Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
|lardan birisi 6 Sayfa aa “ EANE Ğ ÜNi SS ÜS eei GS 5 Dünya Haâdiseleri l Tal' ihi Müsahabe , - H — tizü üğeb LA D L G Bu Canavar Koyun Mu Yiyordu? İngilterenin İskoçya ortalarında | Fransada | Lohnes gölünde Çikan canavar hikâyesi- Kemiki nin gazetelere ak- &/ | seden gürültüleri; arkada çok mühim bir iz bırak- madan unutuldu, gitti bir iki fo- toğraf ile tesbit edilmek istenen bu hilkat garibesin ne olduğu anlaşılamadı. Şimdi Lohnes kıyı- larında dürbinler, sinema maki- nelerile bekleyen meraklılar alayı intizar ededursunlar Fransanın tam orta yerinde yeni bir cana- var daha keşfedilmiştir. Fakat bu, suda yaşayan cinsten değil kara- da bir vakitler yaşamış olan bir canavar vardır. Keşfedilen şey de - bu muazzam — mahlükun bırak- tığı kemiklerdir. Monpelyeye 30 kilometre uzaklıkta kesretle bu- lunan tabit kuyulardan birinin içine geçenlerde bir meraklı ken- dini iple sarkıtmış ve içeride gördüğü manzaradan dehşet için- de kalmıştır. Çünkü (52) met- re derinliğinde kuyunun içinde birçok koyun, et, öküz, köpek hatta insan iskeletleri biribirine karışmış bir — halde müşahede edilmiştir: Bunların arasında şimdiye ka- | dar hiç görülmemiş bir cesamette muazzam bir iskelet bilhassa nazarıdikkati celbetmiştir. Her taraftan gelip te bu nok- tada toplanan alimler önlerine çıkan bu garip muammanın halli ile meşgul olmaktadırlar. Kimi bu —mahlükun eski devirlerde yaşayan fil, kimi Mamut oldüğunu iddia etmiş, kimisi de tarihi tabit- nin kaydetmediği yeni bir cins hayvan karşısında kaldığını der- meyan etmiştir. Şimdi iskeletin eksik kemik- lerini biribirine takılarak müzeye nakledilmektedir. Ve etrafında yüzlerce alim uzun tetkikata girişerek, bu iskeletin hangi canavara ait olmak ihtimali oldu- ğunu hal ile meşguldur. * ansada Son çekilen milli piyangoda ayaletlerden bi- Fransada | birinin — ahalisinden İstâmlü bir| Olan Fatiye yüz bin lyefel franklık bir ikrami- g ye isabet etmiştir. Talihin gönderdiği bu güzel hediyeden pek memnun olan M. Fati ne kadar ehbabı varsa, sça- ğırmış, kendilerine süslüce bir lokantada ziyafet çekmiştir. Sofrada bol bol sunulan içki- lerin buharından - aldıkları neş'e içinde davetliler eğlenip zevke- derken sofraya bir yabancı - yak- laşmış, kendisinin de davetliler meyanında oturup zevk çıkarma- sına müsaade etmelerini rica et- miştir. : Bu teklif bazilarının hoşuna gitmiş, bazıları da bunu kat'iyen reddetmişlerdir. Bu ihtilâflı vazi- yet üzerine kafası dumanlanan- davetsiz misafirin derhal defolmasını söylemiş ve O suratına bir tokat aşketmiştir. 0 mafi ıdaqı_m hakıhşeı! talihli ol- NY e | Beriki tokadı yer. yemez mu- kabeleye kalkışmış derken lokan- 'tadakiler biribirlerine girmişlerdir. Hâdiseyi görenler evvelâ kav- gacıları ayırmak maksadile mü- dahale etmişler, fakat biraz son- ra biribirine zıt iki partiye ay- rılmışlardır. Tokat, yumruk şakası biraz sonra tabancaya intikal etmiş ve lokantanın içi harp — meydanına dönmüştür. lki tarafın biribirine attığı tabancaların kurşunlarından 7 ölü 11 yaralı yerlere serilmiş- tir. Arbedenin başından sonuna kadar içinde yuvarlanan M. Fatiye hiç birşey olmamıştır. Bu satırları okuduktan sonra piyangodan yüz bin frank kaza- « PŞ a Bu_,ürbet zehirli idi ve zavallı Eşter onu ” içer içmez sancılar içinde kaldı ve ölüp gitti İslâm — tarihindeki — silinmez simalardan biri de Muaviyedir. Bu adama Jlânet okumak veya okumamak meselesi — asırlarca dini bir dava halini almış ve fakat ona mel'un diyenler de, diyemeyenler de kendisinin çok yüksek bir diplomat olduğunu kabul etmekten geri kalamamıştır. Muaviye, islâmiyetin bir inkılâp ateşi gibi gönülleri, mes'ut bir hummaya kapladığı sırada kafalara ihtiras aşılayabil- miş bir adamdır, yeni dinin nüfuzu fevkine çıkan bir insandır. Ona bu kudreti veren, yerinde tahammül etmeyi, nefsine hâkim D olmayı bilmesidir, düşüncelerini kimseye sezdirmemesidir, el açık- lığında . çok ileri gitmesidir, bol bahşişler vermesidir. dar usta idi ki babayı evlâdından, kocayı karısından, kardeşi kar- deşten ayırırdı ve zekâ oyunile, yahut para kuvvetile kendine bağladığı kimseleri bizzat baba- | darı, kardeşleri, dostları aleyhine saldırırdı. O, bir islâm saltanatı kurmak istediği zâman karşısında Pey- gamberin damadı ve amcası oğlu Aliyi. — rakip Bütün müslümanlar. kendilerini idare hakkını Aliye lâyık görü- yorlardı, Muaviyeyi zorla müslü- man - olmuş bir münafık sayıyor- lardı.. Buna rağmen muaviye, küdretli ve pek kuvvetli rakibile çarpışmak - yollarını - yaratmakta âciz kalmadı, hattâ mücadelede Üstün bile çıktı, Peygamber aile- | gini târumar edip bıraktı. Muaviyenin bu çok müşkül işi nasıl başardığını anlayabilmek için onun karakterini bilmek ve siyaset yolunda nelere, ne gibi tedbirlere baş vurduğunu gözden geçirmek Jlâzımdır. Biz, bu huü- susla iki üç misal vereceğiz: | Bir gün, Hazreti Alinin kar- deşi Muaviyenin yanına gelmişti, Ali, henüz sağdı ve Muaviye ile mücadele ediyordu. Fakat Ali, dini ve idari işlerde çok dürüst hareket ettiği, en küçük müsa- duğuna hükmetmemek mümkün değildir. Yalnız yeni zengin, ölen ve yaralananların mahkemeye in- tikal edecek davalarında şahit- lik ve saire gibi sebeplerle biraz rahatsız — olacak, başı - ağrıya- caktır. ğ » LĞ P S N DU vicdanları | Muaviye, gönül almakta oka- olarak — bulmuştu. /qrdul_arı V ardır ! y . YA : '///!?//fı";" ”. <M - SN Ugiyl y Ka ge KN gl v AMAY —— £ Ç — — —i — mahaları en ağır cezalarla karşı- ladığı için dostlarından çoğunu ve hattâ kardeşini, amca oğulla- rmı incitmişti. Bunlar, birer su- retle onu terkediyorlardı, Muavi- yenin yanına geliyorlardı, Şam valisi, en büyük düşma- nınin kardeşini kendi sarayına gelmiş görünce son derece sevinir ve sorar: — Aliyi ne halde bıraktın? Misafir kardeşinden ayrılmış olmakla beraber, kan birliğini unutmuş olmadığından ve Mua- viyeyi de biç sevmediğinden şu cevabı verir: — Ali, Allahın emirlerini ye- rine getirmiye çalışmaktadır. Sen de maşallah o emirleri ayak altı- na almakla meşgulsün. O ne ka- dar beyaz ise sen okadar si- yahsın! Muaviye, düdaklarını ısırır. ve kısa bir kapar: — Misafirimsin, ne söylesen tahammül etmiye mecburum. Aynı zamanda Alinin kardeşi- ni ikrama boğar, at verir, köle verir, halayık verir, para verir, ve onu mahcupluktan kımıldana- miyacak hale getirdikten sonra bir sırasını düşürüp yine sorar: — Aliyi ne halde birakmıştın? karşılıkla muhavereyi ——t — Son Posta Yevmi, siyasi, Havadis ve Halk gazetesi Te Eski Zabtiye, Çatalçeşme sokağı, 25 İSTANBUL Gazetemizde — çıkan yazı ve resimlerin bütün hakları mahfuz ve gazetemize aittir. ABONE FiATLARI 1 |6 | 93947 1 Sene| Ay | Ay | Ay Z Kr. Kr. | Kr., | Kr. TÜRKİYE 1400 | 750 400 | 150 YUNANİSTAN | 2340 |1220 | 710 | 270 ECNEBİ 2700 | 1400| 800 | 300 Abone bedeli peşindir. Adres değiştirmek 25 kuruştur. Gelen eprğk geri verilmez. Ilânlardan mes'uliyet alınmaz. Cevap için mektuplara 10 kuruşluk pul ilâvesi lâzımdır. Telefon :20203 Posta kutusu: 741 İstanbul Telgraf : Sonposta İ B * bi z - — MŞN adai — P LAŞ 4 B ğ _ıı'ı._ıl Bu sefer, Haşimi prensin ce- -“vabı şöyle olur: — Aliyi, kendi nefsine senden daha hayırlı bir halde bıraktım, Fakat sen bana ondan daha ha- yırlısın! Muaviyeden sonra halifeliğini ilân edenlerden biri olan Zübeyrin oğlu olan Abdullah da ona iltica edenlerdendi. Abdullah, Muavi- yenin ordusu tarafından evinin yakıldığını iddia ederek tazmini- ni istiyordu. Muaviye, yanan evin kıymetini sorarak « yüz bin dir- hem!,, cevabını alınca hiç tered- düt etmeden emir verdi, bu pa- rayı Abdullaha teslim ettirdi ve o, yanından çıkınca adamlarına dö- nerek şu sözü söyledi: — Yanan evi ben pek iyi bi- lirim. Kamıştan yapılmıştı, bin dirhem bile etmezdi. Fakat onlar söylerler, biz dinleriz. Onlar al- “datırlar, biz de aldanırız. Deve suyu buluncaya kadar bu, böyle gider! Bununla beraber Muaviye, bir düşmandan korkup ta onu ihsan ile kendine bağlıyamazsa ve şid- det göstermekle de itaat ettiremi- yeceğini anlarsa hilekârlığa sa- pardı, cinayet Yyolunu. tutardı. Meşhur islâm kumandanlarından Halit ibni Velidin oğlu Abdürrah- | man için böyle yaptı, onu orta- dan kaldırmak için bir hekimle uyuştu, büyük bir rüşvet müka- bilinde Abdürrahmana zehirli bir bal şerbeti içirtti ve öldürttü! Muaviyenin tarihte büyük bir tesir yapan ve ona Mısır üzerin- de de hâkimiyet temin eden tinayeti, Eşteri Nuh'iye yaptığı muameledir. — Eşter, idi. Mısır kıt'ası, Muaviye ile Ali- den birini tercih etmekte tered- düde düştüğü sırada Ali, bu cesur arkadaşını oraya vali tayin etmişti. Eşter gözü pek bir adam- dı, Mısırlıları mutlaka Aliye bağ- hyacaktı. Bu sebeple Muaviye, telâşe düştü, Kızıldeniz kıyısın- daki Kulzüm şehri hâkimine ha- ber gönderdi ve Eşteri Mısıra girmekten alıkoyabilirse kendisine milyonlar bağışlıyacağını bildirdi. O adam, muvafık bir cevap ve- rince, Şam ahalisine bir beyan- name neşretti, Eşterin bir kazaya uğraması için beş vakit namazda dua edilmesi tavsiyesinde bulundu! Kulzüm'deki memur, filhakika sözünde durdu, Eşterin yolunu - (Y ae — ) y Ya T ğ ç Âlinin en | sadık dostu ve bu haysiyetle de -Muaviyenin aman bilmez düşmanı z n Kari Mektupları Ziraat Bankasından Bir Temenni Efendim ; Balıkesir ve havlisinde bu sı nenin baharı kuraklık ile ba lamış, — kuraklık — ile bitme üzeredir. Atalardan kalma bir sözümü vardır. Memleketimizde her net mahsulün bereketli ve güzel ol ması için “Martta yağmasın, ni sanda —dinmesin,, derler. Çol büyük bir hakikati ifade - eder bu sözün işaret ettiği tehlikeyi Bu havali kışlık mahsulâtındaı husüle —gelen yağmursuzluktar doğma büyüyememezlik ve sarar ma alâmetlerinin vereceği katlık | ihtimalini, sezinsemeye başlayan köylümüz endişe içindedir. Şu vaziyete göre : Önümüzdeki sene İçinde mem- leketin çekmesi muhtemel buğ* daysızlık sıkıntısına Şimdiden bir tedbir. almak için bu meselede Ziraat bankasına çok mühim Bir vazife düşmektedir. Şu halde : Malüm olduğu veçhile Ziraat bankası geçen sene olduğu gibi bu sene dahi köylünün buğda- yının fiatını korumak için ehem- miyetli miktarda mubayaatta bu- /| lunmuştu. Takriben (80-100) mil- yon kiloya yakın bu istokun Zi- raat bankası tarafından bahset- tiğim kuraklığın nispet ve dere- cesi anlaşılınmcaya kadar - satıl- maması çok yerinde bir tedbir olur. Çünkü, Ziraat Bankası esasen bu tedbiri almak ve satışını mu- vakkaten tehir etmekle bir şey kaybedecek değildir. Zira zaten satışı ziyanla neticeleneceği hesap edilerek bu ziyanı hükümet tara« fından temin edilmiştir. Bu tedbirden bilâkis çok bür” yük menfaat vardır. Çünkü, şayet Allah — muhafaza “etsin, * tahmin edilen kuraklık mevcut ise pek kısa bir zaman sonra buğday fiatlerinin peydah edeceği deği- şiklik Ziraat Bankasının aksi halde yapması muhtemel ziyanı mükemmelen karşıladıktan başka faizini de alacağı gibi belki ban- kaya kâr bile getirebileceği ve bu suretle ihdasına çalışılan ek- mek vergisinin alınmasına - bile mahal kalmıyacağı muhakkaktır. İşte memlekete faideli olacağına samimiyetle kani oldüğumuz bu mülâhazamızın gerek İktısat Ve- kâleti celilesi ve gerekse Ziraat Bankası Umumi Müdürlüğünce nazarıdikkate alınması , için muh- terem gazetenizin delâletini rica eder, saygılarımı sunarım efendim. 'Balıkesir Karaoğlan mahallesinde A, Vehbi | bekledi ve kendisini dostça kar- şılıyarak evine götürdü, yedirdi, içirdi, yatarken de - Arap âde- tince - bir bal şerbeti sundu. Bu şerbet, zehirli idi ve zavallı Eşter, onu içer içmez, sancılar içersinde kalmış ölüverip gitmişti. Şamlılar, Alinin Mısıra vali tayin ettiği adamın —ölümünü kendi dualarına hamledip sevinir- ken Amrin oğlu Âs, Muaviyenin o meşhur müşaviri, yanında bulu- nanlara - bu cinayeti telmih ede- rek - şu sözleri söylüyordu: — Allahın baldan da orduları vardır. Yerinde onlar harekete geçer, -M_uaviy'enin düşmanlarını — toprak altına göçürür!.. — M. T v » -1ıd ” W | T