17 Ağustos 1937 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

Yazan: Soğoman Tehliryan — Çeüm: 5.Ş. — İktibas ve tercüme hakkı mahfuzdur — Apelyan, avukatımın müdahalesinden canı sıkılmış gibi göründü. Halbuki o büyük bir sabırsızlıkla bu müdahaleyi bekliyordu Bunu görenler şahidin bir dakika ev- vel salonu terketmek arzusunda bulun- duğuna hükmederlerdi. Halbuki haki- kat hiç te böyle değildi. Apelyan “hü - yük bir sabırsızlıkla avukatımın mitda- halesini bekliyordu, çünkü ancak bu suüretle anlatmak istediği hikâyeleri dinletecekti. Nihayet doktor Kordon sordu: — Arkadaşmızın bir kaç defa daha buhran geçirdiğini size anlattığını söy- lediniz... Bu buhranları nerede geçirdi- ğini de söyledi mi?. — Birini eve dönerken merdiven ba- şında, diğerini de Jerusalemer soka - ğında geçirdiğini anlatmıştı. — Dans salonundaki buhrandan &v vel mi sonra mı olmuş?. — İkametgâhını değiştireceğini — size haber verdiği zaman yeni odasını tüt - müuüş mu idi?. — Bir haftaya kadar yeni bir eve ta- şımacağını söylemişti. Fakat yeni oda- sını tutup tutmadığına dair bir şey de - medi. — Bir haftaya kadar taşmacağını kat iyyetle söylediğine göre yeni bir ev bul duğunu anlamadınız mı?, ' — Anladım, fakat fazla araştırmadım, — Dans salonunda kaç kişi vardı . — 60 - 70 kişi kadar, — Maznun, bayanlarla konuşmak teşebbüsünde bulunuyor mu idi, yoksa cesaretsiz miydi?. — Umumiyetle cesaretsizdi. Muay — ye bir bayanla da dansetmiyor, dam - larını daima değiştirirdi. — Maznunun vaziyetlerini esraren - giz bulmuyor mu idiniz? — Hayır, yalnız kendisini daima me yus ve mükedder gördüğüme acıyor - dum. — Harbi Umumide başına gelenler - den bahsetmemesi şayanı hayret değil | midir?. — İstemezdi. Herhangi biri mazide- ki hâdiselerden bahsedince Tehliryan | derhal atılır, ve: “— Bırak eski yaraları açmıyalım,, derdi. — Demek maziyi hatırlamak istemi- yordu. — Öyle zannediyorum. — Dansederken geçirdiği buhranm acaba herhangi bir sebebi var mı idi? — Dans salonunda herhangi fevkalâ- de bir hâdise olmadı. Yalnız bir ara 'Tehliryan kendini iyi hissetmediğini, eve dönmek istediğini bildirdi. Biraz sonra dansederken birdenbire yere yu - varladı.. — Yere düşerken ses çıkardı mı? — İnilti gibi bazı sesler çıkardı. — Maznun titriyor mu idi?. — Evet, ağzından köpük te geliyor - du. — Köpük renkli mi idi?. — Hayır. — Titreme ne kadar devam etti? — Takriben on dakika.. —-Sonra derhal aklı başına geldi mi? — Evet... ; — Biraz evvel salonda bir fevkalâ - delik olmadığını söylemiştiüz. — Fakat maznunun birdenbire etrafında cesetler görmüş ve katliâmları hatırlamış olma- sı ihtimali yok mudur?. — Onu bilmiyorum. Fakat buhran - dan evvel fena bir koku hissettiğini ve dima bu kokuyu alır almaz Hayıldığı - nı söylemişti.. Apelyanın ifadesi hâkimler ve din- leyciler üzerine derin tesirler yapmış - tı, Ben ise başımı önüme eğmiş, dostu- mun tasvir ettiği şekilde bir hasta ha- Hni almrya çalışryordum. Ara sıra yavaşça gözlerimi etrafa gerdirdi!im zaman salonda şefkat ifa - de eden bakışların çoğaldığını ve bu gefkatm jürl azalarını da sardığını, onların da bana karşı şefkatli bir tavır & 1 ı ğlak hij . takındıklrını tarkediyordum. Bu esna - da Apelyan bir zafer kazanan kumandan gibi salondan çıkıyordu. f Levon Eftaynın ifadesi Sıra, benden bir sene evvel Paristen memuriyeti mahsusa ile Berline gönde rilen ve Talât Paşanın izini bulmakta bü- yük bir rol oynamış olan Levon Eftya - na gelmişti. Henüz 21 yaşında bulunan ve masüm bir çocuk tesiri bırakan dos- tum hariçteki rolleri gibi mahkemedeki rolünü de mükemmel bir şekilde ifa et- | ti. Bilâhare faaliyetinden mufassal su - rette bahsedeceğim bu çok samimi ar- kadaşım, reisin sorgularına şu cevap - ları verdi: Reis — Paristen ne zaman Becline geldiniz?. : Levon — 1920 senesi şubatındaz... — Nerede oturuyorsunz? | — Ehniştem Terzibaşyanın evinde.... — Enişteniz ne iş yapar? — Oranien sokağında 75 numarada bir tütüncü dükkânını işletir, — Hemşireniz de mi orada oturur? — PByet. — Hemşireniz Erzincanlı mıdır? — Hayır, Erzrumluduür. — Maznunla çök sıkı münase'natta bulunduğunuz doğru mudur?. — Evet.. — Kendisini evvelce tanıyor muydu- nuz?, ; — Hayır, Berlinde tanıdım. — Beraber dans dersi alıyormuşsu - nuz?, — Evet profesör Friedrichden alı - yorduk. — Maznunun Augsburger sokağın - daki evine gider mi idiniz? — İki üç defa gittim. — Maznuan her hafta muntazaman evinize gelir miydi?. — Evet, haftada uğrardı. — Kendisinde hastalık veya buhzan alâmetleri göze çarpıyor mu idi?, — Sinir hastalığına müptelâ olduğu nu anlatırdı. Filhakika daima meyus ve mükedderdi, - : — Dansederken de mi neş'esi yok - tu2, ; — Esasen biraz değişsin diye ken- disini oraya götürmüştük. — Dürgunluğu neye hamlediyorsu- nuz?. Ş — Her halde geçirdiği felâketlerin bir behemehal | neticesi olacak... — Bunlardan sıksık bahseder mi idi? — Hemşirem bazan söz açandı. Fa- kat Tehliryan bir bahane bulup daima bahsi değiştirmeğe gayret ederdi, — Hemşireniz ne zaman Berline gel- — Bir sene evvel Arabistandan gel- di. — Arabistanda işi neydi? — Tehcirden sonra Araplar arasında kalmıştı. u — Hemşirenizden başka kimseninz yok mu?. — Diğer bir hemşirem ile iki erkek kardeşim var. DA — Maznunun hastalığına dair fazla bir şey bilmiyor musunuz?. — Saralı olduğunu söylerlerdi, fa- kat ben görmedim... Yalnız bir defa dans salonunda birdenbire yere düşüp bayıldığına şahit oldum. — Başka defa da bu gibi buhranlar geçirdiğini anlatır mıydı? — Evet, hasta olduğunu, bazan sao - kakta bile buhran geçirdiğini anlatır - dı. — Evini değiştirmek istediğinden haberiniz var mıydı?. — Hayır.. — Hemşeriniz Apelyanm yanrından ayrılarak yalnız başına oda tutmıya kalkışması hayretinizi mucip — olmadı mı? — Bana bu bahsi hiç açmamıştı, yal- nız bir defa elektrik olmadığı için baş ka bir yere taşınmak istediğini söyle- mişti. O zamn ben bu sözü şaka zan - nederek, ehemmiyet bile vermemiştim. — Bunu ne zaman söyledi, tar:hini hatırlar mısınız?. — Her halde biraz evvel. — Onun üzerine derhal nakli mekân etti, öyle mi?. evini değiştirmezden — Takriben bir ay sonra.. — Mart bidayetinde.. Hardenherg sokağına taşındığına göre;, biraz evvel anlttıklarınızı size ne zman sövlemiş oluyor?, — Şubat bidayetinde... — Hâdise hakkında bir şey biliyor musunuz?. : — Hayır... — Talât Paşanın Berlinde bulundu- ğunu biliyor mu idiniz? — Hatırımdan bile geçirmezdim. — Buna dair deveran eden şayiaları da mr işitmediniz?, — İstanbulda olduğum zaman böyle bir şayia işitmiştim... — Paristen buraya geldikten sonra Berlinden hiç ayrılmadınız mı?. — Hayır, 1920 senesi kânunusanisi sonundan beri buradan ayrılmadım... — Daha evvel neredeydiniz?. — Mütareke devrinde İstanbulda i - dim, orada Talât Paşanın Berline kaç- tığı şayiası dolaşıyordu, fakat kat'i bir şey bilen yoktu.. — Bu şayiayı ne zaman duydunuz? — 1918 sonlarında, İstanbulda... Reisin sualleri bitince, müdafaa ve- killerimden doktor Kordon bermutad müdahale ederek, bu yeni şahitten de a- zami istifade etmeğe çalıştı. Doktor Kordon şahide bazı sualler sormak hususunda reisten müsaade a- lınca siyasi vadide aşağıdaki sorguları sordu: Doktor Kordon — Memleketinizde Ermeni tehcirinden yegâne mes'ul ola- rak kimi tanırlardı?. Böyle bir sual karşısında bulunaca « ğmmı daha evvelden bilen arkadaşım L e- von tereddüt etmeden şu cevabı ver - di: — Yegâne mes'ulün Talât Paşa oldu gu söyleniyordu.. — O halde, buradaki Ermenilerden hiç biri - Ermeni tehcirinden yegâne mes'ul olan 'Talât Paşanın Berlinde olup olmadığını tahkik etmek isteme- miş midir? Her halde bu mesele hepinizi yakından alâkadar etmeli idi. Bahusus ki Talât Paşanın Berlinde bulundu - ğüuna dair son zamanlarda da şayialar deveran ediyordu. Berlinde bu gibi bir şayla işitmediniz mi? — Talât Paşanın Berlinde bulundu- gundan haberim yoktur. ! ! (Devamı var) HABER AKŞAM POSTASI İDARE EVİ: İstanbul Ankara Caddesi Poste kutuna t İstanbul 214 Telgraf adresi: iIstanbul HABER * Yazı işleri teletomu: 28872 idare, ilân in : 24370 ABONE ŞARTLARI Türkiye Ecnebi » Söenelik — L400 Kr. — 2.700 Kr. 6 aylık 730 , 1450 , 3 aylık 400 , 800 , D aylık 150 , 300 , Sahibi ve Neşriyat!Müdürü: Hasan Rasim Us Basıldığı yer (VAKİT) Matbaası Bir ihtirasın hikâ Yazanı Ilhan Tarus Baş örtümü tekrar başıma eve geldim. Uyanmıştı. — Nerede idin? — Sabahleyin belediye reisi çağırt- mış, Ekmek meselesi için! Dedim. — Ne oldu? — Üç gün sonra başlayacak, Her gün bir ekmek verecekler!.. Gözlerini kapadı. Ses çıkarmadı. * *« * taktım, Dayanamıyordum. Sarhoş naraları sabahlara kadar pencereleri, duvarları deliyordu. Her gün dispanserden ilâç almak için kasaha kahvesinin önünden geçmeğe mecburdum. Siyah bıyıklı, si- yah ceketli adamlar gülümsiyerek bana bakıyorlardı. Koşarak, bastığım yeri görmeden geçiyordum.. Dayanamıyordum. Bir gün ayağa kalktım: — Ben gidiyorum! dedim. — Nereye? — Belediye reisi, İstanbula kadar yol paramı verecek. — Ya ben? — Sen kal! Komşu nineye yalvarı. rım, İstanbuldan para alır, gelirim. — Ben ölürüm. — Hayır, ölmezsin. — Ölürüm! Beni bir vakitler iki ahtapot gibi be- limden yakalayarak sıkan, kemiklerimi çatırdatan kolları artik yanlarıma sark- mıştı. Kımıldanmıyordu. Fakat gözle. ri hâlâ canlı idi. Beni hâlâ elinde tutu- yordu bu adam., Hâlâ onunllum. Boğu- "larak göğsüne kpandım. Göz yşlarımı sıcak dudaklarımla kuruttum. Göğsü bir motör gibi işliyordu. O güne kadar kötürüm olan kollarile beni sardı, kula. gıma fısıldadı; — Gitmeyeceksin ideğil mi? Kalacak sın değil mi? Düşünmeden inledim: — Kalacağım! # *« * Ali Turgud yerinden kalktı, balko- nuün kapısını açtı: Karşı çatıların üstün- de sabahın ilk kırmızı ışkları parılda. mağa başlamıştı. Kadın yatağa uzan- mıştı. Gök yüzü, bir deniz dibi gibi, İderin mavilerle dalgalanıyor; şehrin so- luk ışıklı dumanı, kabararak - esniyor; Ali Turgud düşünüyordu. Başını çevirip kadına baktı: Göğsü hâlâ diri idi. Saçlatı simsiyah. tı. İpek Ççorapları terden — tslanmıştı. Hafif, kesik iniltilerle soluyordu. Ali Türgud, yorgundu. Lâmbayı sön- dürdü, Gök yüzünün parlak mavisi, bir Bu gibi odaya doldu. Karyolanın yanına gitti, kadının dudaklarına eğildi, fisıl- dadı — Gitmiyecekisn değil mi? Kalacak. sın değil mi? — Kalacağım!. . * * Ali Turgütla kadın, beraber yaşama- ga başladılar. Taraçadal artık - onların da çamaşırları asılıyordu. Erkek her sa- bah erkenden kalkıyor; süratle giyine- rek sokağa çıkıyordu. Bir bankada iş bulmuştu, Akşama kadar istekle çalışı- yor; akşam üstü işinden çıkar çıkmaz hiç bir yere uğramadan, odasına, kadı- nım yanın dönüyordu. Artk düşünmü- yordu. Başı önünee yürümüyordu, Sık sık gülüyordu. " “ Ali Turgüt mesuttu. Böylece seneler -geı;ti'.h Ben bir GÖLGE gibi onları takip &diyordum. Fakat hiç bir fevkalâde hâdise olmama- sı beni sinirlendiriyordu. Mesut bir a- damın hayatında o kadar az hâdise var- dır ki ve bu hâdiseler o kadar sönük- tür ki, yazmağa değmez. Fakat bir gün, Bir gün Ali Turgudun evine bir mi- safir geldi. BBu bankadaki arkadaşlar- dan biriydi. İçtiler, kadın hizmet etti, adam gece yarısından biraz evvel çıktı gitti. İki gün sonra Âli Turgut bu ar- kadaşını tekrar eve getirdi. Dört gün sonra tekrar... Onu o kadar seviyordu ki, karısına: — Benim en iyi dostum! Diye önü medhediyor, dünyada bu kadar temiz bir adam bulunabileceğine | larda kâğıt hışırtısı birden Ali Turguüd bu a dk hoşlanıyordu. Asıl g!lf"'b' ğaif uld erkeği anlatması için Otü madiyen sualler soru. - ihtimal vermediğini söylü_Y"d':'w dam, ilk bakşta, fena bir ıns;'; ae * mezdi. Kırk beş yaşlarmda_ ğ dı. Hayatında hiç evıenmem*âk çakı ? lenmiyeceğini söylüyordu. 4 yordu. Vakit vakit Ali Tufg**;ir şaşıyor; hatta bazı akşamlaî masanın başından kalkarîk' d “yord — Artık yeter! dediği üliiîda Adam aldırmıyordu. Kadın £ eçtik Ali Turgut kızıyordu... . * Ali Turgut zamanın "ası:mg”.ıl anlamıyordu. Zahiren pek y€ k ve ei çen hayatı, içyüzden, kalabalı yt idi. Hele geceleri... Bazan $2 pavt balkonda otururlardı. Kadınım çeri tüten kokusunu Ali Turgut SAf g mer; anasonu ve damların bulbı | samatına içirirdi, eriîdj zmeyi 5 İ Kadın çorapsız ge bbîok Bu uzun gecelerde ayaklarını * ıl”' falar musluğun altına tutarâ aö ylf sonra balkonun kızgın betoNt ” 0 çi tırarak Ali Turgudun burnuna ; Jat yam gibi, kızgın deri kokusu f Ali Turgut düşünürdü: ati di Ter kokusu, anason kok : pıı_ı dokusu ve kızgın deri kok“:uğ;gğia dın, bir büyücüydü. Büyücü* #; leri hatırladı: İnce oroâpîdf;ımdül— kokularını hatırladı. Artık ili oıldw Jı kuları unutmuştu, Bu kadın ©7 49 Ğ man gibi onun altına gifm:»w rak, nefessiz ve ışıksız, onun yumak, ölmek istiyordu. — , an“g Bazan, uykusundan, kadın — sarak uyandırırdı. Ali T“rgufawf] şaşkın kadınım yüzüne bakafı. ile bağırırdı: çin Y — Bufradayım, korkma, $©7 dadım! * : Uykusunda onu sayıkîî".h.'ı rr onunla doluydu. n ei öf & Böylece yıllar geçti. wy Ali Turgut, bir derece bî:,,d' yanaşmadan hâlâ ilk günkü h;eM dını seviyordu. Fakat kadır! Sık sık sokağa çıkıyor, ötcd;’n# laşıyor, arasıra erkeğinin uğramıyordu. . beliriN Kel birt — ge falaf b O servisin kapısında di. Sarışm, kumral, genç k;aı,dlî rülur, ona bakarlardı. - Mb. paraları avucuna yapışır; ' ;îbi gö finin kalamazosu bir kiyotif #,pf nn üstüne iner ve duvarlar lardı, ni lI Ali Turgut bu ziş,raı'etl"'d.eıı | mazdı. Fakat bir türlü onu” “'“ evvel kendisine görünmesin” ü KA rini vaktinden evvel gözleri"” bu masına mâni olamıyordu. BU ga o dir değildi. Ama artık servi* M geleceği saati beklemeğe V gggi Masa gözlerine birer ayna î#”v mişti ve o güne kadar mof ui] yen senedat şefi bile beyaz yöri, | ga başlamıştı. » ğ ÇArkasi yarıt) : K

Bu sayıdan diğer sayfalar: