yYazan: HALİDE EDİB 118 “Sofra güllerin yanında, - sizi| yemeğe bekliyorlar, Vehbi Dede de orada,, dedi. Fenerler yanmıştı. Paşanın sev- gili gül fidanlığı ortasına sofra kurulmuştu. Yeşil yapraklar, kır - mızı güller ışık içinde. Rabia, P yanında otu - ran Vehbi Dedenin elini öptü, Os- man Dedenin boynuna sarıldı. 'Kavgalarınm şimdi bir tek zahiri alâmeti ikisinin de biribirinden gözlerini kaçırmağa çalışmaların- dan ibaretti. Rabia, Dedenin yanımda, eski tabit tavrımnı alıvermişti. Vehbi Efendi de, etrafımda, telâşı, heye- canı meneden muhitine müvazene, sükün veren bir tesir vardı. Ra - bia, bunu bu akşam her vâkitten fazla hissetti. | Selim Paşa karısma diyordu ki: - *“Kızlar, yemekten sonra Şev - ket ağa Bayezide kadar inmek i:- tiyorlar. Müsaade edermı:ın?,, “Hay, hay,,. M TL ği Rabia, ' “Ben de, kuzum ben de...,, yordu. Vehbi Efendi koynundan bir zarf çıkardı. “Sen kal, Rabia, babandan mektup var. Yemekten sonra oku- yacağım.,, Osman müstehzi, F*AmMan'Rablayı" geıiııüıiıüen mahtümi'ötme, şimdi oku,, dedi. “Tevfik Taifde değil mi?,, Paşa sormuştu. Vehbi Dede cevap verdi, “Belki. Fakat bu Şamdan ha - reket etmeden evvel son yazdığı mektup. Elden bir derviş getirdi.,, “Aman kuzum oku, Dede E- fendi” Rabiadan başka herkes kulak kesilmişti. O hattâ Tevfiğe ait bir mektuba bütün dikkatini hasrede- bilmek için zorluk çekiyordu. O kadar içi hâlâ selâmlık kavgası - nın akisleriyle karma karışıktı. Osmanın, yan gözle —gördüğü müstehzi, soğuk tebessümü, se sindeki istihfaf! Herif insan değil şeytan! Fakat ilk satırlardan sonra De- denin sesi gene kızım üzerindeki sükün veren tesirini yaptı. O da yavaş yavaş — yalnız babasının mektubunu dinlemeğe başladı. Mektup elden geldiği için ber- mutat Tevfik açık yazıyordu. Hil- minin Beyruttan kaçışını tarif ederken “Nihayet zavallı Hilmi bey muradına erdi., diyordu. Fa - kat ilk günleri Dürnevi teskin ve teselli çok müşkül olmuştu. Paşa- nın adam yollayıp Dürnevi Şam - dan aldırması lâzımdı. Onu hangi gün Taife yollayacaklarmı kesti - remiyordu. Şimdilik vali, onun tarassüt altında Hilminin evinde kalmasına müsaade etmişti. Ra - bia benim için merak etme - sin, diyordu. Taif, Şam, Halep, hepsi birdi. İstanbuldan başka, dünyanm her yeri bir. İster saray olsun, ister zindan! Osmanım gözleri Rabiaya gitti. Kızm gözleri tabağımnda. Mütees - sirmiydi? Belli etmiyordu. Bu ak- şam kavga etmek nasıl münase - ine kli (Nakil, tercüme ve ürt_ı'boı hüakkı Mmahfuzdür.) akkal Rabia.. Zavallı çotuk! Kendisinin çocuğu olacak yaşta. Yemekten sonra Pembe ile Ra- kım da geldi. Gezmeğe gidecek küçük kafilenin arasında ayak- ta duruyorlardı. Dört kız başla - rmda baş örtüleri, arkalarımnda yeldirmeleri. Hüsnüye hanım hep şakalaşryor. Paşa meydanda yok. Fişekler birdenbire atılmağa başladı. Havai fişekleri, mehtap- lar, mehtaplar. Renk renk ışıklar gökten dökülüyor, renk renk ışık- lar yerden fi or. Kırmızı, tu- runcu, eflâtun aydınlıklarda soka- ğa gidecekler gülüyor, el çırpıyor, bağırışıyor. Rabia aralarında ve hepsinden yarım baş uzun. Rakı - mın elini sımsıkı tutmuş, cüce yel- dirmesinin eteğine yapışmış gibi. Pembe cübbesi, sarr abanit sarı - ğiyle Râkım küçük kalabalığa bir orta oyunu takımı hali veriyor. Çingene ellerini şakırdatarak gö - bek atıyor. Rabia uzun ve güzel ince yüzü göz kamaştıran ışıklar - da renkten renge giriyor. Cüce şimdi bir maymun.. Bütün bu sahne bir sirk rüyasma benziyor. Osmanın kalbi kopacakmış gi- bi atmağa başladı. Rabia ile ev - lenmeden Sinekli Bakkaldaki ha. yatını işte böyle tasavvur etmişti. O hayalin hakikat olduğu bu da - kikada Rabia ile aralarmda ne derin uçurum hasıl oluvermişti. Kimbilir, kimbilir hepsi bir rü -| yaydı...'Osman uyanacak Rabiayı belki bir daha yanmda ulamıya : Gezmeğe giden kafile artık kaybolmuştu. Fişekler daha sey - ı'ek ıulıyor... Yalnız uzaktan de - 'balık hissediliyor. “Ben gideyim biraz piyano ça- layım, Sizin orkestra bu akşam iş- lemiyor.,, — * Kalktı, gülerek konağa gitti.. Osman, kahveden geç döndü - ğü geceler, Pembeyi dükkânda, idare lâmbasmın başında kendini beklediğini görünce, darılır, söy - HABER — Akşam postası YAZAN: — 38 5 KOÇCALI İSHAK FED.DI Onun HKADIN Prens Ömer, Leylâ ile evlenmeğe 4 karar vermişti. Leylâ Iskenderiyede d kokain bulamıyordu.. 7 ŞUBAT — 15936 bu müthiş — £ iptilâsından prensin haberi yoktu! Vapurun birinci mevki kamara- larından birinde Prens Ömerle Leylâ başbaşa vermiş konuşuyor- lardı: — İskenderiyeye kaç gün sonra varacağız? — Bugün cuma.. Salır günü sa- bahı İskenderiyedeyiz, canım ! — Oradan nereye gideceğiz? — Kahireye.. — Büyükadada bana kardeşle- riniçok özlediğini söylemiştin.. Onlar senin küçüklerin mi, yok- sâ..? — Ben en büyükleriyim. İki er- kek ve üç kızdardeşim var. Erkek kardeşlerimin biri on sekiz, diğe- ri yirmi yaşlarındaydı. Aradan dört buçuk sene geçti. Elbette bü- yümüşlerdir. Hele İbrahim.. O ne sevimli, ne cana yakın bir çocuk- tur. Umarım ki kardeşlerimin i- çinde en ziyade onu seveceksin! — Pederiniz hayatta mı? — Hayır.. Yedi yıl önce İsviçre- de öldü. Yalnız annem sağdır. Ge- çen gün kendisinden aldığım mek- tupta, beni dört gözle beklediğini yazıyordu. Seni görürse, kimbilir ne kadar çök sevecek! yenİkinci kısım - 'Levlâ Mısırda... Leylâ üç gündenberi İıkende- riyede bulunuyordu. O, kendisini hürriyete kavuştu- ran topraklara ayak bastığı zaman içinde hiç bir üzüntü ve guphe kal- mamıştı. ş Prens Ömer beyin halası İsken- deriyede oturuyordu. Prenses Şa- yeste hanrmefendi çok kibar bir kadındı. Ömer bey onun elinde büyümüştü. Prenses Şayeste, Ömeri görünce boynuna sarılmış ve: — Seni buradan çabuk çabuk bırakmam, yavrum! Beş yıldanbe- lenirdi. Bu akşam — dükkânda| risenin hasretini çekiyorduml anladıkça keyfi kaçıyordu. mazdı.. Ve halasının evındı “ kimse yoktu. Fakat idare lâmbası Demişti. Misir hükümeti kokain ve he-| Sece Leylâya, ilk defa olarak © | yanıyordu. Demek Pembe ile Râ-| — Ömer bey İskenderiyeye varm-| roin kaçakçılariyle dehşetli bir| lenme bahsini açmıştı: krm konağa gelirken lâmbayı bı -| ca, erkek kardeşlerinin gezmek ü-| mücadeleye girişmişti. Alanı da, — Mısıra gittikten sonra, lık’e? rakmışlar, Demek henüz dönme -| zere Avrupa seyahatine çıktıkla-| satan kadar ağır cezalara çarptırı-| pacağımız işlerden biri de .yl' mişler, | rını, yakında Mısıra dönecekleri-| yordu. Bu kadar şiddete rağmen| me hazırlığına başlamak M f| (Devamı var) | ni öğrendi. İskenderiyede gizli kokain satan- ( Dcom 9'); ! Bu sırada Ömer beyin Türkiye- den avdet ettiğini haber alan kız- kardeşi Prenses Zeynep de Kahi- reden İskenderiyeye gelmişti. Prenses Zeynep yirmi yaşların- da, henüz evlenmemiş, çok güzel bir kızdı. Küçükken halasiyle be- raber bir defa İstanbula gelmiş, Arnavutköyünde altı ay kadar o- turmuştu. Çok az türkçe biliyor- du. Leylâ kendisine iyi bir arkadaş bulmuştu. Prenses Zeynep, Leylâ- ya: “Yenge,, diyordu. Az zaman- da çabuk sevişmişlerdi. Prenses Zeynep, her gün Ley- lâyı İskenderiyede gezdiriyordu. Bazan üçü birlikte sokağa çı- karak eğlence yerlerinde - dolaşı- yorlar, gece geç vakit dışarda ye- mek yedikten sonra, eve dönüyor- lardı. Prenses Şayesteyi kırmak iste- miyorlardı. On gün kadar İsken- deriyede kaldıktan ve aile dostla- rını zZiyaret ettikten sonra Kahire- ye gideceklerdi. Leylâ, İskenderiyeye geldiği gündenberi, dünyaya yeni doğmus gibi seviniyordu. Yalnız kaldığı zaman: geldim. ÂArtık içimde -ne doktör Sahap vakasının üzüntüsünden e- ser kaldı.. Ne de polis korkusu. Diyerek şen ve tatlı sesiyle şar- kılar söylüyordu. — * Leylânin, Mısır toprağına ayak bastığı gündenberi tatmin edile- miyen bir ihtiyacı vardı: Kokain.. O, bunun çılgınca müptelâsiydı. Prens Ömere sezdirmeden, gizli gizli kullanıyor ve küçük kokain pâketlerini çamaşırlarının içinde saklıyordu. — Leylânın getirdiği kokainler bit- mek üzereydi. lay kolay tedarik edemiyeceğini Mısırda bunu ko-| lar yok değildi. Fakat Leylâ İ' bir yabancının bu satıcıları l | masına imkân yoktu. Leylâ bir saatcik olsun yalni? İ ve serbest kalabilseydi, sık l'h gittikleri Mehmet Ali paşa loka? |t tasındaki İstanbullu Rum ga ;; lardan birine bu işi gizlice açaca* ve para ile nasıl olsa tedarik .dl' bilecekti. ; ,1 Leylâyı yalnız bırakmıyorlard" Ömer beyin uyuşturucu madd? lere karşı gösterdiği nefret ve assup da, Leylâyı kokain a tan menediyordu. _ Ömer bey kokain ve heroin kt" lanan kadınlardan hiç hoşlanml' dr. O, Leylâyı az daha ciddi £ mek istiyordu: — Senin çok tatlı gülüşlerin V bir erkeği bir anda eritici, mahv? dici bakışların var! | Diyordu. O, bu sözlerle Leyl” Ni ya az gülmesini ve aile dostu €& M keklere karşı pek manaliı bir tar? da bakmamasını telmih ediyordü | Leylâ, prensin kendisini ç” İ kıskandığını gördükçe aralarığ | daki rabrtanın koquocoim.ı bu z a 5 '?:! —TT nanmıştı, lı —— Su adamla hele bir. M men evleneyim... Ü zamana kat ,f H nasıl isterse öyle hareket etm . h yim. a Diyor ve prensin bütün UM na boyun eğmeğe çalışıyordu. Leylâ gibi bir kadımın, 'J Ömer beyi avlamağa muvaffak * ması, her kadının yapacağı ıı'A' den değildi. Ömer bey her da bir kusur bulan, korpe kızl şımarıklıklarından — hoşlanmi? ı bir erkekti. p Leylâ, prensin kalbine li 4 yolu çok kolay keşfetmişti. ÜN bey, Leylâdan kolay kolay ay Tı KOCAMLA E VA / benim genç zevce rolü yapmaktaki nefretim onu eğ- lendirebilirdi. Fakat demek ki işin acı tarafını düşü- türlü derleyip toplayıp söyliyemezdim. Hem pek âni pek hazırlıksız olmuştu. Yalnız eli ui A_ J!ı_ betsiz bir şey olmuştu. Zavallı| DEĞVENM Tefirka No.38 da görülmez bir zincir beni gittikçe — sarıyordu. Ve benim bütün irademi uyuşturuyordu, Bilmiyerek de rin bir surette içimi çekmişim, Sanki düşüncelerimi gezmiş gibi: —AHİI dedi, Buna amma da ehemmiyet veriyor- sunuz ha! Bu adamların bir çokları ancak bir iki se. nedenberi evimde bulunuyorlar. Hoşa gitmedikleri takdirde başkaları yerlerini tutabilir. Yalnız ehem- miyet verdiğim ihtiyar emektarım —Ahmetağa var. Mademki onün sarsılmaz sadakati benim ağzımdan çıktığı için vaziyeti bir hakikat olarak kabul etmiş- tir. Ötekilerden çekinecek hiç bir şey yoktur. Kayıtsız bir şive vermeğe çalıştığı halde bana öyle geliyordu ki yüztinün çizgileri hafif bir hüztinle le kararmıştı. Bu pırazante İşini İster istemez yap- tığını anladım. Vaziyetimizin facialı ve çetin tarafı- n bir yana bırakarak işin alay tarafına gidebilir ve nüyordu. Kendisine bir Allah gibi inanan emektar hizmeçisine söylediği yalandan muazzep oluyordu, Kapı açıldı. Ahmetağa gözükü. Arkasından on erkek ve kadın sökün ettiler. Ahmetağa: — Efendimiz Arif Nedret Beyefendi eğer izin verirlerse hizmetçileri evin yeni hanımına hoş gel- dine geldiler! dedi. Arif Nedret resmit bir tavırla: — Giriniz, giriniz... dedi, 4 Girdiler, En Öönde küçük bir uşak rengârenk çiçeklerden yapılmış iri bir buketi iki eliyle tutuyordu. Vaziye- timin fevkalâdeliğinden biraz sıkılmakla beraber ço cuğu b ağır yükten kurtarmak için yürüdüm. — Ah ne güzel çiçekler! Şu çatı altına girdiğim - bu ilk akşam bana böyle çiçek getirmeniz — cidden çok hoş ve pek şairane. Üzerime çevrilen bu on çift göz karşısında sıkı- lıyor başka söyliyecek söz bulamıyordum. Zaten söz söylemekte öyle veceriksizdim ki...Güzel cümleleri bir “îlb( ğa sola uzatıyordum. Bu sert, nasırlaşmış 'n"* p" mak uzun bir söylev vermekte bana daha W:;, yordu, Fakat bu adamlar ne kadar çokluk dâ kılacak yalnız ön el vardı. Bu da bir kaç bitmişti. İmdadıma yetişmesi için Arif Ne düm, Sıkıntımı anlıyarak gülümsedi. | Grupa yaklaşarak: ; Tei — Şimdi hepsini ıize âayrı ayrı wal:l“’ ğim. dedi. İşte Metrdotel Ziya.. Şoför Veli, # metçisi Gülizar.. Ahçının kızı Emine... Böylece hepsini sayıp bitinceye ef’ etti. Ve benim elim ikinci defa olarak bu 9“ sıktı. Sonra: ;;ci" | — Hadi dostlarım, artık çekiliniz! d%ıf' mınızm şerefine bu akşam bira içec nunda da iki kat aylık alacaksmız. v ğ Hepsi büyük bir sevinçle: — Yaşasın yeni hanımımız!... diye (Devami * — —— — —- — ge e ç * zet qv4sw kİk Hd eli Büelen l gm’ııı.ıhıu:ı İK AAA