| â Ü a *, . .l Si tar 4 HABER — Akşam Postası L 24 Birinci kânun 1934 — —--—-— BÜYÜK DENIİZ ROMAN! — Şahin Yavrusu — r——— l Yazan: Kadircan KAFLİ No 35 Gemide Ali reisle arkadaşların- dan başka he rkes sarhoştu Paolino, birinci kaptanın omu- zuna elini koydu: — Muhterem Sinyor!. Hic ü- zülmeyiniz!... Eğer güveniyorsa- nız onun işini ben göreyim... — Fakat nasıl olur?.. Sen be- nim, aziz misafirimsin !.. — Rica ederim bana misaifr gözüyle bakmayın!.. Size ufak bir hizmette bulunabilirsem be - nim için ne mutlu!... Kaptan Manitelli — kollarımı genç mülâzimin boynuna dolamış, şapır şupur öpüyordu. Etraftakilerden biraz kendin - de olanlar kıs kıs gülüyorlardı. İ Kaptan Manitelli zorla doğrul- u: — Kumandayı senin gibi bir arslanın eline verdikten sonra be- nim gemide durmam bile kaba - hat!.. Haydi aziz dostum, artık ben yatayım.. Fakat rica ede- rim kusurumu affediniz!. - Kaba- hat hep şu sersem Benittoda... İki bardak şarab içmekle leş gibi yere serildi. Zaten bir adamın becerikli ve açık göz olup olmadığımı anlamak için ona şarab içirmeli... Bak sen nasıl dimdik duruyorsun!.. Hal: buki dikkat ettim, bizden hiç ge- ri kalmadın!... Hele Benittoyu | çok geride brraktım... — Zayallı adamcağızın zoru hep ikinci kaptanlaydı. Paolino birinci kaptanı kama - rasına götürdü. Merdivenden çı - karken İostromanun sızdığımı, tay- faların da fıçının dibinde kalan şarabı yağma eltiklerini gördü. Yerinde durdu. Hiç sesiai cıkarmadı. Şarabı bitirdikten sonra onların yanma gitti. : Hem arkadaşlık, hem de ku - mandanlık sezilen bir sesle: — Haydi bakalım yoldaşlar, herkes yerli yerine... Ben vardiya- ları kontrola gitmeliyim... Dedi. ; Hepsi de teşekkür ettiler. Salla- na sallana dağıldılar... Mülâzim Paolino geminin bor - dasına yürüdü. Orada denize doğ - ru başını uzattı. Sonra parmağını ağzına soktu. Küçük dilini tekrar tekrar gıcıkladı. Yemekler de şarabla beraber çık- mişti ama, © gece aç kalmakla öl- mezdi yâ. Ay, gittikçe büyüyerek ve kiza- rarak ufka inmiş ve sulara gömül- müştü. Şimdi gemi, yıldızlı bir gök al- tında, hafif bir rüzgârla, hiç sal- lanmadan şimale doğru yoluna de- vam ediyordu. ' Artık kürekler de durmuştu. Forsalar bile uykuya dalmışlar- dı. | Ali Reis kaptan köprüsüne git- ti. Dümenci, uyuklamamak için kendini zorluyor, başı, düşüb dü- şüb kalkıyordu. Paolinoyu görünce doğruldu. Gevşiyen elleriyle dümeni daha sı- kı tuttu. Venedikli mülâzim sordu: — Nöbeti ne zaman almıştın?.. - Öğl vakti!.... “ — Daha bitmedi mi?... * Midesinde ne| kadar şarab varsa denize — döktü.| lim ederim?... — İkinci kaptan da, lostromo da meydanda yaok..". — Benim henüz uykum gelme- di... Haydi sen biraz uyu da, bu işi ben yapaymn!.., | — Fakat... Siz... Muhterem sin- yor? Nasıl olur? Sonra kaptan be- ni ne yapar?.. . — Hiç bir şey yapmaz!... Gemi- nin kumandasını bana bıraktığını kendisi söyledi, duymadın mı? — Duydum, fakat... Size karşı bir saygısızlık... — Düşündüğü şeye bak!... Ben de gemiciyim ve halden anlarım. Haydi sen rahatınma bak!... Bir iki saate kadar gelir uyandırırım, ya- hut lostromo ile ikinci kaptandan birini kaldırırım... Dümenci, anbar kapısında kay- boldu. Ali Reis dümen tekerleğini sım- sıkı bağladı ve güverteye çıktı... Gemiyi boydan boya geçti. Ortalıkta çıt yoktu. Yalnız baş kırmıldadıkları, bir hayal halinde görülüyordu. : Evvelâ kıç tarafa gitti. - Vardiya geminin kasarasma da- yanmış, açık denize bakıyordu. O da oraya baktı: — Hava çok güzel, değil mi, ar- kadaş!... — Hkila Vardiya silkindi. Ağzı şarab ko- kuyordu. Demek ki o da içmişti: — Evet muhterem sinyorl!... — Böyle zamanlarda — insan memleketini hatırlıyor, değil mi?. — Evet, sinyorl... — Sen nerelisin?... — Palermo'lu!... — Yaaa!... Palermo çok güzel yerdir. Onun portakal bahçeleri meşhurdur... — Evet, sinyor!... — Orayı çok mu özledin?... — Elbet!... |ingilizce ıîî_ı'_şlerı '[ ve kıç taraflardaki vardiyaların| aA AA AM KTAVEYANALLATARTN AA L | Küçük ilânlar Hileirkefidinide ei e Z Genç doktorlara — Neyin var orada?... Bir ni- şanlın 7... Palermo'lu tayfa içini çekti: — Hayır sinyor!... Nişanlım üç sene evvel öldü. Hem de denizde boğularak!... Şimdi yalnız bir ih- tiyar annem var... —Yazık!... — Kimbilir onu ne kadar sevi- yordun?... — Hüâlâ severim... İ Sesi titriyordu. Hisli bir adama benziyordu. Devam etti: — O ölünce ben gemici oldum. Belki ben de bir gün denizde bo- gulurum ve.. gözleri yaşarmıştı. ÂAli Reis bu zavallıya atıyordu. Uysal bir gençti... Belki onun da işine yarıyabilirdi. Fakat kendi- sinin de zincirde inliyen bir baba- sı, kimbilir nerelerde ağlıyan bir kardeşi, ne olduğu bilinmiyen za- vallı bir annesi vardı. Bu dört sev- giliyi darmadağın edenler, hiç acı- mamışlardı. Ali Reis, içinde başkaldıran a- erma hislerini bastırdı. Birdenbire önünde duran tayfanın tam kalbi- nin üstüne kuvvetli bir yumruk in- dirdi. ; 'Tayfa ancak bir iki adım ötede- Müellifi Ömer Rıza —85— Yani çocuk kekini yiyor ola - cak, buna imperfect future, yani nakış istikbal denir. - The boy will have eaten the cake, Yani gocuk keki yemiş olacak. Buna da tam istikbal yani per- fect future denir. Görülüyor ya simple, yani ba - sit zamanlara göre f'il vuku bulu” yor, vuku buldu ve vuku bula - caktır. Nakıs zamanda fiilin devam ettiği, tekmillenmediği, nihayet bulmadığı görülür. Tam zamanında fiilin tamam- landığı, nihayet bulduğu ifade e- dilir. Müteaddi fiillerin meçhul sı - galarları da ayni sıra dahilinde şu şekli alır. w (1) The cake is eaten by the boy. The cake İs being eaten by the boy. The cake has been eaten by the boy: (2) The cake was eaten by the girl. 'The cake was being eaten by the girl. The cake had been eaten by | the girl. (3) The cake will be eaten by the girl. The cake will be being eaten by the girl. — The cake will have been eaten by the girl. Ve SAREC B (Devamı var) TTLLLLLLU gÜLTETTRMLANÜLLATUR kârlı bir iş Kadıköyünde, işlek bir mahal- . de, eşyatiyle beraber acele devre- dilecek bir muayenehane için Be- yoğlu, Asmalımsçit, Kamhi ha- nında 5 numaralı daireye her gün saat 18 - 20 ye kadar müracaat e- dilebilir. ! GA 750 liraya gatılık hane On lira kira getirir kârgir bü- tün evsafı havi ve yazıhane yapıl- mağa elverişlidir. Galata Ferme- neciler Hacıfoti sokak numara 7. Konuşmak istiyenlerin Galatada Şirketi Hayriye üstünde köşede berber Avni beye müracaatları. (3613) ALUNTAZ | çYvUULAMM Tayfa, başmı eğmiş, belki del ykijî_qırin duyıbileceği bir inleyişle | | 5| E İ T M e a Ü a A Yd vh l b D MimoğAr | -.. ıl D Ğ olduğu yerde sallandı. Ali Reis bu sefer onun şakağı- na da bir yumruk atmca, olduğu yerde kıvrılıb kaldı. Ona baka- rak: — Şimdi seni omuzladığım gi- bi denize, nişanlının yanma gön- derirdim ama, artık bir iki saatten uyanmıyacağına inanım evvel var ... Diye düşündü. AY Şimdi baştarafa gidiyordu. Direklerin dibinde, yelkenlerin rüzgârların ters traafına âüşen rügârların ters tarafına — düşen Boyluboyuca ser'lmişler, horlu- yorlardı. g: — Ç(Devamı var) # | he a |) (l Yazan: Aka Gündüz | **90- 52 — Omorfo demek, güzel de - mektir. Alfabe (0) su ile bir ilişiği yok ki. Zeus birdenbire kamburun bi- leğini yakalayarak gözlerine bak- tı: — Senin ateşin var Omikro! — Hayir. Kalorifer çok açıl- Tarş olacak. — Kaloriferden değil. Yanak- larm pancar pancar. Gözlerin de kıvılcımlı. Bir bakalım. — İstemez, Hiç bir şeyim yok. Omega koca gövdesini yalpala- tarak seğirtti. Çekmeden gertelği tirdi. luk vardır. dıklarmı seyrediyordu. dılar: 38,7! — Sen hastasın, Omikro! — Değilim Zeus! Omega atıldı: A T Hasta'ık değildir. derse, hasta deacilsim. Hasfulikli ÜUGrSt, hastasın. : Profesor kavhburu yok'adı. Bir an düşündü ve sesinin titrediğini gizlemeğe çalıştığı halde gizleye - miyerek: — | — Küçük! dedi. Sen hastasın! — Bunca yıl hasta olmadım da.. OÖmega güderisini kaldırdı: — Pr fesör deyince hastasın! — Kızım! Bir doktorsun, sana hasta değilim demek yaraşmaz. söre sordu: — Ne yapalım şimdi? — Bir oto çağırmız. Benim bat- tiyon var. teş düşmezse hemen sıs doktora telefon! Hadi çabuk! şe zelce sardı. — Arabada ş$'şeleri ayaklarının altma koyacağım. Sakın açılma. Profesör söyledi. lektronlu vantuzlar vereyim. kı skı söyledi: kat bahşiş! Profesör söyledi. geçerse.. Eğer geçmezse.. GORAL L T: 5000 — — gunu biliyordu. Ama ne yapiölf alıb geldi. Kanbur koydurmamak istedi ama, Ömeganın güclü kolla- rı küçük kanburu sardı, göğsünü açtı ve hiç çekinmeden, elini ken- di caketinin cebine sokarmışcası- na kanburun koynuna soktu; - sol koltuğunu buldu, gertelği yerleş- — Ha şöyle! İki kişi bir şey söy- lemedi mi, bir kişi azlıkta kalır. Burada da bir çeşit parlâmentocu- Yalnız kanbur gülümsemedi. Ö- nündeki atomoskopla çürümüş bir sürü atomun nasıl yeniden canlan- Beş dakika sonra gertelği çıkar- — Olmayabilirsin. Ama 38,7 nin ne demek olduğunu profesöre n dfkça sarıcıyor Zeus yalvaran bir sesle profe- | taniyelerimden birine güzelce sa- rınsın. Doğru e“e! Sen de beraber gilersin. Önce vantuz. Üstüne pa- muk. Sonr 1 ter. Sa ğ yanda konjes- Dağıtmağa bakmalı. A- bir mütehas- Profesör bunları söylerken 0 - mega içeriye seğirtti. Bir batta - niye, içi sıcak su dolu iki koca şi - getirmişti. Kanburun süz söy - lemesine meye'an vermeden gü - Omorfo ne derse dinliyeceksin. Profesör söyledi. Evde yoksa, e - On dakika sonra iki arkadaş a- rabaya bindiler. Ümega şoföre sı- — Üşütmeden götüreceksin. İki Profesör, bir birine aykmı iki -| duygu içinde kalmıştı. Üç iğne ya- pıldıktan sonra niçin hastalandı? Yoksa formül tam değil mi? Has- ta olması da iyi bir deneme ola- cak? Bakalım nasıl geçecek. Eğer Dişlerini gıcırdattı. Bir duygu-| su insanca idi. Ötekisi de sırtlan-| Alma ve başka diıle çevirme Jevlet vasasınca koru udür lığın dışında düşünüyordu. — Ümega! Omega! : Ömega elindeki güderiyi omü'H zuna atarak koşub geldi. — Bana bir çay. Koyu olsun. ! çine üç damla sakrenon damlat:. Ömega, profesörün yüzüne dik bakarak çekildi. Esoes ne uf? çok sinire uğrarsa böyle bir çay ü çerdi. Çoktandır içmemişti. Omorfonun ilk gel'b gittiği gün| sakrenonlu çay istemişti, bir de::H gün. Bunun pek ağır bir şey ol ki profesör söyledi. Çayı getirdiği vakit gördü Kd profesör küçük cam kutudan bir| pilül elektrone çıkarmış, küçük h& pı yutmak üzeredir. Ses çıkaramık dı. Yerine çekilir çekilmez güde risini mendil sanarak gözlerine tW tub iki damla yaşı sildi. Ve gün iyiden iyiye ağarıncıy* kadar gözlerine uyku girmedi. İ" kide bir profesörün odasına gif di. Ve her girişde Esoesi masasi” nın önünde derin derin çalışır göf dü. Kimbilir kaçmcı giriı_indeîdi_" profesör başını kaldırmadan söy' ledi: — Telefon et! Bunu anlamıyacak ne vardı! Profesörün dışarıda kiminle iliş” ği olur? Hemen telefona yapıştı: — Ben Omega! Sen misin morfo? Ben uyandırmadım. P? fesör söyledi. Omikro nasıl? | — Profesörün dediklerini yap trm. Göğsünün sağ vanı soluk N . Ölesitrmüyaor. 97f kmtı içindedir. Teri bekliyorüm” Terden sonra atöş düşmezse | fesör Baran'ı çağırtacağım. Üç saat sonra: — Profesör söyledi, ruyorum, Ömikro? — 39,2... Göğse ve kola ik iğif yaptı. Sırtüstü, kımıldamadan Y tacak. Yarın Örnek hasta evind? bir hastabakıcı getirteceğim. Gün ağarırken: i — Ben ÖOmega? Profesör söf ben tleif" — 39,6! Baygm yatıyor. Tet Üy den beş saat sonra... Evet... B" de şaşıyorum. Erkenden konst | ya tasyon yaptıracağım. ş *ti Profesör bu son telefon üze d odasında dolaşmağa basladı: 4 —Anlaşıldı. Formülüm henüz " gunlaşmadı. Yoksa hastalan! ması gerekti. Madem ki, bir talığa tutuldu, daha çalışaca ; rim var. Yalnız hastalık çabuk £ çecek mi geçmiyecek mi? Bu' benim için bilinmesi gerek ©' bir noktadır!. — - İkinci günü akşamı Omega, usun evinden dönüb geldi. Ak'| kalları, ak saçları birbirine K? raış profesörü kapı eşiğinde du. Esocesin sesi çıkmadı, Y” bakışlariyle sordu. Omegsa bif denbire söyliyemedi, sangi di | tulmuştu. Sağına soluna | Güderisini aradı. Güderisi &? veya ornuzunda olmayımca bir ? söyliyemez, bir şey yapamaz: , iş göremezdi. Kristal — ma# kenarından sarkan güderisini | du, iki avuçlariyle buruşdurd ; rışdıra söyliyebildi: ' — Birbiri arkasından soltasyon. İkisi şunda birlei” ler: Çifte pnömoni! E. Profesör alnı buruşük, 57 nından geçirdi. — — Sonra? — -. »'| , e ” "