20 Mayıs 1937 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

' a —— Carihi mıce?ı ve aşk romanı — 7Tİ — Bir Maltalı asker, ihtiyar bir m T L .e Yazan: (Vâ - Nü) FIABER — Akşam Hostast — 'ı Ye Va PN SA C üslümar: kadınını -bir hamlede öldürdü. Lâkin onun güzel ve nefis kızını esir aldı, bileğinden yakalayıp sürükledi Geçen kısımların hülâsası Sünbül ağa öldürülmek üzeredir. Çünkü korsanlar gemilerimizi iha. ta etti. Bizimkiler de Sünbül ağayı bu felâkete müsebbib diye zincirle- diler. Son dakikada -öldürecekler. Yalnız ben ve diğer birkaç sadık adamı, onun bu son dakikada yanın. da fakat göz hapisi altında bulunu- yoruz. Bu strada müthiş bir muha- Tebe cereyan ediyor. Sünbül, benim kendisini kaçırmamı istiyor. * # & ' Dedim ki: — A efendim... Eğer siz söyleme. miş bile olsaydmız, bunu ben yapa- caktım. Zira, Osmanı kendi oğlum bi- liyorum... — Allah razı olsun senden.., — Bu hissim sizin duanızı kazan. mak için değildir. Ona bakacağım. Ona her yerde müfid olacağım. Peşin- den asla ayrılmıyacağım. Fakat size manevi bir borç ödemek kaygusile de. ğil. Sırf hissiyatım bu merkezde ol. duğu için... Size manevi borcumu öde. mek içinse söylediğiniz gibi kaçıraca- ğım SsİZİ... — Peki, peki.. Haydi bakalım... Müuharebe alevleniyor. Pek az zamanı- mız kaldı. Lâkırdı ile oyalanmıyalım. Senden çok memnunum., Hem .kendi milletine karşı bir kötülük yapmış de. gilsin, hem de bana karşı pek iyi dav- randın. Allah muinin olsun, İyi adam. sın, Mustafa... Kurtulamazsam bile hakkım sana tekrar tekrar helâl ol. sun... Bu işin mükâfatını da dünyada göreceksin, — Esaret şeklinde mi? / diye acı acı yüzüne baktım. — Esarette sıkmtı çekmek şöyle dursun, bilâkis paşa gibi yaşıyacak- sın, — Ne şekilde. — Onun tılsımını ben sana verdim. — ? — Tılsım Osmandır. Sen Osmandan ayrılmadıkça ikbal de senden ayrılmı- yacaktır. ; Bu sözlerin manasmı sonradan an. ladım. Esasen o dakikada manalar üü- zerinde ince eleyip sık dokumanın imkânı yoktu. Muharebe alabildiğine ilerliyor. Hristiyanlar, öteki gemiye rampa etmişlerdi bile.. Zaten daha evvelce, güvertedeki - silâhşorlarımızı mMmermiler mahvettikleri için, şimdi, göğüs göğüse muharebede de muvaf. fakıyet kazanıyorlardı. İhtiyarları, ağır yaralıları, işe ya. ramazları habire kılıçtan - geçiriyor. lardı. Onları beslemek külfetinden kurtuluyorlardı. Güzel, genç delikanlı- ları ve kadmalrı ise yakalayıp yaka- layıp bağlıyorlardı. Zavallı kadınlar çığlıklar koparıyor. lardı. — Ah... Güvuür eline düştük!... Gâ- vur eline düştük... Ölseydik daha iyi idi.... diye inliyorladı. Birdenbire tepem attı. Müslüman kadımı! Hiristiyan erkeklerinin kucağında.. Gerçi, saray içinde yaşadığım müd. detçe nice nice rezaletlere şahit ol. muş, bizce malüm ahlâk telâkkilerinin hiçe sayıldığını görmüştüm. Lâkin, zavallı müslüman kadınlarının böyle bağıra bağıra, isyan ede ede hıristi- yan erkeklerine nasip oluşu pek fena- ma gitti. Bahusus, gözümün önünde bir manzara cereyan etti. Bir Maltalı, bir kocakarıya — çaldı satırı.. Onun yanındaki güzel, nefis bir kızı bileğinden cekip götürdü. Herhalde onu hizmet halayığı ola. ““k almıyordu belli.. Çünkü kocaka- rı pek de ihtiyar olmadığı için hizme. ti o daha iyi görürdü. Bir an, nefretle, gayzla Sünbül ağa. ya döndüm. Bütün bu felâketlerin se. bebi o değil miydi?... Hem de bile bi- le, istiye istiye onları yapmıştı, Fakat yine göz göze geldik, Yalva- rır gibi bana bakarak kalbimi yumu. şattı. Bir göz işaretiyle: — Git! Git! çabüuk... - diyordu. . Son dakikalarımı yaşıyorum. Ben sa. na böyle mi yar oldumdu? O sırada, bir düşman güllesi de bi. zim bindiğimiz geminin direğine isa- bet etti. Hiristiyanlar, ne olur ne ol- maz diye, bizim güverteye endaht et. miyorlardı. Çünkü orada kendi adam. ları da vardı. Fakat muhariplerin ma- neviyatını bozmak için, babafingoy devirmişlerdi işte... : Sünbül ağanın deminki sözleri kü. laklarımda çınladı: Milletime zâarar vermeden velinimetime hizmet için! Ben, bu işin içinde cidden bitaraf kalmalıydım. Düşündüm ki, Sünbül, yapacağı mel'anetleri zaten * benim dahlim olmadan yapmıştı. Bundan sonra ölmüş, ölmemiş bizim millete | bir faydası yoktu. Onu öldürmek sırf bir intikam fikrinden ibaret olurdu. — Kurtuslun varsın! - diye düşün- düm. Hemen, bütün süratimle, geminin içine daldım. Orada koridorlar geçtim. Anbarlardan anbarlara atladım. Mer- divenlerden inip çıktım. Nihayet Sün. bül ağanın yanımda bulunduğu deliğe yaklaştım. Bir de kerpeten tedarik etmiştim: Elimle işaret ettim. Zaten Sünbül tetikteydi. Zincirinin kilidini delikten aşağı uzattı. (Devamı var) Sevgilinizin kaç tel saçı var ? B İR kadının başmda kaç saç var dır? Bunu merak etseniz bile oturup saymanıza tabiif imkân yok. Fakat endişe etmeyin Amerika “â- lim,, leri bu hususta tetkiklerde bu- | lunmuşlar ve kadın saçları hakkında şu malümatı neşretmişlerdir: Sarışmların saç miktarı vasati: 140-160 bin arası; esmerletin: 80- 126 bin; kızıl saçlıların: 25-55 bin.. | Diğer taraftan, kızıl saçlar ekse- riya daha kalm olduğu için, diğerle- rinden bol ve gür gibi görünüyor. Sovyetlerde nüfus siyaseli B]RKAÇ Avrupa memleketin- de olduğu gibi Rusyada da doğum nisbetinin azalmasından en- dişe duyulmaktadır. Sovyet hükü- meti aile bağlarını kuvvetleştirmek için lâzım gelen tedbirlere baş — vur- duktan başka cocuk bakımı yükünü büsbütün anne ve babaların umuz- larma yükletmemek için geniş faa- liyetlerde bulunmaktadır. Gördüğü- nüz fotoğraf Leningrad şehri Jine- koloji enstitüsünde devlet tarafm- dan bakılan yavruların ne sıhhi şe- rait altında büyütülmekte olduğunu göstermektedir. Yüzünde operatör maskesi bulunan bu hastabakıcı hemşire, çocukları ziyaret için gel- miş olan anne ve babalara mahsus intizar salonuna götürmektedir. Rusyada bütün gebe kadınlar hükümet belediye hastahaneleriyle kliniklerinde bedava muayene ve te- davi edildikleri gibi doğumlarını da buralarda gene bedava #aparlar ve çocuklarını bakım. müesseselerine bırakırlar. Çalışmakta olan gebe Ü d li z ji İnsan kuvvetile işliyen tayyare GER verilen Yyaporlar doğru E ise, insan hülyalarından biri daha tahakkuk etmiş bulunmakta- dır. Bu da insan kuvvetiyle işliyen bir tayyaredir. Fotoğrafını gördüğü- nüz fayyare İtalyan hava binbaşısı Vitorio Bononir tarafından — inşa edilmiştir. Bunun pervanesi tayya- recinin ayakları tarafıdnan bisiklet mekanizması gibi işletilen bir tertip- le çalışmaktadır. 125 İngiliz lirasma (bizim paramız'a 780 liraya) — mal olan tayyarenin bütün ağırlığı da 95 kiladur. “Tabuttan dışarı!;, Tanımmış - 1. talyan yazıcıla - rından Stella Vi . telleçinin yazdr gten son eserin adı “tabutümdan ». dışarı,, dir. Haki- — katen de muhar- rir ikinci hayatı na tabuttan çıka- rak başlamıştır. Ancak — dört aylık bir kız iken bütün — görünüş bakımından - öl - düğü anlaşılmış ve mezara götü rülmek üzere bir tabuta konmuğtu. Babasr tabutu musalla taşına ka dar bizzat taşımak için ısrar etmişti. Kilisede dar bir dönemeçten dö- nerken, tabut taş parmaklığa — çarp- mış, yere düşmüş ve içinden cılız bir | haykırma sesi işitilmişti. Derhal ta- butun kapağı açılmış ve bu kaza ço- cuğun hayatını kurtarmıştı bir anaya doğuma üç ay kala, maaşı kesilmemek ve üç aylığı peşin veril- mek şartiyle izin verilmektedir. Bu tedbirler sayesinde doğum . adedinin artmakta olduğu resmen bildirilmektedir. ___J* Yazanlar: 1 çesterton — 2 Sayers — B Agata Kristi — 4 Vils Kirofts — 5. Vaytçörç — 6. Hentri Ved — . C. D. H, ve M Kül — & Milvard Kennedi — 9, Con Royd — 10 Ronalü | Aknoks — 11. Edgar Jepson — 12. Klemans Dan — 13. Antoni Berkeley. | - Çeviren: fa. “Geği yere beraber götürmek. istiyondu. " söyleyince, vazgeçti, bir şey -mana vermek lâzım değil ya? - ni n fgla —A.ıık— SA G — İ e et O zamana kadar hiç sesini çıkırma-ı mış olan müdür sordu: — Rac, silâhı buldunuz mu? — Hayır, , — Ya!.. , — Fakat bunu buldum. Rac cebinden bir kâğıt çıkardı. Kâğı- dın içinde, ince, uzun ve oldukça küf- lenmiş bir Norveç bıçağı vardı. Bu bı- çak papazın çocuklarının kaybolan bı- çağıydı. Polis müdürü, bıçağı aldı: — Demek silâhır bulmuşsunuz! — Hayır. Muavin müdahale etti. Rac bu ceva- bını izaha vakit bulamadı: — Nerede huldunuz? — Papazın bahçesinde. — Oramda olduğunu nereden biliyor- dunuz? Dün gece güzel bir mehtap vardı. — Orada olduğunu nereden bildiği- nizi söylemediniz? — Söyliyeyim. Cinayet taammüden mi yapılmıştı yoksa bir tehevvür netice si mi? Bunu tesbit etmek istedim. Bir çok sebeblerden dolayı cinayetin taam- müden yapıldığını zannetmiyorum. Bu noktayı tesbit etmem lâzımdır. Eğer Valter amirali öldürmek istiyorduysa, muhakkak bıçağı yanına alacaktı. Aksi takdirde, sadece sandalın ipini kesmek için aldıysa, herhalde bıçağı, bahçede birakacaktı, bunu da sandalın fırlatmak suretile yapabilirdi. Bu bakrmdan ara- idiım ve buldum. Müdür tekrar etti! ü — Lâkin benim sorduğum, cinayeti işlemiş olan silâhtı. Rac gene doğrudan doğruya vermedi. — Bunu da buldum. Diye cebinden bir başka kâğıt ve kâ- ğıttan bir başka bıçak çıkardı. Lâkin bu alelâde bir bıçaktı. Müfettiş, onu mü- düre uzatırken: — Üzerinde, dedi, parmak izi yok. — Bunu nerede buldunuz? — Valeryan gülleri arasında. Sir Vil- frit Denninin bahçesinde. — Sir Denninin bahçesinde mi? — Evet. Bakınız anlatayım. Rac amiralin sandalının içinde çiçeği nasıl bulduğunu, anlattı ve: — Tıpkı peri masallarında — olduğu gibi, bu meselede mütemadiyen yeni iz- lerle karşılaşıyoruz. Ben «de bu izi takip | ede ede Sir Denninin bahçesine g_ittim ve orada bu bıçağı buldum. Fakat bu bıçak ta cinayetin işlendiği bıçak değil. Üzerinde kan lekesi yok. Sadece küf- lenmiş. Asıl aradığımız biçak herhalde nehire atılmış olsa gerek. — Bu gülü oraya kim bıraktı zanne- diyorsunuz? — Valter: — O halde artık onu tevkif sırası gelmiştir. n 1 Polis müdürü bu sözleri söyliyerek ayağa kalktı. Lâkin Rac: — Kendisi, dedi, saat 11,30 da İî“"' ya gelecek. Ona mühim bir malümat vereceğimi söyledim. — Acaba gelir mi? — Gelmezse bile bir — 'tehlike yok. Appleton onu nezaret altında bulundu-, ruyor, Muavin müdahale etti: — Merak etmeyiniz. Kaçamaz. Ba_ş'kâ bir malümat istiyorsanız sorunuz, SOY- liyeyim. | — AÂmiralin cebindeki gazetenin ne- reden geldiğini öğrendiniz mi? — Hayır, Fakat herhalde amiral ga- zeteyi Vinmütta bir yerden, meselâ Lort Marshall otelinden — almış olsa gerek. Hem bunun pek ehemınîyet_t_yoşi- — O halde otele giden amiral miydi? — Öyle zannediyorum. Müdür gu- vini bu fikirde değil ama, artık amiralin Vinmüuta gittiği sabit oldu. Neyse, de- vam edelim, Amiral otele gitti. Her%ıaî- de Hollandi görmek, belki de alıp, gide- | cevap etmek Fakat kapıcı ona Hollandın yattığını uydurup döndü. N — Peki, sandalda bulunan amiralin anahtarı? —— < — Kendi düşürmüş olacak., Muhak- kak ki en basit bir şeye harikulâde bir Müdür muavininin yüzü - kıpkırmızı oldu. O derecede ki polis müdürü mü- dahale etmek mecburiyetinde kaldı ve mevzuu değiştir: — Madam Muntun ölümü hakkında | yeni bir şey var mı? — Dediğim gibi, müsbet bir şey, bir | delil yok, fakat eğer sizi alâkadar eder- | se, ne düşündüğümü söyliyebilirim. — Söyleyiniz bakalım. — Eğer bu ölüm bir cinayetse, şöyle olmuştur. Madam Munt bir sürü ran- devu veriyor. Zira sinirleri bozulmuş- | tur. Bütün bildiklerini anlatacaktır, E- sasen Holland ile karısı bir takım şey" ler biliyorlar. Papazın ne dereceye ka- dar malümat sahibi olduğunu bilmiyo- rum ama, o da bir şeyler biliyor, mzdam Muntun söyliyeceği sözler muhakkak ki birisinin aleyhine olacaktır. Hâdiseyi haber alıyor, ve madam Muntu sustur- mak için o da papazın evine — gidiyor. Bu her kimse, kadın onu, daha papazın evine gitmeden içeri almıştır. Ve be- nim geldiğimi görünce, adam, eline bıça ği alıp onu tehdit ediyor, ağzını açacak olursa öldüreceğini söylüyor. Kadın su- | süyor, benim çalılıklar arasına saklan- dığımı görüyorlar. Sonra — Holland ile- karısı geliyorlar. Adam gene tehdit edi- yor. Kapıyı açtırmıyor. Hollantlar bah- Çeye dönüyorlar. İçerde adam ile ma- dam Munt ayni vaziyeti muhafaza edi- yorlar, İkisinin de sinirleri gerilmiştir. Adam bıçağı daima elinde kadının göğ- sünde dayalı tutuyor. Sonra, bıçağı ka- dının ellerine veriyor, ve o, kadının elle- rini tutuyor. Kadın korkudan yarı ölü | vaziyettedir. Karşısındakinin her — şeyi göze aklığını anlryor, ve — susuyor. Bu arada Hollant ile karısı kapıya geliyor- lar. Adam onların sesini, içeri girdikleri ni duyunca, kapıyı iyi kapayamadığınt itiverince açıldığını anlıyor. Karı kocâ yaklaşıyorlar. Neredeyse bulundukları odaya gelecekler. Biran içinde kararınt — vermek mecburiyetindedir. Ne yapacak, kendi hayatını mı feda edecek — yoksa bir başkasınınkini mi? Bu arada, o, tam Madam Muntun arkasındadır, ve onun ellerini tutmaktadır. Kadının ellerinde de bıçak var, kalbine dayalıdır. Adam, kararını veriyor, bir hamlede, bıçağı, kadına, kendi kendine saplatıyor. Ka- dın bağırıyor. Adam bırakıp kapinin ar kasıma koşuyor. Holland ile karısı içeri giriyorlar. Madam Holland — koşa koşâ kaçıyor. Holland biran , kalıyor, sgonrâ karısını takip ediyor. Ben de o aralık koşarak gelmekteyim. Katilin, tuvalete gidebilmek için, bir iki dakikası vardır, ve oraya gid'yor. Lâkin, çıkamaz. Mu- hakkak görülecektir. En iyi yapılacak şey beklemek, yol serbest olür olmaz, bahçeye çıkmak, o zaman, hızlı — hizil — yürüyerek, sanki yeni geliyormuş gibi — eve dönmek, Ve bence, katil böyle hare ket etmiştir. Rac sözlerini bitirdi. Derin bir süküt oldu. Biraz sonra, Rac muavine sordü: | — Alifedersiniz, katili hangimiz tev” kif edeceğiz? Muavin cevap verdi: — Siz, zira bu işte en faal oynadımız. Eğer müdür de müsaade & derse,. . Muavinin bu hakşinas sözleri, müdü” — rü memnun etmişti: — Tabii, dedi, tabii. Rac hakikaten — çok iyi çalıştı. t Rac kızararak teşekkür etti. baktı. Saat nerede ise 11,30 oluyordu. — Bekliyelim, dedi, az kaldı, Fazla beklemediler. Kapı — vuruldu: — İçeri bir polis girdi: - — Graham isimli bir gazeteci gelmiş: Mister Racı görmek istiyormuş. Dedi. Polis müdürü, gelenin içeri 4" İnımasını söyledi. Valter içeri girdi. O” dadakileri gülümsiyerek selâmlıyarak' | — Mister Rac, dedi, beni çağırtmış$” nız. Mühim bir havadis verece niz, nedir? , Müfettiş gülümsedi: — Hakikaten mühim, birisini tevkif edeceğim. Valter hayretle sordu: — Birini mi tevkif edeceksiniz? Ami” — ralin cinayeti işi için mi? - — Hem onun için, hem de başka bif şey için. t . | : - (Devamı var) Saatt rolü siz | dedi, şimdi |

Bu sayıdan diğer sayfalar: