11 Ekim 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 8

Saatlik sayfa görüntüleme limitine ulaştınız. 1 saat bekleyebilir veya abone olup limitinizi yükseltebilirsiniz.

Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

“Deniz kartalı” mnm — süvarisi Kont Feliks fon Lukner 1 l 'Y İ k avımız göründü fakat aksiliğe bak ki 'ı;ı bir vapurdu ve biz ancak yelkenlilere |- hücum edebilecektik. Lâkin bu emri dinlemiyerek ateşe başladık - Bütün yelkenlerimizi açmış cenuba * doğru, Mader istikametinde ilerlemek teydık. Motörümüzü — çalıştırmıyor- mı Çünkü makine efradımızm bu iş- te mahir ve tecrübeli olmalarma rağ- —men moötörümüzde arızalar başlamış- tr. Teknenin, yelkenlerin tesiriyle u - zun müddett yan yatması pistonları - bozmuştu. Bundan başka bize verilmiş “olan makine yağı evvelce kullanılmış '— ran ya diğer birçok şeyler gibi maki- “ne yağı sıkıntisı da çekmekteydi. Üste “lik hemen herkes teşebbüsümüzün da- Hi başlangıcmda müuvaffakıyetsizliğe | uğrıyacağıma kani bulunduğu cihetle bizim için fazla masrafı israf saymış- lar, kullanılmış yağları bize, vermiş- rdi, İşte bu sebeple motörümüz ça- ikça bozulmaya yüz tutmuştu. ğ / İngilizlerin pek güvendikleri ablu - |ka hattmı yarıp açık denize kavuş- Eu ktan sonra artık gemide adamakıllı yerleşmmmn sırası gelmişti. Halı- — lar, koltuklar, tablolar gizli bulun- duklan yerlerden — çıkarıldı. Ter- sane bu noktada gayet cüömert dav- ;gnmxştı Kamaraları yeniden boya-.- k, güverteyi cilâladık. Her şey, tam *,_ Alman harp gemisine lâyık oldu- gu şekilde tertemiz, muntazam bir e geldi. 0 “Erik ağaçları,, ismini taktığımız | direklerin rüzgârm tazyikı ile esneyip İk. teknemızı süratlendirdiğini gördükçe fevkalâde seviniyorduk, Nihayet hür- İ ırîyetimıze kavuşmuştuk. Terü * ha '-'-Biza verilen emir ve talimat a.ncak' yelkenli gemilere taarruz etmemize daîrdı Vapurlara karşı taarruza geç- /— Mmeye teknemiz müsait değildi. Belki | de bu sebepledir ki gemimize bu ka- dar küçük iki top vermişlerdi. Mev- ') cut iki topumuzu bir hedefe karşı ay- ni zamanda kullanmamız imkânsızdı. İki topla birden sıkı bir ateş açmayı al a getiremezdik, Fakat elimiz- | deki vasıtalardan azami istifadeyi te- :min edebileceğimizden emindik. 1e'.['opçulmmız az zamanda öyle bir ;, secrübe ve meleke kazandılar ki bu sayede hiç yabana atılamıyacak bir lnıwet haline geldik. Tabiatiyle usulü « Ye erkânı dairesinde harbedecek bir — vaziyette değildik ama zekâmıza, her $ yı yenen Âlman iradesine güveni- 7 ; orduk. Hakiki silâhlarımız cüret ve öîtü Asıl bunlardan tam istifade gö im Direklerde iki gözcü mevkiimiz var dı. Tek bir gözcünün yorulabileceğini düşünerek böyle yapmış, nöbetçi yer- lerini gayet Trahat hazırlatmıştım. Bundan başka gemi haber verecek tay faya bir gişe şampanya mükâfat vaa- detmiştim. Bunu kazanmak için nö- betçiler gözlerini dört Aaçmışlar, biri- birleriyle rekabete girişmişlerdi, Sonkânunun 11 inci günü — sancak tarafımızdan Cebelüttarık istikame- tinden doğru gelen bir vapur Hhaber verildi. Korsanlık hayatımızda ilk ge- mi... Lâkin aksi tesadüfe bakım ki bu yelkenli değil, bir vapurdu. Ne yapmalı? Emri dinliyerek bü mükemmel avı kaçıralım mı? Buna “Deniz kartalı,, nm kaptanımdan mi - çosuna kadar hiçbirimizin gönlü razı olamazdı. Vapur yaklaşmca işaret çektik: — Lütfen hakiki saati bildirmenizi rica ederiz! Bir yelkenli uzun müddet denizde kaldı mı doğru saati tayin” edemiye- cek hale gelir, saatleri ya ileri veya ge ridir. Bunun için bulduğumuz behane avımıza makul görünecek cinstendi. Hem direğimizde bitaraf Norvecin bayrağı — dalgalanmaktaydı. Bizden şüphe edemezlerdi. Dümen dolabmm yanmımnda asılr du- ran sİvil paltomu giyerek üniformamı gizledim, Silâhlı efrad da küpeşte ar-|. kasma saklandılar. Vapur bu sırada “anlaşıldı” işare- tini çekmiş, rüzgâr tarafından yak- laşmaya başlamıştı. Henüz ismini se- çememiştik. Acaba bir İngiliz gemisi mi? Böyle olduğunu sanıyorduk; geminin inşa tarzı İngiliz sistemiydi, Bizim delikanlılara sordum: — Hücum edelim mi? Hepsi birden tehalükle ceavp verdi- ler: — İngiliz gemisini batırmadan ra-| hat edemeyiz. — Öyleyse harbe hazır ol! Trampete silâh başına vurdu, topu- muüz gizli yerinden namlusunu uzattı ve Alman harp bandırası gönderimiz- de yükseldi. İngiliz vapurunun baş tarafma doğ ru bir ihtar mermisi gönderdik. (Devaâmı var) FH AD ’Hussî Roman akleden: Hatice Süreyya ERİ ber H — — Zavallı İsmetçiğim!.. Seni nasıl İşkencelere maruz bırakiyorlar. dolaşıyor... Malıke teyze de soluük ' menekşe kokusu neşrediyordu... | — Bu ihtiyar kızım sesi, " Muradın kula- ğında çınlıyor: “Profilim Volter'e ben| | ziyor... Cepheden de Hüseyin Rahmi- yi ıandırıyorum...., — İşte zavallı İsmetcik.. osında kaldı.. — Şu telgraftan bütün bu mauzarala- fi çıkardı: '_”İ' “Geceyarısı geliyorum. Derhal gö- *i'üşmemim imkân yoktur. Ailem is- asyona geliyor. İlk fırsâtta *elefon zderım.,. ' .__Fakat Murad dayanamadı. Kendini : M Onlarım ara- zaptedemeyip gece yarısından sonra, birde, eve telefon etti. Kulağının za- rında tehditkâr, adeta havlama kabi- linden bir “alo!” gınladı. Hay Allah müstahakmı versin! Malike teyze i- miş açan... — Yanlış oldu.. Pardön! - kapattı. Sonra, artık, her . şey sıyahlara. bü- ründü! Onun sesini bile işitememiş olmak.. Ve işte, bütün gece, bütün sabah bekledi, bekledi, bekledi... Zaman da nasıl geçmiyor, yarabbi.. Tevekkeli deiği, intizarın âteşten şiddetli oldu- ğunu söylemişler... Fakat, İsmet de niçin kendisiyle ko nuşmak fırsatımı hâlâ bulamadı.. Ai- deyip le halkının evde olmasına rağm_en RSIBirT UR Hatıralarını anlatan © EFDAH TALAT —224A — Yı.zan. IHSAF Şimdi Krokere karşı bir taarrt hazılıyorlarmış — Her zaman olagelen ufak hâdise- ler müstesna başka bir şey bilmiyorum. — Türkler, gittikçe vaziyete hâkim İ olmak istiyorlar. Böyle giderse, bir gün burada bizim hikmeti vücudumuz kal- mıyacak. Yarın, öbürgün bu taarruz ve tecavüz fikri filt bir sahaya intikal e- derse ne yapacağız. — Bilmem ama, halkın böyle bir şe- ye cesaret edeceğine ihtimal vermiyo- rum. — Aldanıyorsun! — Mümkünse izah buyurunuz. — Söyleyeceğim... Yukarı dairelerde misafirimiz Olan Türk münevverlerini birer birer temizlemek istiyorlar, Onla- rın buraya getirilerek muhafaza altına alnıdıklarını duymuşlar, Şimdi EKroke: re karşı bir —taarruz hazırlıyorlarmış. Maksatları bu zevatı — elimizden zorla alıp götürmek ve bittabi öldürmek imiş, — Bu iş bana hayal mahsulü bir şey gibi geliyor. Köşeden Benet atıldı: — Aldanıyorsunz, Ballar daha sakin cevap verdi; — Hayal mahsulü değil! — Kapiten Benetin maiyetinde çalışan istihbarat memurları halk arasında yaptıkları te- maslar neticesinde böyle bir — komplo hazırlandığını tesbit etmişler. İsrar etmedim. Türk — halkını fazla himayekâr görünmem doğru olamazdı. Bu itiabrla münakaşadan çekilerek: — Olabilir, dedim, Ballar sözüne devam etti: — Eğer bu hücum tasavyvuru tahak- kuk ederse bizim vaziyetimiz çok müş- kül olacaktır, — Şüphesiz buna karşı icap eden ted birler almacaktır. — Mesele orada ya., Biz bu ihtimal- leri evvelden hesap etmiş, ve keyfiyeti Londraya bildirmiştik. O zaman hükü- mete yaptığımız tekliflere müsbet ce - vap geldiği için, bu zevatı derhal İs - tanbuldan uzaklaştırmamız lâzımgeli - Ballar sustu, gözlerini gözlerime di- kerek ve bana biraz daha yanaşarak: — Fakat bu çok gizli kalacaktır. de- di, Başımı eğdim. Güya bu ihtardan in- cinmişim gibi kırık bir sesle cevap ver- dim: — Bahna itimadınız devam etmiyor- mu? . — Ediyor. — O halde bu işin istediğiniz gıbı gizli kalacağına da emin olabilirsiniz. — Biz de azten seni bunun için seve- Tiz, gözle kaş arasında bu işi becerebilir- di. Çünkü, telefonları fişlidir, bir ta- raftan öte tarafa da naklolunahilir. Onu düşündüğü için, gene içi titre- — İsmet! Canrmın şündü... Kokular.. Gençleşme, yenileşme ko- kuları.. Sanki dünyanın her yerinden gelmişler, şarktan, garptan, topra- ğın bağrından, havadan, Südan.. Ve odasına dolmuşlar, orada, güneşin ne- şeli ziyasıyle oynaşıyorlar.. üzerinde duran telgraf için, onun ge- tirdiği cana can katıcı buluşma habe- ri için hep bunlar... O, geri dönmüş... O, İstanbulun havasmı ciğerlerine çekiyor.. Muradla beraber, ayni hava- *ük Birkaç saat sonra... kaç şaatti?.. içi! - diye dü- Dur bakayım arasında sıkacak... Hemen hamam dairesine koştu. Tu- | valetini tamamladı. Sonra, gardrobu- nun başma! En büyük bir itina ile gi- yindi. Arduvaz mavisi elb'sesini, koyu krem gömleğini giydi, lâcivert zemin- Masanın | 'yere düşürüyordu. Çünkü telefon çal- Her neyse, pek kısa bir| zaman sonra, Murat sevg'lisini kolları Biz Ballarla konuşurken şeytan Be- net bütün zekâsını gözlerinde toplamış bir halde beni sözüyordu. Ben ona hit dikakt etmiyormuşum — gibi yaparak Ballarla konuşmağa devam ediyordum. Kolonel sözlerine devam etti: — Evet Bu iş tamamen gizli kala - caktır. Bizle, başçavuş — Rayttan baş - ka kimse haberdar olmıyacaktır. Sor -| düum; — Esat beye, resmi veya hususi su- rette malümat vermiyecek miyiz? Derhal cevap vermedi. Bir — müddet düşündü. Sonra yanıma gelerek iki eliy le öomuzlarımı tutarak şuünları söyledi.: — Efdal! Ben bir türlü Esat — beyin hakiki hüviyetini anlayamadım. Sen an ladın mı? — Anladım. — Anladığını söyle.... — Vazifesinden başka hiçbir şey ta - nımayan, İngilizlere dost, temiz bir as- ker! — Güzel! Muhakkak ki bu zat namus iu ve doğru bir adamdır. Fakat bizlere karşı beslediği hakiki fikir ve niyet ne- dir? — Onu bilmem. Fakat size — karşı daima dostluktan bahsettiğini işitirim. — Eğer buna emin olsaydık bu mese lede kendisinin malümatı dahilinde ha- reket eder ve bundan bittabi çok isti- fade eylerdik. Fakat, ben, bu işte tama- mile bize iştirak edip etmiyeceğini bil- meden hodbehot kendisine — açılmayi pek münasip görmüyorum. Ben daha cevap vermeden kapiten Benet söze karıştı: ' — Benim Esat beye çok hürmetim| vardır. Fakat zerre kadar da itimadım yoktur. Demindenberi hiç lâfa — karışmayan mülâzim Bland da şunları söyledi: — Esat beyin millicilerle münasebet- te bulunduğu hakkındaki istihbaratı da unutmamak lâzım. Ballar bu söz üzerine Blnda etti: — Eğer kendisinden namusu üzerine söz alırsak, herhangi bir mesele üzerin de ona itimat edebiliriz. Onlar bu işi münakaşaya dalmışlar- dı, Ben bir dakika içinde kararımı ver- dim ve Ballara şu sözleri kat'i bir li - sanla söyledim: — Ben de muhterem arkadaşlar gibi Esat beyin İngiliz menfaatlerine hiz - met edecek bir adam olmadığına kat'iy yen kani bulunuyorum. Binaenaleyh bu meseleyi kendisine açmak çok tehlike - hitap lidir, Belki millicilere haber verir, belki işimize mani olmağa çalışır. li ve beyaz noktalı kravatını taktı. Bu bahar ortasında altın ışıltılı saçlarile, bu kıyafet ona ne güzel yakıştı! İşte, aynada, kibar tavırlı bir gen- cin zarif vücudu çiziliyor. Her yerin- den, her hareketinden sevinç fışkıran bir genç... Yalnız ellerine endişeli bir nazar atıyor. İsmet, onun ince, uzun par-| maklı asil ellerini 6 kadar sever ki... Ellerinde de kusur yök... Her şey bı- raktığı gibi, muntazam, temiz, ıtınalı Her şey ona lâyık... Chypre'den üzerine biraz sıktı. Bu, ikisinin de kullandığı ve sevdiği koku dur. İşte tam bu esnada, az daha şişeyi dı. Bir sıçrayışta kendisini nında buldu. 5 — Evet âfendim. — Burası İsmet hanımın evi... 'Titriyen, ihtiyatlı ve kesik bir ses, Fakat İsmetin sesi değil... Ne oluyor acaba... Murad: — Söyleyin, ne var?.. - dedi. âletin ya- — Efendim, hanımefendi selâm söyl Üçü de bu sözlerim üzerine © .Be koyuldular. a Ben neden böyle söylemiştil iki mühim sebebi vardı: Ğ — Onların itimatlarını kazanmağa kendimi muhtaç &” düm. Çünkü bu suretle daha vaziyetlere nüfuz edebilecektif? 2 — Eğer Ballar bu işten W resmen bahsederse kendisinde” ka teminat alacaktı. Esat bey $ idareli çok durendiş ve sözünü bir adam söz verdikten — sonf türlü hareket edemezdi. Hayat ği sözlere hiç ihanet etmemiş zat böyle bir taahhüt altına & sonra, bu vatan hain'erinin F sına müdahale edemiyecekti. B tese bile o zaman İngilizlerle & lacaktı. Binaenaleyh, bu işten Esat * men haberdar edilmemesi zaman ne söz vermiş, ne de bif ©| altına girmiş olacaktı. Ben F gizlice işten haberdar edecek "w' icap eden tedbirleri tatbikte — kalacaktı, : İşte bu noktai nazarla İng rine yukarıdaki sözleri söy,- Onlar benim ne maksat takip ' bittabi bilmedikleri için beni t& mişlerdi. Bu da benim için — * izse — bir puvandı. Ballar, bu sözlerin üzerine ? ka kadar düşündükten sonra * zabitlerine döndü. — Üçünüz de haklısınız. TÜ müdürüne bu meseleyi açarak $ li yere dallandırıp budakland? Hiç bir mana yoktur. dedi. . neye giderek çekmeceden bir ” kardı. Benete dönerek: — Londra bu zevatın iki & kedilmelerini istiyor, ne dersif' — Sebep yok, bir seferde den gönderilivermeli! İ — Ben iki seferde sevketme)! tadan mahzurlu görüyorum. — partiyi sevkettiğimiz zaman İf lacak. Belki halk tarafından bif lâta maruz kalırız, Zaten he î' ya bile saldırmayı düşünüyori — Böyle bir karışıklık çıkt? zaman ihtimal dahilitidedir, — — Derhal ve hepsini birden * meli. — Edelim. — Siz ne zamanı münasip &” nüz, Benet düşünmeden cevap — Yarın akşam, — Ne tarikle? (Devamti lüyor Henüz sizin işinizle Ni lacak zaman bulamamiş. _, ' beri çok işi çıkmış. Onün îçii ber gönderememiş. Lâkin J sonra, eğer... Murad, kendini zaptedem — Şimdi hanımefendi ne ye sordu. — Teyzeslyle bmbeı- çıkf bur oldu. Yemeği evde yemi)” Demek ki, şu cadr teyze, | gızın peşinden bir an bile £ iş Murad, dişlerini gıcırdattı. — — Peki... - 'dedi. - Saat ©8 uğrarım... R ; Böyle saati tayin etmel! İsmet üzerindeki nüfuzunu * oluyordu. Bu, hoşuna gittie . kapandı. Şimdi artık, demin* hava, neşeli ziya, neşeli baliti iç'nde yok oluvermişti... ğ Of... Saatler, saatler... kenmez saatler... Bunları na&”| cek?.. Öğleden sönra üç.. _ hangi halatla çekmeli de ge . nu?.. » Evinden çıktı...

Bu sayıdan diğer sayfalar: