24 Aralık 1934 Tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6

24 Aralık 1934 tarihli Haber Gazetesi Sayfa 6
Metin içeriği (otomatik olarak oluşturulmuştur)

* dan 2 milyon otomobil çıkryordu. HABER — Akşam Postası 20 nci asrın şehri Detroit, otomobil kadar çabuk kurulmuş bir şehirdir! Yer altından çıkan kemikler iç-i lerinde bulundukları toprağın jeo- lojik yaşını gösterdikleri gibi, Det- roit'in yaşı da, yetiştirdiği, yaptı- ğı şeylerle belli olur. Her köşe başında görülen ben- zin dağıtma âletleri, mağazaları, saray gibi büyük sinemaları, ho - parlörleri ve para atılınca işliyen otomatik makineleriyle Detroit, bir yirminci yüzyıl, bir demokra- tik lüks devri şehridir. Mançester, Pitsburg ve Rur na- sıl on dokuzuncu yüzyılın endüs- triyalizmini tam manasiyle temsil ediyorlarsa, Detroit de zamanımı- zın (sınat inkişaf) safhasını tem- sil etmektedir. Detroiti doğuran mede'nîyet ne bir memleketin, ne bir devrîn medeniyeti olmadığı i- çin bilhassa tipik bir Amerikan mede_lnıçıd olarak kalmaktadır. DetroîlıDodem medeniyetîn doğduğu yeri | K Rçtımtı bu medemyetın doğdu- ğu yerdir, denilebilir. Bu şehir, bir yabancı için Nevyorktan daha <ekici, Vaşingtondan, hattâ Holli- vutfan daha nüfuzludur. Paris, mevsimin nıodnlarmı, Detroit ise yaşayışın bıçımmı yaratır. Maki- nenin nufuzu altında olan ada.mm idetloiînî daha çabuk, daha cüret:| kârane değiştirdiği için — Detroit, Moskovadan daha ihtilâlci bir şe- hirdir. Şehrin kendisi, yirminci yüzyr- lın bir garibesi, seri halinde inşaa- tın, teferrüatma ve otomobil kadar çok itina edilmemesine ve umumi bir plândan mahrum olmasına rağ men otomobil kadar çabuk kuru- lan bir eserdir. Otomobil sanayiinin hepsinin değilse bile yüzde sekseninin Mi - şiganın bu köşesinde yerleşmesi için ne iklim, ne tabit kaynaklar bakımıdan, hiç bir sebeb yoktu. Bununla beraber, otomobil sana - yii burada toplandı. Bundan da, tamamen çelikten ve betondan ya- pılmış, anarşik ve dinamik inkişa- fın bir neticesi, modern sanayi ha- reketinin Şikago panayırından da- ha öğretici bir sergi olan, gürültülü patırdılı Detroit şehri doğdu. Çün- kü Şikago sergisi, — Detroitzm'in muhteşem bir hulâsasından başka bir şey değildir. İşlerin düzgün gittiği günler: İlmin bütün harikaları, fennin bütün mucizeleri, bir müzede ol - duğu gibi değil, gündelik hayata karışmış olarak Detroit'de toplan- mıştır. Şehir, (sınat nüve) nin et- v.fında kurulmağa başlanmıştır. İşlerin iyi gittiği zamanlarda, şeh rin ortasından akan geniş nehir - den her 17 dakikada bir — vapur geçiyor, her yıl Ford fabrikaların- Detroit, sımai payitaht tipinin, mübalâğaya kadar varan bir ör - neğidir. Los Ancelos'den başka hiç bir yerde, bir şehrin ahalisinin Detroit'deki gibi arttığı görülme - miştir. Hiç bir yerde, oradakine benzer bir istihsal kudreti yaratıl- mamıştır. Hiç bir yerde, oradaki- ne benzer bir istihsal kudreti yara- tılmamıştır. Detroit'de — 450 bin işçi her yıl işçi başına 1400 dolar değerinde eşya — yapıyor. Her Detroitli ise yılda vasati olarak 500 dolar değerinde eşya harcıyor. Detroit'in yaptığı bütün şeylerin yüzde 16 sı dışarıya gönderiliyor ve 225.000 kişi, dışarı ile alış ve- riş yaparak geçiniyor. Kriz günleri: Şimdiki ökonomik krizin, Det- roit gibi çok çabuk büyümüş bir şehir üzerindeki tesirleri nedir, ya- hut ne olacaktır? ş_uııa verilecek cevab pek ce- saret kırıcı değildir. Şüphesiz Det- roit başlangıçta bir (fazlai istih- sal) krizi olan buhranda çok de- rin surette müteessir olmuştu. Bun- dan da, her yerde görülen felâket- ler daoğdu: Bankalar iflâs etti, iş başındakiler birbirleriyle savaş - mağa başladılar, şehir belediye memurlarına, müallimlere maaş verememeğe başladı. Fakat işçile- rin vaziyeti — bilhassa acıklı idi. Detroit tam manasiyle bir işçi şeh- ridir. Lehli kolonisi ve Kanadalılar var- dır, fakat işçilerin yüzde 75 i A- merikalıdır. 'Sınıfların kavgası: Krizin başlangıcından itibaren, Detroitde işçiler bir çok — büyük kargaşalıklar yaptılar. Fabrikalar- da sekiz hafta süren grevler, Grigs fabrikasında kargaşalıkla, komü - nist tezahürleri yapıldı. Detroit işçileri günden güne soysal sınıfların ne olduğunu da- ha iyi öğrenmektedirler. — Zaten memleketin her tarafında bu, böy- ledir. Bu da, halkı belli sımıflara ayıran N.R. Â. nın en göze çarpan L tesirlerinden birisidir. N. R. A. çıkmasaydı belki gene böyle ola - caktı. Fakat patronların da, işçi - lerin de bunutı farkına daha yeni vardıklarını söylemek — gerektir. Yasalar, patronları ve işçileri bir- birlerine zıd vaziyetlere sokmuşlar dı. Bunun şimdi, şaşkınlık ve acı ile, farkına varılıyor. Gelecek günlerin nasıl olacağı belli olmamakla beraber Detroitin keyfi yerindedir ve şehir, işlerin iyi gittiği zamandan daha güzel - dir. 1934 yılı otomobil sanayii i - çin fena gitmemiştir. Belediye vergileri toplanmakta, mağazalar müşterilerle dolmakta — ve şehrin futbol takımı bir çok maçlar ka - zanmaktadır. Böylelikle de şeh - rin yüzü gülüyor. Hanri Ford ve küçük sanatkârlar Bunun bir delili de Hanri For- dün halk sanatlarına ve küçük sa- natkârların çalışmasına alâka duy masıdır. Bu datavik an'anenin bir tezahürüdür. Ford'dan daha az tanınmış ve aynı yola sapmış kim- seler de pek çoktur. Hanri For - dun oğlu olan Edsel Ford, baba - sının şimdiye kadar yapmadığını yapmakta, halka alâkadar olarak şehirde sevilmeğe başlamaktadır. Bu da, söylediklerimizi izah eden bir delildir. Edsel Forda göre, bü- yük bir sınat merkezin genel yaşa- yışı, eskiye göre daha zengin, da- ha değişik olmalıdır. Bu husus göz önünde tutularak, Detroit'de bir sanat enstitüsü açılmıştır. Büyük reklâmlarla halka tanıtılan bu ens titü, bir çok sergiler açmakta, sen- fonik konserler vermektedir. Şeh- rin ortasında büyük bir kitabevi açılmış, Hayland Park'daki eski fabrika yapısı, küçük sanatkârla- rın umumi karargâhı olmuştur. Hu lâsa, böylelikle Detroit'in yeni plâ- nı yapılmaktadır. Orada 109.000 kişilik bir| - Anadoluda tetkikler: Bolu delikanlıları “Hıcık,, dan niçin korkarlar? Köylerde, gençler arasındaki toplantılarm meraklı İıususıııeılerl. | Bolu Muhabirimiz yazıyor: — Buyur Beteecey!... — Ahmede on beş tane!... Ok- kalı tarafından olsun!.. Yüksek sesle söylenen bu iki cümlenin son heceleri kocaman odanın içinde bir aksisada yaptı ve yavaş yavaş söndü. Herkes kulak kes'lmiş; ocakta yanan kütüklerin çıtırdılarından başka bir ses, ışığından başka bir ışık yok, Alevlerin kabarıp sinme- si, sıra ile ocağın iki tarafına çö- melmiş insanların duvarda gittik- çe küçülen gölgelerini hafif hafif sallryor, onlara daha soluk, daha koyu renkler veriyor. Bu sessizlik te uzun sürmüyor: Duvardaki göl- gelerden birinin birdenbire büyü- düğü, tavana doğru taşıp eğildiği, yavaş yavaş yürüyüp diğer gölge- leri çiğneye çiğneye geçtiği ve ni- hayet sıralanmış gölgeleredn biri- sinin yanında durduğu görülüyor. O vakit, yürüyen gölgen'n kolu a- ğır ağır havaya kalkıyor.. Koca- man bir avucun içinde, uzun - sa- pından tutulan bir topuz, tavan- larda, çerçevelerde — kıvrıldıktan sonra, kocaman kolla beraber bir- denbire aşağı düşüyor. O vakit, sert bir tokmağın sü dolu bir fıçı- ya çarparak'çıkarabileceği tok bir- ses odayı dolduruyor. Tavana doğ- ru taşıp eğrilen gölgenin kocaman kolu ayni hareketlerle baştan tek- rar ediyor: Tavanlarda, çerçeve- lerde kıvrılan topuz tekrar hızla | aşağıya düşüyor ve etrafta, tekrar ayni tok sesin akisleri duyuluyor. Bu, 15 defa tekrar edince tavana taşan gölgenin büyük kolu artık kalkmıyor ve kendisi diğer gölge- leri çiğneye çiğneye geldiği yere doğru giderken yavaş yavaş kü- çüldüğü, tavandaki kısmının du- vara geçtiği ve nihayet onların a- rasına karıştığı görülüyor. — Buyur beceeceey!... — Hasan, Satılmış, Tosun, Ali, Aslan, Rıza, köroğluna kalksın- | lar!.. Çalgı hemen Köroğlu hava- sına başlıyor.. Biraz evvelki ağır hava yerine, etrafa temkinli bir neş'e yayılryor.. Çağrılanlar yerle- rinden sıçrıyarak ortaya geliyor- lar.. Bey tekrar emrediyor: — Çepkenlerini de çıkarsınlar!.. Bu emre de itaat eden delikan- klar enli kuşakları üstündeki ha- fif mintanlarıyle oynamağa daha müsait bi kılıkta bulunuyolar.. El- lerine aldıkları uzun birer kama ile, karşı karşıya geçerek, köroğ- lunun zeybekten hiç aşağı kalmı- yan, hattâ daha kahramanca olan (figure) lerine başlıyorlar. Yerine göre, ağır ve çabuk ha- reketlerle inip çıkan kolların bir- birine yaklaşması, iki elde tutu- lan kamaların birdenbire çarpış- masıyle neticeleniyor ki bundan çıkan muntazam (şak,şak) lar, köroğlunun güezl havasımna a- henkli bir tempo oluyor... Bilek- lerin kıvrak oynayışlarıyle daima hareket halinde olan parlak ka- malarda ocağın kızıl alevleri ya - Bohı.llıüulıll'indnn hbirinda olizel bir aörünlis nip-sönüyor,.. Oynıyanların etrâ- fında, başlarında, bu kızıllıklar- dan birer daire çiziliyor, sönüyor. Bazı defa, ayni saniyede birden kaldırılan kamaların sivri uçların- da — dökülen kan damlaları gi- bi — kıpkırmızı bir kaç nokta be- liriyor, kayboluyor. Bir müddet sonra, karşı karşıya oynıyan genç- ler bir ağızdan köroğlu türküsüne başlıyorlar: Heeecey heeey!.. Gene de hey hey!... Gene de hey hey!... Benden selüm olsun Bolu beyine, Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır.. ÖOk sesinden kalkan giciırtisindan.. Dağlar sada verip seslenmelidir.. Heecey heeey!. Gene de (nakarat) Asker geldi sıra sıra dizildi., Alnımıza kara yazı yazıldı.. Tüfek icat oldu mertlik bozuldu.. | Eğri kılıç kında paslanmalıdır. Hecey heceyy!. Gene de (nakarat) Köroğlu düşer mi gene şanından.. Çoğunu ayırır er meydanından.. Kır at köpüğünden, düşman kanın- | dan.. Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır. Köroğlu türküsü bittiktn son- ra da oyun bir müddet daha de- vam ediyor. Derebeylik devrinde Bolu Beylerinin zulum ve haksız- İrğına karşı isyan ve intikam his- siyle dağa çıkan Köroğlunun oyu- nu, şarkısı, —bilhassa çok güzel olan bestesi — gönüllere kahra- manca bir coşkunluk, taşkınlık a- şılıyo:. Onun için oyun devam et- tikçe meclis daha ziyade neş'ele- niyor.. Aralda sırada beyin emriy- le oynıyanlar değiştiriliyor ve da- ha sonra mecl'se hâkim olan yük- sek sesler tekrar odada çınlıyor. — Buyur beeceey!.. —Oyun bitsin!.. Dinlenilsin!.. Kahveler içilsin!.. O vakit çalgılar birdenb're du- ruyor.. Oynıyanlar dağılıyorlar.. Odanın her bucağında kümelenen insanlar görülüyor.. Bunlar, yük- AA S&k sesle, âralarıuımla şakalaşıyorlar. Nasıl geçtiğini yukarda , ar guruguy j a mağa çalıştığım âlem, köylerimi” de yapılan toplantılaradn bir p çadır. Bu toplantıların belli b husus'yeti, oraya gelenlerin ek$* riyetle bir bey seçmeleri ve ne lursa olsun bu beyin emrinden © şarı çıkılamamasıdır. Beyin bü! rultusunu icabında zorla yeri? getiren ve aykırı hareket edenle'| cezayı tatbik eden adam da böy ekser'yetle seçilir ve (Hıcık) add ' alır, Bu adamiın ceza âleti, "' yumruk büyüklüğünde bir düğü” haline getirilen kocaman bir hö'| ludur. Hıcık, öbür ucundan sım kı sarılarak daima eilnde bul! durduğu bu havlu ile, beyin ef | üezerine, kabahatlinin sırtma hâ" lunun topuz tarafımı var kuvvet" le indirir., Ve o kadar hızlı indir" | ki, ekseriya, kabahatlinin sırtm*”| çürükler, kızıl izler meydana & lir. Yazımın başlangıcında ar tığım gibi, odanın içinde, bir tokmağın dolu bir fıçıya / rulmasından çıkan bir ses İ olur. Yapılan kabahate göre | şekilde kaç defa vurulacı.ğın! g bey emreder. Cezaya müsta” görülenin karşı gelmeden, itir? etmeden bunu s'neye çekmesi © buridir. Yoksa, orada buluna? rm hepsi birden üstüne çullaf lar; sonra da kapı dışarı edeb" ler, Onun icin adamcağızın bir sikâyeti bile duyulmaz. Bu ” yak faslr, intizamı temin mü ”» dıyle konulmuştur. Daha bir garip usulleri olan bu toplün | hakikaten büyük bir d'siplin O’ | de geçer. Bunlardan ve eğle nt! ikinci kısmından gelecek bahsedeceğim, l

Bu sayıdan diğer sayfalar: