21 Ağustos 1937 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 5

21 Ağustos 1937 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 5
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Nnkleden : (Vâ-Nü ) . Y ARA aT —T Bi AAA LILEI | Za müsaade etti. “&ğ.:& | Lgene kadının pesine takı- Dler iğ?ı“fen içeri girdi. Ânme- i v day Tinmis p, ) Tdlim herhalde, katı hı,h"âî;:i' Şefkat damilası tarzımt- ç kapıe ETMŞtİ. Pakat fazla ha- Wâ;n' ;ı;“ doğru değildi. Çünkü W. Sönra, | üşkülle karşılaşacak 5. ıt— t h“:—wi:ğ*dı:ı' Olsa; bu gecelik, yorgan "ndirecek bir oda, bir yer r Bi fadın, onu mutfağa götür- Yup, “Yee:; 9ur, dinlen, Birazdan sa- DSi Yeririm. Herhalde yorgun Üüş y SOk, %Bay““nda ilk defa bu ka- h“_bayı inmek istedi- Bidersiniz? Arabayla,, leri> kla %'İÜ g% genç kızı şüpheli şüp- biş Rüay, Ora sert bir sesle: h K ci N*î-'n:mhtv evli değil, O, burada Üm, Hyor, B hayretle: aei Bi göta I? H:hg :::;“i... Ne olacak? Hayret & Var? mîf' ;:::k:;ît-"_ cevap kızı ihtiyatlı By ; huyâlı d Iz Var Hayretim saçma. Üi Rıhaântg kalabalık sandım. kq:"“üı *i : S€ven bekâr bir adam ra.âht bi 2 € yaşıyabilir. Nitekim bi ahi © de küçük bir yerde ç Galalık * 7 Ü : Süya kızı ikna etmişti. çH N'î:»î:e tâ;ndedi. Yrgy YÜ Kaz p tmek hazırlamakla * Ayale dalmış, düşünü- H Ğîni;î“m b & işaç N anı eyi'_' Onu neden iştemedi- h:ı“hh " gibi oluyordu. Mutlaka bi Çan, ( ? * Insanları sevmi- .ğ:u:“âd' Böyle ıssız yeri seçişi Kot hei Hadından başka da ka- ha itin girilee. ' Ezını açıp söz söy- kiç “VI;İI:;; kadar yörgündü ki, vü- Tdu 'ki, yatak ona pek Sükrederek hemen İiş tek m"?? :hğı atmağa cesa- İ v e YAPRA gqq:'di_ Yedii ile kızın önüne yeme- ü Ür, Ne “ten Sonra da tabakları : * Yatacağı yeri göster ! — Teşekkür ederim. Çoök iyi kalpli- siniz, Allah razı olsun hanımıcığım. — Bana düa etmeyin, Burada emri geçen yalnız bizim beydir. O ne söyler- se ben öyle yapıyorum, OÖnün izhi ol« masa bir şey yapamazidım ki... Nermin başını salladı. Ve dalgın dal- gn kahvaltı etmeğe başladı. O, bu mütehakkim erkeği düşünüyor du, Gidip kendisine teşekkür etmek lâ- zıtm mrydı? Herhalde lâzımdı galiba... Zira bir geceyi rahat geçirmesini ona medyundu. Yola çıkmazdan evvel bu ziyareti yapacaktı. Lâkin pek de ürkü- yordu. , Meyus gözlerle dışarıya döğru bakt.r — Yağmmir yağıyor. — Evet. Hem de akşama idoğru ar- - tacak gibi görünüyor. Kız irini çekti: —a Oh yarabbi hemen artsa da gide- miyeceğ'mmi anlasalar.. diye düşündü. Fakat burada fazla kalamazdı. Ye- rinden kzlktı. Cekingen bir sesle: — Gidip Rüştü beyefendiye teşek- kür etmem İ#zım değil mi? Kend'sine haber versenliz. — Hacet yok. Kapısını vuruti. Bü- tada o kadar teklif tekellüf yoöktur. Nermin bu tenbihat üzerine yazıha- he odasının kapısına vurdu — ve - içeri girdi. Adam genç kızı süzerek: — Demek tâ İstanbuldan buraya ka- dar bu iş için geldiniz? — Evet efendim. — İstanbulda ne yapıyordunuz? — Bir şey yapmıyordum. Mektepten henüz çıktım. — Ebeveyniniz sizi nasıl bu kadar uzağa yolladı? — Öksüzüm. Babamın amca dedi- ğim bir arkadaşı var, O beni yolladı. — Seyahate alışık mrsınız? —— Hayır efendim, İlk sefer yola çı- kışımdır. Ön bir senedir hep mektepdey dim. Rüştü bey hayretle: — Böyle bilmeden, etmetden nasıl bu işe teşebbüs ettiniz? — Bana öyle emir verdiler. — Siz de hemen itaat ettiniz, değil mi? — Başka çarem yöktu. İnsanın pa- “ası ve ailesi olmazta ne yapar? Bu yumuşak başlılık erkeğin siniri- ne dokunmuş olacak ki omuzlarımı silke tek : — Şimdi ne tarafa gideceksiniz, ne yapacaksınız? Geniç kiz böynünü bükerek: — Bilmem efendim! - dedi. Soluk yanakları üzerine iri iri göz | yaşları akmağa başladı. Yirmi dört sa- atten beri duyduğu heyecan o kadar art mıştı ki, artık kendini tutamıyarak bir çocuk g;bi hıçkırmağa başladı. Erkek eliyle bir hareket yaparak: — Ağlamayın. Göz yaşınldan insana fayda yoktüur. Sorduklarrma cevap ve- rin, Paranız var mı? — Yirmi kuruşum var. Erkek inanmaz b_ir eda ile: v — Yirmi kuruş mu?., Sizi yola, bu kadarcık para ile mi çıkarttılar. — Hayır. Üç liram vardı. İki yüz seksen kuruşu vapura, trene, otele, öto- | büse gitti. Seyahatte para çabuk bitiyor. — Haydi bakalım. Şimdi bana anla- tın. Ne diye bu işe giriştiniz. Nermin utangaçtı. Lâkin hissedi. yortdu ki, izahat vermesi lâzımdı. Bütün hayatını kısaca hülâsa etti. Erkek onu asabiyetle dinliyordu. Kız sustuktan sonra Rüştü bey bir an düşündü: — Ne garip iş! (Arkası yarın) 438 sene evvel buğün Türk Donanması Mmebahtıya hüeum ederek zaptetli, kaieleri teslim aldı Mağlüp kumandan, oğlu tarafından tevkif edilerek zincire vuruldu Türk donanması İnebahtıya hücuma ka. rar vermişti. Düşman, buna meydan verme. mek için her tedbire başvüruyordu. Venedik kumandanı Grimani altı gemiyi ateş kayığı haline sokârak bir gece Türk donatımasmın üzerine sevketti. Fakat Türk denizcilerinin uyanıklığı, büyük bir felüketin önünü alma ğa muvaffak öldü. Ateş kayıkları hiçbir ga. rar vermeden yanıp kül oldular, Bu hâdise, Türk donanmasma derhâl va. ziyeti inkişaf ettirmenin vakti geldiğini ha. tırlatmış öldu. 1499 yılı 21 ağustos günü 448 sene evvel buğün, Türk donânması Lepanto körfezi yolumü tuttu. Mora valisi Halil pa. şa, kadırgaları ile şiddetli bir hücuma geç. ti, lakat düşman küvvetliydi ve üUstünlüktle kendisini müdafaa ettiği gibi — donanmanın körfeze girmesine de meydan — vermiyordu. Akşama kadar devam eden bu çarpışmada, dört Türk kadırgası kendilerini kurtarama. dan Venediklilerin eline düştü. Hava tamami'e kararmıştı.. Türk gemile. rine: — İşik yakmayınız emti verildi. Her tarâf iyiden iyiye karâanlık perde ile 'örtüldükten sonra — yapılacak iş bildirildi. Ahluka yarılarak Kkörfeze girilecekti. Gündüzki acıyı çıkarmayı — çoktan göze almış bulunan efrat yeni emirden son dere, ca meminün olmuştu. Gemiler, hiç bir hâdise ye meydan vermeden körfeze girmeğe mu. vaffak oldular Venedik kumatıdanı Zöano Mori kaleyi teslim ederek çekildi. Amiral Grimani, üstüste yaptığı hücumlar da bir muvaffakiyet elde edemediği için si. nir ve hiddet içindeydi. İnebahtı körfezine girmeden önce askerlerine ve kumandanlara | şu emri vermişti: — Zaferi biran önce temin edemeyişimizin | Bebebi, itaatte kusur edilmesindendir. Bun. dan sonra ğerek asker ve gerek mafevk i. taatte kusur ederse şiddetle cezalandırılacak tır.,, Amiral bunu söylerken yeni bir muhare. | benin vuku bulacağını da tebşir — ediyordu. Bu da, yukarda yâazdığımiz ve dört Türk ge. misinin esir edilmesi ile neticelenen harpti. Fakat ikinci ğünü dönanmanın körfeze gi. rerek kaleleri teslim aldığı duyulunca umüu. Mi bir şaşkınlık başladı. Venediklilere yar. drm için gelmiş olan Fransız — donanması âamirali bu vaziyet kârşısmımda durmanın ma. hasız olduğunu söyliyerek uzaklaştı. Fransa kralı 12 iİnci Lül Venediklilerin bu Mağlübiyetini düyunca Paristeki Venedik 8e firine şunları söyledi: — Biz Venedikliler meclialerde gayet akil Ve zekisiniz, servet ve sâman da çöktur.. Fa. kat ölümden o kadar — korkuyorsunuz ki, Muharebede ne ruh ve ne de cesaretiniz tu. tuyor. Biz harp mesaelesini deruhte ettiğimiz zaman onu ya galebe etmek — veya ölmek karariyle kabul ederiz.,, Grimaninin mağlübiyeti. Venedikte büyük bir galeyan uyandırmıştı. Onu tevkif aderek” eline zincir takıp getirme vazilesi kendi oğ. luna verildi. Oğlu — vazifeyi muvaffakiyetle yaptı. Babasmı mevkuf olarak getirdi. Muhakemesi beş ay sürdü. — Korkaklılda itham edilirken kararsızirk ve zaaf cürümis. Yi İle 1500 altın ceza ve ebediyyen kalebent. Hğe mahküm edilerek Dalmaçya sahillerin. deki Şerso adasına gönderildi. Eğer karar. sızlık suçu iİle cezalandırılmasaydı, başt i. ki direk arasında kesilecekti. Niyazi Ahmet Toeontom amca Fotoğr afçı eee — —— cccacA B KA «Fe Pt ; n ll 5 v h D K" -Osman Bey, küçük kızı Süheylâyı | üç gün evvel evlendirdi. Damat, hukü- kun sön sınıfında talebe idi. Kızla öğ - lanın tanışmaları tuhaf olmuştu. Bakın _ıphtaynn':" Bir gün Süheylâ, sokaktan yanında genç bir erkekle beraber döndü. Kapı- yı açan hizmetçiye acele acele babasını sordu. En üst kat taraçasında nargile içmekte ölduğunu duyunca oğlanrır «lin- den tuttu ve merdivenlere doğru sü-lik- ledi. Osman Bey, sarı camlı gözlüğünün üstünden önünde duran garip gençe baktı: İri yapılı bir şeydi. Keskin kara gözleri vardı. Ceketinin kollarındar: el- lerinin üstüne uzun siyah kıllar satkı - yordu. * — Ötür oğlüm, dedi. O pantalonunun diz kapaklarını yu- karı çekerek ve Ösman Beyin gözleri - nin içine cesaretle devam e- derek, saksıların yanındaki hasır iskem leye çöktü ve ellerini dizlerine kava - rak bir adam, bir misafir, yahu* bir söz bekliyormuş gibi bir tavır ablı. — Süheylâyı nereden tanryorsunuz? — Bugün, yarım saat evvel Alt-yol ağzında kızınıza rastgeldim efend'm.. Yanma gittim, kendisini sevdiğimi ve evlenmeğe talip olduğmu söyledim. Beni aldı, buraya getirdi.. > — Daha evvel hiç.:. — Hiç görmedim efendim . — Bu biraz garip! Yarım saat evvel sevilen bir kızın size karılık edeceğin - den nasıl emin olabiliyorsunuz?. — Eminim efendim. Zaten bu iş bi- raz da şans meselesidir. Senelerce ni - şanlı hayatı geçiren, sevişen ve bitibir- lerini anladıklarını zanneden insanların evlendikten sonra nasıl bir cehennem | içine düştüklerini ve nasıl mahkemelere koştuklarımı görüyoruz. Eh, mademki. tecrübe ve-tanışma bu işte pek o kadat ehemmiyetli bir rol oynamıyor, o halde işi büsbütün talihe bırakmak daha iyi olmaz mı? İnsan hiç olmazsa zamandan, ümitten ve heyecandan kazanır. Osman Bey şaşırmıştı. Bu çocuk yalnız evlenmek husuüsunda değil: nu- tuk irat etmek hususunda da hiç bir ha- zırlığa lüzum görmeden doğrtdan | ğ- ruya işin içine girmek ve elini maksa - dım üstüne koymak cesaretini göslere- biliyordu. O dakika da içinde bir arzu, bir se- vinç duydu ve karşısındaki kocaman çocuğu belinden tutarak kendisine celk: mek ve yanaklarından öpmek istedi. Ah, bu mümkün olsaydı?. — Sen.kaç yaşmdasın oğlum? — Yirmi bir. — Mektepten ne zaman çıkatakem? — Üç ay sonra.. — Baban, ailen kim? Neredele:?. Bir çok malümat aldı. Hiç birisini dinlememekle beraber bu süalleri çoğalt mak için zekâsını mütemadiyen zorlu - yordu. Nihayet genç adamdan, düşün- mek üzere iki gün izin istedi ve kapıya kadar geçirdi. Süheylâ, babası ile sevgilisi arasın - daki konuşmanın başında, orada van- larında idi. Sonra dışarı çıkarak konu şulan lâfları pancurun arkasından üin - ledi. Çocuk çıkarken de sokak kapısını o açtı. Kapı, evin içindeki havadan bir kısmınr beraber alrp çıkan ve kendisin- den bir hatırayı orada bırakan genç a- damın üstüne kapanır kapanmaz, Sü- *heylâ, babasının boynuna atladı ve Osman Beyin porsuk yanakların dan, çizgili gerdanından öpmeğe başladı.. Osman Bey (Dur, duı'*) diyerek kırı - nn kuüvvetli kolları arasından sıyrı:l - mağa çalışryor, fakat hiçbir yeri rutmu Yor, tatlı bir yorgunluk içinde kapana kısılmış bir ihtiyar sansar gibi, debe - leniyordu. , Süheylâyı boynuna asılmış bir vu « muşak kürk gibi taşıyarak yukarı çık - tı. Taraçadaki koltuğa beraber gömül- düler. Süheylâ buruşan elbisesini ince y ar- maklariyle düzeltmeğe “çalışıyor; van gözle gerdanındaki tükrükleri mendili ile silen babasına bakıyor, gülüy« du. Osman Bey düşünüyordu: Aşağı yu - kart otuz beş sene evvel karısiyle ev « lendikleri günü düşünüyordu. O di Lüy le tatlı, o dâa böyle sıcak bir mahlüktu. O da böyle beyaz bir tazı gibi, akşam- ları eve dönünce, boylu boyuna onun omuzlarına. sıçrar; o da böyle kızgım dilini onun o zaman, daha gerngin ve daha taze olan gerdanında gezdirir!i O da böyle, tıpkı kızı gibi, iki kuvvetli kola ve parlak çelikten yapılmış kerpe- ten gibi parmaklara malikti. O da böy- le dayanılmaz iki parlak gözle, iki kır- mızı dudakla ve iki beyaz çukurla, kendisine gülerdi. Bir gün, bir sabah evlerinin- içinde kara bir bulut peydahlandı. —Bir kaç dakika içinde karısını kaybetti. Sühey- lâ © zaman beş altı yaşında, inci gibi bir bebekti. Annesinin ölümünü üç gün sonra unuttu Ve daima, daima baha- sının koynunda yatmağa alıştı. Onu hiç bir gün, oradan, babasının yanından ve annesinin yerinden âyıramadılar. Öl beş yaşına basmış ve aşağı yukarı bir genç kız sayılacak derecede — gelişmiş olduğu günlere kadar.. Bir gün, mektepten eve dönünce, babasının yanındaki odada, mavi b yalı bir demir karyola gördü. Üstünde ma - vi ipekten bir yorgan, tavanda mav' bir abajor vardı. Süheylâ o günden itiba « reri bu odada yatmak llşım geldiğini anladı. Sesini çıkarmadı. Fakat ilk ge- | ce, ikinci, beşinci, onuncu geceler gö - züne bir damla bile uyku girmedi. Arkası mütemadiyen açılıyor yastık mütemadiyen kenara doğru kayıyor ve ayakları üşüyordu. O kadar ki Sühey- lâ sıcak Temmuz gecelerinde hile be - yaz ayaklarını bir havluya sararak vat- mayı âdet edindi. Bir akşam Osman Bey, önu söyu - nurken seyretmişti. Genç kız taftu blü zunu çıkarır çikarmaz, babası, otlur bir kadın gibi büyüyüp güzelleşmiş silu « ğunu hayretle gördü. Süheylâ çotan- larını bir küçük toömar halinde sandal- yanın üstüne attı ve karyolasına uzan« dı. Osman Bey şaşkınlıktan gözleri bü yümüş, ona bakıyordu. Topuklarından it'baren kızın bacak- larında parlak parlak, sarı tüyler he - lirmişti ve diz kapaklarında ince, ma- vi damarlar titriyordu. — Baha, şu havluyu ayaklarıma - sa- rar mısın? , — N'cinkızım? — Üşüyor ayaklarım.. — Sebep? Hava sıcak.. ; — Evet amma, üşüyor işte.. Artık ayaklarımı senin ayaklarının aârasına sokup ısıtamıyorum ki?. Osman Bey titriyerek güldü. Havlu yu aldı, kizinin ayaklarını eline alarak itina ile sardr. Mavi yorganını üstüne Örttü. « Süheylâ, yine parlak gözlerle, yine o kırmızı dudaklarla ve yine o beyaz çukurlarla babasına güldü. * & & Osman Bey, son otomobil kortasını öttürüp kapıdan ayrıldıktan sonra, yi- ne en üst kattaki taraçaya çıktı ve nar- gilesini ateşledi. Deniz, uzakta yer yer kırılmış bir ayna gibi parlıyor ve bir yeni düaya gibi mavi göğsünü kabartryordu. Ötede beride, yelkenli kayıklar, beyaz birer iğne gibi bu mavi göğsün üstüne yel « kenlerini batırmışlar, sallanıyor, aalla « nıyorlardı. Osman Bey artık yalnızdı. Karısının öldüğü günü hatırladı: O gün de bu evin içinde bir sıcak yatak boş kalmış; (Devamı 15 incide) A elti Te .#4 z B #ğ& h

Bu sayıdan diğer sayfalar: