L/ . ni ,/.A"/ öt //lı? ,,,,,u»ıı SBİREEİİR AA NĞ "*' veriR AD R. Magda ılk gün Perıklıyı görünce ummacı görmüş gibi korkmuştu. Çünkü Rumun yüzü dehşetli çirkindi. Eğri ve porsuk bıyıklı ağzile soğuk soğuk gülüyor: “Biçakla halledilecek bir iş ise ne âlâ! ,, diye homurdanıyordu — (X 1) ve (X IN haritalarını nasıl izah mümkün olabilir? — Bittabi malümunuzdur; (X I) vah- deti, (X II) ikiliği ve (X IlI) de teslisi ve yani (baba, oğul ve ruhulkudüs) ü ifade eder. Bence buna göre bu haritala- rın tarihi kıymetlerinden başka bir hu- suüsiyeti yoktur. Gize dikkatle not aldı ve birkaç defa bana teşekkür ederek ayrıldı. Bu adamla uzun bir müddet sonra To- | katlıyanda' gene karşılaşmıştık. Tedkik- lerinin benim iddialarımı teyid ettiğini söyliyerek memnuniyetini bildirdi. Halbuki doktorun vâkıf olduğu netice- ler, bizim (X ITI) de takılıp kalan ümid- lerimize yeni bir ışık verecek mahiyette idi. Ben elbette ki ne (X) in (Ksisotros) ve ne de (1II) teslis ile hiçbir alâkası ol- madığını biliyordum. Fener patrikhanesinde kapıcılık yapan ihtiyarın asası aklımdan çıkmış değildi. Şimdi bir defa da bunu benim görmem lâzımdı. Mağgda ile o gün ancak saat dokuzda buluşabilecektik. Boş vaktimden istifade ederek evvelâ hocam Necib Âsımı ve sonra patrikhanede bu ihtiyarı ziyaret edecektim. Necib Asım yalnız (İrena) nın büyük oğlunun (Julios) adında olduğunu söy- ledi. (X HI) hakkında malümatı yoktu. Tünelden geçerken Liberi — mondiale uğradım ve William Stren'in (the Byzar- tin galery) eserini ısmarladım. Bunun muvaffakiyetimiz için çok büyük kıyme- ti vardı. Rüm patrikhanesinin mahzeni ovra- kında işimize yarıyacak bazı vesikalar bulunması ihtimali aklıma geldiği zaman çok sevindim. Şimdiye kadar burayı hiç aklımdan geçirmemiştim. Halbuki en küçük bir vesikanın bile bu işi tamamile meydana çıkarması mümkündü. O zaman patrikhane tam bir istiklâl içinde bulunuyordu ve herkesçe malüm olduğu üzere bir takım siyasi hâdiselere parmak uzatıyordu. Bu itibarla alelâde bir tarih muallimi sıfatile hiçbir şeye muvaffak olmak mümkün olamıyacaktı. Bunun için ilk defa Magdadan bir va- Wıta halinde istifade etmeği düşündüm. Magda Zambo oğulları gibi büyük Rüum ailelerile tanışıyordu. Bu kanallardan patrikhaneye hulül etmek daha mümkün ve daha faydalı olacaktı. Nitekim öyle de oldu. Zambo oğulları: — Bu adam sizin işinizi görür! diye çopur, çiçek bozuğu suratlı bir adam gönderdiler. Bu kadar müstekreh hir yüz | belki bütün hayatımda görmedim. Adetâ yüzüne bakan insana, evvelâ cüzamlı bir adam hissi vererek, tüylerini ürperti- yordu. Mağgda ilk günü bu adamı görünce ade- tâ umacı görmüş gibi korkmuştu. İsmine sadece (Perikli) denilen bu Rum ikide birde eğri ve porsuk bıyıklı ağzile soğuk soğuk gülüyor: — Bıçakla halledilecek bir iş değil ki bu. Ben de pek kâtiblik bilmem.. gibi nmükteler savuruyordu. Gülerken iri du- dakh ağzı, diken gibi bıyıklarile, çopur yüzü üstünde bir yengeç gibi kımıldanı- yordu. Maamafih herif bize büyük bir iyilik etmiş oldu. Zira patrikhanenin ihtiyar bekcilerin- den birini iknaa muvaffak oldu. Bizi o sı- ralarda yapılan bir yortu günü - bütün | patrikhanenin kilisede merasime iştirak etmesinden bilistifade içeri aldılar. Ben ihtiyar bekciyi görür görmez hemen: — Barba! Evvelâ şu sendeki antika asa- yı göremez miyiz? dedim. İhtiyar tek kelime Türkee bilmiyordu. Perikli tercüme etti. O vakit ihtiyar bekci büyük bir hayretle: — AÂsa mı? Onu çoktan satlık ya.. Demez mi? Beynimden vuruldum: — Kime sattın? — Bir Yahudi antikacı geldi, 225 lira verdi, ben de verdim. Ben herifin söylediği bu söze fena hal- “de kızdım. Perikliye: — Madem ki satmış!, Şimdiye kâdar — bunu sana ne için söylememiş te bizi bey- hude yere buraya kadar getirdi? Bu, yaldızları yıpranmış, pörsümüş kalın bir kitab kabı içine konmuş, yıpranmış bir takım el yazması kâ ğgıtlardan ibaretti. “ Son Posta ,, nın sergüzeşt romanı — GüA İhtiyar bekçi benim hiddetime hayret- le bakıyordu. Perikli ile rumca bir şeyler konuştular. Ben bunamış bir adamla iş yapmıya kalkışımdan dolayı son derece canım si- kılmış bir halde, Perikliye: — Barba ne diyor? Diye sordum. Perikli: — Sorduğunuz asanın bir resmi patrik- hane kütübhanesinde el yazma bir ki- tabda varmış!, Size onu gösterecek, dedi. — Nasıl şeymiş o kitab? Getirsin ba- kalım.. Tabit mümkün olduğu kadar lâkayd görünmeye çalışıyordum. İhtiyar barba yerinden kalktı, içeri patrikhaneye gir- di. Birkaç dakika sonra koynundan çıkar- dığı gayet eski bir kitab getirdi. Bu yal- dızları yıpranmış, pörsümüş kalın bir ki- tab kabı içine konmuş, yıpranmış bir ta- kım el yazma kâğıdlardan ibaretti. Maa- mafih bu suretle harikulâde bir iz üze- rine düşmüş bulunuyorduk. Esasen Pe- rikli denilen herifin bize niçin bu kadar hayırhahçasına iyiliklerde bulunduğunu da sonradan anladım. Zira bu kitab bilâhare mütareke sene. lerinde Yunanistan Üniversitesinde bir mesele olmuş ve patrikhaneden arattırıl- mış, fakat bulunamamıştır. Ben, bunun büyük bir memur elile buradan Perikli- nin yardımı ile nasıl aşırıldığını çok iyi bilirim. Perikli mütareke yıllarında İs- tanbulu haraca kesmiş korkunç bir şe- rirdi. Kitabı aşırtan adam bugün hayattadır. Bana büyük bir iyiliği dokunduğu için ismini — bildirmiyeceğim. — Zannederim kat'i bir lüzum da yoktur. Ancak ihtiyar, bu kitabı bize vermeden önce kısaca bir tarihçesini anlattı. Bu malümatı dikkatle defterime not ettim: (1221) senesinde İstanbuldaki Bgayri | müslimler güya ticaret kasdi ile Rusyaya gidip orada pasaportlarına (Rusya teba- retle ticaret eşyasında Rüs patenti ala- rak, o zaman yer yer çıkan ihtilâlleri pâa- ra vermek suretile teşvik ve idare etmek- te idiler. O zaman reisülküttab olan Va- sıf efendi, Fransa devletinin İstanbul bü- yük elçisi Sebistiyanla yaptığı gizli bir mülâkatta bu cihete ıttıla kesbetmiş ve derhal bir fermanı hümayun çıkartarak bu işin önüne geçmişti. (Arkası var) Tarihten sayfalar (Baş tarafı 9 uncu sayfada) Alaca bu arada kendisinin güme git- mesinden korkmağa başlamıştı: — Hey sultanım, ben pek tutarım, lâ- kin siz beni kethüda beyden nasıl kutta. rırsınız? — O yabana söyler, Sen beni dinle! Alaca Mehmed kısmen de olsa korktu- ğuna uğradı. Çünkü defterdar birçok pa- ralar vererek yakasını kurtardı. Kurtu- lunca da bütün suç Alaca Mehmedde imiş gibi onun mallarını müsadere ettirerek intikamını aldı. Sadrazam AÂlacayı kur- tarmadı. Anlaşiliyor ki Alaca adına daha lâyık olan biri varsa o da sadrazam İbrahim Paşa idi. ee oaouku —— “ 8 Resimli zabıta hikâyemizin hal şekli Polis, Ecvedi yakaladı. Zira katil, Sü- veydanın boynunu sıktığı zaman — genç kız, can acısile ona asılmış, sağ eli, deli- kanlının monoklunun ipek kaytanına gelmişti. (1 numaralı resim) ve cansız olarak yere düşerken, elinde — tuttuğu kaytan, vücudünün verdiği ağırlıkla, avu- cunda ve parmaklarının üzerinde bir iz bırakarak kopmuştu. (7 numaralı resim) Ecved acele, kaytanın kopan — uclarını düğümlemiş (6 numaralı resim) ve oda- dan çıkmıştı. Ali, bu düğümü, cinayet- ten sonra farketmiş ve bunu polise söy- lemişti. Bi | NEVROZİN Baş, diş, nezle, grip, romatizma ve bütün ağrılarınızı derhal keser. Pöel ei nti GT İcatında günde üç kaşa alınabilir. EOKALMIN Grip, Baş ve Diş Ağrıları, Nevralji, Artritizm, Romatizma ası) olduklarını yazdırmakta ve bu su-| | değildir; gemilere kumanda edenler ve| || re etmiyor; ilim idare etmiyor; bu işler- Devlel denız meselesini daha radikal şekilde ele almalıdır! (Baştarafı 1 inci sayfada) Demek, bu gemi saatte beş mil bile git- miş değildir! Saatte beş mil giden tekne, bir gemi değildir, bir dubadır; suya, rüz-| gâra terkedilmiş, cansız bir duba, bir Nuh teknesi... Böyle bir geminin Karade- nize çıkmasına nasıl müsaade edildi? Kim geminin çalışmasına nasıl — müsaade olundu? Bunlar, — öyle suallerdir ki kolaylıkla hiç kimse cevablarını ve - rTemez. Artık, açık — söylemek dir; elzemdir; — farzdır; — milli — bir vazifedir: — Gemiciliğimiz, — denizcili - ğimiz, baştan başa kuvvetli bir inkı - lâba muhtaçtır. Teknesile, kaptanile, hiz- meti ile, teftiş ve mürakabe teşkilâtı ile, zaruri - |rük kazanla yola çıkmam!» diyen çark- çıbaşılar görürdük. Halbuki batan çürük teknelerin ve yahud yoldan kalan kaz « ganların, kırılan şaftların daima bir kap- tan ve bir çarkçıbaşısı bulunmuştur! * İşte, bu sebeblerden dolayıdır ki dev- müsaade etti? Hattâ, senelerdenberi b“llet bu deniz meselesini daha kuvvetle ve daha radikal bir şekilde ele almalıdır. Beş on milyon daha para ayırıp bir taraftan gemi yaptırtmak, diğer taraftan da d2 - nizciliğimizin kadrolarını hem genc! tirmek, hem de bunları dost Âvrupa mem leketlerinde staja sevketmek Hiç kimse gücenmesin: Ne teknemiz ; lam, ne de fen, ilim ve kültürümüz ta - mamdır! lâzındır, Muhittin Birgen bütün denizciliğimiz bir inkıilâb bekli - yor. | * Bir taraftan gemilerimize bakalım; is- ter hususi ellerde bulunan şilepleri, ister- İst nbul Borsası kapanış fiatları 29 - DRLTLL L e 12-1937 seniz devlet elinde bulunan yolcu ve eş- ya gemilerini alınız. İçlerinde hiç biri | yoktur ki medeni bir Milletin, bu me - yanda Türk milletinin bayrağını taşımı- ya hakkı olsun. Bunların en yenileri bile otuz yaşından aşağı değildir. Şu dakikada ki Türk filosunun en gençi otuz ve en ihtiyarı da altmış beş yaşında bulunu -| yor. Bu teknelerin hiç biri bir deniz yol- | culuğunda fennin istediği tam emniyeti | veremez. Derece derece hepsi de fennin | şiddetle tenkid edeceği yaşlı, yorgun, çü- | rük şeylerdir. O kadar ki Denizyolları | idaresi de, hususi armatörler de bu ge - mileri sefer halinde tutmak için her gun, etek dolusu para sarfediyorlar ve buna rağmen, her sene, her fırtına bu gemiler- den birini veya ikisini alıp sahillere çar - parak hurda haline getiriyor. İşte size son | bir iki sene içinde batmış gemılenmızml bir listesi: 1 — Hisar, 2 — İnebolu, 3 — Ordu, 4 — Gazal, 5 — Misakı Milli, 6 — Kartal, ? —| Akçaşehir, 8 — Fırat, 9 — Yeni İstanbul, l10 — Tuüufan, l11 — Hilâi, 12 — Bozkurd, 13 — Sür'at. | Bu gemilerden kiminin teknesi çürük- tür; kiminin sür'ati yoktur; kiminin kap- tanı kaptan değildir ve nihayet büyük; bir kısmının da muayeneleri bozuktur. O | kadar girift bir halde bir bozukluk ve çü- rüklüktür gidiyor ki insanlar, bu gemi - lere rahat rahat ne canlarını, ne de mal- larını emniyet ederler, vir Devlet yeni bir kanunla, yeni bir ban- ka kuruyor. Denizyolları bir hayli gemi inşa ettiriyor. Bu suretle, bir kaç ay son- ra bu gemilerin hiç olmazsa devlet elinde bulunanları yavaş yavaş — ayıklanmıya başlıyacaktır. Fakat, şimdiden şunu söy- liyelim ki ayıklanacak olan sade tekne edecek olanlarda da kuvvetli bir ayıkla- ma ameliyesi yapılmak lâzımdır. Meselâ, bugün Türkiyenin halen hiz - mette bulunan kaptanlarının arasına gi - riniz. Hepsi de kumanda ettikleri gemi - ÇEKLER Açılış Kapalıj Londra 425.75 625. Nev-York 0,79386 0,7986 Paris 285375 — 23.57 Milâno 15.1779 — 15,1950 Brüksel 4,7J62 4.7137 Atina 87.335 — &744 Bofya 639223 — M Amaterdamı 1.4357 1.4376 Prağ 22.1425 — 22,77 Viyana 4.2238 4.2288 Madrid 13.7435 — 15.76 Berlin 1.9824 — 1.955) arşova 4.21141 4.2122 Budapeşte | 40144 — 40122 Bükreş 106.7525 — 106.88 Belgrad M47356 — M12 Yokohama 2.7454 — 2.7487 | Moskoyva 43.63 23.6025 Stokholm 3.10 3.1037 ESHAM fştüiş Kapaaı j MADİSOİ“ KA 03,00 — d00 A, Şim. * GÜ vadeli 00.09 — 00.00 Bomonti - Nektar 1.75 7.90 Aslan çimento 9,80 9,8$ Merkez bankası 96 75 9£_ı.75 İş Bankası H9 J9 VÜŞU 'Telefon 6.85 — İttihat ve Değir. Ll1ğ — — Şark Değirmeni 1.15 — Terkos T 0.9)) İSTİKRAZLAR Açılış Kapanı; Türk borcu I peşin | 18.5U 18.50 » » Iİ vadelil 18.00 18.40 » » Dİ vadeli| 18 18.40 TAVİLÂT Anadolu İ pe, b I vadeli » Tlpe. b ı vea. Açılığ — Kapaaij N0.00 — 9000 40.50 — 40.50 00.00 — 00.00 40.50 0909 lerle denize açılmanın delilik olduğunu söylerler. Halbuki hepsi de, hemen her gün, gemilerine: — Vira! Diyorlar ve demir alıp denize açılıyor- lar. Ya, hani, bu gemilerle denize açıl - mak delilikti? demekle bunlar, bir ge - minin deniz karşısındaki vaziyetini bir dereceye kadar biliyorlar; fakat, «biz bu gemiye kumanda edemeyiz!» demesini öğrenmemişlerdir. Öte taraftan, bu gemiler hakkında bir de onların muayenesile meşgul olanlarla konuşunuz. Daha dün Hisar vapuruna se- fer müsaadesini imzalamış olan fen ada- mı, bugün size der ki: — Bu gemilerin pek azı, fennen, deni - ze emniyetle gönderilebilir şeylerdir. Ne yapalım, gemi yok da «idarei maslahatı ediyoruz. Evet, siz idarei maslahat edıyorsunuz ama, deniz ve tabiat henüz bu idarei mas- lahat usulünü öğrenememiştir. O, bu gü- ' nahkâr gemileri yakaladıkça birer birer batırıyor. Fakat, onlarla beraber batan insanların ne günahları var? Açık söyliyelim: Gemilerimizi fen ida- de denizcilik kültürü hâkim değildir, E- ğer böyle olmasaydı, arada bir seferine müsaade edilmiyen bir gemi, kumanda - dan istinkâf eden hir kaptan ve «bu gü- .. nesinde hergün A K Kitap Evi Türkiyedeki lş TABİBİ RATIP TÜRKOĞLU Ankara caddesinde: Meserret oteli karşısında (88) No.l1 muayeneha- (9 )a kadar kabul etmektedir. ANKARADA | Bütün mektep kıtaplarının satış B — yeridir. Mektep kırtasiye çeşitleri B — en müsait şartlarla temin edilir. B — DOYÇE ORİENT BANK Dresdner Bank Şubesi Merkezi: Berlin saat on dörtlten B A Kâatçılık Tel. 3877 şubelari: