Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.
'i-_ a AĞUsTos — 1937 L Aşk ve macera romanı — —- 9 Nakleden : (Vâ-Nü) Biz VZ. Ki CK Saf, çok temiz kalplisi- *“Ğf',_'—m - diye yeniden söze Mevzuu sizinle konuşmak anlatmam lâzım geliyor.. beyi sinirlendirdi. d Yaşındasınız, ben öotüz &.-M%Hi anlıyor musunuz ne İk, | “iğimi? * ı.h;:ı“m çehresindeki ifade- DSN : Bene meselenin farkında N ; ı'hıdı anlamamazlığın Ca Fümü el - #Ayt h f Üzerine, meseleyi çabük bi- .a—ğh Solukta bütün düşünce- * : | e 'lııı Yaşımda erkeğin sizin ya- hh:ı. 'din kâtibi olamaz bu fik di M"_':mk istedim. Lâkin siz, Mana çıkaramadınız. Bdi 'Bğünüzü açmak mecbuüri- ü., “İlay €r yanımda meselâ an n?min :1 t',:'ıh.“t evli bulunsaydim, knm“““zı $kalaşırdı. Sizin itibar ve K he tlenmez, saf kalırdı. Lâ- “A*amız!dakî münasebet Ve namuskârane ise de, Reniy WMZĞI otuz beş yaşında- aç İgtmn; tvinde ömrünüzlü geçir- Ve *ğildir. Hem de dağ ba- ; Yaşryan tek kadın ola *Tmin « * *ur *N Gekllim.. tcbal deli: dâ var, ' Tt g bu derecesi, paşaza- ; Kı—z—.h'l Şaşırttı. Gülümsemek GW Kız, devamla: ) N"Mlm, İkbal dadı hak- _—:“"—ıq_ v bir tek fena söz söyledi- 7 ' Sİzinle yapayalnız yaşa- « kopmrdı Grsüz ikir bütün istihzalarının bu 'îhu. t planmış — olduğunu Nüğı hu !!te,ı: liîn!.:—?ğdi ve şöyle düşündü: Üye yi Tüp köpeğini öldürmek hı;&n'â.ü' h—;duz olduğunu bahane Y n::u?q_ Si Rüştti bey de beni sav- önş , Mrgyy € Belişi güzel bir bahane 'hîç Ğ:ı%g_ beî:“ğruıunu söylemek 1lâ- l:’îııç_î *aşı, | buradan çıkarmak için a Ç* tzge ÖSP yok. Onun için ken- ' : E:zliy%kîüdafaaya kalksam fay- Üai S tes. * öniş ':';ı“ kızin bu düşüncelerini k, Bu iki: Wîdm güzel ortaya ! Hayır! Epeyce za- wh:" €ğten dösttan mek- LFA, T EEz ZF ";ı,.'h::lhırmn fikirlerine, "Ortam, b bu meseleyi mevzuu nq,_ Di Ü, sırf sizi düşündü- Un V Şöylaşe | Sizi tanıyanlarca ıı::e':eır ekür ga Sekiz ay. milü- n evinde, tenha ç :ın.h :':'îl yaşadınız. Bu İ | hltyo e.m::îı- MüÜecsses RTAR çu ede bir yerde bir Ya , Sika Üy Tsa HĞ:('%W!' Yahut da aklı başında nıhîhrumz. İda'ma, ksatlarınıza engel o- Nhu".:ı_“"h gözlerini ev sahi- B'M“ fatlı bir sesle: Ş 5. , Phe eden olursa — size A J"'::"Myumumrmım Yebu husüsiyetiniz | mektup yazıp hakkımda izahat isteme- lerini söylerim. Siz de benim çalışkan ve namuslu olduğuma elbette şehadet edersiniz. Rüştü beyin müsamahacı fakat müs- tehzi nazarları, tekrar öksüz kızı süzdü: — Biziti hakkınızda ne derece hüs nü şehadette bulunsam, ki cidden fey- kalâde iyi bir insan olduğunuza kaniim, o derece sizi şüpheli bir mevkine sok- arm. Neylersiniz, ktızım. İçinde yaşadı- ğimiz cemiyet bir takım dedikoducular- la doludur. Onların da söyleyecekle- rini nazarı itibare almak mecburiyeti wardır. 8'zin bu evide bulunuşunuz, her ne kadar fevkalâde namus Ve haysiyet şeraiti altında ise de, birçoklarına pek gayri tabli görünür. Hatta eminim ki, mektebinizde sizi yetiştiren hocalarını- za da bundan bahsetsen'z hiç biri vazi- yeti tab't görmiyecektir. — Hocalarrm mı?.. - diye sonran kt- zın halinde bir endişe uyanmıştı. Başını eğdi. Sahi ne düşünürlerdi? Ne iderlerdi? Fakat bunun fenalık nere- sindeydi? O, kötülük namına Ne yapı- yordü? Daima çalıştmmamış, verilen emirle re itaat etmemiş miydi? Ve işte, mu- kadderatını bağladığı adami, ona gitme- sini emrediyordu. Hocalarının da bu kovuşu tabii göreceğini biliyordu. Başını avuçları içine aldı.. Ağlamağfa başladı. Sessiz sessiz hıçkırıyor,omuz- ları sarsılıyordu. Erkek hakiki bir heye canla ayağa kalktı. Kızın yanıma yakla- şarak, elini onun başı üstüne koydu: — Ağlamayınız, Nermin hanım! « dedi. - Biraz makul olmanız lâzımdır. Gitmenizi sırf kendi menafiiniz nammma size tavsiye ediyorum. — Gitmek... ÂAlâ... Fakat hnereye? Nereye gidebilirim.. — Düşünsenize... Dünyada benimle alâkadar olan bir tek #Girümi g YA B Utu G ea M Ç GUai zalr- şarak sizi memnun"- emeğe uğraştım. Şahsiyetimi silikleştirdim. Ortalıkta bir gölge gibi dolaşarak sizi taciz etmeme- ğe çabaladım. Halbuki işte beni kovu- yorsunuz. * — Hayıt efendim... Kovmak ne de- mek?... Fena bir hizmetçi kövulur, Hal- buki, siz, krzım, bütün hlürmetime ve sempâtime lâyıksınız. — Buna rağmen işte beni gene sa- vuyorsunuz. — Beni Mmlüşkül vaziyete sokmayın. | Sizi temin ediyorum ki, bu sırada, na- muskâr bir insanınm bütün hüsnü niyeti- le hareket ediyorum. Sizi karşımda ağ- lar görmek benim için pey acıdır. -—__Peki ama, sizden ayrılırsam ne- reye gideyim? Ben, dünyada yapayali tuz bir insanım, Bunu anlamıyor musu- nuz, bevefendi! Yapayalnızım! — Size para veririm, Bir iş bulursu- nüz. Kız, aciz, şaşkın bir haldeydi. Bu manzarası, erkeğin kalbine dokunuyor- dü. — Mademki benden memnunsunuz ve mademki ben de işimden memnunüm, niçin beni gönderiyorsunuz? Beni bura- da alıkoyunuz, efendim. — Yapayalnız kalmaktan çok korkuyorum. Gözünün önüne getiriyordu: Seya- hat, meçhul insanların ortasında yalnız lık, parasının bittiğini görerek korku, yuvasından kovulmuş, hayatta tecrübe- siz.zavallı yavrucak. Bu evden başka hiç bir yerde yaşamanın kabil olamıya- cağınr İlüşünüyordu. — Eğer isterseniz gece gündüz çalı şirim, Size yardım etmek için her şeyi yaparım. İhtiyar olduğum zaman da, İkbal dadımım yerine geçerim. Zira 0 za tan bana her cihetçe itimat eldersiniz. (Devamı var) | kumandanı ile muharebenin Büyük taarruza başlandı Türk milleti kendisini istiklâle götürecek yolu görmüştü Bütün dünyaya ders olan bir imtihan Laşkumanda_n ve ga.rb ceğhesi ordu. ea Tormandamı Hüyük — taarruzdan evvel Büuüugün, Türkü ebedi istiklâline kavuştü ran başkumandan meydan muhareebsine baş. lanma gününln 15 inel yıldönümüdür. Kuvvetlerine sarsılmaz" güvenleri — bulu. ran bütün miülletleri şaşırtan bu büyük har be, 1922 yılr 26 ağustos günü, 15 sene evvel bu gün başlanmıştı. 28 ağustos, sabahı başkumandan Mustafa Keamal, Büyük Erkânıharbiye relsi ve cephe idare edileceği Koca tepeye gelmişti. t Tam bir senedir mütemadiyen takviye edi. len ve kat kağ Üstün bir cepheye taarruz edi lecek, ana vatandan düşman kovulacaktı. Türk topraklarında ilerliyen ve yerleşen düşman, milli! kuvvetterin taarruz edeceğine katiyen ihtimal vermiyordu. Her cihetçe üs. tün olan mükemmel bir orduya hangi kuv vet taarruz edebilirdi ? Fakat vaziyet hiç de böyle değildi. Büyük kurtarıcr, düşmanların Türk milletine aman vermek istemediklerini bildiği için katt va &ön darbeyi indirmeğe karar vermişti. Türk vatanımı harita üstünden silmek istiyenler, en büyük dersi alacaklardı.. Türk milleti, tamamile anlamıştı ki kendi. sini istiklâle götürecek yol, önünde yürüyen atasının tuuttuğu yoldu. : Yabaner düşmâanlar durmadan mahvtemek icin uğraşırlarken yurd İçindekilerin bazıları da: — Başa çıkamayız.. Başka bhir milletin hi. mayesi altında yaşamaktan başkâ çare yok tur.. diyorlar, “manda” istiyorlardı.. Bu zavallılar, Türk milletlerinin harikalar ya ratmağa — kadir olduğuna inanamıyorlardı. Türk ülkesini paylaşmak İstiyenler ise mü. temadiyen oyalıyorlardı. Halbukt başkuman Tontomn amca Hovarda kadın — Oö. Merhaba üstat.. diye yerimizden kalktık. — Buyurün.. Buyurun.. Şöyle, hayır, hayır. En artamıza.. Bğiliyorduk. Kimimiz elini öpmek, kimi. miz elini hÜrmetle sıkmak huususunda acele gösteriyorduk, Onun, ihtiyar gövdesi, zayıf bacakları Üze. rinde titriyordu. Sirti. bükülmüştü. Yüzü ki. rışmıştı. Fakat gözleri hâlâ gençti. Hatları tebesstüm Tresmediyordu. Hele gesl büsbütün gençti, canlıydı: Kısık ve kalm olmaaına rağmen, derinliğinde kaynaşan hayatiyet onu genç gösteriyordu. Oturdu. Kimimizin dizine hafiffçe vurdu, kimimizin tatlr bir cümla ile hatrrını aldı.. Hep'imizln bamtelimizi bilirdi. Fakat sinir. lendirmek tarafından değil, neşelendirmek tarafımdan. Onlara baatı, bizi güldürdü. Beş ön genç ve orta yaşlır muharrir, Ada vaptrunda tesadüfen toplanmıştık. — İhtiyar neslin biricik mümesetllli de, aramızda övdü.. Şeyhtilmuharririn vaktile Mahmut Sadıkfı. Şimidi Muharrem Feyzidir. Fakat Müharrem Feyzi, galiba, bizim tistat Necibin ancak bhir (ki yaş büyüğüdür. Hem de şimal Türkü ol. duğu İcin, daha dinç durur, yaşmı güster. mez. Sektine bakılsa, asrıl şeyhin Üstat Ne. cip olması lâzmm gelir, Ö, Zeki gözlerile, şöyle bir etrafmma baktı. Derhal mevzuun ne olması iâzım geldiğini kestirdi.. Meclisi bozmamak, alâkayı uyan. dırmak iİçin neden bahsetmek İcap ettiğini keşfetti.. Zaten bütün ömrünce ahvali ruhiye rasıdlığı yapmış dğiel miydi: Efkârrumumi yenin o anda neyle uğraşmak Istediğini keşf etmiş, ondan bahsetmişti. Şimdi de aynı şeyi yapıyordu ve buldu: Mevzu “kadmn,, olabili” di Zira, etrafımızda hep kadmlar doluydu. Gençlerin gözleri, sağa baktyor, sola bakı- yör, arıyor, tarıyordu. Şu plâjer bayanlar.. Başlarını birer eşarpla sıkmışlar, Kolları açık, bacakları ve ayakla. rı açık... Aralarında cavıl cuvul könuşuyor. lar.. Şu birbirine kumru gibi sokulan çiftler... Daha şimdiden kendilerini adanın çamlarımmın altında yapayalnız hissediyorlar. Şu Süslenmiş, püslenmiş, bayan; yapayal. nız, elddi elddi otürüyor. Karşıda Kendisine mütemadiyen bakan aynı şıklıktaki baya hiç bakmıyor gibl duruyor. Fakat belli ki, zihni yalnız önunla meşgul.. Her halde, adaya git. mezden evvel araları bulunur.. Üstat: — Hey gidi zaman hey., Nerede bizim dev. rin kadınları. Hayret ettik! — Aman ne diyorsunuz?. — Evet.. Bizim devrin kadımları.. Şimdi yok, Kalmâdı, — Muhafazakârlıkta, hatta mürtecilikte Hleri varryorsunuz! . diye güldük. . Ama da yaptınız ha. Haydi başka cihetlerde kendi — devrinizin eğlencelerini methedin. Bunu kabul edelim . Lâkin, kadım hususunda... Ö ne istipdattr. Kafes arkalarında.. Uzaktan uzafa, çiçekler. le, mendilterle, fesini düzeltmeklerle işaret. leşmeler.. İhtiyar muharrir: — Onun da ayrı bir zevki vardı: Heyecan.. Yaklaşamamak, vasıl olamamak heyecanı.... ortayfa.. M Üreci hakil dan vaziyeti çoktan kavramıştı. O şöyle dü. şünüyordu: — #*Memleketimizde bulunan düşmanları silâh kuvveti ile çıkarmadıkça, çıkarabilecek mevcudiyet ve küdreti milliyemizi fülen is, bat etmedikçe, diplomasi sahasında ümide kapılmak, caliz değildir. Filhakika bir fert için olduğu gibi, bir millet için dahi kuüdret ve kabiliyetini, eserleri ile izhar ve isbat et- medikçe, itibar ve ehemmiyet bekleyip dur- mak byhudedir. Küdret ve kabiliyetten mah rüm olanlara iltifat olunmaz. İnsanlık, ada- det, mürüvvet tcabatr, bütün bu evsafı halz olduğunu gösterenler istiyebilirler. Cihan, imtihan meydanıdır. Türk milleti, bunda asırlardan 'sonra, gene bir imtihan, hem bu defa en çetin bir imtihan karşısında bulunuyordu. İmtihanda muvaffak olmadan, lütüfkârane muamelelere intizar etmek caiz olabilir mi?.,, İşte okuyucularım, Türk milleti öyle hir imtihan verdi, ki bu imtihan, bütün dünyaya bir ders oldu. SUu arıyor | Niyazi Ahmet Nihayet sökulâbilmek, göz ucile bir lâhzarım görebilmek.. Ve en mühimi, o kadar hasret. ten sonra, bir kolayını bularak nalil olmak, Evet çocuklar, o mahrumiyet daha zevkliy. di.. Hem de romantizmler yaratırdı.. Şimdi gel de o ihtirası duy.. ; — Kimden bahsediyörsunuz? - diye bir genç arkadaş sinizmle alay etti. Üstat aşağı kalır mı: — Kendimden! . diye bir kahkaha attı. « Fakat siti de kabil olsaydı da, gençliğinizi de yarım asır miülddetince muhafaza ederek ilti devirde yaşatabilseydim, Bizim zamanımızı pek o kadar kötü bulumayacaktınız.. Evet, doğru: Bu kadar çok kadını meydanda göre. miyorduk. Fakat bazan da Öyle vaziyetler dlurdu ki, kurulmuş zemberek gibi İhtirası. mızım boşanmak fırsatımı bulüuşü fevkalüde. likler yaratabilirdi... İşte sizler bunu duyamı yorsunuz. O aşklar şimdi yok. O eğlenceler de yok. O hovardalıklar.... Ve devam etti: ... — . Bir akşam, İngiliz sefarermnanesinin kargısmdaki (***) kafe şantanım da, yani şimdiki tabirile barında içiyorduk. Karna. val mevsimiydi. Birdenbire, kaprı açıldı. Fişilkt ta bir kadım göründü. Hissiyatrm ancak Ne. dimin bir misrar ile ifade edilebilir: #“Ne gördüm, ah aman, bir cevan, bir âfeti can! Gidden ne Zarifti. Ne çalâkti, ne servinaz. dı. Neydi, neydi, neydi! Yüzünde bir maska vardı. Deliklerinden iri iri v rimelsiz kirpikleri görütüyordu. O kirpikler ona mahsustu. Tuvalet sanayli fab. rikacılarma değil! İnce kırmızı dudaklarının arasından dişleri İnci gibi görünüyordu. Çe. nosi ne güzel bir müdevveriyetteydi. Kolları. nt kapmm kânatlarıma dayayarak, — baskın veren ve “eller yukarı!,, diyen bir eşklvya Ri. bi haykırdı: “— Hepiniz misafir misiniz! Üülce ?., #“Kimse bundan bir şey anlayamadı. isürün masalardan, uğultu dirmiş, öna bakıyorlardı. Hayranlıkla ve hayretle, — Garson! Ne duruyorsun! bu gece... Bu müşterilerin hesapları da bann aittir. Lütfen Kabüul ederler sanrırım... “Öyle zarif bir hall vardı ki, derhal orta. lığa bir neşe sirayet ettirdi. Bir alkış tufa. nıdır koptu. Önün masası &n muütena yere kuruldu. Diğer masalar ârasında da, umumi bir eğlencede imişiz gibi bir ruhi! birleşme hasıl oldu. “Derken, meçhul kadım, şarkı söylemeğe, masanm üzerine gıkıp dans etmeğe başladı.. Başkası yapsa belki sarhoşlük sayılır, sakil addedilir. Lâkin onun her hareketi güzeldi. Ne yapsa yakışıyordu. Arada sırrada: #00 Misafirlerim ne İsterlerse vereceksi. niz.. Bir şöy eksik olmayacak.. — diyordu Şimdiki devirde böyle şeyleri anctak aina. malarda seyrediyorsunuz.. Böyle hovarda insanlar kaldı mı? Bilhassa kadınlar arasım Ğa.. Onların hovarda olanları hovardalığı kendi lehlerine kullanıyorlar. “Nihayot, sabah ölüyordu. Örâda, öyle bir geca geçirdik ki.. “Sabaha karsı kâdın sördu!: “— Bu iskemleler, masalar kaça? "“— Kırk altın! . dediler. “— Öyleyse, toplayın gü Meydana.. “Onun emrini, bir kumandan emri gibi din. Eyorduk, Topladık. Ve yine buyurdu; “— Gaze bulaym.. “Buladık.. İngiliz sefaretinin tam kaârşızm. da, zaptiyeler gelinceye kadar yaktık.. Son- ra, kadın, paraları verdi. Bir arabaya atla. yarak ve elile bize veda işaretleri yapara buseler göndererek gitti. : “Konuşmasından, gayet İyi Türkçe - bilen bir tatlr su frengi olduğu anlaşılryordu. Fa. kat kimdi? Bunu anlamak kabil ölmadı. Ben bütün gençliğimde onun âşkmı hissettim. Bir daha rastlamak emelini kalbimde yaşat. tım. Üstat Necip, vapuru dolduüran kadmlara, kızlara lâkayıt bir nazar atarak: — Norede .. - diye içini çekti. Nerede?... Çök kadmlar var şimdi de.. Ama nerede Öye le hovarda kadm?... Hatlce Süreyya — Dr. Hafız Cemal LOKMAN HEKİM - Dahiliye Mütehassım Pazardan başka günlerde öğleden sonra saat (2.5 tan © ya) kadar İstanbulda Divan yolunda (104) numaralı hususf1 kabinesindea hastalarını kabul eder. BSalı, cumartesi gün leri sabah "9,5—12" saatleri hakiki fukaraya ” 4 Artık, içeti” timse girmiyecek.. Burasını beri kapatttiri T u 'a ise'z Pi ” ü üm ae hd eli aei üt b el l6 AA !