30 Ocak 1937 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 7

30 Ocak 1937 tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 7
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

— Yazan : A. RAÂ y a iğe” İ tiye aşka *' İ ş Fapkını # ei . OYni © Basak n taşı (ç go Cüklar. h 0) nun ! 88 10 W & !şyqı Pencereye lınmasaydı, hiç şüphesiz ki bu konuş- 4 ' Z ma, bir hayli zaman daha uziyacaktı. B - Kadın: # ; *mıîltti_ — Hah.. işte, bey geldi. Hazır öf -| i, kem üstümde iken şuna adam akıllı bir İiftiı tutunayım. e Diye, yerinden fırladı.. taşlıkta, bir kış bahriye yüzbaşısı ile karşılaştı. Yüzbaşı, gülümsiyerek: — Ne o hanım?.. Gene horoz ibiği gibi kızarmışsın. Diye mırıldandı. Hanım, zembereğine dokunulmuş bir yay gibi boşandı: — Benim yerimde olsanız, bostan patlicanı gibi morarırsınız. — Sebeb?. — Sebeb ne olacak?.. Malüm... Kegimeniz hanımın müânrifetleri... — Ne olmuş?. — Ne olacak?.. Sabahtanberi, kızı .|kadunsa bul. — Hanım!.. Öğle yemeğinde kız bu- rada idi. — İşte, öğle yemeğindenberi. — Canım; daha bir saat evvel, mek- .İtebin bahçesinde gözüme ilişti. Bora- zan Abdullah çavuşla konuşup duru- yordu. — Ne bileyim ben.. elimde saat bek lemiyorum, ya.. — E, nerede imiş2.. — Nerede olacak?.. Gene balığa git- miş. — Kiminle gitmiş?.. — Ne bileyim, ben... Zaten evde durşp oturduğu var mı?.. Kız, nere- dex) Denizde.. kız; nerede?.- Balıkta;; .İkız, nerede?. Tâlim gemisinde.. kız, nerede?. Borazanların kovuşunda... lar.. otur dediğim yerde otururlardı. Bahriye yüzbaşısı, daha hâlâ gülüm- “|semekte devam ediyordu: — Ne yapalım?.. Bu da Allahın hikmeti.. sen, kız evlâd istiyordun, Ben de, erkek çocuklara bayılıyordum. Al- lah, ikimizi de memnun etmek iste - di. İşte böyle; erkek gibi bir kız evlâd /| verdi. Tekrar kapı çalındı. Kapının yanın- İda duran besleme, kapıyı açtı. Henüz on iki, on üç yaşlarında bir kız, sessiz- ce içeri kaydı. Annesile babasını ora- da görünce duraladı. Siyah gözlerinin cevval hareketlerile ikisinin de yüzle - rine baktı. Ortada, kendi aleyhine bir -İfirtma havası estiğini anladı. Güneş in- | yanığı çehresi, hafifce sarardı. Korkan, —— —— fı':ı(:iasın.':ı karışan ask macerası) ( yüzbaşisının gözü, bir şey görmiyen genç kızı K ç Rldlrierıe topar -| Allah vermesin; böyle afacan, böyle 'Yor. Ci -lele avuca sığmıyan bir mahlük görül-| Mane memiş... Kız evlâd da demeye bin bir DN habaıan_ şâhid lâzım. Keşki, böyle bir kız ola - .kllda Bşın hakkı © cağına, on tane erkek evlâdım olsaydı e" iler; z da, belki, dur, dediğim yerde durur - T; SÖN POSTA Ö denizden Ertuğrul kasından dolaşarak üst kat merdvenine doğru ilerlemeğe başladı. Kadın; zaptedemediği bir hiddetle kocasına bağırdı. — Bey!.. Sorsanıza nerede imiş?.. Baba ile kız arasında bir konuşma başladı: — Suadl.. — Efendim. — Nerede idinr.. — Lâz Şabanla balığa gittim. Kadın, dayanamadı. Ellerini kalça- larına dayadı: — Tüüüü!.. Utanmaz.. arlanmaz.. hayasız... Sıkılmadan da söylüyor. Diye bağırdı . Suad, birdenbire başıni kaldırdı.: Nik ve pervasız bir nazarla babasına bak - tı: —- Fena mıi ettim, baba. Diye hamurdandı. —- Fena mı, ettim... Abdullah ça - vuşa gitmiştim. (Hazırol) borusunu öğrenmiştim. Tam mektebten çıkıp ge- lirken, Lâz Şaban'a rastgeldim. Zaval- li ihtiyar adam, ağlıyordu. Karısı, üç gündür hasta imiş. Ona bakıyormuş. Balığa çıkamıyormuş. Bu gece, yiye - cekleri yokmuş. Balığa çıkacakmış am- ma, bir kürekci bulamıyormuş. «Hadi gidelim. Ben gürek çekeyim, sen de (balık tut.» dedim. O da, «Allah razı olsun.» dedi. Sandala bindik, Çamlima- nına gittik" Adamcağız beş on balık tuttu. Şimdi onları götürüp satacak Kadın, daha fazla dinleyemedi. Ba- şını çevirdi. Gözlerinde bir nem taba - kası ile odaya girdi. Köşe minderinde oya işleyen komşusu ile gözgöze gel - di. tuhaf — İşittin mi, hanım.. öyle bir çocuk ki... Diye bildi... Bu saf kalbli Türk ka- dınının kalbi, bir anda değişmiş.. kızına karşı olan öfkesi, birdenbire coşan bir şefkat dalgasile silinivermişti. * Suad, hakikaten tuhaf bir çocuktu. larije tanıyordu. Çok zamanlar, ne yaşı yacak işlere girişiyordu. - Ve; bu on iki yaşındaki kız, hemen hemen herkesle dosttu. Kaçan bir mer- yordu.. dallarmın, karadak — Hadi.. bereketli olsun. i iplerini çözüyor: rında üstünü başını çocukları derha getiriyordu. Adanın yerl yan yoktu.. evlerde doğmuştu. P — Wzi fakat korkusunu hissettirmemiye çalı-i şan mağrur bir kedi gibi, babasının ar- ( Arkası var ) Ve Heybeliadada herkes onu tuhaflık- | ve ne de cinsiyeti ile münasebet almı - kebi tutmak için, sahibine yardım edi- l - Penize açılacak balıkcı san-| | Diye bağırıyordu... Deniz kenarla - " ıslatan yaramaz | kucaklıyor; evlerine ilerinden, onu tanımı - . Mektebin arkasındaki sıra | 66 151 2 e Sıyfı 7 BK - &* Numaralı şehit,,i — niçin ve nasıl yazdım ? Son Posta, bugün kıymetli tarihçi ve kıymetli romancı - | mız, AaR. in gerek : tarih ve gerek ro- —— man — bakımından |— son derece bakir ve son, derece heyacan l1 bir romanını da - (© ha tefrikaya başlı - yor. İsmi «İ5l numa- ralı şehit» olan bu roman Türk bahri - ye tarihinin en az, hattâ hiç mi hiç te- mas edilmemiş bir hâdisesine, Ertuğ - rul faciasına gittir. Abdülhamit dev - rinde Türk bahriyelisinin vatan şerefi namına bile bile ölüme gidişini, kah- raman feragatnii ve bu kahramanlığın bütün gizli kalmış taraflarını, bu mü- nasebetle aydınlatacak olan Üstat A. İR. i apartımanında ziyaret ettim. Beni büyük bir nezaketle kabul etti. İlk suali sordum: — Yeni romanınızın mevzuunda han gi hususiyetleri tebarüz ettireceksiniz? . — Tarihi bir facianın şimdiye kadar gizli kalmış bütün köşelerini aydınlat- mağa çalışacağım. Beynelmilel akisler yapmış olan bu feci vak'a maalesef hal- kımızın büyük bir kısmı tarafından bi linmemektedir ve biz de bu mesele ü- zerinde nedense lüzumu kadar durul- mamıştır. Halbuki Ertuğrul faciası İn- giliz, Fransız, Alman denizcilik tarih- lerine geçmiş bulunuyor. Bunun sebe- bi Ertuğrulun battığı gün, battığı ye- rin civarında bu devletlere mensup dört geminin ayni feci âkıbete uğramış olmalarıdır. Bu suretle o meş'um gün onlarin hâfızalarında yer tutmuştur ve tabildir ki bu arada Ertuğrulu da unu- tamamışlardır. Bir de bu deniz faciasına Japonlar fev kalâde ehemmiyet vermektedirler. Ja- ponlar, topraklarında gömülü bulunan iki yüze yakin Türk şehidi için her on parlar. O gün hükümet erkânı, birçok ruhani adamlar, hattâ şehitlerimizi de- nizden çıkaran ihtiyar Japon denizcile rinden henüz sağ olanlar bu âyine işti- üzerinde hakikaten durulmağa değer bir tarih vak'asıdır. —. Bu mevzu etrafında bizde şimdi- ye kadar ne gibi eserler yazıldı? — Hemen hemen hiç birşey. Yalnız senede bir mükemmel bir ihtifal ya-| rak ederler. Görülüyor ki bu mevzü,| (Çarlık Rusyasında bir Türk zabiti) tefrikamızın muharriri “Son Posta,,ya yeni eserini anlatıyor Ertuğrulun Japonyada battığı sahil (köşede Ertuğrul şehitleri için Japonlar tarafından yapılan âbide görülmektedir ) Meşrutiyetten sonra bahriye zabitlerin den Nutki Bey adında bir zat küçük bir kitap çıkardı. Bu Türk zabitini, ilk defa olarak mübarek şehitlerimizin hâ tırasına hürmet gösterdiği ve h ymet verdiği için takdir etmemek hakğsızlık olur. Bu zatın kitabından sonra haftalık mecmualardan birinde de bu mesele et rafında birtakım yazılar intişar etti. Lâkin ne gariptir ki bu yazıları yazan zatın pederi Ertuğrul gemisinin tay - funlara pekâlâ mukavemet edehilece - ğine dair rapor verenlerden bir tane sidir. İşte bu iki yazıdan sonra bu hâdise âtrafında bir tek kelime bile yazılma İ — Bu feci vak'a hakkındaki bütün vesaik bunlardan ibaret mi? — Aşağı yukarı evet. Tabii Nutki Be yin kitabını unutmuyorum. Nutki Bey bu kitabına o zamanlar intişar eden bahriye mecmuasına basılmış bazı tel- grafları, emirleri, raporları hattâ Ami- ral Osman Paşanın birkaç mektubunu da ilâve etmiştir. Takdir edersin ki böy le şümullü bir tarih vak'asını aydınlat mak için bu kadarcık bir kitap kâfi de- ğildir. Ben, aşağı yukarı, beş seneden beri bu mesele etrafında tetkikatla meş guldüm. Çok ehemmiyetli bazı vesika lar bulmağa 'muvaffak oldum. Şehitler den birçoklarının ailelerine müracaat ettim. Bunlardan hiç neşredilmemiş âi le mektupları topladım. Sonra da fa:- ciada sağ kalanlardan Haydar Bey, makinist Mehmet Ali Bey, bir de mü- rettebattan bir neferle görüşerek bun- lümat aldım. Lâkin bütün bu tetkika- (Devamı 13 üncü sayfada) Balıkesirde Sanatoryoma Muhtaç bir genç Balıkesir okuyucularımızdan Ze - keriya Dörter, muhitinin münevver bir genci lehine şefkat gösterilme - sini istiyor ve diyor ki: toryoma cevabı gelmişti.. SŞimdi bu genç gün biraz daha sönüp gitmektedir. ölmeğe bırakılmasın, * vazzuh etmemiş tarafları ve kültür uğrunda didinmiş, uğraş - mış, çalışmıştır. Şimdi hastadır, aile- si imkânsızlık yüzünden kendisine bakamıyor. Bir müddet evvel Maa - rif Vekâletine, İstanbuldaki sana - yatırılması için müracaat e- dilmişti. Fakat boş yatak olmacîıığı er Bahkesir kültür müdürlüğünden, belediyesânde?. valisinden rica qgl: - yorum: Bu münevver genç sönmeğe, Çanakkaledeki deniz faciasının ta- Bu ayın 19 unda Çanakkalede bir deniz faciası olmuş, Vanduara ismin- de bir şilep ile Eceabat isminde bir motör arasında vukua gelen çarpış - mada 21 kişi boğulmuş, ancak 10 ki- şi kurtarılmıştı. Çanakkale gümrük koruma 12 sayılı motör kaptanı Ha- lit Derebay bize gönderdiği bir mek- tupta bu facianın tavazzuh etmemiş ve yanlış geçmiş taraflarını anlatı - yor, diyor ki: — Biz Vanduara ismindeki gemi- nin tek düdüğünü işitince derhal ha- — Bu mMmünevver ve zeki genç ) YA a B - tün Balıkesirin sevgisini kazanmış diğini, bir çok insanların kalas ve enkaz üzerinde çırpındıklarını gör - dük. Derhal tahlisiye simitlerini at tik. Ancak 9 kişiyi sağ olarak motöre aldık. Hâdiseden 25 dakika sonra Çinbiri Mehmet kaptanın motörü ile sahili sıhhiye muşu geldi. Mehmet kaptanın benzini yoktu, bizden iste- di, veremedik. Eğer diğer iki motör bizimle be - raber gelmiş olsaydı, ölü sayısı bu kadar fazla olmiyacaktı. Binaenaleyh vak'a yerine yetişen motör 2 değil, | di. Bu da gümrük koruma teşkilâtıniın 12 sayılı motö- rüydü. Tahlis işinde makinistimiz Hüseyin Sarışın ve Kemal Ergin, yağcı Ali ve gemici Mehmet çok ça- lışmışlardır.»

Bu sayıdan diğer sayfalar: