14 Eylül 1936 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6

14 Eylül 1936 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

ı - 4 d *W İ Halife neden cevap vermiyordu ? Sakın başına bir felâket gelmiş olmasın ? Bu haber üzerine Hüseyinin vaziye- ti büsbütün müşkül bir hal aldı. Tam bu srrada hadiseyi haber alan vezirler ve diğer büyük kumandanlar da birer birer saraya gelmeğe başlamışlardı. Beş on dakika sonra sarayın önü iyi den iyiye kalabalıklaşmıştı. Şimdi Hüseyin büsbütün müşkül bir vaziyette kalmıştı. Ne yapacağım, ne suretle hareket edeceğini bilmiyordu Nihayet umumi ısrar üzerine keyfiyeti halifeye haber vermeğe karar verdi. Çekinerek halifenin dairesinin önü- ne gitti. Ve kapıya hafif fiskeler vur- du. Halifenin oda hizmetçileri daire- nin kapısını açtılar. Hüseyin kendile- rine halifenin ne yaptığını sordu: — Odasında uyuüyor! cevabını aldı. Bunun üzerine hep beraber halife- nin yatak odasmın önüne vararak ka- prya hafif fiskeler vurdular. Ses yok! Bir daha tekrarladılar. Yine cevap yok.. Bu sefer daha hızlı darbelerle ka- pryi tıkırdattılar: Aynı netice! Halife cevap vermiyordu. Kapıya vurulan darbeler gittikçe şiddetlendi. Yumruk, daha sonra kılıç kabzalarile vurmağa başladılar. Alynı netice! Bu sefer Hüseyin etrafındakilere sual dolu bakışlarla baktı. Fakat hiç birinde aradığı cevabı bulamadı. Halifenin hiçbir cevap verememsi ve üstelik kapısını da iceriden sıkı sıkı kapamış olması herkes garip bir endi- sşeye düşürmüştü. * Halife neden cevap vermiyordu? Ne olmuştu? Sakın başma bir felâket gelmiş ol- masın? Bu son ihtimal herkesi korkuya dü- şürdü. Hüseyin, yanmda iki asker ol- duüuğu halde dışarıdan halifenin odası- na girmeğe kara verdi. Yanındaki odaya girerek camı açtılar. Pencere- Ünin altmdi dat bir çılmtı vardk'Bu: radan yürüyerek halifenin penceresi- ne vardı. Pencereyi açtı ve içeri girdi. Arkasından gelen asker de onu takip ediyordu. Odada ışık yoktu. Fakat ay ışığı odayı kâfi derecede aydmlatıyordu. İçeri girenlerin gözlerine ilk ilişen sey yatağın hiç bozulmamış olması ve orada hiç kimsenin bulunmaması oldu. Karyolanın altını, odanım koytu köşelerini araştırdılar. Hiç kimse yok' Nihayet sıra dolaplara geldi. İkinci dolabı acar açmaz gizli yol meydana çıktı. Fakat bunu yalnız Hüseyin görmüş- tü. Diğerleri farkına varmadan Hüse- yin dolabı kapattı. Başka yerlere de üstün körü bir göz attıktan sonra ay- nt yolla dışarı çıktılar. Dışarıdakiler büyük bir meraklı ne- ticeyi beklerlerken Hüseyin: — Acaba bu herif hangi tarafa git- ti? diye düşünüyordu. O, sarayın içerisinde bu gizli yolla- rın mevcudiyetini duymuştu biliyor-)| du. Yalnız methallerini bilmiyordu. Dört nala koşan bir kervan gibi bütün odaları süratle gözlerinin önünden ge- çirdi, Birdenbire durdu: Güzidenin odası: Hüseyin, halife Mustasımın bu ca- riyesine ne derece düşkün olduğunu gayet iyi biliyordu. Şimdiye kadar onu elde etmek maksadile yaptığı, fa- kat hiçbirinde muvaffak olamadığı ça- lışmaları, Güzidenin kendisini ne ge- killerde tahkir etmiş olduğunu hatır- ladı. Demek oluyor ki bu canavar ruhlu adam, melun niyetinde muvaffak ol- mak için bu feci anı seçmişti. Güzide hasta ve baygın olduğundan | kendisini müdafaa edemiyecek, bu bir canavardan daha aşağılık ruhlu adam, bütün çirkin emellerinde muvaffak ola- caktıi. Saray içinde almış olduğu —bütün tedbirlerin manası da bu idi. Hüseyin birdenbire Güzidenin oda- sının önüne gelmiş olduğunu farketti Sekiz iri yarı nöbetçinin arasından ge- çerek iç kapınmın önüne geldi, Ve kula- ğını kapıya dayadı. Çok beklemedi. Odanın içinde ha- fifçe dolaşan ve kapıyı sürmeliyen ayak seslerini duydu. i Hiç vakit geçirmeden gürültüsüzce dışarı çıktı. Ve doğruca Zübeydenin dairesinin yolunu tuttu. Oraya ne için gittiğini bilmiyordu. Gâyri ihtiyari bir kuvvet kendisini o istikamete itiyor-| du. O da o kuvvete itaat ediyordu. Bir anda gayri meş'ur olarak Zübey- deden başka - hiç kimsenin Güzideyi kurtaramayacağımı mt düşünmüştü? Belki.. Zübeydeyi düşünür düşünmez garip bir hisle sarsıldı. Zübeyde, halifenin bu inci kızı onda çok garip hisler uyan dırmağa başlamıştı. Belki bu his, belki de Güzidenin bir an evvel kurtulması hissi Hüseyinin ayaklarına sürat verdi. Zübeydenin | odasıma doğru şimdi daha süratli gi- diyordu. Arkasındakiler kendisine hiçbir şey sormadan onu takip ediyorlardı. Az sonra Zübeydenin dairesine vardı. Ka- pısında bulunan oda hizmetçisine Zü- beydeyi sordu: — Uyudü mu? — Hayır.. Odasında kitap okuyor. — Kendisini görmek istediğimi söy- ler misiniz? Cariye içeri girdi. Aradan belki an- cak bir dakika geçti. Fakat bu bir da- kika Hüseyine çok uzun geldi. Diğer taraftan da garip bir hisle gittikçe he- yecanlandığını hissediyordu. Az sonra oda hizmetçisinin ince se- si duyuldu: (Devamı var) HABER —- Akşam Postası Hatıralarını anlatan : EFDAtı TALAT —197 — Seni bugün mahakeme ettılıd:erı scnra kurşuna dızeceklermiâ Bununla beraber vaziyeti bir kere ya- kından tetkik etmek arzusundan kendi- mi alamadım. Aşağıya hapishaneye in- dim. Yolda tesadüf ettiğim polis, tercü man ve gardiyanların yüzlerinde sabah- ki hâdisenin tesiri bariz surette okunu- yordu. Bu keder içinde bulunan adam - ların arasından geçerken ne tuhaf his- ler içindeydim. Nöbetçi çavuşunun oda- sına geldiğim zaman içeri — girmedim. Başımı uzatarak seslendim : — Çavuş gel buraya! Çavüş dışarı çıkınca da: — Kooperi öldüren hetif nerede? diye sordum. Elile köşedeki odayı gdıterdı — Âç orayrı... Çavuş ses çıkarmadan kapıyı açtı. Ka- pıdaki nöbetçiye: — Kapıyı arkamdan kapa, fakat önün- den ayrılma, dedim, İçeri girdim. Katil delikanlı, alçak bir iskemleye otürmuş, başını iki avucunun arasına almış düşünüyordu. Kapının açıl dığını duyunca yalnız başını çevirdi. Va- ziyetini hiç bozmadan ateş fışkıran canlı gözlerle beni dikkatli dikkatli süzdü. Onun karşısına geçtim. Gene kıpırda- madı, — Bana bak arkadas! dedim. Seni bu- gün muhakeme ettikten sonra kurşuna dizeceklermiş. Fakat tinayet esnasımnda sarhoş olduğun anlaşıldığından — ölüm den kurtuldun. Şimdi müebbet küreğe koyacaklar, haberin olsun. — Haberim var. — Nereden var., — Söyledi.. nin biri.. — Yarın seni vapurla çok sevkedecekler. Birdenbire başını kaldırdı. Yüzü bir domates gibi kızarmıştı. Hiddetle bağır dı:; — Sana ne be herif! — — Düf bakalım. O kadar köpürme.. Karşında kim olduğunu biliyor musun? — Kim olursan ol. Herhalde hayırlı bir şey değilsin. Yavaş sesle cevap verdim, — Ben sana iyilik etmek istiyen bir adamım. Bu sözüme daha çok asabileşti. — Evet bu vaziyetinde..: — Sen şuradan arabanır çek de benim başımı belâya sokma.. — Bana bak arkadaş! Sakin ol. Hid- detin sırası değil... — Be adâm sen bana akıl öğretmeye mi geldin? Mahvolmuş bir insanla ne uğraşryorsun. — Ben seni kurtarmak istiyorum. — Benimle alay etme! — Seninle alâay etmiyorum. M der de- diklerimi tamamen — yaparsan belki bu gece seni kurtarırım. uzaklara Bu sözü söylemiştim ama, henüz bir| şeye de karar vermemiştim. Münakaşa I(ADIİIIıAl BENİ AT ARR / Hissi Romanmn Nakleden:'katice Süreyya e S a Kız, usulla elektrik düğmesini çe- “virdi, kapattı. Oda, akşamımn - loşluğu iğinde karardı. Bunun üzerine, genç vü- cutlar, divanın üstüne yuvarlandılar. Fakat bu manevi uçurumcun henüiz çıkmışlardı ve onun sinirleri üzerinde- vi ! ' T T ki kontrolü henüz teessüs edememişti ki, kadın: — BSenin yalnız bahna, yalnız bana — ait olmanı istiyorum, anlıyor musun, iı B Enis*? - dedi.. Başka hiçbir kadımnı, hiç ,4' AA A v bir şeyi düşünmiyeceksin! Kendini ba- nâa hasredeceksin. Bu seni kadın gibi, hemşire gibi, hatta.. Erkek, cevap vermeksizin, derin bir göğüs geçirdi. Zehra, onu zayıf bir anında yakaladığını anlayarak cesaret buldu ve devam ttti: — Hatta bir anne gibi sevmek iste- rim.. Hayır, hayır, sus.. Bir şey söy- leme.. Bana fena sözler söyleme.. Bi- liyorsun ki kötü bir niyetim yok.. | sığınmış.. Bütün bunlar; b Üa y A ü SS Ce Enisin kolu; kadının belini sarıyor. Gözler kapalı. Konuşmıyor. Zehranın sözlerini yudum yudum tatıyor. Bu süküt içindeki cevapları, genç kadm anlamıştır. Memnun bir halde, başmı, erkeğin omuzuna bıraktı. Mu- zafferiyetinden memnundur! İşte —şu anda Enis öonun! Sade onun.. Zehra bir âlem olup, Enisi içihe almıstır. Sandetleri, daima böyle tam ve mut- lak olabilirdi. İkisi de yirmi yaşında! Sevişiyorlar.. Zehra, bundan memnün- dur, mağrurdur. Cünkü zengin ve ki- bar bir ailenin çocuğu olan bu İstan- bullu, ondan ayrılamıyor. Evini bar- kını bırakmış, ona gelmiş. Şimartıl- miş bir çocuk olduğu halde, Zehranın ekser şımarıklıklarını hoş görüyor. İste onun yüzünden böyle İstanbuldan uzak yaşıyor, bu küçük ve basit odaya aşkı isbat İ Mle Si af İ muz beni bu mecraya sürüklemişti. Ma- amafih bu sözü söyledikten sonra onu kurtarmak için elimden geleni yapma- ğa da karar vermiştim. Bu itibarla, yü- züme acı acı gülerek bakan, — fakat hiç bir cevap vermeyen delikanlıya tekrar ettim! — İnat etmezsen belki kurtulursun. Fakat o bu sözlerim üzerine üzerime yürüyecek gibi oldu. — Ellerim bu cenabet şeylerle bağlı olmamalıydı ki ben sana alay — etmeği göstermeliydim. —Fakat böyle — bu- dalaca sözler devam ederse ben sana ge gösteririm Allahmm belâsı herif... Ayakta hırsından tirtir tittiyör, göz- lerinden yaşlar boşanıyordu. — Zavallı hemşerime o kaadır acıyordum ki.. Fakat o benim kendisile alay ettiğime o kadar emindi ki ne söylersem bir tesiri olmı- yordu. İsrarın bir faydası olmıyacağını anladığım zaman ona dedim ki: — Bak arkadaş! Sen bana inanmıyor sun. Halbuki benim sana karşı hüsnü niyetim vardır. — Ne hüsnü niyeti ulan? — Suiniyetim olduğunu nereden bi- liyorsun? — Ben aptal bir herif değilim. Mah- keme idamıma hükmedemedi. —Çünkü sarhoştum. Fakat beni öldürmeden o keratanın intikamını alamayacaksınız. Bunun için sen beni kaçırmağa teşebbüs ediyorsun. Güya beni Ben kaçarken de (kaçıyordu) diyerek yuracaksınız. Hey gidi mel'un herifler hey... Bu sözleri işitince beynimden vurul- ikna edemiyecektim. Kendisine son söz olarak dedim ki: — Yanlış düşünüyorsun. Eğer yarına kadar fikrini değiştirir ve bana inanıt - san nöbetçi polisi ile beni görmek istedi- ğini haber verir. Seni kaçırtp kurtarma- ga çalışacağım. Çünkü ben senin karde- şinim. Ben de Türküm... Aksi adam bir türlü yola gelmiyor ki.. fikrini de- ğiştirmedi. Yüzüme ters ters bakarak: — Sen Türk müsün? dedi. — Evet... — Türksen burada işin ne? — Onu sen atnlayamazsın. Acr acı güldü ve yuzume sordu: Bu son sözlerim üzerine de bakarak — Beni neye kaçırmak istiyorsun? — Sana iyilik etmek, seni kurtarmak istiyorum. — Demek bana iyilik etmek istiyor- sun. — Evet. — O halde evvelâ şu ellerimi çöz. — Ne olacak? — Evvelâ seni, — sonra da o kapıda bekliyen kâfirlerden bir ikisini temizli- yeceğim. eden şeyler degil midir? Herhalde. ge- çen haftaya kadar, Zehra sevildiğine ' kanidi. — Doğru mu güzelim.. Demin an- lattıkların doğru muydu? Enis, çok uzak bir âlemden ayılırca- sıma, elini alnı üzerinde gezdirdi. Bu hareketile, sanki, beynindeki düşünce- leri uzaklaştırmak istiyordu. — Neydi ki anlattıklarım ? — Burada benim için oturuyor muş sun., Yalnız benim için.. — Canım, Zehra, buna emin değil misin? Genç kadım, iç geçirerek: — Hayır! - dedi. Bir haftadanberi, kalbini bir şüphe kemirip duruyordu. Bir akşam, Enis asabi bir buhran geçirmiş, Zehra, ki- --- # H Ğ nin vererek onu uyutmuştu. Lâkin, AA Ce SŞ L M . , y G DA kaçıracaksınız. | müuşa dönmüştüm. Ne yapsam bu adamı | | den çok endişe ediyorum. | Gerdi. Halbuki, şeytan kadım; bf ğ O ' MÖRSESE S — Yahu, sen — çıldırdın mi? ye H anlamaz adamsın? ak b — Haydi buradan defal.. Bf kendi halime... Artık yapacak bir şey kaw K dam da dediğini yaptı. Scmı’ildîııı ı Ö î İngiliz polisinin başımı daha | nu da sonra anlatacağım. MUHALİFLERİN KURDUKWF İ HÜLYALAR gt Yukarı kata çıktığım zaman * odarsnda ışık gördüm. Kumanw P" idi. Ben de kendi odama geçtim SÜ bir dakika geçmemişti ki ara KaP' dr. Kolonel içeri girerek: — Ben şimdi Harbiyeye gldlM k Generali görerek gündüz geçen V y | Esatbeyle yaptığımız görüşmeler: » K da alınacak yeni tedbirler üzefîf'dî# ı'h' disile görüşeceğim. Yemeğe de (& kalırım. Kolonele hatırlattım: ı — Vaziyetin ne kadar ı'ıı:z.akct # D bettiğini biliyorsunuz. Polis —F '-_—] ! T iça SF sizden bu akşam kat'i bir cevap dâi ht yordu. Bu cevabı alamazsa düşün | & lerini de tatbik edemiyecektir. F I"hı — Evet, onu ben de duşundümwâ ' kat vakit çok gecikti. Bu sebeplt disini yarın sabah erkenden g'bf'c | h Bunu kendisine bildiriniz. * & H — Beni bu akşam serbest bırâ” | h mrısınız? N “;ğ — Eğer bir mecburiyetin yü oda kal.. Ve'her 'iki saatte bir Ve-rittliğin YETE'nöbEtçÇİ polisieim bildirmek şartile şehri kontrolde bulundur. Ben bu q_ #3 ”.-..es. Kolonel gittikten sonra Esat be’î 4 (h lefonla bularak vaziyeti haber Y” yf Şimdi artık teftişe çıkmam lâzım du. Fakat şüu Benetiri gündüz ğı mahut rapor bir sabit fikir — * ggf beni mütemadiyen meşgül edıy& j saat geçtikçe merakım — ve hey” : artıyor. Bu raporda ne olduğunt mezsem gözüm açık * gidecek- Ç kopyeleri yalnız meşhur istihbâ” . W bitinin nezdinde olan bu rapor " yatını nasıl öğreneceğim? Mutla reneceğim. Ne bahasına olürsâ öğreneceğim. Matmazel T... ile. açık olmasaydı şimdiye kedar öğrenmiş olacaktım bile.. Çünkü © iyi arkadaş iken benim sormami- r*"dr ) mez, her şeyi o kendi gelir habe? di. Torlakyan işinde Krokere g67 ! ri yalancı mevkuf işinden btf“#hf haberdar etmişti? Her akşam ge$ bana bütün esrarı kendi elile t bililtizam erken savuşup gıtm“”' ) (I'Jıummİ : delikanlr, u_v,kusumm arasındâ lamış, sinirli sinirli birçok : k ı' sarfetmişti. Sevgilisi de onun : a) i ?” 'î bir manevi fırtına geçirdiğin — Bunu ertesi sabah sanaâ wdl .#l' ; !, likle öğrenmişti. tığıma çok hata ettiğimi şiİM yorum, Ah, ne aptallık, ne Düşüncelerinden haber aldlSıııı miyordun. Eğer sussaydım, .daha isabet ederdim. . İmkânı yok.. Zehra, bu geP nındayken, bütün kararların! yor, aklıı fikrini, iradesini, & nu, vakarmı kabediyor. boyuna bir şeyler istiyen ,._vsu mahlüktur artık.. Sanki her $©X gi | | n tehdit etmektedir. G İse, “ Mi çe fİ içinde aşkınm saadetini müd’f.v;a | meğe urgaşıyor. aĞ M ki (Devamt *

Bu sayıdan diğer sayfalar: