondan ayrıldığım zaman sanki her yer birden- bire kapkaranlık oldu. İkinci görü - şümde karım olmasını söyledim, red - detti. Onsuz yaşıyamıyacağımı anlat - fım, niçin teklifimi reddettiğini sor - dum, dudaklarında hain bir tebessüm belirerek omuzlarını silkti, «hiç» de « di. Bu sözün beni nasıl çıldırtacağını, nasıl mahvedeceğini bir an olsun dü - şünmemişti. Sonra arkamdan: «Gözle- rinde hemen «peki» diyeceğimi sanan öyle mağrüur bir ifade vardı ki sinirime dokundu. Küstahın biri» demiş. Bir kaç . gün sonra o küstah adamın tek bir söz için, bir «hiç» için beynine kurşun sık- tığını haber aldığı zaman ne dedi bil- miyorum. Bu kurşunun hayatına malolmadan yalnız gözlerine dokunduğunu ve on- ların da bir müddet sonra açılacağını duyduğu zaman 'belki de benimle «be- ceriksiz» diye eğlenmiştir. Ben de şim- di kendi kendimle bu yüzden eğlenmi- yor muyum? Sargılar içindeki başını elleri ile ku- caklıyor: — Niiçin ölmedim Yarabbim? Hayat- ta kalarak böyle âleme rezil olmak da- ha mı idi? Hele o ne diyecek; benimle nası! eğlenecek şimdi kim bilir? Gözleri muztarip bir mana ile bu - lutlu onu dinliyen hastabakıcı kadın, birdenbire yüzü sarararak heyecan içinde soruyor: — Hâlâ onu seviyor musunuz? Erkek #tiraf edeceği şevden utanı- yormuş gibi elleri sargılı vüzünde, İÇi- ni çekerek inler gibi mat:idanıyor: (Devamı 14 üncü saylada)